• Yörük Çadırı
  • Şekerpare Kayısılar
  • Lavanta Bahçeleri
  • Lavanta Bahçeleri
  • Lavanta Bahçeleri
  • Lavanta Kokulu Köy
  • Lavanta Kokulu Köy
  • Lavanta Bahçeleri

Lavantalara Yolculuk

Ben küçükken çamaşır çekmecemizde küçük lavanta keseleri olurdu. Mis gibi lavanta kokardı. Annemle İstiklal’de kadınlardan lavanta keseleri alırdık. Şimdi dünya yaratılırken torpil geçilmiş bir yere gidiyoruz gecenin bir yarısı. Güllerin en güzeli, en güzel kokulusu, lavantaların memleketi, mis kokulusu.

Yörük Çadırı
Yörük Çadırı

Isparta yollarındayız. Lavanta zamanı şimdi. 25 kişi lavantaları fotoğraflamaya gidiyoruz. Gece başlayan yolculuğumuz sabahın erken saatlerinde Kuyucak’da bir Yörük çadırındaki kahvaltıyla devam ediyor. Kahvaltı biraz gecikince çadırın bahçesindeki kayısı ve vişne ağaçlarına dalıyorum sabah sabah. Geciken kahvaltı gün doğumu fotoğraflarını kaçırmamıza sebep oluyor.

Şekerpare Kayısılar
Şekerpare Kayısılar

Yörük çadırında kahvaltımıza gözlemeler eşlik ediyor ve sadece 10 lira ödüyoruz. Sonrasında iki adım ötede ki lavanta bahçeleri. Öbek öbek, mis kokulu. Üstü onlarca arı ve uğur böceği dolu.

Lavanta Bahçeleri
Lavanta Bahçeleri

Arılar sokmasın diye dua ediyorum. Tam doğanın kucağı yani. Bence biraz erken gelmişiz. Hasat zamanına doğru giderseniz çiçekler tam açılmış olur ve daha güzel kokar diye düşünüyorum. Temmuz da başlayıp ağustosun ilk haftası hasatla bitiyor.

Lavanta Bahçeleri
Lavanta Bahçeleri

Tarlaların yanına konseptler hazırlamışlar.Bizim gibi gelenler fotoğraf çekebilsin diye. Ben basında gördüğüm kapıların peşindeyim. Sorup duruyorum. En sonunda o kapının, müzisyenlerin, festival havasının sadece iki gün sürdüğünü, tanıtım için olduğunu ve bittiğini öğreniyorum.

Lavanta Bahçeleri
Lavanta Bahçeleri

Biraz hayal kırıklığı yaşıyorum. İnsan ne gördüyse onu bulmak istiyor haliyle. Sadece bir ay sürecek olan hasat öncesi, hiç değilse haftasonu gelenler için bu festival havasının devam ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum.Lavanta Bahçeleri
Bahçenin içinde başka fotoğraf grupları da var. Onlar rus manken getirmişler. Bizim grubun erkekleri rus mankenlerin peşinde fotoğraf çekmek için koşturuyor. 

Lavanta Kokulu Köy

Yüzlerce foto çekip, tarlanın yanında  çaylarımızı içiyoruz.  Sırada Kuyucak yani Lavanta Kokulu Köy var. Kuyucaklı Yusuf filminin çekildiği yer aslında bu köy. Köyün adı sonradan değiştirilmiş. Burası Fransa’nın Provence bölgesini Türkiye’de gerçekleştirme projesi. Buranın iklimi lavanta için uygun olunca köylü kadınları Fransa’ya götürüp bu işin nasıl yapılacağıyla ilgili eğitimler aldırmışlar ve buranın geçim kaynağı oluvermiş. Lavanta Kokulu Köy

İlk önce köyde yolun üstündeki Lavanta cafede lavantalı dondurma alıyoruz.Küçük kapların içindeki dondurmalar 5 lira ve bize biraz pahalı geliyor. Şansıma da  benim dondurmamdan lavanta çıkmıyor. Köyde bir sürü lavanta temalı ürün satılıyor.Lavanta Kokulu Köy

Ben Kadın Girişimcilerin kurduğu kooperatifin peşindeyim. Birkaç kişiye sorunca cafenin terasından uzaktaki mor binayı gösteriyorlar. Normalde tur otobüsleri direkt buraya gidiyor. Biz köyün içinden yürüyerek bu cümbüş yerine ulaşıyoruz. Nasıl güzel süslemişler. Süslemeleri, taçları, bebekleri, keseleri…Lavanta Kokulu Köy

Tepesi hasır kaplı güzel bir restoran yapmışlar. Yemekleri de uygun fiyatlı. Bahçesinde köy mahsulü ürünler ve kadınlar ürettikleri satıyor. Lavanta Kokulu Köy

Yolda küçük keselerin tanesini iki liraya alırken burada kocaman bir torba lavantayı 5 liraya alıyoruz. Keselerini siz yapacaksınız ya da evdeki eski keselerinize dolduracaksınız. Yer gök her yer mor, her yer lavanta. Benim rengim, benim kokum. 

Sagalossos Antik Kenti’ni gezip tekrar bahçelere dönmeye niyetimiz var. Sabah yakalayamadığımız gün doğumunun yerine gün batımını fotoğraflamayı hedefliyoruz. Onu da başaramadığımızı söylemek zorundayım. Güneş tam tepedeyken çekebildiğimiz fotoğraflarımız ve hafızamıza kazıdığımız uçsuz bucaksız bahçeler karımız oluyor. 

 

  • Kovada Gölü
  • Akpınar Seyir Terası
  • Ağlasun
  • Ağlasun
  • Ağlasun
  • Sagalassos Antik Kenti
  • Sagalassos Antik Kenti
  • Sagalassos Antik Kenti
  • Sagalassos Antik Kenti
  • Sagalassos Antik Kenti
  • Sagalassos Antik Kenti
  • Kovada Gölü
  • Kovada Gölü
  • Kovada Gölü
  • Felekabad Göl Levreği
  • Eğirdir Gölü
  • Eğirdir Gölü
  • Sagalassos Antik Kenti

Sagalassos Antik Kenti
Sagalassos Antik Kenti

Sagalassos, Kovada, Eğirdir, Burdur ve Isparta’daki görülecek birbirine yakın yerler. Sagalassos hiç beklenmedik bir süprizdi. Kovada çok bakir, Eğirdir deniz gibiydi. Birbirlerine çok uzak olmayan Sagalassos antik kenti, Kovada gölü ve Eğirdir gölünü mutlaka gezmelisiniz. Hatta daha fazla zaman ayırmalısınız.

Ağlasun

Yirmi beş fotoğrafçı Sagalassos antik kente doğru yol alıyoruz. Antik şehir Burdur’un Ağlasun ilçesinde. UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde bulunan Sagalassos Antik Kenti, milattan önce 333 yılına dayanan geçmişiyle bizi bekliyor.

Ağlasun
Ağlasun

Öğle yemeği için duran ekip dört ayrı yere dağılıyor ama yine de bu kadar insana alışık olmayan ilçede yemek sıkıntısı yaşanıyor. Biz Ağlasun merkezindeki tarihi çınarın gölgesinde, çınarın gövdesinin bomboş olan içine gire çıka, fıskıyelerle oynaya oynaya zaman geçiriyoruz.

Ağlasun
Ağlasun

Bizim yaramaz çocuklar gibi sularla oynamalarımızı, onlarca fotoğraf çekmemizi ağacın gölgesinden merakla seyreden Ağlasun halkına selam olsun.

Ağlasun
Ağlasun

Sagalassos Antik Kenti

Daracık bir yoldan kıvrıla kıvrıla tırmanarak ulaştığımız Sagalassos Antik Kent’i girişi 10 lira, müze kartlılara ücretsiz. Benim banka kartım bana 2018e kadar artık yeter demiş, 10 lirayı ödeyip giriyorum. Tanıtım broşürü yok. Görevliye hızlıca sorduğum nerede ne var infosu aldıktan sonra antik şehirdeyiz. Sagalassos, Antalya’ya 110, Isparta’ya 41 km, Burdur’un Ağlasun ilçesine 7 km uzaklıkta antik bir kenttir. Antik Yunan’da Pisidya’nın başkenti olan bu şehrin çoğu yapısı kısmen ayakta hala.  

Sagalassos Antik Kenti
Sagalassos Antik Kenti

Yine kalabalık ama bu sefer yerli turistler var bizim gibi. Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Helenistik dönem, Romalılar, Selçuklular. Kimler kimler yaşamış kimbilir. 9000 kişilik tiyatrosu yaşanan depremlerin izini hala taşıyor ama yine de gayet iyi durumda. 

Sagalassos Antik Kenti
Sagalassos Antik Kenti

Sagalassos Antoninler Çeşmesi de depremlerle toprak alında kalmış ve sonrasında 2000 yılında tamamlanan kazılarla tekrar gün yüzüne çıkarılmış. 1800 yıl sonra tekrar su verilen çeşmeden gürül gürül su akıyor ve ben tabi ki dayanamayıp akan suya giriyorum.

Sagalassos Antik Kenti
Sagalassos Antik Kenti

Burada bulunan heykeller Burdur Arkeoloji müzesinde sergileniyor, yerine alçıdan heykeller yapılmış. Uzaktan ilk gördüğümde “aa ilk defa kafaları olan heykeller görüyorum“dedim ama sevincim kısa sürdü. Onlar kötü birer kopya. Herşeye rağmen akan buz gibi suyuyla, sütunlarıyla çok az bilindiğini ve burada kaderine terkedildiğini düşünüyorum.

Sagalassos Antik Kenti
Sagalassos Antik Kenti

Oldukça geniş bir alana yayılan antik şehir sonrası Keçiborlu’ya hareket ediyoruz. Lavanta zamanı ve Isparta’da ki tüm oteller dolu. Keçiborlu’nun tek otelinde akşam yemeği sekizde bitiyor biz hala yollardayım. 

 

Sagalassos Antik Kenti
Sagalassos Antik Kenti

Elimizi yüzümüzü bile yıkamadan direkt yemeğe oturuyoruz. Otel işletmecisi “işinize gelirse, bizde böyle” diyor. Aslında kışın öğrenciler için apart yazın bizim gibilere otel. İşletmecinin tavrını anlamakta zorluk çekiyoruz. Keçiborlu’ya gelirseniz otele en yakın tekele uğrayıp sohbet etmeden dönmeyin derim. Sabah erkenden yine yollardayız.

Sagalassos Antik Kenti
Sagalassos Antik Kenti

Kovada Gölü

Hazır gelmişken Kovada gölü ve Eğirdir gölüne gitmeyi planlıyoruz. Bir buçuk saatin ardından Kovada Gölü‘ndeyiz. Yemyeşil bir cennet. Menengiç ağacı gördüm mesela. Çok farklı ağaçları bir araya getirmesinden dolayı 1970 yılında Milli park, 1992 yılında da sit alanı ilan edilmiş. Bu kadar bakir bir göl daha önce görmemiştim. 

Kovada Gölü
Kovada Gölü

Oldukça sığ olan gölde sazan, tatlı su istakozu, kadife ve tatlı su levreği yetişiyor. Yeşil bitki örtüsünden dolayı çok sığ olmasına rağmen dibi gözükmüyor.

Kovada Gölü
Kovada Gölü

Yemyeşil bir göl. Geçtiğim ay Salda gölüne seyahatim sırasında bana ulaşan pilot okuyucum Kovada gölünü havadan gösterme sözü vermişti ama son dakika gelmem sebebiyle uçuşu gerçekleştiremedik. Havadan görüntülerinin olduğu fotoğraflar müthiş. Bir daha gelebilirsem bunu mutlaka gerçekleştirmek istiyorum.

Kovada Gölü

Kırmızı yusufçuklar, kurbağalar, çok çeşitli ağaçlar, daracık patikalar… Devamlı kurbağalar zıplayıp duruyor. Biraz sivrisinek var doğal olarak. Yukarı da bir cafe vardı ama biz gittiğimizde kapalıydı. 

Kovada Gölü

Eğirdir Gölü

Sonra son hız Eğirdir Gölü Yeşil adadayız. Deniz gibi bir renge sahip ve taşlık bir dibi var. Türkiye’nin üçüncü en büyük tatlı su gölü Eğirdir gölü. Burası bölge halkı tarafından deniz tatili olarak kullanılıyor. Pek çok plajıyla, yelken sporlarıyla hatta dalış yapılabilmesiyle, denizi andıran masmavi rengiyle mutlaka gelinesi bir yer. İlk defa, gittiğim bir yerde yarım saat kalıcaz dedikleri için suya giremeden dönüyorum. O yarım saat daha sonra bir saat sonra iki saat olarak devamlı değişiyor. O göle girip yüzemediğim için içimde ukte olarak kalıyor.

Eğirdir Gölü

Aya Stefanos kilisesi kapalıydı biz gittiğimizde. Oldukça turistik bir yer burası. Pansiyonlar, cafeler, restaurantlar. Son değişen kararla öğle yemeğimizi burada yiyelim diyoruz. “Eğirdir de ne yenir?” diye sorduğumuzda “göl levreği” cevabını alıyoruz. Rastgele oturduğumuz Felekabad Restaurant bize çok lezzetli göl levreği pişiriyor. Un soda salçadan oluşan gevrek bir katmanda pişiyor. Burada balığı bütün görmeniz imkansız. Bu kadar insana yetişmediği için genelde buzlu ve fileto şeklinde saklıyorlar. Felekabad Restaurant alkolsüz bir aile işletmesi, pansiyon ve cafeleride var. Tesadüf bizimle ilgilenen kişi dükkanın sahibi çıkıyor ve mütevaziliğiyle Cemal bey bizi mestediyor. İki kişi balık salata ve içeceğe 50 lira ödüyoruz. Tadı damağımızda kalıyor.

Felekabad Göl Levreği
Felekabad Göl Levreği

Yeşilada da tekneyle gezinti yapabilirsiniz. İlknur abla sizi tüm ilgisiyle karşılar ve hem kendisi hem abisi sizi gezdirebilir. Eğer iki üç kişiyseniz 30 liraya, daha kalabalıksanız kişi başı 5 liraya gezebilirsiniz. Havanın müsaitlik durumuna göre tüm adanın etrafını gezdiriyorlarmış. Hava esintili olduğu için biz tekne turuna çıkamadık.Eğirdir Gölü

Akpınar Seyir Terası‘ndan tüm Yeşil adayı kuş bakışı görebilirsiniz. Manzara gerçekten müthiş. Bizim arkadaşlar dönüşe geçmek istediklerinden oturup bir çay içemedik ama siz benim için içip manzaranın tadını çıkarın. Manzaramızı seyredip, fotoğrafladıktan sonra yolumuz uzun deyip yola koyuluyoruz.

Akpınar Seyir Terası
Akpınar Seyir Terası

Isparta’ya gelmişken güllü bir şeyler almadan dönmek olmaz. Gül için, lavanta için, yemek için, Afyon’un sucuğu, lokumu derken adım başı durarak şarkılar, şakalar, kahkahalar eşliğinde gecenin bir yarısı bitmiş vaziyette İstanbul’a ulaşıyoruz. İlk defa dönüş yolunun çoğunu uykuda geçirsem de gözümü açabildiğim her an çok eğlendim.

Aklımda kalanlar: Sagalassos antik şehrinin buz gibi suları, Kovada gölünün bakirliği, Eğirdir gölünün denizle yarışır hali.

Aklımda kalan lezzetler: Felekabad restaurantın göl levreği ve güzel salatası

  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Binkılıç Yolları
  • Çatalca Binkılıç Köyü Kahvesi
  • Binkılıç Yolları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Doğa güz renklerine bulanınca hiking zamanı geldi demektir.  İstanbul’a yakın rotalar ise vazgeçilmez. İstanbul’a birkaç saatlik Istranca rotasını görünce çoktandır yürüyüş yapmadığımı hatırlayıverdim. Yıldız Dağları (Istranca Dağları) muhteşem manzaraya sahipti. Istranca’yı unutmam mümkün olmayacak. Türkiye’nin Trakya bölgesinde Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul illerinde ve güneydoğu Bulgaristan’da bulunan alçak bir dağ takımı. Yıldız Dağları, Trakya’nın Karadeniz kıyılarına paralel olarak, Bulgaristan’dan İstanbul’a kadar yaklaşık 300 kilometrelik bir dağ zincirinden oluşuyor.Biz Binkılıç köyünden başlayıp Çilingoz deresinden geçip Kıyıköy’e 18 km yürüyeceğiz. 

Istranca Dağlarına Nasıl Ulaştık?

Treking gruplarıyla bu rotaları yürümek hem eğlenceli, hem güvenli, hem de daha az masraflı. Bölgeyi bilen bir rehberle yürümek ormanda kaybolma riskini  ortadan kaldırıyor. Tabi ki ben de öyle yaptım. Sabah 7,30’da Beşiktaş’tan bindiğim servisimiz duraklardan diğer arkadaşları alarak Çatalca’nın Binkılıç köyüne ulaşıyor. Yanımızda götürdüğümüz kahvaltılıklarımıza köy kahvesinden aldığımız çaylar eşlik ediyor. Sabahın erken saatleri, hava hayli serin. Sıcacık yanan sobada ısınıyoruz.

Çatalca Binkılıç Köyü Kahvesi
Çatalca Binkılıç Köyü Kahvesi

Yürüyüş Başlıyor

Köyden ayrılıp bir yarım saat gittikten sonra yürüyüşe başlayacağımız yere geliyoruz. Rehberimiz bilgilendirme konuşmasını yaptıktan sonra öyle hızlı yola koyuluyorlar ki koşsam anca yetişirim. İlk baştaki toprak yolda ısınmamış vücudum yürümemekte direniyor. Hatta ilk yokuşta gruptaki bir kız arkadaşımız kusmaya başlıyor. Daha yürüyüşe geçeli yarım saat olmadı. Neyse ki çabuk toparlıyor.

Binkılıç Yolları
Binkılıç Yolları

Kimseyi tanımıyorum ve grup koptu gitti. Benim gibi arkadan gelen Fatoş’la tanışıyorum ve ona dua ediyorum. “iyi ki gelmişsin, yoksa n’apardım tek başıma” diyorum. Aynı dualar ondan bana geliyor. Grupta Çin’den gelen insanlarda var. Kendi aralarında devamlı çince konuşuyorlar. Hala ne konuştuklarını merak ediyorum.

Binkılıç Yolları
Binkılıç Yolları

Çalan düdüğün sesini takip ederek  grubu yakalıyoruz devamlı. Ormanın içine girmeye başladıkça gördüğüm manzaralar beni benden alıyor. Tam bir ormanın içindeyiz. Fotoğraf çeke çeke, sonra koşa koşa, şakalaşarak, gülerek, sızlamaya başlayan vücuduma kulaklarımı tıkayarak ilerliyorum.
Istranca Dağları
Grubumuzda bir arkadaşın köpeği de bizimle yürüyor. Nasıl sevimli anlatamam. Şunu söylemeliyim ki şu ana kadar yürüdüğüm en güzel manzaralı yerlerden biri Istranca dağları oluyor.  Yine bir coğrafya kitaplarımın bilindik öğretisi içerisindeyim.  Gözlerimi hiç kırpmadan manzaraların hiç bir detayını kaçırmamaya çalışıyorum. Her yer dökülen yapraklarla kaplanmış. Artık sonbaharın son demi.Istranca Dağları

Nereye Koşuyor Bu İnsanlar?

Ağaçlarda son kalan meyveleri yiyerek ilerliyoruz. Yaprakların çıtır çıtır sesi, mis gibi kokusu, muhteşem manzaraları, çeşit çeşit mantarlarıyla nereye bakacağını, neyin fotoğrafını çekeceğini şaşırıyor insan. Çeşit çeşit mantarları gördükçe insanın gözleri Şirinlerle Gargameli arıyor. Bir taraftan da grup koptu gidiyor. “Nereye koşuyor bu insanlar” demekten kendimizi alamıyoruz. Neyse ki her molada yakalıyoruz.
Istranca Dağları

Haça dağına tırmanışım geliyor aklıma. Her molada yakaladığım insanlar ve bir dakika bile oturamadan 7 buçuk saat tırmanışım. Neyse ki burada o kadarı olmuyor ama nedense ayaklarımız o kadar acıyor ki adım atmak bir işkenceye dönüşüyor. Yanımızda getirdiğimiz çerezlerimiz ve meyvelerimizle karnımızı doyururken ormanın serin kuytularında manzaranın tadını çıkartıyoruz. Tüm çöpümüzü de yanımızda götürüyoruz, olması gerektiği gibi.

Haça Dağı maceramı da okumak isterseniz tıklayın.

Istranca Dağları
Istranca Dağları

Fatoş’un her “kaç saat kaldı” sorusuna verdiğim “son beş saat, dayan Fatoş” cevabımla ama öyle ama böyle yürüyüşe devam ediyoruz. Hedefimiz Kıyıköy. Arada Çilingoz deresinden de geçiyoruz. Akşam hava kararmadan bitirdiğimiz yürüyüşümüzde ayaklarımın acısından ağlamak üzereyim ama bitirmenin verdiği mutluluktan da gülüyorum.

Istranca Dağları
Istranca Dağları

Aracımız bizi almaya gelmiş. Kıyıköy’de çay içmeyi planladığımız yer kapalı olunca rehberimiz köye dönmeye karar veriyor. Oysaki Kıyıköy’de başka bir yerde balık yesek ve tanıyamadığım diğer arkadaşlarla kaynaşsak harika olurdu. En zayıf halka olarak en arkada sürünürken bize zaman zaman arkadaşlık edenlerde oldu. Teşekkür etmeden geçemem.

Binkılıç Köyü

Binkılıç köyüne dönüp alışveriş zamanı. Çatalca’nın eti, yoğurdu meşhur olunca eve sucuk ve manda yoğurdu almadan dönemezdik. Köftesinden pek hoşnut kalmadım ben. Köyde çokça kasap var. Alternatifleri değerlendirin derim. Sucuğun kilosu 46 lira, bir kap yoğurt 20 lira.Istranca Dağları

Köy kahvesinde biraz ısınmak ve çay içmek isteyince de araç gidiyor diye çağırıldık. Allahtan kahveci bize karton bardak buldu da çayımıza araçta devam edebildik. Daha önce 12 saat Haça dağı tırmanışında kullandığım, ayaklarımın çok rahat ettiği botlarım bu sefer neden yara yaptı diye düşünürken Doğubeyazıt’taki Cuma hocamın  aramasıyla “sizi çok hızlı yürütmüşler, ondan olmuş” demesiyle aydınlanıyorum. Sonrasında ki bir telefon konuşmasından gruptaki iki kişinin grubun temposunu çok arttırdığını, uyarıları dinlemediklerini, sonuç olarak da diğer 25 kişinin onlara uydurulduğunu öğrenip hayret ediyorum.Istranca Dağları

18 kilometreyi 5 saatte yürüyerek, çoğunda da tırmanarak, yüzülen ayaklarıma, moraran tırnaklarıma ve sadece bu durumda ben olmadığımdan bir sonraki seferde rehberin daha dikkatli olacağına inanmak istiyorum.  Paylaşım usulü trekking kişi başı 40 liraya maloluyor.Istranca Dağları

Her ne yaşanırsa yaşansın gittiğime asla pişman değilim. Yine olsun yine giderim. Her gözümü kapattığımda hala o manzaralar gözümün önüne geliyor. Bob Ross’u anıyorum sık sık. Kartpostal gibi bir canlı tablonun parçası olmak paha biçilemezdi ve her zaman ki gibi çok eğlendim, çok güldüm. Şehrin stresinden uzaklaşmak, sınırlarınızı zorlamak için harekete geçin ve tek rakibiniz kendiniz olsun

  • Bansko Zirve
  • Bansko Telesiyej
  • Bansko Zirve
  • Bansko Yolları 17 saat
  • Bansko Kayak
  • Bansko Spa
  • Bansko Kayak
  • Bansko Gondola
  • Bansko
  • Bansko
  • Bansko
  • Bansko Zirve
  • Bansko
  • Bansko Quinns
  • Bansko Quinns
  • Bansko Flash
  • Bansko Mehana Restoran
  • Bansko
  • Bansko

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Bansko’ya nasıl gidilir? Bansko’ya turla gitmek mantıklı mı? Bansko pistleri nasıl? Bansko da zirveye nasıl çıkılır? Bansko’da yeme içme alternatifleri neler? Bansko’da ki gece hayatı ve eğlence durumları nasıl? Bansko’da nereden alış-veriş yapılmalı? Tüm bu sorularıma yanıt aradığım Bansko maceramdaki tecrübelerimi sizinle paylaşmak istedim. Bu beş günde neler yaptım, neler ettim?

Bansko Zirve
Bansko Zirve

Bansko’ya Turla Gitmek Ekonomik mi?

Daha önce gitmediğim, ucuz olduğunu arkadaşlarımdan dinlediğim, en basit pistlerden inmenin bile en az yarım sürdüğü dünyaca ünlü bir kayak merkezi Banskoya nasıl gitmeliyim? diye araştırmaya başladığımda düzenlenen kayak turlarının çok ekonomik olduğunu gördüm. Kayak, dalış gibi sporlarda bireysel gitmek çok ekonomik olmadığından turlarla gitmek mantıklı. Ancak internetten tam araştırmadan bu turları satın almayın.  Akşam yemeği dahil değil 199 euroya gittim ben. 5 gece, 199 eurodan 150 euroya kadar değişen fiyatlar duyduk, hem de akşam yemeği dahil. Bizim ülkemizde de böyle fiyatlara kalabilmek ve kayabilmek en büyük dileğimiz. Biz Mountain Paradise Apart Hotel‘de kaldık. Odamızda mutfak vardı ama ekipman yoktu. Gondolaya 10 dakika yürüme mesafesindeydi. Turlar yolda çok az duruyor. Ona göre önleminizi almalısınız. Yiyecek içecek gibi servisleri pek yok. İhtiyaç molaları bile koşa koşa. Fazla sallanmayın, beklemiyorlar.Bansko

Bansko Yolları Taştan

Sömestre tatilinin başlamasıyla çocuğunu alan karla buluşturmak için Bansko yollarına düşmüş durumda. Konaklama, kayak ve yemek konusunda bizim ülkemize göre oldukça ekonomik olan en yakın yurt dışı kayak merkezi Bansko, gece eğlenceleriyle de gençlerin gözdesi. Hem kayak öğrenmek, hem eğlenmek, hem karla kaplı dağlarda kara doymak için tüm Türkiye Bansko’ya akın etmiş durumda. Okullar kapanır kapanmaz cuma akşamı kayak yolundayız. Son gün tur gidiş saatini bir buçuk saat geri çekince otobüse nasıl yetiştiğimi bilemiyorum ama başkaları yetişemiyor ve biz bir saat İstanbul’da bekleyip bir türlü şehirden çıkamıyoruz. Hayatımın en büyük ikinci bavuluyla yollardayım. Bir dalış, bir kayak böyle olmak zorunda. Ekipmanım tam olmazsa gittiğim yerde sıkıntı çekebilirim.

Bansko Yolları 17 saat
Bansko Yolları 17 saat

Daha önce Uludağ’a gittiğim gençlerle birlikteyim. Arka koltuklara yerleşip açıyoruz müziği, boş koltuklara yayılıyoruz. Her zaman ki gibi dört ayak üstüne düşmüş durumdayım. Vee uzun bitmek bilmeyen yolculuğumuz başlıyor. Saat 9,15 de bindiğimiz otobüs saat 2 de Kapıkule’ye ulaşıyor. 70 otobüs varmış bizimle birlikte. Okulların kapanmasıyla herkes yollara düşmüş. Otobüslerden herkes iniyor, tek tek pasaport kontrolüne giriyor. Bu tam 7 saat beklemek anlamına geliyor. Yatıyoruz, kalkıyoruz, uyuyoruz hala aynı yerdeyiz. Neyse ki bize sıra gelince her şey hızlı ilerliyor ve sorunsuz sınırdan geçiyoruz.

 

Bansko

Otele tam 17 saatte ulaşarak bir rekor kırıyoruz. Kayak turu düzenleyen firmalar bu 17 saatte bir sefer kek ve sudan başka bir şey vermiyor. Sınırı geçer geçmez mola verdiğimiz yerde mercimek çorbasından işkembeye her şey var. Orada bir şeyler yememiş olsak mahvolmuştuk.  İnsanlar bu kadar sürede kıta değiştiriyor. 

Bansko
Bansko

Otelimizde spa hizmeti olunca o kadar yorgunluğu atmak için kendimizi saunaya ve jakuziye atıyoruz. Masaj 100 leva 100 dakika. 5 gün buralardayız. Turumuz ekipman kiralayabilmemiz için Thasakiris‘le anlaşmış. Thasakiris gondolanın hemen karşısında. Kayak, bot ve batonlar için günlük 15 leva ödüyoruz. Hangi turdan olduğumuza dair kolumuzda bir bilekliğimiz var. Onların da elinde adımızın olduğu bir liste. Ne aldıysanız ve ne ödeyecekseniz oraya kaydediliyor. Giderken hesabınızı kapatıyorsunuz. Thasakiris’in sahibi Yorgo bir Yunan ama çok güzel Türkçe konuşuyor. Akşam ekipmanlarınızı teslim ederken yarın kayacağınızı söylerseniz sizin için aynı malzemeyi ayırıyorlar.

Bansko Spa
Bansko Spa

Bansko’da ki nüfus şu dönem Türk, biraz Bulgar, birkaç tane de diğerden oluşuyor. Sırada dağa çıkmak var. İlk gün Thasakiris’in servisini kullanıp kişi başı 10 leva verip gondolanın götürdüğü yere ulaşıyoruz. Orada tanıştığımız Burcu ve oğlu Demir kayak dersi alacaklar. Kayak evinden hoca bulabileceğiniz gibi dağa çıktığınızda yanınıza gelen hocalardan da öğrenebilirsiniz. İki saati iki kişi için 130 leva. Eğer tek kişi alacaksanız 100 leva. İki saat ders dağdan aşağı inmeniz için asla yeterli değil. Hocayla birlikte mutlaka aşağı inmelisiniz.

Bansko Kayak
Bansko Kayak

Gondola da Nerede İnmelisiniz?

Ben arkadaşımın kızı Yağmur’a kaymayı öğreteceğim için servisle çıktık. Gondola iki duraktan oluşuyor. Sakın ilk durakta inmeyin. Orada çok Türk’ün telef olduğu söyleniyor. Çok dik bir pist. Gondolanın son durağından aşağı inilen en kolay piste ski road diyorlar. İlk başları ve sonları oldukça düz ama aralarda güzel pistler var. Belli bir noktada yol ikiye ayrılıyor. Eğer soldan giderseniz yol üstünde bir cafe var ve bu yol gondolanın başlangıç noktasına gidiyor. Sağdan giderseniz güzel virajlı pislerden sonra sola saparsanız diğer yolla birleşip gondolanın başlangıç noktasına ulaşıyorşunuz ama sağa saparsanız telesiyeje ulaşıp oradan gondolanın ara istasyonuna ulaşıp aktarma yapıp tesislerin olduğu bölüme geri gidebiliyorsunuz.

Bansko Gondola
Bansko Gondola

Gondolanın son durağında restaurant ve cafe var. Aşağıdakinden birkaç leva daha pahalı. Dağda wifi internet mevcut. Gondola tek çıkış 28 leva. Eğer kaymayacaksanız sakın servisleri kullanıp 10 levaya çıkarım diye düşünmeyin, geri dönemezsiniz. Yarım gün 48 leva, tam gün 58 leva. Birkaç günlük aldığınızda gün başına 2 leva karınız oluyor ama kaymama durumunuzda o para yanıyor. 

Bansko
Bansko

Otelimiz Bansko merkeze 10 dakika yürüme  mesafesinde. Yolumuzun üstündeki Guinness Hotel’den skipass alabiliyoruz. Skipass kart depozitosu 5 leva. Kartla işiniz bittiğinde  gondolanın bulunduğu yerdeki makinalardan iadesini yapıp paranızı almayı unutmayın. İadesi sadece gondolanın orada. Gondolaya binilen yerden saat 12,30 dan önce yarım günlük skipass satmıyorlar ama otelden satılıyor. Zaten oradan yürümek, ekipmanları kiralayıp giymek ve gondolaya yürümek 12,30’u buluyor.

Bansko
Bansko

Her gün kayamam diyerek çıktığım yolda tüm sızlayan kemiklerime inat her gün kayıyorum. İlk gün yoğun tipi altında kayıp, devamlı “önüne bakma ileri bak, beni takip et Yağmur” diye bağırmaktan sesim kısılmış. Hafif bir grip durumum var. Kaymaya giderken mutlaka yanınıza grip için bir ilaç, ateş düşürücü, kas gevşetici, ağrı kesici almalısınız. Sabahları bir yerim ağrımasa bile mutlaka bir ağrı kesici içip kaymaya gittim. Bizim snowboard yapan çocuklardan öğrendim. Gerçekten işe yarıyor.Bansko

Bansko’da ki Kolay Pistler

Bansko’da zirvedeki mavi pistlerin zor olduğunu söylediler. İlk günden o kadar yoruldum ki çıkmaya cesaret edemedim. Kolarski denilen telesiyejden 6-4-1 rotasını takip edince, eğer dizlerinizi çok yormamışsanız oldukça dik pistlerden kayabilirsiniz. Ben dağdaki kafede kızlarla karşılaşıp bu rotayı öğrendikten sonra hangi telesiyeje bindiğime bakmadan Banderitza-1 telesiyejine binip, indiğim yerde buradan nasıl inicem dehşetine kapıldım. Allahtan kızlarla yine karşılaştım da yanlış geldiğimi söylediler. O an biri bana bir fiske dokunsa o dik pistten aşağı uçmam an meselesiydi. Gerisin geri nasıl kaçtığımı bilmiyorum. Kırmızı pistmiş. Hangi telesiyeje bindiğinize dikkat edin.

Bansko Zirveye Nasıl Çıkılır?

İlk gün tipiden göz gözü görmezken sonunda güneş açıyor ama bu seferde deli soğuk var. Her şeye rağmen zirveye çıkıp o dağlara adım atmalıydım. Banderitza-1den bineceğiniz telesiyejden inince etrafından küçük bir turla Banderitza-2 telesiyejine aktarma yapıyorsunuz. Orası da sizi zirveye götürüyor.  Hava günlük güneşlik, dağın zirvesindeyim ve karşımda karlı dağlar. Muhteşem manzarasıyla, mis gibi dağ havasıyla asla unutamayacağım anılarım arasında yerini alıyor.

Bansko Zirve
Bansko Zirve

Bizim çocukları bir sabah görüyoruz. Onlar hep buralarda, zirvelerde snowboard yapıyorlar. Pirin dağının ormanlarına dalıp kayboluyorlar. Akşam geldiklerinde Pirin dağının çam parçaları koyunlarından çıkıyor. Snowboard yapmadığıma lanet ediyorum.

Bansko Zirve
Bansko Zirve

Bansko’da Yemek

Tatilimin ilk bölümünde orada tanıştığım çocuklu tek yetişkinlerle sakin zamanlar geçiriyorum. Her gün kayak, sonrası spa ve yemek döngüsü birkaç gün peşimi bırakmıyor. Oda arkadaşım Pınar’la karşılaşamıyoruz bile. Yemek yediğimiz yerler arasında Queen’s Pub canlı müzik ardından her gece ayrı gösterileriyle ve güzel yemekleriyle en sık gittiğimiz yer oluyor. Çocuklu aileler en çok burayı tercih ediyor. Burada müzik oldukça yüksek. Sohbet etmek ve daha sakin bir yer arıyorsanız Euphoria bar&grill aradığınızı verebilir. Tiramisusuna bayıldım ben. Porsiyonlar oldukça büyük. Genelde bir porsiyon isteyip ikiye böldük hep. Bir kilo et geliyor. İnsan yiyecek bunu cümleleri dökülüyor ağzımızdan hep.

Bansko Quinns
Bansko Quinns Pub

Thasakiris‘in karşısında bir börekçi var. Sıcak çayı da var her zaman. Şiddetle tavsiye ederim. Hem ucuz hem lezzetli. Dönerci Hasan Usta‘da lezzetli ve ucuz şeyler var. Krepi waffle gibi yaptıkları bir tatlıları var. Son sabaha sakladım yemeyi ve dehşet lezzetliydi. 

Bansko Quinns
Bansko Quinns Pub

Bansko’da Gece Eğlencesi

Turumuzun verdiği broşürde nerede indirimli yemek yiyebileceğimiz yazıyor. Bize verdikleri bileklikleri gösterdiğimiz de liste üzerinden %10 indirim alıyoruz.  Tatilimin ikinci yarısında bizim çocuklarla odalarda toplaşıp, gecenin dörtlerinde gece cluplerin de sabahlayıp aradığım kanı buluyorum. Flash en çok tercih ettikleri clup oluyor. Gelen dje göre giriş ücreti değişiyor. Kalabalık grup olunca sıkı pazarlıkla  10 levaya girmeyi başarıyoruz.

Bansko Flash
Bansko Flash

Bin kaplan gücünde bir eğlence hakim içeride. Kızlar sahnede gösteri yapıyor. Perun otelin casinosunun ücretsiz servis veriyor. Son gün son sürat düşüşümün ardından Old Town‘a salıyorum kendimi. Asıl aradığım kanı son gün keşfetmenin şaşkınlığındayım. Otantik Bulgar tavernaları, geyik etinden yapılmış yöresel yemekler, bulgar müziklerinin taştığı sokaklar… Geyik eti ve şarap 25 leva. Uzun uzun dolaştım sokaklarında. 

Bansko Mehana Restoran
Bansko Mehana Restoran

Uykusuz geceler, dur durak bilmeyen kayma ve spa günlerimizden sonra dönüş yolundayız. Bansko denildiği kadar ucuz bir yer değil. Bansko yerine sınıra yakın Mustafa’nın yerinden alışveriş yapmalıymışız. Her şey çok daha ucuz. Kuru etleri ve sucuğu beni hayal kırıklığına uğrattı ama aldığım diğer ürünler nefis çıktı. Herşey Mustafa’nın yerinde ucuz olabilir ama kesinlikle yemek yemeyin. Üç köfteye 25 lira ödedik.

Bansko Telesiyej
Bansko Telesiyej

17 saat gidişimizin aksine güle oynaya sorunsuz dönüyoruz. Tek heyecan ekip arkadaşlarımızdan birinin pasaportunu kaybetmesi oluyor. O da kısa sürede bulunuyor. Sanırım sonunda bu sene kara doydum

 

  • Taşyaran Vadisi
  • Uşak
  • Uşak Ulubey Kanyonu
  • Uşak Ulubey Kanyonu
  • Clandıras Köprüsü
  • Clandıras Köprüsü
  • Clandıras Köprüsü
  • Kuladokya
  • Kuladokya
  • Taşyaran Vadisi
  • Taşyaran Vadisi
  • Taşyaran Vadisi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Uşak köklü kültürü, doğal güzellikleri, sıcakkanlı insanlarıyla görülmeye değer birçok güzelliğe ev sahipliği yapıyor ve insanı kendine çekiyor. Özellikle Uşak’ta Amerika’daki Grand Kanyon’dan sonra dünyanın ikinci en büyük kanyonu Ulubey Kanyon’u bulunuyor, hatta Türkiye’nin ilk hidroelektrik santrali de burada… Hayatımın belki de en mutlu zamanlarında İzmir’de arkadaşlarımın yanındayken aldığım bir telefonla kendimi otogarda buluverdim ve Uşak için yollara düşüverdim.

Bir Küçük Uşak Hikayesi

Daha bir ay önce Mısır’da dalarken tanıştığım Uşak’taki arkadaşlarımı görmeye gidiyorum. Akşam saati vardığım Uşak otogarından arkadaşım beni almaya geliyor. Şeker fabrikasının lojmalarında kalıcam. Girişteki güvenliğin hemen ardında ki tepe pancar aslında. Mükellef bir sofrayla karşılanıyorum. Meşhur Uşak tarhanasıyla ilk tanışmam. Mısır’da yarım kalan muhabbetlere Uşak’ta devam ediyoruz. Arkadaşlarımı görmeye gelmiştim ama bana Uşak’ı anlatmaya başlayınca gezme görme dokunma isteğim hemen devreye giriyor. Aracım yok, hafta içi, arkadaşlarım çalışıyor ve toplu taşımayla her yere gidilemiyor. Erol Hocam bana bir arkadaşını ayarlayabileceğinden bahsedince çok mutlu oluyorum. Şeker fabrikasının iki katlı evinin ahşap merdivenlerinden çıkarken öyle mutluyum ki. Sabah gözümü bir açıyorum, kar yağmış. Her yer bembeyaz. Sıkı sıkı giyinip kendimi bahçeye atıyorum.

 

Uşak
Uşak

Ulubey Kanyonu

İki katlı lojman evleri bahçeye serpiştirilmiş oyuncak evler gibi. Abdullah beyi beklerken pancar tepelerinin ve bahçenin fotoğraflarını çekiyorum bol bol. Abdullah bey Uşak milletvekilinin danışmanı. İlk önce “Ulubey Kanyonu’na gidelim” diyor. Daha önce adını duyan var mı? Bu kanyon Amerika’da ki Grand Kanyon‘dan sonra dünyanın ikinci en büyük kanyonu. 

Uşak Ulubey Kanyonu
Uşak Ulubey Kanyonu

Ulubey çayı ve Banaz çayı boyunca devam eden bir büyük kanyon ve bu kanyona bağlı daha küçük pek çok kanyondan oluşuyormuş. 45 kilometre uzunluğu ve 170 metreye varan derinliğiyle dünyanın 2’ci en büyük kanyonu. 2015 de Turizme açılmış ama Dokuzsele deresine akan fabrika atıklarından ve kirlilikten tam manasıyla değerlendirilemiyor. Düşünebiliyor musunuz? Amerika’da ki Grand kanyonu herkes biliyor, burayı kimse bilmiyor. Onu parlatacağımıza bir de kimyasal atıklarla kirletip içine girilmez hale getiriyoruz.

Uşak Ulubey Kanyonu
Uşak Ulubey Kanyonu

Uşak Dörtyol’dan gün boyu kalkan dolmuşlarla gidilebiliyor. Biz kendi aracımızla 15 dakika sonra kanyondayız. Giriş 3 lira. Cam bir terasın üstünde altınız boşlukta yürüyorsunuz. Hava buz gibi ve rüzgarlı ama bence hiç de önemli değil. Nasıl fotoğraf ve video çekeceğimi şaşırıyorum.Rüzgardan da uçuyorum. Manzara inanılmaz. Cam terasın orada bir kafe var. Kanyona karşı çayınızı içebilir, bu doğa harikasını belleğinize kazıyabilirsiniz.

Clandıras Köprüsü

Sırada Clandıras Köprüsü var. Bu ismi aklımda bir türlü tutamayıp devamlı “adı neydi?” deyip duruyorum.  Karahallı ilçesinden geçiyorsunuz ve 45 dakikada ulaşıyorsunuz. Normalde burası bir mesire alanıymış ve çok kalabalık olurmuş. Ben bu terkedilmiş halinden memnunum. Bizden başka kimse yok.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Burada Türkiye’nin ilk hidro elektrik santrali var ve hala çalışıyor. Santralden atılan sular bir kanalla köprünün arkasından Banaz çayına şelale gibi dökülüyor. Köprü Frigyalılar zamanında yapılmış ve ne amaçla yapıldığı bilinmiyor diye açıklamaları okuyorum. Köprüler karşıya geçmek içindir diye düşünüyorum.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Son yıllarda kilit taşındaki oynama betonla onarılıp orjinalliği bozulsa da hala dimdik ayakta ve çok güzel. Daha önce trekingci arkadaşlarım Ulubey kanyonunun  içinden Clandıras köprüsünün olduğu yere yürüdüler ama bulunduğum mevsim buna çok uygun değil.  İlk bahar veya sonbaharda burayı mutlaka yürümeliyim. Hava buz gibi ve akşam olmaya başladı.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Kuladokya

Arkadaşlarımla buluşuyorum. Beni Uşak’ın meşhur konaklarından birinde yemeğe götürüyorlar. Konağım Restoran‘ın yemekleri ve ambiansı muhteşem. Ertesi gün yolcuyum. Arkadaşlarım beni uğurlamak için otogardalar ama daha görmem gereken yerler olduğunu düşünüyorlar. Neden biletimi bu kadar erkene aldığımı sorgulayıp bana fotoğraflar gösterip “akşama git” diyorlar. Yoldan çıkmaya her daim hazır olan ben otobüs kalkmadan beş dakika önce biletimi geceye alıyorum. Abdullah bey olmasa yapamazdık tabi. Bu sefer dört kişi güle oynaya yollardayız. İki gün önce Kapadokya‘yı özledim demiştim ve karşımda Kuladokya’yı görüp başımı göğe çeviriyorum. Beni duyan birileri var ve Kapadokya olmazsa benzeriyle beni mutlu ediyor. Kuladokya Manisa yolunda. Eğer Ankara’dan İzmir’e kara yoluyla gitmişseniz zaten yanından geçmişsiniz. Toplu taşımayla buraya gitmek zor. Özel aracınız olmalı.

Kuladokya
Kuladokya

Buradaki peri bacalarındaki oluşumlar hala devam ediyor. Yüzyıllar içerisinde burası da bir Kapadokya olacak. Aynı oluşumları geçen sene trenle Kars’a giderken Erzurum’da görmüştüm. Memleketi periler sarmış haberimiz yok.  Burası Türkiye’nin tek, dünyanın 58. jeoparkı. Bir kaç yıl önce de Unesco tarafından onaylanmış. Kapadokya’da ki başka bir gezegende olma hissi  burada da oluyor. Film platosu gibi. Volkanik bir bölge olduğu ve siyah taşlarından dolayı yanık ülke deniyor. 720 metrelik bu yanardağın tepesinde bir krater ve antik kalıntılar varmış. Şimdiden buraya çıkmak için birilerini organize etmeye başladım bile.

Kuladokya
Kuladokya

Taşyaran Vadisi

Asıl benim merak ettiğim, fotoğraflarına aşık olduğum Taşyaran vadisi. Bir doğa harikası olan yere tabelalara göre gidebiliyosunuz. Biz ilk düzlüğüne arabayı parkedip yürümeyi tercih ettik. Yürüdükçe geçtiğimiz manzaralar anlatmakla olacak gibi değil. Tepelerden aşağıya baktıkça kanyonun içini görebiliyorsunuz. İki dağın arasının kaç metre oyuk olduğunu tahmin edemem ama en az 25 katlı bir bina kadar bence.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Bölgeyi bilen birisi olmadan gitmek tehlikeli olabilir. Biz mevsim itibariyle kanyonun içinden geçmedik. Kenarından yürüdük. En sonunda ulaştığımız yerde ki manzarayı, kayaların oluşumunu, suyun gücünü unutmam mümkün değil. Başka bir dünya, başka bir gezegen. Belki başlı başına bir yazı konusu.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Tam kara kışta bu su buz tutuyormuş, cam gibi oluyormuş ve üstüne çıkıp alttan akan suyu izleyebiliyormuşsunuz. Uşak’a hangi mevsim kaç kere gelmem konusunda kafam hayli karışık. Bu duruma göre her mevsim gelmeliyim. Ulubey kanyonu için geç Taşyaran vadisi için erken gelmişim bu durumda ama bu halini göremezdim o zaman.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Aslında bizim kadar yürümeden de araçla daha yakınlarına kadar gelinebiliyor. Yürüyün, pişman olmazsınız. Aşağı girişine piknik masaları konmuş. Umarım diğer keşfedilen yerler gibi mahvolmasına izin verilmez. Sportif amaçlarla kullanılır, mangal dumanına boğulmaz. Eğer başına öyle bir şey gelirse kendimi sorumlu hissederim. Sadece bir arkadaş ziyaretiyle başlayan ama benim için yeni keşiflerle sonuçlanan, yükseklik korkumun üstüne üstüne gidip yok saydığım, süprizlerle dolu bir küçük Uşak hikayesi çıktı ortaya. Yanımda Uşak tarhanam ve anılarımla tekrar görüşmek üzere Uşak

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi
  • Akşehir, Konya
  • Nasrettin Hocanın Kabri
  • Nasrettin Hoca-Dünyanın ortası
  • Nasrettin Hoca-Gülmece parkı
  • Nasrettin Hoca-Gülmece parkı
  • Akşehir Sokakları
  • Akşehir Sokakları

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Tarihin tozlu raflarındaki Frigyalılar ve Lidyalıların hüküm sürdüğü topraklar Akşehir. Tarihteki ‘Krallar yolu’ Akşehir’den geçermiş. Kent Roma döneminde Philomelium (Bal Sevenler) adını almış. Bizim içinse Akşehir Nasrettin Hoca demek. Konya’da Mevlana’nın izini sürenler oradan mutlaka Nasrettin Hocayı ziyarete giderler. Biz de öyle yaptık. Haydi Nasrettin Hocanın izinde Akşehir’i gezelim. Fıkralarıyla büyüdüğümüz Nasrettin Hoca’ya evinde misafir olalım.

Nasrettin Hoca’nın Türbesi

Vuslat gecesi sayılan Şeb-i Arus şenliklerinin olduğu zamanlar Konya’da kalacak yer bulmak imkansız gibi bir şey. Biz de Akşehir’de konaklıyoruz. Sabahın erken saatlerinde henüz kimse gelmemiş. Boş sokaklarında küçük meydanında Hocanın eşeğine ters bindiği heykel bizi karşılıyor. Orayı fotoğrafladıktan sonra Nasrettin Hoca’nın kabrine doğru ilerliyoruz. Bir mezarlığın tam ortasında uzunca bir yoldan gidiliyor. Nasrettin Hoca Eskişehir’de doğup, hayatı boyunca gezmiş ve gezdiği yerlerde uzun zaman kaldığı için pek çok yer Hocayı sahiplenmiş.

 

Nasrettin Hocanın Kabri
Nasrettin Hocanın Türbesi

Ancak en son kaldığı, vefat ettiği yer olduğu ve buraya defnedildiği için Akşehir’li sayılmış. Burada hocalıktan kadılığa pek çok görev yapmış. Mezarının hemen yanında “dünyanın ortası burası” yazılı bir amblem var.Bir fıkrasından yola çıkılarak yapılan bir amblem bu. Hocaya bir gün sormuşlar. “Dünyanın ortası neresidir” diye. Hoca da ayağını koyup “işte tam da burasıdır” demiş. Gerçekten de dünyanın şekli düşünüldüğünde, ölçülse ayağınızı nereye koyarsanız koyun dünyanın ortası tam da orasıdır. Geçen sene Ekvator çizgisinde dünyanın tam ortasındayım diye zıplarken aslında o kadar uzağa gitmeme gerek yokmuş diye düşünüyorum.

Nasrettin Hoca-Dünyanın ortası
Nasrettin Hoca-Dünyanın ortası

Nasrettin Hoca Gülmece Parkı

Kabrinin karşısında Hocanın fıkralarından yola çıkılarak yapılan heykeller var. İnsan çocuk gibi fıkradan fıkraya koşup fotoğraf çektiriyor. Kah Hoca’nın koluna giriyor, kah kazana girmeye çalışıyor. Hocayı kazanlar doğururken, göle maya çalarken, parayı veren düdüğü çalar fıkrasını canlandırırken yada bindiği dalı keserken izleyebiliyor.

Nasrettin Hoca-Gülmece parkı
Nasrettin Hoca-Gülmece parkı

Çocukluğumuzun fıkra kitaplarının baş kahramanının bir zamanlar dolaştığı sokaklarda dolaşıp aynı havayı solumak çok güzel. Bir de Akşehir Nasreddin Hoca Arkeoloji Ve Etnografya Müzesi (Rüştü Bey Konağı) var. İçeri de hocanın günlük hayatına dair canlandırmalar mevcut.

Nasrettin Hoca-Gülmece parkı
Nasrettin Hoca-Gülmece parkı

Küçük bir ilçe olan Akşehir’de her şey tabelalarla yönlendirilmiş. Kaybolmanız pek mümkün değil. Akşehir sokakları ve eski evleri fotoğrafçılar için oldukça ilgi çekici.

Akşehir Sokakları

Her birimiz ayrı ayrı sokaklara dağılıp bolca fotoğraf çekiyoruz. Fıkradan fıkraya koşup içimizdeki yaramaz çocuğu salıveriyoruz. Dünyanın ortasında olmanın, tarihi evlerin arasında olmanın tadını çıkartıyoruz. Bir kaç saatin yeterli olduğu bu küçük yer size eğlenceli birkaç saat vaad ediyor.

Akşehir Sokakları

  • Sharm El-Şeyh
  • Sharm El-Şeyh Dalış
  • Sharm El-Şeyh Dalış
  • Sharm El-Şeyh Shark
  • Sharm El-Sheik 10 Kasım
  • Sharm El-Sheik Dalış
  • Sharm El-Sheik
  • Sharm El-Sheik Jackson Reef
  • Sina Çölü ATV Safari
  • Sina Çölü ATV Safari
  • Sina Çölü
  • Sharm El-Sheik Hollywood
  • Sharm El-Sheik Hollywood
  • Sharm El-Sheik dalış
  • Sharm El-Sheik dalış
  • Kızıldeniz Vatos

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Sharm El-Sheikh‘e dalış için turla gitmek mantıklı mı?

Yine bir bilinmeze yolculuk. Hiç tanımadığım insanlarla, bilmediğim, görmediğim bir masalı yaşamaya, hayali gerçekleştirmeye. Kızıldeniz’in muhteşem su altını keşfe Sharm El-Sheikh’e gidiyoruz. Sharm El-Sheikh’in fırtına dönemi olması nedeniyle ben açıkçası biraz endişeliyim. Bu mevsim fiyat bakımından uygun olduğundan çok tercih ediliyor. Dalışa turla gitmek çok mantıklı. Fiyatlar daha ekonomik oluyor. Her şey önceden ayarlandığı için o kadar malzemeyle oradan oraya koşturmayla uğraşmıyorsunuz. Türkiye’de pek çok dalış klubü  Sharm El-Sheikh’e dalış turları düzenliyor. Ben de öyle yapıp Türkiye’den giden bir dalış turuyla gittim. Sharm El-Sheikh’e direkt uçuş var ve ulaşım kolay. 3 saat uçuşla ulaşabilirsiniz. Kızıldeniz biz dalıcıların hayali, benim dalışa başlama sebebim ve bir hayali gerçekleştirme zamanı şimdi.

Sharm El-Şeyh
Sharm El-Şeyh

Sharm El-Sheikh Dalış Öncesi

Sabaha karşı vardığımız otelde Avrupa saati otelin dışında Mısır saati bizde Türkiye saati mevcut olduğundan bir hayli komik buluşma macerasından sonra dalış turumuz başlıyor. Dalış için gittiğinizde genelde her şey sizin için hazırlanmış oluyor. Eğer ekipmanınız yoksa dalış klübü size herşeyi sağlıyor ve tur ücretinize dahil oluyor. Biraz eskiler ama iş görür. 

Sharm El-Şeyh Dalış
Sharm El-Şeyh Dalış

Kendi maskenizin olması konforunuz için önemli bence. Biz otel konaklamalı gidiyoruz ama bu dalışların tekne konaklamalıları da var. Ekipmanlarımızı tamamlayıp tekneye geçtiğimizde çok neşeli, kurallardan asla taviz vermeyen bir ekip bizi karşılıyor. Günde üç nitrox dalışı yapmayı hedefliyoruz.

Sharm El-Sheik dalış
Sharm El-Sheikh dalış

Genelde Mısır gibi ülkelerde her  şey gecikmeli olsa da bizde her şey dakik, herkes profesyonel. Biz kasım başında gittik ve Mısır‘da kış ayı, hava 30 derecelerde. Su sıcak, shorty veya 3 mm elbiseyle dalış yapabilirsiniz. Ben iki gün sadece şort ve tişörtle daldım.

Sharm El-Şeyh Dalış
Sharm El-Şeyh Dalış

Sharm El-Sheikh Dalış

Ve sonunda hayallerim gerçekleşiyor ve suyun altındayım. Çeşit çeşit mercanları, bin bir çeşit renkteki balığı, kayıp balık nemoyla oynamayı, kırmızı anemonları, benekli vatozları, batıkların içindeki zehirli aslan balıkları.. aşık oluyoruz. En sonunda kaplumbağa görmeyi de başardım ama gözüm hep derinlerde koyu dipsiz sularda. 

Sharm El-Şeyh Shark
Sharm El-Şeyh Shark

Shark (köpek balığı) arıyorum ve hocamız görüyor. Shark kovalayıp çarpışmaya ramak kala duruyorum. Hayatımın en büyük pişmalıklarından olacak.

Sharm El-Sheik dalış
Sharm El-Sheikh dalış

Kızıldeniz de On Kasım

Ateş mercanları için hep uyaran ben son dalışta ateş mercanlarının tadına bakıyorum. Bıçakla kesilmiş yada yanmış gibi bir acı duyuyorum. Zamanla geçiyor ama çok can yakıcı ve kızarıklığı geçmiyor hemen. Daha fazla mazur kalırsanız yanık gibi iz kalıyor vücudunuzda. Dalışımız 10 kasıma denk geldiğinden su altında bayrak açıp atamızı anıyoruz.

Sharm El-Sheik 10 Kasım
Sharm El-Sheikh 10 Kasım

İlk yurt dışı dalışımı Zanzibar‘da yapmış olan ben bir kıyaslama yapmadan bitiremem bu yazıyı. İlk olması sebebiyle mi yoksa daldığımız yerin özel olması mı bilmiyorum ama Zanzibar beni daha çok etkilemişti. İnsanoğlu alışıyor mu hemen her güzelliğe bilemiyorum. Muazzam bir belgeselin içindeyiz adeta.Ekibimiz harika..

Sharm El-Sheik Dalış
Sharm El-Sheikh Dalış

Bir gün bize bir sualtı kameramanıda eşlik ediyor. 20 dolar karşılığı fotoğraflarınızı ve videoyu alabiliyorsunuz. Benim gibi namı diğer tembel dalıcı Kızıldeniz‘de lazy jacke terfi ediyor ama her gün günde üç dalış her biri en az 60 dakika hepsini tamamlıyoruz. Kaptanımız Kızıldenizde tekneyi kullanmama izin veriyor. Çok mutluyum. Dalış liderlerimiz Mustafa ve Muhammet, kaptanımız, ahçımız ve muhteşem dalış arkadaşlarımla bol kahkahalı, eğlenceli tadına doyamadığımız beş gün geçiriyoruz.

Sharm El-Sheik
Sharm El-Sheikh

Dalış yapmasanız bile otelin önünden maske şinorkelle baktığınızda bizim dalışta gördüğümüz mercanları, rengarenk balıkları görmeniz mümkün. Dalışta göremediğimiz mor mercanları otelin önünde bir karış suda gördük mesela. Ateş mercanları da oradaydı. Teknede Mısır’a özel yemekler çıkıyor. Gayet lezzetli. Otelimizde çok fazla restoran var. Hepsi açık büfe.. Gayet lezzetli, aç kalma olasılığınız yok. Mısır’ın hijyenden uzak otel ve yemeklerinin hikayesini bilmeyen yoktur ama biz İtalyan tatil köyünde (Domina Coral) kalıp tüm bunlardan uzak bir tatil geçiriyoruz. Geceleri İtalyan şarkılarıyla eğlenebilirsiniz. Animasyon ekibi çok neşeli.

Sharm El-Sheik Jackson Reef
Sharm El-Sheikh Jackson Reef

Sharm El-Sheikh merkeze gidiyoruz. Kiraladığınız araç hiç bir zaman zamanında gelmiyor, anlaştığınız parayı ödeyemiyorsunuz. Hatta sizin aracınıza başkalarını bile almaya kalkabiliyor. Far yakmadan öndeki aracın ışığıyla gitmek çok moda. Sharm El-Sheikh merkezde sıkı pazarlık şart. 20 dolar dediklerini beş dolara alabilirsiniz. Sonradan keşfettiğimiz otelimizdeki çarşılarda hiç pazarlıksız beş dolarları görüp etkileniyoruz. Genelde otellerde pahalı olur ya burada değil.

Sharm El-Sheik dalış
Sharm El-Sheikh dalış

Sina Çölü’n de ATV Safari

Uçuşumuzdan 24 saat öncesinde dalış yapmamamız gerekiyor, sağlığımız için. Son gün atv çöl safarisine gidiyoruz. Deveye biniyoruz. Sina çölünün tozunu toprağını her bir zerremize bulaştırıp göz gözü görmez bir safari yapıyoruz.

Sina Çölü ATV Safari
Sina Çölü ATV Safari

Normalde turların içinde 50 dolar olan çöl safarisi direkt yerine gittiğinizde 10 dolara yapılabiliyor.Çöl safarisinde de bir kameraman sizi çekiyor. Biz sualtı görüntülerini izleyip öyle almıştık. Burada öyle bir şeye vaktimiz olmadığından otele göndereceklerini söylüyorlar.

Sina Çölü ATV Safari
Sina Çölü ATV Safari

5 dolara çakma papirüs baskılı fotoğrafta alabiliyorsunuz. Cd otele geliyor, fotoğraflar yok. Parası ödenmiş. Şaşırmamak lazım aslında. Asıl süpriz videoda. Döndüğümüzde izleme şansımız oluyor ve video tam bir fiyasko. İzlemeden almayın derim. Videoya verdiğimiz 10 dolarda çöpe gidiyor.

Sina Çölü
Sina Çölü

Sharm El-Sheikh Hollywood

Son gecemiz, uçağımız sabaha karşı. Otelimize yakın Mısır’ın Hollywood’u var. Dansöz seyretmeden dönemeyiz. Kişi başı 10 dolara bir içecek dahil dansöz seyretmeye giriyoruz. Grubumuzun erkekleri dansözü beğenmiyor.

Sharm El-Sheik Hollywood
Sharm El-Sheikh Hollywood

Dansöz Rus, oynayamıyor ancak Hollywood hakikaten gidip görmeniz gereken bir yer. Çok güzel bir eğlence merkezi yapmışlar. Mısırda bir kadın olarak tek başına dolaşmak biraz sıkıntılı. Erkekler ısrarcı.

Sharm El-Sheik Hollywood
Sharm El-Sheikh Hollywood

Ve maceramızın sonunda havaalanındayız. Resmen herkesin gözü önünde tacize uğrarcasına kadın erkek herkes elle aranıyor. Her dakika herkese pasaport göstermekten yoruluyoruz. Aramalardan uzun kuyruklar oluşuyor. Sandaletlerimi bile çıkarttırıyorlar. Son tacizimi pasaportumu gösterdiğim görevliden yaşadıktan sonra suratım beş karış ilerliyorum. Her ne olursa olsun ben yine gelicem.. siz de gidin görün bu güzellikleri. Tek başına çıktığım bu yolda hayatıma bir dolu sevgi dolu insan katıp dönüyorum. 

  • Sardala Koyu
  • Sardala Koyu
  • Sardala Koyu
  • Malkaya
  • İpsiz Recep'in Limanı
  • İpsiz Recep'in Limanı Yolu
  • İpsiz Recep'in Limanı Yolu
  • İpsiz Recep'in Limanı Yolu
  • Kumallı Yolu
  • Sardala Koyu
  • Sardala Koyu kamp
  • Sardala Koyu kamp
  • Sardala Koyu günbatımı
  • Sardala Koyu günbatımı
  • Sardala Koyu kamp
  • İpsiz Recep'in Koyu yolu
  • Sardala koyu, İpsiz Recep'in Yeri

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Sardala Koyu’na Ulaşım

Çok uzun zamandır aklımda olan küllenmiş bir aşktı Sardala koyu. 8 sene kadar önce okuduğum bir internet yazısından yola çıkarak, bir yerlerde fotoğrafını görmemle yeniden hatırladığım Sardala Koyu yollarındayım. Bence tam da kamp zamanı. Ağva Kandıra tabelalarını takip edip Bağırganlı köyünden sonra toprak yoldan 8km gidince, ikinci toprak yolda, aralarda derelerde bu gizli cennet Sardala Koyu.

Pınarlı’ya da yakın. İki buçuk saat gibi bir süre yemyeşil, ağaçlarla kaplı bir yoldan Bağırganlı’ya ulaşılıyor. Navigasyonla buraya kadar gidebiliyosunuz. Buradan sonrasında tarif ettiğim yolu bulamazsanız gördüğünüz kişilere sorarsanız bulabilirsiniz. Biz de sorarak bulduk zaten.

Sardala Koyu
Sardala Koyu

Saradala Koyu Nasıl Bir Yer?

Burada bir tesis olmadığından her şeyinizi alıp gitmeniz gerekiyor. Ağva yolundan gidecekler yol üstündeki büyük marketlerden alışveriş yapabilir. Biz köyden alıyoruz. Fırınından sıcacık ekmekler almak çok hoşuma gidiyor. Müthiş manzaraya her yere atılmış çöp görüntüleri karışıyor.

Sardala Koyu
Sardala Koyu

Hava çok güzel. Plajda kamp yapanlar var. Yağmurlu bir havada o toprak yoldan inmek ya da burada yağmura yakalanılırsa çıkmak biraz sıkıntılı olabilir. Sağdan ağaçların içinden bir patika yoldan yürüyerek plaja iniyoruz. Kayaların yapısı benim en sevdiğim türden. Deniz ılık, hava üşütmüyor.

Sardala Koyu
Sardala Koyu

Sonra Malkaya‘yı görüyorum. Bizim Sardala dediğimiz koya bölge halkı Malkaya diyor. Kaptanlar Sardala’nın Ağva’ya doğru başka bir koy olduğunu söylüyorlar ama şuan kime sorsak burası neresi diye Sardala olarak burayı tarif eder.

Malkaya
Malkaya

Malkaya; denizin ortasındaki adanın içinde gizli duvarlar, geçmiş zamanlarda bir mahsen olduğu düşünülen yapılar var. 2009 yılında sualtı ve üstünde araştırmalar yapılmıştı ve benim okuduğum da bu araştırmalardı. O zamanlar bu toprak yollar da yoktu ve bu koyu bulabilmek çok zordu.

İpsiz Recep’in Limanı, Nam-ı diğer Havuz

Adaya yüzme ve tırmanma işini yarına bırakıp bizim havuz dediğimiz ama bölge halkının İpsiz Recep’in Limanı olarak adlandırdığı gizli cennete doğru, oraya giden insanların yürüyerek oluşturduğu patika yoldan, 20 dakika yürüyerek ulaşıyoruz.

İpsiz Recep'in Koyu yolu
İpsiz Recep’in Koyu yolu

Ormanın içinden yürümek, manzaraların birinden çıkıp birine girmek beni benden alıyor. İpsiz Recep’in Limanını bulmak çok kolay değil.

İpsiz Recep'in Limanı Yolu
İpsiz Recep’in Limanı Yolu

Şuan yıkılmış bir ağaç var aşağıya inen patikanın başında. Aşağı doğru inerken görüyoruz limanı. Bakakalıyorum. Nasıl bir güzellik. Nasıl gizlenmiş, sanki bulunmak istemiyor. İpsiz Recep eski bir korsan ama savaş zamanı Osmanlı‘ya adam toplayıp düşmanlara karşı savaşmış ve gemileri ön tarafa saklayıp kendisi de bu koyda saklanmış.

İpsiz Recep'in Limanı Yolu
İpsiz Recep’in Limanı Yolu

Mağaralar ve gözlem yerleri var resmen. Buradaki tarih çok eski ancak en son İpsiz Recep kullandığı için onun adıyla anılıyor. Birkaç sene öncesine kadar orada kalın bir halat duruyormuş ama onu da almışlar. Hatta girişi sadece denizden gelinen bir kilise olduğu ama zamanla yıkılıp toprak altında kaldığı söyleniyor. Defineciler durmak bilmemiş.

İpsiz Recep'in Limanı Yolu
İpsiz Recep’in Limanı Yolu

Bütün bunları bana Bağırganlı sahilde otopaktan ve çadır alanından sorumlu İlhan anlatıyor. O da kaptanlardan dinlemiş hep. Dışarıdan bakınca denizle bir bağlantısı yok gibi duruyor ama içine girip yüzünce koridor gibi bir boğazdan geçiyorsunuz. Sualtı makinasını yanımıza almadığımızdan fotoğraflayamamak içimde ukte kalıyor.

İpsiz Recep'in Limanı
İpsiz Recep’in Limanı tepeden görünüş

Koya gelenler çöplerini bırakmış her yere. Hatta köpük tabaklarda yemek getirip bunları da suya atmışlar. İlk iş yüzüp onları sudan çıkartıyorum. Yapmasanız olmaz mı? Kim gelip temizleyecek ki orayı?

Sardala koyu, İpsiz Recep'in Yeri
Sardala koyu, İpsiz Recep’in Yeri

Bir deniz ayakkabınız ve maskeniz olsun. Suyun altında mağaralar var meraklısına, girişteki kayalar da oldukça kaygan. Biz oradayken bile pek çok ziyaretçisi oluyor. Yukarı çıkıp geri dönmez devam ederseniz Kumallı diye bir koya çıkıyormuş. Biz biraz yürüyüp öyle alçak ağaçlıklı bir koridordan devam ettik ki en sonunda saat geç olduğu için geri döndük.

Kumallı Yolu
Kumallı Yolu

Sardala Koyu ve Kamp

Çadırımızı kurma zamanı hava kararmadan. Hızlıca geri dönüp hazırlıklarımızı yapıyoruz. Tamamen doğayla başbaşayız. Enteresan bir şekilde, ormanın içinde kalan İpsiz Recep’in koyunda telefon çekerken Sardala koyunda şebeke çok yetersiz, hatta yok.

Sardala Koyu
Sardala Koyu gün batımı

Tam tepede koya hakim bir noktada çadırımızı kuruyoruz. Sandalyelerimizi de unutmuşuz ama olsun. İsteyen Bağırganlı sahilde İlhan’ı bulabilir. Orada otopark günlük 10 TL, şezlong takım 20 TL, çadır başı 10 TL. Yeni düzenlemeden dolayı gölge yerleri çok olmasa da medeniyet isteyenlere beklentisini verebilir. Duş wc ne ararsanız var. Kamp alanında ve köyde alkol satışları var.

Sardala Koyu kamp
Sardala Koyu kamp

Ben doğayla baş başa kamp yapmayı sevenlerdenim ve bu koy bana aradığım her şeyi verirken arkadaşım medeniyet sever olarak bir tesis arayışında. Benim için cennet olan yer onun için pek eğlenceli değil. Bizim insanımız çöpleriyle tarumar etse de hala bakir kalan son yerlerden.

Sardala Koyu kamp
Sardala Koyu kamp

Burada bir tesis yok, elektrik yok, telefon zor çekiyor, internet sıkıntılı. Burada deniz var gelirsen, muhteşem bir gün batımı var seversen, yıldızlar yorganın, dalgalar ninnin, çöpleri de görmezden gelip kaçırmazsan huzurunu huzur da var.

Sardala Koyu günbatımı
Sardala Koyu günbatımı

Ben yıldızlardan yorgan yaptım, dalga seslerinden ninni. Sabah çıkan rüzgarda tam tepede olmamızdan dolayı ne zaman uçacağı mı merak etsem de mis gibi temiz havayı ciğerlerime çekerek kayan yıldızlar altında çok keyifli bir gece geçirdim.

 

Sardala Koyu günbatımı
Sardala Koyu günbatımı

Ertesi sabah Malkaya ‘ya tırmanamadan Sardala masalını yarım bırakıp dönüyoruz. Hoşçakal Sardala, yine geleceğim ve o mahsene gireceğim.

Sardala Koyu kamp
Sardala Koyu kamp

Aklımda kalanlar: Her yerdeki çöpler ve pislik, Muhteşem İpsiz Recep’in Koyu, Malkaya ve doyumsuz manzara
Tavsiyeler: Yanınızda mutlaka kamp malzemeleriniz tam olsun. Bir deniz ayakkabısı da çok işinize yarayacak.

  • Salda Gölü Yolu
  • Salda Gölü
  • Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
  • Salda Gölü Yeşilova Belediyesi'nin Kamp Alanı
  • Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
  • Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
  • Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
  • Yeşilova Belediyesi Kamp alanı
  • Salda Gölü Kamp Alanı
  • Salda Gölü Bungalov
  • Salda Gölü Günbatımı
  • Salda Gölü Günbatımı
  • Salda Gölü Günbatımı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Mars yolundayım. Salda’ya gidiyorum. Çok merak ediyorum. Türkiye’nin Maldivleri Salda, yeryüzündeki Mars oluşumlarının olduğu iki yerden biri. Diğeri Kanada’da. Salda  Gölü fotoğraflardaki gibi mi? Gerçekten turkuaz suları bembeyaz kumsalları var mı? Heyecanlıyım çok. 

Salda Gölü’ne Nasıl Gidilir?

Salda Gölü Burdur’un ilçesi Yeşilova‘da. Yeşilova’ya 5 km, Burdur’a 56 km, Denizli’ye 96 km, Antalya’ya 159 km mesafede. Biz Akyaka‘dan Salda Gölü’ne gitmek üzere yola çıktık. Hiç zorlanmadan iki buçuk saatte Salda Gölü’ne varabiliyorsunuz. Navigasyonla zaten artık kaybolma riski yok gibi bir şey. Zaten yaklaştıkça Salda gölü tabelaları çıkıyor. 

Salda Gölü Yolu
Salda Gölü Yolu

Geldiğimiz yolda Salda kayak merkezi tabelaları görüyorum. Kayakta yapıldığını yazdım aklıma. Demek ki kayağa da gelinecek ve buranın kış hali de görülecek. Yol beni Salda‘ya kavuşturduğu yerde gölün tamamını görebiliyorum. Ortası lacivert kenarlar turkuaz ve bembeyaz kumsallar. Woww kelimesi döküldü ağzımdan. Ne tarafa gideceğimizi gösteren bir tabela yok. Salda yazıyor ve bir ok gölü gösteriyor. Salda‘ya geldiniz ve sağa döndünüz. Dümdüz yolun solunda Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı tabelası görünceye kadar yolu bırakmayın. Geri dönmeyin. İnternetten bakıp gördüğüm Yeşilova Belediyesinin Kamp Alanı’nı arıyoruz.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Salda’nın bir krater gölü olduğunu, Türkiye’nin en derin , dünyanın üçüncü en derin gölü olduğunu ve marstaki kaya oluşumdalarından dolayı sit alanı olduğunu okudum geldim. Sit alanı olduğu için her yere çadır kurdurmuyorlar. Sit alanından dolayı çivi çakılamıyor deniliyordu ama gölün kenarında kocaman bir otel gördüm. Yoldan giderken bir oraya bir buraya girip geri dönüp biraz bocaladık. Belediyenin kamp alanının önüne gelinceye kadar bir tabela yok ve çok keskin bir girişi var.

Salda Gölü Kamp Alanı

Sonunda kamp alanını bulduk. Bir heves arabadan iniyorum hemen. Göle bir hayli mesafedeyiz. Ne yapacağımızı düşünürken bir görevli bizi aydınlatıyor. Canımızın istediği yere, gölü görebileceğimiz yere çadırımızı kuramayacağımızı öğreniyoruz. Gölle arasında bayağı bir mesafede en önde sıra sıra bungalovlar var.

 

Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı

İçinde çift kişilik ve tek kişilik yatak ve banyo var. Verandasında masasıyla sandalyesiyle 75 lira verip göle karşı uyuyup uyanabilirsiniz ama biz kamp yapmak istiyoruz. Göle karşı uyuma, gölü seyretme, gözümü açtığımda gölü görme hayallerim suya düşüyor.
Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı

Bungalovlar

Bungalovlarla çadırları ayıran bir tel örgü bulunuyor. Bungalovların arkasında tam bir çadır kent var. Çevre illerden geliyorlarmış. Çadır yeri ücretsiz olunca bildiğiniz ev gibi çadırlar, tüm donanımlarıyla bir mahalle görünümünde. Haftasonları ve tatillerde dolup taşıyormuş. O çadırların hepsinin geldiğini gözümün önüne getirdiğimde hafta içi geldiğime, sezon dışı orada oluşuma şükrediyorum.Salda Gölü Kamp Alanı

Bizim gibi gelenler onlarında arkasında. Bir tane daha kamp alanı varmış ama zaten saat ilerlemiş, göle bir an önce inme isteği hava kararmadan çadırımızı kurma isteğiyle birleşince kaderimize razı olup bari priz yanı olsun diyerek en stratejik konumu seçmeye çalışıyoruz. Birkaç ağaçta üçlü prizler var.
Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
Arabamızı çadırımızın yanına parkedebiliyoruz. Kamp alanındaki wc temiz, her şey ücretsiz, giriş ücreti yok. Haydi göle. Gittiğimizde ki hafif rüzgar bir anda yağmur ve küçük bir fırtınaya dönüşüveriyor. Belediyenin plajında beyaz kumlara ulaşıp göle ayaklarımı sokuyorum. Sahilde bize oyuncu bir sürü köpek eşlik ediyor. Yanımızda ki iran kedimizle dostça oynuyorlar.Yeşilova Belediyesi Kamp alanı

Hava patlayınca aramızdaki kite surf yapan arkadaşımız bir heves malzemelerini alıp geliyor ama hazırlanıncaya kadar hava yatıyor. Salda‘da kite yapma hevesi kursağında kalıyor. Olsaydı efsane olacaktı ama. Hava yatar yatmaz hemen gidip çadırımızı kuruyoruz ve Yeşilova köyüne akşam için alış verişe gidiyoruz. Aslında kamp alanında bir restoran var, fiyatları da çok makul ama biz kamp olayının vazgeçilmezi olan mangal olayında kararlıyız.

Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı

Yeşilova‘ya köy demek biraz haksızlık olur. Bakkalı bile takım elbiseyle karşılıyor bizi. Kadın kasabı muhteşem etler veriyor. Fiyatlar makul. Hiç bir şey almadan geldik ama ne aradıysak bulduk. Köyde yemek için bir sürü alternatif var. Kamp alanımızda motorcu gençler var. Biri ateşi yakıyor, ben yanımda getirdiğim haşlanmış patatesle salata yapıyorum, diğeri salataya yağ buluyor.

Salda Gölü Günbatımı ve Gece

Kamp ortamlarının bu dayanışmasını çok özlemişim. Gün batımı için koşma zamanı. Günü efsane şekilde batırıyoruz. Boş bungalovlardan birinin verandasına oturup uzaklara dalıp dalıp gidiyoruz.

Salda Gölü Bungalov
Salda Gölü Bungalov

Akşam masamız kurulmuş, mangalımız yanmış, karnımız doymuş, hoş sohbetler edilmiş, etrafımızda en az beş köpeğimiz ve meraklı kedimizle uzaktan gelen sonrasında sabaha kadar susmayan bir eğlence mekanının müziğiyle geceyi tamamlıyoruz.

Salda Gölü Günbatımı
Salda Gölü Günbatımı

Burada internet çok sağlıklı olmadığı için telefonlarımızı bir kenara bırakıp özgürlüğümüzün tadını çıkarıyoruz. Dünyadan kopmak hele ki kamp alanındaysak ruhu güzel temizliyor. Siz siz olun masa üstünde bile olsa dışarıda yiyecek bırakmayın. Yüksek volüm müzikten anca uyumayı başarmış ben gecenin üçünde bir gürültüyle fırlıyorum.

Salda Gölü Günbatımı
Salda Gölü Günbatımı

Dışarıda biri var, dışarıda biri var. ” Uyku sersemi kaç kere söyledim bilemiyorum.Dışarıda köpekler var. Kafamı çadırdan uzattığımda masanın üstündeki her şeyi yerde görüyorum , diğer tarafa bakınca iki ayağının üstüne kalkmış kocaman bir köpeğin motorlara saldırdığını görüyorum.

Salda Gölü Günbatımı
Salda Gölü Günbatımı

O kadar gürültüye bir tek benim uyanmam çok tuhaf. Köpeği kovalamasak motoru devirecek. Sonrası uzaktan gelen türkülerle uyuma zamanı. Gece böyle geçince sabah geç kalkıyorum.

Salda Tabiat Parkı’na Nasıl Gidilir?

Çok severim kamp sabahlarını. Yine eldeki kısıtlı imkanlarla herkes bir şeyler hazırlar. İp gibi akan bir suda bir şeyler yıkanır, hazırlanır, kahvaltı edilir ama beş yıldızlı bir mekan olsa şuradaki tadı vermez. Çadırımızı toplayıp Salda‘yı gezme ve tadını çıkarma zamanı. Toparlanıp geldiğimiz yöne geri dönüyoruz ve Salda Gölü Tabiat Parkı tabelası görüyoruz. Gelirken görmedik böyle bir tabela. Neden?

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Çünkü tabela sadece bu yönde gidenler için, diğer yönden gelenler Venüs Restoran tabelasından girecekler ve yol ikiye ayrıldığında sola dönecekler. Tabiat Parkı halkın değimiyle Orman Kampı, araç giriş 7,5 lira. Yaya 2 lira, motorsiklet 5 lira. Yeni yapılmış sanırım, her yer pırıl pırıl. Çam ağaçlarının yeşilliği bembeyaz kumlarla birleşip turkuaz sulara kavuşuyor. Gölün turkuaz rengi masmavi gökyüzünün bulutlarına karışıyor. Müthiş bir bulut şöleni var. Benim gibi bulut fotoğrafı çekmeyi sevenler bayılacaklar.Denizden 1193 metre yukarıdayız. Bu güzel bulutların sebebi bu olabilir mi?

Salda Gölü
Salda Gölü Tabiat Parkı

Bir gün önce kimsenin birbirine itiraf etmediği, neşe kaçırmamak için sustuğu, belediye plajının yarattığı hayal kırıklığı burada mutluluğa dönüşüyor. Burası o fotoğraflarda gördüğümüz yer. Keşke burada kamp yapmamıza izin verselerdi, keşke ücretli olsaydı biz razıydık sohbetleri dönüyor. Burada kamp yasak.

Salda Gölü’n de Yüzülür mü?

Uzun ve geniş bir plaj. Kum dediysem öyle normal kum hayal etmeyin. Sert minik kaya parçası gibi. Her yerde göle girmek yasak yazıyor ama soyunma kabinleri ve duşlar var. Göle dubalar çekilmiş. Biz gittiğimizde kimsecikler yoktu. Bembeyaz kumsalda bir başınaydık. Bize özel böylesi bir plaj. Masal gibi, hayal gibi.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Salda‘ya gelipte yüzmeyeceğim düşünülemez. Göl krater gölü olduğu için bir adım sonrası aniden çok derinleştiği ve insanların boğulduğu söyleniyor. Aman siz dikkatli olun. Tabiat Parkı‘nın dubalarla çizilmiş yeri bana güvenli geldi. Doğal olarak gölün dibine bata bata ilerliyosunuz. Su berrak ve biraz soğuktu.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Salda Türkiye’nin en temiz suyu. Bir Zanzibar değil ama. Bunu söylemek zorundayım. Daha önce orayı görmemiş olsaydım burasının beni çok etkileyeceği tartışılmaz ama çıtam fazla yüksek sanırım. 184 metre derinliğiyle ölçülebilen Türkiye’nin en derin gölü. Turkuaz sulardan birden laciverte dönüşmesinin sebebi bu.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Güneş çıkınca göl sihirli bir değnek değmişçesine turkuaz rengine bürünüyor. Sodalı ve magnezyumlu suyu bu kumların rengini veriyor. Hatta bir zaman burada kalan her şey beyaza dönüşüyormuş. Dönüş yolunda “ayaklarımıza noldu?” sorusunun cevabı da buymuş. Saça ve cilde iyi geldiği de doğruymuş. Dönerken hepimiz pamuk gibiydik ama saçlarım renk değiştirdi.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Kumların beyazlığından göz açmak imkansız gibi. Bu beyazlıktan fazlaca yandık. Hassas olanlar güneş kremlerini unutmasın. Gölde üç adet endemik balık türü var. Burası soyu tükenen dik kuyruk ördeklerinin kışı geçirdikleri yer. Gölde su yılanı olduğu ama zararsız olduğunu duyduk. Orman kampında karşılaştığımız sincapla mutlu olduk.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Salda’dan aklımda kalanlar: Bembeyaz kumlarda yuvarlandım, turkuaz sularda yüzdüm, maskeyle suyun dibindeki otları seyrettim, bulutlara doydum, ıssız bir plajda güneşlendim, bir sürü köpekle arkadaş oldum, bir iran kedisinin Salda kumlarında oynayışına şahit oldum. Eski günlerdeki gibi kamp yaptım.

  • Oylat Mağarası
  • Oylat Mağarası Yolu
  • Oylat Mağarası 1ci galeri
  • Oylat Mağarası 1ci galeri
  • Oylat Mağarası 2ci galeri
  • Oylat Mağarası içeriden dışarıya bakış
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi
  • Oylat Şelalesi, Boytrek yürüyüş grubu
  • Oylat Mağarası
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi
  • Oylat Mağarası
  • Oylat Şelalesi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

İstanbul’dan birkaç saat uzaklıkta Bursa bu konuda bize kucak açıyor. Doğa yürüyüşü ve sıcacık şifalı sular. İnegöl’de ki Oylat mağarası, Oylat şelalesi ve Oylat kaplıcaları harika bir deneyim bizim için
Hazır yarı yıl tatili de gelmişken, bir kaç günlük bir kaçamakla, ruhunun ve bedeninin arınmasını isteyenlere çok da uzak olmayan bir rota önerisidir bu yazı. İstanbul’dan birkaç saat uzaklıkta Bursa bu konuda bize kucak açıyor. Önce Uludağ’da kayak deneyimi ve sonrasında doğa yürüyüşü ve sıcacık şifalı sular. Uludağ deneyimini bir önceki yazı da kaleme almıştık. Şimdi sıra ikinci aşamada. İnegöl’de ki Oylat mağarası, şelalesi ve kaplıcaları.

 

Oylat Mağarası

Çok uzun zamandır bir kaç sefer gitmeye teşebbüs ettiğim ancak gidemediğim Oylat mağara, şelale ve  kaplıcalarına düzenlenen hikingi görünce çok seviniyorum. İstanbul’dan çıkan bir doğa grubunun buraya gideceğini duyunca, biz de hazır Bursa’dayken yürüyüşe katılıp katılamayacağımı soruyorum. Katılabileceğimi öğrenince de çok seviniyorum tabi.

Oylat Mağarası Yolu
Mağara Yolu

Sabah erken kalkıp İstanbul’dan gelen grupla telefonlaşıyoruz. Onlardan öndeyiz. Yolda biraz kestirmek istiyorum ve gözümü açtığım an her yerin karla kaplı olduğunu görüyorum. Navigasyona Oylat mağarası diye yazmanız yeterli, o sizi götürüyor. Ana yoldan giderken Oylat tabelası yok. Karlı yolda sapmamız gereken yerde hızlı olduğumuz için sapamıyoruz.

Oylat Mağarası

Navigasyon yeni rota belirlese de karla kaplanan köy yoluna girmek imkansız gibi. Sapağı kaçırmamaya çalışın. Biz ilerden dönüp gelinceye kadar İstanbul’dan gelen ekip bizi geçiyor ama Oylat mağarasında yakalıyoruz. Onlar gezmeye başlamış. Mağara giriş 7,5 lira. 30 yıllığına kiralayan özel bir şirket işletiyormuş. İnegöl merkezden buraya servisler mevcutmuş.

Oylat Mağarası 1ci galeri
Oylat Mağarası 1ci galeri

Mağaraları çok sevdiğim için güle oynaya giriyorum. Yürü yürü bitmiyor. O dışarıdan gördüğümüz dağın içi komple mağaraymış. Işıklandırmışlar ve yürüme yolu yapmışlar. Bir ara kendimi İndiana Jones filminin içine düşmüş gibi hissediyorum. Tırman tırman bitmiyor, her yerden sarkıtlar sarkıyor.Mağara iki bölümden oluşuyor.

Oylat Mağarası 1ci galeri
1ci galeri

Oylat Mağarası Galeriler

1ci galeri daracık, 2ci galeri çok geniş çökmelerin ve sarkıtların olduğu bölüm. Ben en çok girişindeki dar koridor gibi yeri sevdim. Oluşumu binlerce yıl süren mağara hala oluşmaya devam ediyor. Mağaranın içinde yarasalar yaşıyormuş ama biz göremedik.

Oylat Mağarası 2ci galeri
Oylat  Mağarası 2ci galeri

Belli bir noktadan sonrasına geçiş izni yok. Ziyarete açık 3cü en uzun mağara burası. İçeriden dışarıya, o karlı manzaraya bakmak çok güzel. Dışarıya çıktığımızda yılın ilk karının neşesiyle karlarda yuvarlanıyoruz. özlemişiz.

Oylat Mağarası içeriden dışarıya bakış
Mağaranın içeriden dışarıya bakış

Mağarayla kaplıcaların olduğu bölge çok uzak değil. Herkes kara hazırlıksız yakalanmış. Bizim lastiklerimizde yine kar çoraplarımız var ve sorun yok.

Oylat Şelalesi

Araçları kaplıca bölgesine parkedip asıl amacımız olan Oylat Şelalesi’ne doğru yürüyüşümüze başlıyoruz. Parkın içinden geçip ilerlediğinizde şelale yolunu kolayca bulabilirsiniz. Biz gidiş geliş 7 kmlik kısıma katılıp sonrasında termal keyfi yapmak üzere buradayız.

Oylat Şelalesi yolu

Birden bastıran kardan dolayı yürüyüşümüz bir hayli zorlu geçiyor. Karın altını görmediğimiz için önden gidenin adımlarına göre gidiyoruz. Bir tarafımız dere olduğu için aşağıya kaymamamız gerekiyor. Bu hava şartlarında böyle bir yolu asla tek başınıza yapmamalısınız.

Oylat Şelalesi yolu

Kaymayan iyi bir ayakkabınız yoksa o yola gitmemelisiniz. Normal havada yarım saatte yürünebilen şelaleye bir buçuk saat gibi bir sürede ulaşabiliyoruz ama muhteşem kar manzaralarından geçerek. Canlı bir tablonun içinde gibiyiz.

Oylat Şelalesi yolu

Dünya siyah beyaz olmuş ve renkli kalan tek şey bizlermişiz gibi. Şelaleye ulaşan ekip şen şakrak. İstanbul’dan sabah saat 6 da yola çıktıkları için onların öğle arası. Getirdikleri sandaviçleri şelaleye karşı yiyorlar.

Oylat Şelalesi
Oylat Şelalesi

Hepsi 15kmlik uzun yürüyüş için gelmişti ama biz geri dönerken bir baktık ekibin çoğu bizimle birlikte. Ekipteki iki liderden biri olan Kamil abi dönenlerin güvenliği için geri dönüyor. Bir kısım yürüyüşe devam edecek.

Oylat Şelalesi, Boytrek yürüyüş grubu

Dönüşümüz gidişimizden daha kolay oluyor. Fotoğraf çekmeye doyamıyoruz. Havanın mis gibi kar kokusu, buz gibi havası, manzaranın muhteşemliği hala gözümün önünden gitmiyor.

Oylat Kaplıcaları

Gelirken, termal kaplıcanın saat 4’te kapanıp temizlik için 7’ye kadar açılmayacağını öğrendiğimizden hızlı hareket ediyoruz. Oylat’taki oteller 3-4 günden aşağı rezervasyon kabul etmiyor. Özellikle haftasonları dışarıdan müşteri almıyor.

Belediyenin işlettiği yerin temizlik sebebiyle uzun saatler kapalı olacak olması, kapanmasına da sadece bir saat kalması hevesimizi kaçırıyor. Belediyenin yeri 5 lira. Kadın erkek ayrı. Tam bunları sorgularken belediyenin kaplıcasına bitişik, bir otelin aile havuzları olduğunu öğreniyoruz. Orada temizlik ve saat sorunumuz yok. İki kişi normal havuzlu oda iki saati 100 lira, jakuzili 125 lira.

Oylat Şelalesi yolu

Daha kalabalık aileler için kişi sayısı arttıkça fiyatlar odasına göre 20-30 TL artıyor. Sauna, buhar odası her şey var. Kredi kartı geçiyor. En sonunda kendimizi sıcak sulara atabileceğiz. Oylat kaplıcasında ki su hiç bir işlemden geçirilmeden içilebiliyormuş.

Oylat Şelalesi yolu

Oylat Adını Nasıl Aldı?

Oylat adını Tekfurun kızını tedavi etmesinden aldığı söyleniyor. Zamanında Tekfur’un kızı amansız bir hastalığa yakalanıyor ve en son buraya getiriliyor. Son günlerini yaşadığına inanarak “Ölyat” diyorlar ama Tekfur’un kızı buradaki şifalı sularda iyileşince bölge ün salıyor ve zamanla adı Olyat‘a dönüşüyor. Kaplıcanın şifası saymakla bitmiyor. Ayrıca içme kürleri de yapılıyor.

Oylat Şelalesi yolu

Normal de 2 saat olan süremiz, hava şartlarından kimsenin olmamasından dolayı esnek. Kimse bize dokunmuyor. Bir gün öncesinden kayakta tutulan kemiklerimin üstüne bir de şelale yürüyüşü ve soğuk eklenince bu sıcacık sular, saunalar, buhar odaları cennet gibi geliyor. Yunanistan’da gittiğim termalden sonra ülkemizde ki termal tesislerin gelişmişliği, hijyeni beni çok mutlu ediyor.

Oylat Mağarası
Oylat Mağarası

Bizden en az bir 20 yıl gerideler. Resepsiyonda sohbet ettiğimiz arkadaşlar arap turistlerden çok memnun. “Onların suyla işi yok, geliyorlar 15 dakika duş alıp çıkıyorlar. Talepkar değiller ama Avrupalı ya da Türkler sauna vs. her şeyi kullanmak istiyorlar” deyince bizi bir gülme alıyor. Her şeyi istemişim, kullanmışım. “O zaman biz gidelim” diyorum.

Oylat Şelalesi

Sıcacık sulardan çıktık, binanın içi de çok sıcak ve dışarı da kar var hasta oluruz diye düşünmeyin. Kafanızı iyi kurutup çıktığınız da o soğuk hava mis gibi geliyor insana. Küçük çarşıda fırından kasaba, bakkaldan mayosuna her şey satılıyor. Kaplıcaların olduğu bölgede pideci bile var ama biz hava şartlarından çok geçe kalmak istemediğimizden fırından kocaman bir ekmek alıyoruz, kasaptan sucuk ve etler.

Oylat Mağarası

Hayatımda yediğim en güzel sucuk ekmek ve müzikler eşliğinde yola koyuluyoruz. Bir gün kayak, ertesi gün şelale yürüyüşü ve sonrasında ki termal bizi arınmış bir beden ve kafayla geri yolluyor. Kendi aracıyla gitmeyenler İnegöl’e ulaştıktan sonra, dolmuşlarla 15 dakika da kaplıca bölgesine ulaşabilirler.