• Ballıkayalar Şelale
  • Ballıkayalar Delileri
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar Kamp
  • Ballıkayalar Göl
  • Ballıkayalar Kamp
  • Ballıkayalar Kamp
  • Ballıkayalar Şelale
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar patika yol
  • Ballıkayalar patika yol
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar Kamp
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar Şelale

Gebze’de bulunan Ballıkayalar tırmanış sevdalılarının antreman bölgesi, çocuklu ailelerin mangal yeri ve gençliğin kamp alanı. Ballıkayalar Tabiat Parkı her zaman akan deresiyle, muhteşem doğasıyla bir sit alanı. Ballıkayalar aynı zamanda motorcuların uğrak yerlerinden.

nerdesinbahar
nerdesinbahar

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

 

 

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Ballıkayalar şehrin hemen dibinde yemyeşil, kanyona benzeyen, dar ve derin kazılmış bir boğaz. 1ci derece sit alanı. Ballıkayalar Kocaeli Gebze Tavşanlı Köyü’nü geçince biraz ileride. Navigasyona yazınca sizi oraya kadar götürüyor. Beşiktaş Gebze arası bir buçuk saat sürüyor.

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Çadırı nereye kuracağımıza karar veremeyince birşeyler yiyelim diyoruz. Çünkü kahvaltı bile etmeden çıktık. Eskiden burada bir restoran vardı ve her şey bulunurdu ama belediye orayı kapatıp yerine de yenisini açmayınca bunu bilmeyen biz aç kalıyoruz. Artık iki ayrı tesis var ve tost çay gibi şeyler bulunuyor. Burada kahvaltı etme hayali suya düşüyor.

Ballıkayalar

Gelirken alışverşinizi yapıp gelmeniz gerekiyor. Yakındaki köyden yapabilirsiniz. Köyde ve burada alkol tüketimi yasak. Mangal yapabiliyorsunuz. Üç tip insan profili var. Biri kampçı gençlik, diğeri sportif aktiviteciler, diğeri mangalcı halk. Haftasonları da biraz kalabalık oluyor. Daha önce haftaiçi gelmiştim, kimsecikler yoktu.

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Dağcılar daha çok tepelere yürüyüp kamp yapıyor. Arkadaşları beklerken dere kenarında biraz yürüyelim diyoruz. Yürürken biri bir şelaleden bahsediyor. Kaç defa Ballıkayalar‘a gelmeme rağmen ilk defa şelale olduğunu duyuyorum. Şelale aşkımı bilmeyen var mı? Hal böyle olunca yola düşüyorum tabi.

Ballıkayalar

Ballıkayalar Şelale

İlk başta iki kişi başladığım yolda doğaya alışık olmayan arkadaşımın geri dönmesiyle tek kalıyorum ama yolda her karşılaştığım insan peşime takılıyor. Herkes birbirinden cesaret alıyor. Sular yüksek, geçmek zor. Belli bir yerden sonra oldukça zorlu bir yolu var. Çoğu yerde kayalara sarılarak geçiyoruz. 

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Kaymayan bir ayakkabı şart. Ayaklarım bu kadar kaymasa daha kolay olacak.Ayaklarım haftaiçi yaptığım uzun yürüyüşlerden dolayı yara bere içinde. Bu sebepten rahat olsun diye converseleri giymişim, kayıp duruyorum. Yola çıkarken şelaleden habersiz olduğum için hazırlıksızım yani.

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Ayaklar bu kadar kayınca tüm gücü de kollardan alıyorum. Manzaralar öyle muhteşem ki adım başı fotoğraf çekiyoruz. Benimkini yoldan geçen herkes çekiyor. Şelaleye giden son dönemeç çok zorlu. Parmak uçlarımla tutunurken ayaklarımın burnuyla kayalarda çentik arıyorum. Oldukça da yüksekteyim.

Ballıkayalar

Buradan aşağıya düşmek istemem. suyun derinliği hakkında fikrim yok. Suya düşmek sorun değil aslında, suda sivri bir kaya olabilir. Bundan korkuyorum. Korkmak derken kafamda derinlere ittiğim düşünceler bunlar. Ben hep “hadi bahar yaparsın” tarafını duyuyorum.”

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Sonlara doğru yol zorlaştıkça azalsakta şelaleye kadar varıyoruz. Orada bir abi fotoğraf çekiyor. Daha tam şelaleyi gören tepeye çıkmamışım. Abi tam dönmek için hamle yapınca istemsizce “dur gelme, fotoğrafımı çekeceksin” diye birşey çıkıyor ağzımdan. Çok kibar olduğumu söylemiş miydim?

Ballıkayalar Şelale
Ballıkayalar Şelale

Sağolsun “tabi” diyor ve beni bekleyip kare kare fotoğrafımı çekiyor. Çocuklarıyla gelmiş ama çocuklar bu tarafa geçememiş. Onlar geri dönerken ben şelalenin tepesine doğru ilerliyorum. Orada da genç çocuklar var. Bu sefer onlar fotoğrafımı çekiyor sabırla. 

Ballıkayalar
Ballıkayalar Şelalenin tepesi

Şelale Dönüşü

Ben şelalenin tepesinde manzaranın tadını çıkarırken herkes gitmiş. Dönüş yolunda tek kalmışım. Dağın başında bir başınayım. “Kafamı dinlemek istiyorum diyordun, Al dinle kafanı” diye kızıyorum. Hava kararmadan geri dönüşe geçmeliyim. Aynı zor yoldan geçerken bir ara ne tutunacak birşey ne ayağımı koyacak taş bulamıyorum.

Ballıkayalar patika yol
Ballıkayalar patika yol

Kayaya resmen sarılıyorum. İnsan kendi kendine konuşur mu? Ben konuştum. Hem de yüksek sesle. O birkaç saniyede kendimi sakinleştirdim ve havada asılı kalıp kendimi ileri attım. Düşsem kimsenin haberi yok. Bir yoldaş olmadan gitmeyin sakın. Ben ettim siz etmeyin. Şimdi düşünüyorum da şelalenin tepesinden dümdüz tepelerden yürüyerek dönebilirmişim. Hem o yolu da görmüş olurdum.

Ballıkayalar patika yol
Ballıkayalar patika yol

Şelaleye çok yakın bir yere kadar o kadar kamp malzemesini taşımayı başaran bir gençlik de var. Günün “delisi sizsiniz” diyorum. Gülüyorlar. Onlardan su istiyorum. Mangal yapmışlar. Bana ikram ediyorlar. İlk önce “tamam” diyen ben unutup yola koyuluyorum. Çok zeki olduğumu söylemiş miydim?

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Ballıkayalar‘a vardığınızda bir gölet sizi karşılıyor. O göletin karşısına geçip yürürseniz daha kolay yürüyebilirsiniz. Ağaçların arasından bir patika yolu bile buldum. Kaybetmezseniz şelalenin oldukça yakınına kadar ağaçların içinden yürüyebilirsiniz.

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Ballıkayalar Kamp

Sorunsuz, tek nokta ıslanmadan, yara bere almadan geri döndüğümde arkadaşların geldiğini görüyorum. Kamp kurulmuş, yemek hazırlığına başlanmış. Dere kenarında bir yer bulup, çadırımı kurup, sandalyeleri de atınca bir oh diyorum.

Ballıkayalar Kamp
Ballıkayalar Kamp

Biraz dinlenmeliyim. Sabah havanın biraz serince ve bulutlu olması biraz tadımı kaçırsa da tabiat ana gönlümü almayı başarıyor. Mutluyum. Güzel bir haftasonu oluyor. Ballıkayalar’da kamp yapmanın bedeli bir araç, bir çadır, iki kişiye kadar 50 TL. Elektrik yok. Sadece wc ve su var. Dere kenarında içerilere doğru kamp ücretsiz tabiki. 

Ballıkayalar Kamp
Ballıkayalar Kamp

 

 

  • Emirgan Korusu, sincap
  • Rumeli Hisarı
  • İstanbul Boğazı 2ci Köprü
  • Emirgan Korusu
  • Pembe Köşk
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Sarı Köşk
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu, sincap
  • Emirgan Parkı, Laleler

Hürriyet Seyahat Gezgin Yazar

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Bunca nesil İstanbul’lu olup da bir kere bile gitmediğim Emirgan Korusu’nda ki laleleri görmeye gidiyoruz şimdi. Yıldız Parkı’na aşık olduk. Emirgan Korusu’ndan da aynı performansı bekliyoruz. Emirgan Korusu’na Sarıyer’e giden herhangi bir otobüsle gidebilirsiniz. Kendi aracınızla da gidebilirsiniz ama bu tarz yerlerde parkla ve trafikle uğraşmamak için ben araçsız gidiyorum. Hava da güzelse genelde sahilden İstanbul Boğazı’nı seyrederek ve boğaz havası alarak yürümeyi tercih ediyorum.

 

Emirgan Korusu’na Giderken Telef Olanlarda Bugün

İsteyen Eminönün’den ve Anadolu yakasından kalkan vapurlarla deniz yoluyla gelebilir. Bence çok güzel seçenek. Boğaz turu atan vapurlara binmeyin ama. Onlar ikinci köprünün ayağından geri dönüyor. Herhangi bir iskeleye yanaşmıyor.

İstanbul Boğazı 2ci Köprü
İstanbul Boğazı 2ci Köprü

Biz Beşiktaş’tan otobüse biniyoruz. Korkunç bir trafik var. Haftaiçi ve gün ortası olmasına rağmen hem de. Hınca hınç otobüste Bebek’e kadar dayanabiliyoruz. Orada inip geri kalan yolu yürüyoruz. 500T’den sonra en popüler otobüsün bu olduğuna karar veriyorum.

Rumeli Hisarı
Rumeli Hisarı

Boğaz havası ve manzarasına karşı çok güzel bir yol oluyor. Eskiden tekneyle geçtiğim boğazda yürümek buruk bir tebessüm bırakmadı değil ama ikisinin de yeri ayrı. Bebekten itibaren yürüyüş yolunu oldukça genişletmişler. Denizi doldurmuşlar.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Üç tarafı denizlerle kaplı, hatta kendine ait bir denizi olan ülkemde, denizden bu kadar nefret edilir ancak. Yakında iki kıyı birleşecek onun yerine Trakya’da kanal açacaklar. Bir taraftan deniz doldurulurken diğer taraftan yeni bir boğaz yaratılıyor. Bu doğa insan oğluna yaranamıyor. Beğenmeyip yeniden yapıyoruz hep.

Emirgan Korusu

Emirgan Korusu Lale Devri

Eski tarihlerde Emirgan Korusu‘na kayıkla gelinirmiş. Köprü falan yok tabi. Eskiden bir bölümü mesire alanıyken 75 yıl önce İstanbul Belediyesi satın almış ve tamamen halka açmış.

 1635 yılında Sultan IV. Murat bahçeyi Emirgüneoğlu Tahmasb Kulu Han’a (Yusuf Paşa) vermiş, burası da  önce “Emirgüne Bahçesi” olarak anılmış sonradan  bahçenin adı “Mirgün Bahçesi”  ve  “Mirgün”e dönüşmüştür. Sonunda bütün yöre Emirgan adıyla anılmaya başlamıştır. 

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Koru da 120 çeşit bitki bulunuyor. Tarihi Bizans dönemine kadar dayanıyor. İçinde üç tane köşk var. Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk. Benden bir yüzyıl önce inşa edilen bu köşkler benden daha sağlam duruyor.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Emirgan korusunu gelin gibi süslemişler. İtiraf etmek gerekirse daha önce gelmemişim ve neden gelmemişim bilmiyorum. Morlar sarılara, pembeler beyazlara karışmış. Müthiş güzel kokuyor, gözlerimiz bayram ediyor.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Korunun içine serpiştirdikleri çeşitli temalarla fotoğrafçılar ve halk için resmen bir set hazırlanmış. Kumaş güllerle hazırladıkları flamingolara bayıldım. Ta Afrikalara gidip göremediğim flamingolar buradaymış meğer.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Kocaman bir kalp yerleştirilmiş bir köşeye. Kuveytli turistlerden rica ediyorum, fotoğraflarımı çekiyorlar. O iki dakika da nasıl o kadar konuştuk, ne ara kaynaşıverdik bilemiyorum. Emirgan Korusu’nu nasıl bu kadar geç keşfetmiş olabilirim?

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Turistlerin öyle bir ilgisi var ki beni utandırıyor bu durum. Dünyanın öteki ucunda olsa gideriz de burnumuzun dibine neden gitmeyiz bilemiyorum. Onlar ta Kuveyt’ten kalkıp gelmiş, hoşgelmişler. 

Pembe Köşk
Pembe Köşk

Korunun içinde ki Pembe Köşk‘te oturup tatlı ve çay ikilisi yapıyoruz. Fiyatlar makul. Koruda dolaştıkça göllere, şelalere, kelebeklere rengarenk çiçeklere denk geliyorsunuz. Mor çiçeklerin üstü arı dolu, hemen yanında ki beyaz laleler de hiç arı yok. Neye göre gidiyor bu arılar?

Neyin fotoğrafını çekeceğini şaşırıyor insan. Emirgan Koru’su 1-30 Nisan arası lale severleri bekliyor. Biz de açıldığının ertesi günü koruda olunca haftaiçi olmasına rağmen çok kalabalık bir haline denk geliyoruz.

Sarı Köşk
Sarı Köşk

Yukarılara doğru yürüdüğünüzde kocaman bir köşk sizi karşılıyor. Orada da bir restoran var. En tepede İstanbul Boğazı ayaklarınızın altında. Benim İstanbul’um lale zamanı da çok güzel.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Günün Süprizi, Tatlı Sincap

Parka gelirken sincaplardan bahsetmişti biri. İnşallah görürsünüz demişti. Hiç umudum olmadığı için aklıma bile gelmemiş. Aşağıya inerken bir baktık güvenlik görevlisi eliyle bir sincapı besliyor. Nasıl sevimli, nasıl güzel anlatamam. 

Emirgan Korusu, sincap
Emirgan Korusu, sincap

Sanırım aşık oldum. Resmen durup bize poz verdi kerata. Görevli her gün onu beslediğini söyledi. “Adı ne?” diye sordum. Bir adı yokmuş. Ballı olduğumu söylemiş miydim?

Emirgan Korusu, sincap
Emirgan Korusu, sincap

Öyle güzel bir havaya denk gelip tadını çıkardık ki anlatamam. Erguvanlar için erken gelmişiz. O zaman ne yapıyoruz? Erguvan zamanı tekrar gidiyoruz. 

Emirgan Korusu

  • Yıldız ,Parkı
  • Yıldız Parkı Kahvaltı
  • Yıldız Parkı Asma Köprü
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı Asma Köprü
  • Yıldız Parkı Asma köprü
  • Yıldız Parkı
  • Malta Köşkü
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı Asma köprü
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı

Hürriyet Seyahat Gezgin Yazar

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Yıldız Parkı Avrupa yakasında ki en önemli nefes alma alanı. Çok uzun yıllardır Yıldız Parkı’na gitmediğimi farkettim. Hazır bahar gelmişken bir gidip dolaşıp Yıldız Parkı’nın son halini görmek istedim. Bu kadar kalabalık beton yığını bir ilçede inanılmaz bir alan Yıldız Parkı.

 

Yıldız Parkı Göle Karşı Kahvaltı

İstanbul’a bahar bir başka yakışır. Hele ki laleler ekilip tüm park ve bahçeler çiçeğe bürününce. Her yere lale ekilir. Özellikle de koru ve parklara. O rengarenk laleleri görmek için İstanbul’a saldık kendimizi bugün ve turist olduk. Hadi lale görmeye..

Yıldız Parkı

Beşiktaş ile Ortaköy arasında yer alan yaklaşık 46 hektarlık alanı ile kent içerisindeki en büyük koru olan Yıldız Parkı, çeşitli tarih kaynaklarında adı geçen defne ormanları ve mitolojik öykülerdeki “Pan”ın Boğaziçi’nde flütünü çaldığı yeşillikler olarak da biliniyor.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Yıldız Korusu, Lale Devri’nin masalları kıskandıracak “Çerağan eğlenceleri”nin düzenlendiği yermiş. Yeniçerilik kaldırıldıktan sonra kurulan yeni oluşumun eğitimleri de bu koruda verilmiş. ll.Abdülhamit tahta çıktıktan sonra Yıldız Sarayına yerleşiyor ve içine Malta, Çadır, Şale, Kaskat, Limonluk, Set ve Cihannüma köşkleri ile Saray Tiyatrosu’nu yaptırıyor.

Yıldız Parkı

Zamanında çok paralar harcanmış buraya. Bir dönem İtalyan bir şirkete kiralandığında Şale Köşkü casino olarak da kullanılmış. Neyse ki Atatürk bu duruma el atmış ve şirketten alınarak bu duruma son verilmiş. İstanbul Belediyesinin yetki alanında olan park öyle güzel yenilemiş ki hayran olmamak elde değil.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

En güzeliyse bu kadar yakın, bu kadar ulaşılabilir olması. Bugün hala betonla kaplanmadıysa bunu Osmanlı Padişahlarına ve keyiflerine düşkünlüğüne borçluyuz. Çok şükür nefes alacak bir yer kaldı.

Yıldız Parkı Kahvaltı
Havayı da güzel görünce çantamıza birkaç kahvaltılık atıp arkadaşlarla Yıldız Parkı‘nın yolunu tutuyoruz. Yıdız Parkı‘nın yerini bilmeyen yoktur ama yine de kısa bir tarif etmekte fayda var.

Yıldız Parkı

Yıldız Parkı Beşiktaş Çırağan’da, Polis karakolunu geçince, ana kapısından giriyorsunuz. Son halini görmeyen varsa bence en kısa sürede gitmeli. Rengarenk çiçekler karşılıyor bizi. Yukarılara yürümek için biraz tırmanmanız gerekiyor ama yormuyor.

Yıldız Parkı

Yukarılarda piknik masaları var. Orada bir masa buluyoruz. Göle karşı masamızı hazırlıyoruz. Gölgeler hala soğuk ama hava mis gibi. Kahvaltı sonrası park içinde keşiflerimiz devam ediyor. Beşiktaş Belediyesi müthiş güzel bir iş çıkarmış.

Yıldız Parkı Asma köprü

Park komple ıslah edilmiş. Eski halini bildiğim için kıyaslama şansım oldu. Yukarılara doğru yürüyünce asma bir köprü buluyorsunuz. Şimdiye kadar ki gördüğüm en uzun asma köprü bu. Sokak sokak bir asma köprü.Yürüdükçe sallanıyor. Korkmayın, keyfini çıkarın.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı Asma Köprü

Köşeleri dönerek ağaçların arasında dolambaçlı yürüye yürüye yukarılara çıkıyorsunuz. Fotoğraf çekmeye doyamıyoruz. Manzaralara bakmaya da. Etrafımıza baktığımız da tek bir bina görmüyoruz.

Yıldız Parkı Asma Köprü
Asma Köprü

İki adımda resmen bir ormanın içinde, İstanbul’un dışına çıkmış gibiyiz. Çölün ortasında ki bir vaha gibi. Yıldız Parkı hafızamda Arzum Onan ve Mehmet Aslantuğ’un aşkının ilk fotoğraflandığı yer olarak kalmış. İkisini de çok sevdiğim için park benim için ayrı bir yerde her zaman.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Malta Köşkü

Hala birlikte mutlu mesut yaşamalarını Yıldız Parkı’yla nasıl bağdaştırdım hiç bilmiyorum ama yüzümde gülümseme oluşturur hep. Benim hala umudum var. Yukarı da Malta Köşkü‘nün içinde boğaza karşı yemek yiyebilir, çay içebilirsiniz. Bu manzaraya karşı çay 3 lira.

Malta Köşkü
Malta Köşkü

Açık büfe kahvaltı hafta içi 32,5 hafta sonu 42,5 TL. Manzara ve güneşin tadını çıkardıktan sonra aynı yoldan aşağıya iniyoruz. İsteyen Barbaros Bulvarı‘ndan Malta Köşkü‘nün önüne kadar arabayla gelebilir . Yıldız Parkı‘na araç girişi de var ama lütfen arabayla içeri girmeyin. Doğal güzelliği çok bozuyor.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Parkın aşağı girişinden biraz ilerleyince bir gölet yapmışlar. Minik bir köprüsü var. Ördekler yüzüyor. Devamlı bir sular akıyor, kuşlar uçuyor, mis gibi çiçekler kokuyor. Alice Harikalar Diyarı’na böyle ışınlanmış demek ki. 

Yıldız Parkı Asma köprü

Oysaki iki dakika önce arabalardan karşıya geçemiyorduk. Trafik ışıklarında dakikalarca bekliyorduk. Beşiktaş’ın kalabalığından kaldırımda yürüyemiyorduk. Şimdi yemyeşil, rengarenk göletleriyle bir vahadayız. 

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Vücudu topraklama zamanı. “Uzanıp yatıvermiş sereserpe” diye başlar Orhan Veli ve “Olmaz ki! Böyle de yatılmaz ki” diye bitirir. Ah üstad. Sen bu devirde yaşamıyorsun. Biz beton yığınlarının içinde yeşili saksılarda görür olduk. Bakınız Taksim Meydanı.

Yıldız Parkı Asma köprü
Asma Köprü

Bir daha ki sefere kahvaltımı ettikten sonra hamağıma uzanıp gazetemi kitabımı okumayı planladım. Gözüme iki ağaç kestirdim. Bence harika olacak.

Yıldız Parkı Asma Köprü
Asma Köprü

Tabi her rüyanın bitimi ve gerçeğe dönüş hızlı oluyor. Güle oynaya fotoğraflar çekerken, tam parkın çıkışına geldiğimiz anda nefes alamıyoruz. Gözümüzü açamıyoruz. “Biber gazı” diyorum sadece. Ne alaka değil mi? Parkın girişinde bir polis karakolu olunca olabiliyor böyle şeyler. Dediklerine göre bir tüp kendi kendine boşalmış. Çocuklar çok etkilendi. Biz çabuk atlattık. Hepimize geçmiş olsun. Gökten üç elma düşmüş, Gargamel Şirinler’i yemiş…

 

  • Şahindere Kanyonu, Altınoluk

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Altınoluk sahilde miskin miskin plajda güneşlenirken bir arkadaşa denk gelip tavsiyesini aldığımız Şahindere kanyonuyla birden bire canlanıveriyoruz. Şahindere Kanyonu Kaz dağlarının bacasıymış ve Şahindere kanyonunun buz gibi bir suyu varmış. Çok merak uyandırınca ertesi gün gitmeye karar veriyoruz
 

Şahindere Kanyona Ulaşım

Şahindere Kanyon girişi
Sabahın erken saatlerinde önce Altınoluk köyüne çıkıp, Edremit körfezi manzaralı bir yer bulup, harika gözlemeleriyle kahvaltımızı ediyoruz. Sonrasında hemen kanyon yolundayız. Altınoluk Yapı Kredi bankasının sağından girdiğinizde yol sizi götürüyor. Kanyonun çok yakınına kadar evler siteler kurulmuş durumda. Hatta insanlar sabah yürüyüşlerini kanyona doğru yapıyor. Zeytin ağaçlarının içinden kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz. Yolu bulması çok zor değil. Çok az bir miktar ödeyip, arabamızı park edip yürümeye başlıyoruz.
Şahindere Kanyonu’nun Manzaralarına Doyulamıyor

Şahindere Kanyonu Kaz Dağlarının Bacası

Kaz Dağları Milli Parkı içinde olan kanyon 26 km uzunluğunda. Normalde izinsiz kanyonda yürüyüş yapmak tehlikeli ve yasak.  Bölgeyi bilmeyenler kanyonda çok kolay kaybolabilirmiş. Şelaleye kadar yürümek için rehber almak gerekmiyor.  Diğer kanyonlar gibi ahşaptan yürüyüş yolları yok.  Dünyanın oksijen yoğunlaşması olarak en zengin yerlerinden biri olan Kazdağları bunu kanyonlarına borçlu. En çok da Şahindere kanyonu bir baca görevi yapmakta. Denizden aldığı iyotu dağın zirvesine taşıyor, yamaçlardaki dağ havasını da sahile. Böylece bölgede büyük bir oksijen çadırı oluşuyor.

Şahindere Kanyonunun içi fotoğraf için çok elverişli
Bu özelliklerinden dolayı endemik bir yapıya sahip 800 civarı bitki çeşidi bulunuyor. Şahindere kanyonunda pek çok şifalı ot bulunuyor ama toplamak yasak. Eğer meraklıysanız ancak fotoğraflarını çekebilirsiniz. Mis gibi havayı ciğerlerimize çeke çeke, muhteşem manzaralardan geçe geçe, buz gibi suların içinde yer yer suya atlayarak, fotoğraf çekerek ilerliyoruz.

 

Kanyonda suya komple girmeden de yürüyebilirsiniz

İsterseniz suya girmek zorunda değilsiniz.  Dizinize kadar paçanızı sıvamanız yeterli. Benim gibi suya girmeyi seviyorsanız mayonuz havlunuz ve derede yürümeye elverişli ayakkabılarınız mutlaka olsun.  Terlikle zor bir yürüyüş olur.

 Kanyonun içinde yer yer sudan geçmeniz gerekebiliyor.

Şahindere Kanyonunda Yüzmek gibisi yok

Ben her zamanki şelale ve gölde yaptığım gibi elbiselerimle atlıyorum suya. Burada ateş yakmak yasak ama piknik yapabilirsiniz. İlk girişte piknik masaları var ama ilerledikçe yok. Lütfen çöp bırakmayın. Yarım saat gibi bir sürede müsade edilen şelaleye kadar yürüyoruz. Burada kendini suya atmamak mümkün değil. Havuzlarda ki gibi renkli fayanslarla verilen bir renk değil bu. Doğanın koynundayız ve her şey doğanın bir şaheseri. 

Şahindere Kanyonu ve Buz Gibi Suları

Kireçsiz bir suyu bulunan kanyon masmavi ve buz gibi suyuyla bizi kendine hayran bırakıyor. Şelale dediysem çok heybetli yukarılardan dökülen bir su gelmesin aklınıza. Küçücük bir yerden çağlıyor ama döküldüğü yerde oluşan gölcük hem manzarasıyla hem de yüzmek açısından gerçekten harika bir yer.

Şahindere kanyonunda daha öteye gitmeye izin yok

Etrafı kayalık ve yemyeşil ormanların içindeki bu yer oldukça geniş. Kanyonun buz gibi suyunda üşüyünce güneşte ısınabileceğiniz yerler var. Kaz dağlarının oksijenine, Şahinderesi kanyonunun buz gibi sularına, mavi ve yeşilin kaynaşmasına veda edip gitme zamanı.

 

Eğer yolunuz o taraflara düşerse mutlaka uğramanız gereken bir yer. Tüm gün geçirilebileceği gibi birkaç saatte gezip çıkabileceğiniz bir yer. Altınoluk’tan Akçay istikametine giderken Altınoluk çıkışına doğru olan yolda solunuzda kalan dağlara iyi bakın. Dışarıdan hiç belli olmuyor ama içerisinde gizli bir cennet var. 

Aklımda kalanlar: Hiç çöp olmaması, kanyonun buz gibi masmavi suyu, şelalesi, yemyeşil ağaçları ve enteresan kökleri

 
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Binkılıç Yolları
  • Çatalca Binkılıç Köyü Kahvesi
  • Binkılıç Yolları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Doğa güz renklerine bulanınca hiking zamanı geldi demektir.  İstanbul’a yakın rotalar ise vazgeçilmez. İstanbul’a birkaç saatlik Istranca rotasını görünce çoktandır yürüyüş yapmadığımı hatırlayıverdim. Yıldız Dağları (Istranca Dağları) muhteşem manzaraya sahipti. Istranca’yı unutmam mümkün olmayacak. Türkiye’nin Trakya bölgesinde Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul illerinde ve güneydoğu Bulgaristan’da bulunan alçak bir dağ takımı. Yıldız Dağları, Trakya’nın Karadeniz kıyılarına paralel olarak, Bulgaristan’dan İstanbul’a kadar yaklaşık 300 kilometrelik bir dağ zincirinden oluşuyor.Biz Binkılıç köyünden başlayıp Çilingoz deresinden geçip Kıyıköy’e 18 km yürüyeceğiz. 

Istranca Dağlarına Nasıl Ulaştık?

Treking gruplarıyla bu rotaları yürümek hem eğlenceli, hem güvenli, hem de daha az masraflı. Bölgeyi bilen bir rehberle yürümek ormanda kaybolma riskini  ortadan kaldırıyor. Tabi ki ben de öyle yaptım. Sabah 7,30’da Beşiktaş’tan bindiğim servisimiz duraklardan diğer arkadaşları alarak Çatalca’nın Binkılıç köyüne ulaşıyor. Yanımızda götürdüğümüz kahvaltılıklarımıza köy kahvesinden aldığımız çaylar eşlik ediyor. Sabahın erken saatleri, hava hayli serin. Sıcacık yanan sobada ısınıyoruz.

Çatalca Binkılıç Köyü Kahvesi
Çatalca Binkılıç Köyü Kahvesi

Yürüyüş Başlıyor

Köyden ayrılıp bir yarım saat gittikten sonra yürüyüşe başlayacağımız yere geliyoruz. Rehberimiz bilgilendirme konuşmasını yaptıktan sonra öyle hızlı yola koyuluyorlar ki koşsam anca yetişirim. İlk baştaki toprak yolda ısınmamış vücudum yürümemekte direniyor. Hatta ilk yokuşta gruptaki bir kız arkadaşımız kusmaya başlıyor. Daha yürüyüşe geçeli yarım saat olmadı. Neyse ki çabuk toparlıyor.

Binkılıç Yolları
Binkılıç Yolları

Kimseyi tanımıyorum ve grup koptu gitti. Benim gibi arkadan gelen Fatoş’la tanışıyorum ve ona dua ediyorum. “iyi ki gelmişsin, yoksa n’apardım tek başıma” diyorum. Aynı dualar ondan bana geliyor. Grupta Çin’den gelen insanlarda var. Kendi aralarında devamlı çince konuşuyorlar. Hala ne konuştuklarını merak ediyorum.

Binkılıç Yolları
Binkılıç Yolları

Çalan düdüğün sesini takip ederek  grubu yakalıyoruz devamlı. Ormanın içine girmeye başladıkça gördüğüm manzaralar beni benden alıyor. Tam bir ormanın içindeyiz. Fotoğraf çeke çeke, sonra koşa koşa, şakalaşarak, gülerek, sızlamaya başlayan vücuduma kulaklarımı tıkayarak ilerliyorum.
Istranca Dağları
Grubumuzda bir arkadaşın köpeği de bizimle yürüyor. Nasıl sevimli anlatamam. Şunu söylemeliyim ki şu ana kadar yürüdüğüm en güzel manzaralı yerlerden biri Istranca dağları oluyor.  Yine bir coğrafya kitaplarımın bilindik öğretisi içerisindeyim.  Gözlerimi hiç kırpmadan manzaraların hiç bir detayını kaçırmamaya çalışıyorum. Her yer dökülen yapraklarla kaplanmış. Artık sonbaharın son demi.Istranca Dağları

Nereye Koşuyor Bu İnsanlar?

Ağaçlarda son kalan meyveleri yiyerek ilerliyoruz. Yaprakların çıtır çıtır sesi, mis gibi kokusu, muhteşem manzaraları, çeşit çeşit mantarlarıyla nereye bakacağını, neyin fotoğrafını çekeceğini şaşırıyor insan. Çeşit çeşit mantarları gördükçe insanın gözleri Şirinlerle Gargameli arıyor. Bir taraftan da grup koptu gidiyor. “Nereye koşuyor bu insanlar” demekten kendimizi alamıyoruz. Neyse ki her molada yakalıyoruz.
Istranca Dağları

Haça dağına tırmanışım geliyor aklıma. Her molada yakaladığım insanlar ve bir dakika bile oturamadan 7 buçuk saat tırmanışım. Neyse ki burada o kadarı olmuyor ama nedense ayaklarımız o kadar acıyor ki adım atmak bir işkenceye dönüşüyor. Yanımızda getirdiğimiz çerezlerimiz ve meyvelerimizle karnımızı doyururken ormanın serin kuytularında manzaranın tadını çıkartıyoruz. Tüm çöpümüzü de yanımızda götürüyoruz, olması gerektiği gibi.

Haça Dağı maceramı da okumak isterseniz tıklayın.

Istranca Dağları
Istranca Dağları

Fatoş’un her “kaç saat kaldı” sorusuna verdiğim “son beş saat, dayan Fatoş” cevabımla ama öyle ama böyle yürüyüşe devam ediyoruz. Hedefimiz Kıyıköy. Arada Çilingoz deresinden de geçiyoruz. Akşam hava kararmadan bitirdiğimiz yürüyüşümüzde ayaklarımın acısından ağlamak üzereyim ama bitirmenin verdiği mutluluktan da gülüyorum.

Istranca Dağları
Istranca Dağları

Aracımız bizi almaya gelmiş. Kıyıköy’de çay içmeyi planladığımız yer kapalı olunca rehberimiz köye dönmeye karar veriyor. Oysaki Kıyıköy’de başka bir yerde balık yesek ve tanıyamadığım diğer arkadaşlarla kaynaşsak harika olurdu. En zayıf halka olarak en arkada sürünürken bize zaman zaman arkadaşlık edenlerde oldu. Teşekkür etmeden geçemem.

Binkılıç Köyü

Binkılıç köyüne dönüp alışveriş zamanı. Çatalca’nın eti, yoğurdu meşhur olunca eve sucuk ve manda yoğurdu almadan dönemezdik. Köftesinden pek hoşnut kalmadım ben. Köyde çokça kasap var. Alternatifleri değerlendirin derim. Sucuğun kilosu 46 lira, bir kap yoğurt 20 lira.Istranca Dağları

Köy kahvesinde biraz ısınmak ve çay içmek isteyince de araç gidiyor diye çağırıldık. Allahtan kahveci bize karton bardak buldu da çayımıza araçta devam edebildik. Daha önce 12 saat Haça dağı tırmanışında kullandığım, ayaklarımın çok rahat ettiği botlarım bu sefer neden yara yaptı diye düşünürken Doğubeyazıt’taki Cuma hocamın  aramasıyla “sizi çok hızlı yürütmüşler, ondan olmuş” demesiyle aydınlanıyorum. Sonrasında ki bir telefon konuşmasından gruptaki iki kişinin grubun temposunu çok arttırdığını, uyarıları dinlemediklerini, sonuç olarak da diğer 25 kişinin onlara uydurulduğunu öğrenip hayret ediyorum.Istranca Dağları

18 kilometreyi 5 saatte yürüyerek, çoğunda da tırmanarak, yüzülen ayaklarıma, moraran tırnaklarıma ve sadece bu durumda ben olmadığımdan bir sonraki seferde rehberin daha dikkatli olacağına inanmak istiyorum.  Paylaşım usulü trekking kişi başı 40 liraya maloluyor.Istranca Dağları

Her ne yaşanırsa yaşansın gittiğime asla pişman değilim. Yine olsun yine giderim. Her gözümü kapattığımda hala o manzaralar gözümün önüne geliyor. Bob Ross’u anıyorum sık sık. Kartpostal gibi bir canlı tablonun parçası olmak paha biçilemezdi ve her zaman ki gibi çok eğlendim, çok güldüm. Şehrin stresinden uzaklaşmak, sınırlarınızı zorlamak için harekete geçin ve tek rakibiniz kendiniz olsun

  • Taşyaran Vadisi
  • Uşak
  • Uşak Ulubey Kanyonu
  • Uşak Ulubey Kanyonu
  • Clandıras Köprüsü
  • Clandıras Köprüsü
  • Clandıras Köprüsü
  • Kuladokya
  • Kuladokya
  • Taşyaran Vadisi
  • Taşyaran Vadisi
  • Taşyaran Vadisi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Uşak köklü kültürü, doğal güzellikleri, sıcakkanlı insanlarıyla görülmeye değer birçok güzelliğe ev sahipliği yapıyor ve insanı kendine çekiyor. Özellikle Uşak’ta Amerika’daki Grand Kanyon’dan sonra dünyanın ikinci en büyük kanyonu Ulubey Kanyon’u bulunuyor, hatta Türkiye’nin ilk hidroelektrik santrali de burada… Hayatımın belki de en mutlu zamanlarında İzmir’de arkadaşlarımın yanındayken aldığım bir telefonla kendimi otogarda buluverdim ve Uşak için yollara düşüverdim.

Bir Küçük Uşak Hikayesi

Daha bir ay önce Mısır’da dalarken tanıştığım Uşak’taki arkadaşlarımı görmeye gidiyorum. Akşam saati vardığım Uşak otogarından arkadaşım beni almaya geliyor. Şeker fabrikasının lojmalarında kalıcam. Girişteki güvenliğin hemen ardında ki tepe pancar aslında. Mükellef bir sofrayla karşılanıyorum. Meşhur Uşak tarhanasıyla ilk tanışmam. Mısır’da yarım kalan muhabbetlere Uşak’ta devam ediyoruz. Arkadaşlarımı görmeye gelmiştim ama bana Uşak’ı anlatmaya başlayınca gezme görme dokunma isteğim hemen devreye giriyor. Aracım yok, hafta içi, arkadaşlarım çalışıyor ve toplu taşımayla her yere gidilemiyor. Erol Hocam bana bir arkadaşını ayarlayabileceğinden bahsedince çok mutlu oluyorum. Şeker fabrikasının iki katlı evinin ahşap merdivenlerinden çıkarken öyle mutluyum ki. Sabah gözümü bir açıyorum, kar yağmış. Her yer bembeyaz. Sıkı sıkı giyinip kendimi bahçeye atıyorum.

 

Uşak
Uşak

Ulubey Kanyonu

İki katlı lojman evleri bahçeye serpiştirilmiş oyuncak evler gibi. Abdullah beyi beklerken pancar tepelerinin ve bahçenin fotoğraflarını çekiyorum bol bol. Abdullah bey Uşak milletvekilinin danışmanı. İlk önce “Ulubey Kanyonu’na gidelim” diyor. Daha önce adını duyan var mı? Bu kanyon Amerika’da ki Grand Kanyon‘dan sonra dünyanın ikinci en büyük kanyonu. 

Uşak Ulubey Kanyonu
Uşak Ulubey Kanyonu

Ulubey çayı ve Banaz çayı boyunca devam eden bir büyük kanyon ve bu kanyona bağlı daha küçük pek çok kanyondan oluşuyormuş. 45 kilometre uzunluğu ve 170 metreye varan derinliğiyle dünyanın 2’ci en büyük kanyonu. 2015 de Turizme açılmış ama Dokuzsele deresine akan fabrika atıklarından ve kirlilikten tam manasıyla değerlendirilemiyor. Düşünebiliyor musunuz? Amerika’da ki Grand kanyonu herkes biliyor, burayı kimse bilmiyor. Onu parlatacağımıza bir de kimyasal atıklarla kirletip içine girilmez hale getiriyoruz.

Uşak Ulubey Kanyonu
Uşak Ulubey Kanyonu

Uşak Dörtyol’dan gün boyu kalkan dolmuşlarla gidilebiliyor. Biz kendi aracımızla 15 dakika sonra kanyondayız. Giriş 3 lira. Cam bir terasın üstünde altınız boşlukta yürüyorsunuz. Hava buz gibi ve rüzgarlı ama bence hiç de önemli değil. Nasıl fotoğraf ve video çekeceğimi şaşırıyorum.Rüzgardan da uçuyorum. Manzara inanılmaz. Cam terasın orada bir kafe var. Kanyona karşı çayınızı içebilir, bu doğa harikasını belleğinize kazıyabilirsiniz.

Clandıras Köprüsü

Sırada Clandıras Köprüsü var. Bu ismi aklımda bir türlü tutamayıp devamlı “adı neydi?” deyip duruyorum.  Karahallı ilçesinden geçiyorsunuz ve 45 dakikada ulaşıyorsunuz. Normalde burası bir mesire alanıymış ve çok kalabalık olurmuş. Ben bu terkedilmiş halinden memnunum. Bizden başka kimse yok.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Burada Türkiye’nin ilk hidro elektrik santrali var ve hala çalışıyor. Santralden atılan sular bir kanalla köprünün arkasından Banaz çayına şelale gibi dökülüyor. Köprü Frigyalılar zamanında yapılmış ve ne amaçla yapıldığı bilinmiyor diye açıklamaları okuyorum. Köprüler karşıya geçmek içindir diye düşünüyorum.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Son yıllarda kilit taşındaki oynama betonla onarılıp orjinalliği bozulsa da hala dimdik ayakta ve çok güzel. Daha önce trekingci arkadaşlarım Ulubey kanyonunun  içinden Clandıras köprüsünün olduğu yere yürüdüler ama bulunduğum mevsim buna çok uygun değil.  İlk bahar veya sonbaharda burayı mutlaka yürümeliyim. Hava buz gibi ve akşam olmaya başladı.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Kuladokya

Arkadaşlarımla buluşuyorum. Beni Uşak’ın meşhur konaklarından birinde yemeğe götürüyorlar. Konağım Restoran‘ın yemekleri ve ambiansı muhteşem. Ertesi gün yolcuyum. Arkadaşlarım beni uğurlamak için otogardalar ama daha görmem gereken yerler olduğunu düşünüyorlar. Neden biletimi bu kadar erkene aldığımı sorgulayıp bana fotoğraflar gösterip “akşama git” diyorlar. Yoldan çıkmaya her daim hazır olan ben otobüs kalkmadan beş dakika önce biletimi geceye alıyorum. Abdullah bey olmasa yapamazdık tabi. Bu sefer dört kişi güle oynaya yollardayız. İki gün önce Kapadokya‘yı özledim demiştim ve karşımda Kuladokya’yı görüp başımı göğe çeviriyorum. Beni duyan birileri var ve Kapadokya olmazsa benzeriyle beni mutlu ediyor. Kuladokya Manisa yolunda. Eğer Ankara’dan İzmir’e kara yoluyla gitmişseniz zaten yanından geçmişsiniz. Toplu taşımayla buraya gitmek zor. Özel aracınız olmalı.

Kuladokya
Kuladokya

Buradaki peri bacalarındaki oluşumlar hala devam ediyor. Yüzyıllar içerisinde burası da bir Kapadokya olacak. Aynı oluşumları geçen sene trenle Kars’a giderken Erzurum’da görmüştüm. Memleketi periler sarmış haberimiz yok.  Burası Türkiye’nin tek, dünyanın 58. jeoparkı. Bir kaç yıl önce de Unesco tarafından onaylanmış. Kapadokya’da ki başka bir gezegende olma hissi  burada da oluyor. Film platosu gibi. Volkanik bir bölge olduğu ve siyah taşlarından dolayı yanık ülke deniyor. 720 metrelik bu yanardağın tepesinde bir krater ve antik kalıntılar varmış. Şimdiden buraya çıkmak için birilerini organize etmeye başladım bile.

Kuladokya
Kuladokya

Taşyaran Vadisi

Asıl benim merak ettiğim, fotoğraflarına aşık olduğum Taşyaran vadisi. Bir doğa harikası olan yere tabelalara göre gidebiliyosunuz. Biz ilk düzlüğüne arabayı parkedip yürümeyi tercih ettik. Yürüdükçe geçtiğimiz manzaralar anlatmakla olacak gibi değil. Tepelerden aşağıya baktıkça kanyonun içini görebiliyorsunuz. İki dağın arasının kaç metre oyuk olduğunu tahmin edemem ama en az 25 katlı bir bina kadar bence.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Bölgeyi bilen birisi olmadan gitmek tehlikeli olabilir. Biz mevsim itibariyle kanyonun içinden geçmedik. Kenarından yürüdük. En sonunda ulaştığımız yerde ki manzarayı, kayaların oluşumunu, suyun gücünü unutmam mümkün değil. Başka bir dünya, başka bir gezegen. Belki başlı başına bir yazı konusu.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Tam kara kışta bu su buz tutuyormuş, cam gibi oluyormuş ve üstüne çıkıp alttan akan suyu izleyebiliyormuşsunuz. Uşak’a hangi mevsim kaç kere gelmem konusunda kafam hayli karışık. Bu duruma göre her mevsim gelmeliyim. Ulubey kanyonu için geç Taşyaran vadisi için erken gelmişim bu durumda ama bu halini göremezdim o zaman.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Aslında bizim kadar yürümeden de araçla daha yakınlarına kadar gelinebiliyor. Yürüyün, pişman olmazsınız. Aşağı girişine piknik masaları konmuş. Umarım diğer keşfedilen yerler gibi mahvolmasına izin verilmez. Sportif amaçlarla kullanılır, mangal dumanına boğulmaz. Eğer başına öyle bir şey gelirse kendimi sorumlu hissederim. Sadece bir arkadaş ziyaretiyle başlayan ama benim için yeni keşiflerle sonuçlanan, yükseklik korkumun üstüne üstüne gidip yok saydığım, süprizlerle dolu bir küçük Uşak hikayesi çıktı ortaya. Yanımda Uşak tarhanam ve anılarımla tekrar görüşmek üzere Uşak

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi
  • Oylat Mağarası
  • Oylat Mağarası Yolu
  • Oylat Mağarası 1ci galeri
  • Oylat Mağarası 1ci galeri
  • Oylat Mağarası 2ci galeri
  • Oylat Mağarası içeriden dışarıya bakış
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi
  • Oylat Şelalesi, Boytrek yürüyüş grubu
  • Oylat Mağarası
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi yolu
  • Oylat Şelalesi
  • Oylat Mağarası
  • Oylat Şelalesi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

İstanbul’dan birkaç saat uzaklıkta Bursa bu konuda bize kucak açıyor. Doğa yürüyüşü ve sıcacık şifalı sular. İnegöl’de ki Oylat mağarası, Oylat şelalesi ve Oylat kaplıcaları harika bir deneyim bizim için
Hazır yarı yıl tatili de gelmişken, bir kaç günlük bir kaçamakla, ruhunun ve bedeninin arınmasını isteyenlere çok da uzak olmayan bir rota önerisidir bu yazı. İstanbul’dan birkaç saat uzaklıkta Bursa bu konuda bize kucak açıyor. Önce Uludağ’da kayak deneyimi ve sonrasında doğa yürüyüşü ve sıcacık şifalı sular. Uludağ deneyimini bir önceki yazı da kaleme almıştık. Şimdi sıra ikinci aşamada. İnegöl’de ki Oylat mağarası, şelalesi ve kaplıcaları.

 

Oylat Mağarası

Çok uzun zamandır bir kaç sefer gitmeye teşebbüs ettiğim ancak gidemediğim Oylat mağara, şelale ve  kaplıcalarına düzenlenen hikingi görünce çok seviniyorum. İstanbul’dan çıkan bir doğa grubunun buraya gideceğini duyunca, biz de hazır Bursa’dayken yürüyüşe katılıp katılamayacağımı soruyorum. Katılabileceğimi öğrenince de çok seviniyorum tabi.

Oylat Mağarası Yolu
Mağara Yolu

Sabah erken kalkıp İstanbul’dan gelen grupla telefonlaşıyoruz. Onlardan öndeyiz. Yolda biraz kestirmek istiyorum ve gözümü açtığım an her yerin karla kaplı olduğunu görüyorum. Navigasyona Oylat mağarası diye yazmanız yeterli, o sizi götürüyor. Ana yoldan giderken Oylat tabelası yok. Karlı yolda sapmamız gereken yerde hızlı olduğumuz için sapamıyoruz.

Oylat Mağarası

Navigasyon yeni rota belirlese de karla kaplanan köy yoluna girmek imkansız gibi. Sapağı kaçırmamaya çalışın. Biz ilerden dönüp gelinceye kadar İstanbul’dan gelen ekip bizi geçiyor ama Oylat mağarasında yakalıyoruz. Onlar gezmeye başlamış. Mağara giriş 7,5 lira. 30 yıllığına kiralayan özel bir şirket işletiyormuş. İnegöl merkezden buraya servisler mevcutmuş.

Oylat Mağarası 1ci galeri
Oylat Mağarası 1ci galeri

Mağaraları çok sevdiğim için güle oynaya giriyorum. Yürü yürü bitmiyor. O dışarıdan gördüğümüz dağın içi komple mağaraymış. Işıklandırmışlar ve yürüme yolu yapmışlar. Bir ara kendimi İndiana Jones filminin içine düşmüş gibi hissediyorum. Tırman tırman bitmiyor, her yerden sarkıtlar sarkıyor.Mağara iki bölümden oluşuyor.

Oylat Mağarası 1ci galeri
1ci galeri

Oylat Mağarası Galeriler

1ci galeri daracık, 2ci galeri çok geniş çökmelerin ve sarkıtların olduğu bölüm. Ben en çok girişindeki dar koridor gibi yeri sevdim. Oluşumu binlerce yıl süren mağara hala oluşmaya devam ediyor. Mağaranın içinde yarasalar yaşıyormuş ama biz göremedik.

Oylat Mağarası 2ci galeri
Oylat  Mağarası 2ci galeri

Belli bir noktadan sonrasına geçiş izni yok. Ziyarete açık 3cü en uzun mağara burası. İçeriden dışarıya, o karlı manzaraya bakmak çok güzel. Dışarıya çıktığımızda yılın ilk karının neşesiyle karlarda yuvarlanıyoruz. özlemişiz.

Oylat Mağarası içeriden dışarıya bakış
Mağaranın içeriden dışarıya bakış

Mağarayla kaplıcaların olduğu bölge çok uzak değil. Herkes kara hazırlıksız yakalanmış. Bizim lastiklerimizde yine kar çoraplarımız var ve sorun yok.

Oylat Şelalesi

Araçları kaplıca bölgesine parkedip asıl amacımız olan Oylat Şelalesi’ne doğru yürüyüşümüze başlıyoruz. Parkın içinden geçip ilerlediğinizde şelale yolunu kolayca bulabilirsiniz. Biz gidiş geliş 7 kmlik kısıma katılıp sonrasında termal keyfi yapmak üzere buradayız.

Oylat Şelalesi yolu

Birden bastıran kardan dolayı yürüyüşümüz bir hayli zorlu geçiyor. Karın altını görmediğimiz için önden gidenin adımlarına göre gidiyoruz. Bir tarafımız dere olduğu için aşağıya kaymamamız gerekiyor. Bu hava şartlarında böyle bir yolu asla tek başınıza yapmamalısınız.

Oylat Şelalesi yolu

Kaymayan iyi bir ayakkabınız yoksa o yola gitmemelisiniz. Normal havada yarım saatte yürünebilen şelaleye bir buçuk saat gibi bir sürede ulaşabiliyoruz ama muhteşem kar manzaralarından geçerek. Canlı bir tablonun içinde gibiyiz.

Oylat Şelalesi yolu

Dünya siyah beyaz olmuş ve renkli kalan tek şey bizlermişiz gibi. Şelaleye ulaşan ekip şen şakrak. İstanbul’dan sabah saat 6 da yola çıktıkları için onların öğle arası. Getirdikleri sandaviçleri şelaleye karşı yiyorlar.

Oylat Şelalesi
Oylat Şelalesi

Hepsi 15kmlik uzun yürüyüş için gelmişti ama biz geri dönerken bir baktık ekibin çoğu bizimle birlikte. Ekipteki iki liderden biri olan Kamil abi dönenlerin güvenliği için geri dönüyor. Bir kısım yürüyüşe devam edecek.

Oylat Şelalesi, Boytrek yürüyüş grubu

Dönüşümüz gidişimizden daha kolay oluyor. Fotoğraf çekmeye doyamıyoruz. Havanın mis gibi kar kokusu, buz gibi havası, manzaranın muhteşemliği hala gözümün önünden gitmiyor.

Oylat Kaplıcaları

Gelirken, termal kaplıcanın saat 4’te kapanıp temizlik için 7’ye kadar açılmayacağını öğrendiğimizden hızlı hareket ediyoruz. Oylat’taki oteller 3-4 günden aşağı rezervasyon kabul etmiyor. Özellikle haftasonları dışarıdan müşteri almıyor.

Belediyenin işlettiği yerin temizlik sebebiyle uzun saatler kapalı olacak olması, kapanmasına da sadece bir saat kalması hevesimizi kaçırıyor. Belediyenin yeri 5 lira. Kadın erkek ayrı. Tam bunları sorgularken belediyenin kaplıcasına bitişik, bir otelin aile havuzları olduğunu öğreniyoruz. Orada temizlik ve saat sorunumuz yok. İki kişi normal havuzlu oda iki saati 100 lira, jakuzili 125 lira.

Oylat Şelalesi yolu

Daha kalabalık aileler için kişi sayısı arttıkça fiyatlar odasına göre 20-30 TL artıyor. Sauna, buhar odası her şey var. Kredi kartı geçiyor. En sonunda kendimizi sıcak sulara atabileceğiz. Oylat kaplıcasında ki su hiç bir işlemden geçirilmeden içilebiliyormuş.

Oylat Şelalesi yolu

Oylat Adını Nasıl Aldı?

Oylat adını Tekfurun kızını tedavi etmesinden aldığı söyleniyor. Zamanında Tekfur’un kızı amansız bir hastalığa yakalanıyor ve en son buraya getiriliyor. Son günlerini yaşadığına inanarak “Ölyat” diyorlar ama Tekfur’un kızı buradaki şifalı sularda iyileşince bölge ün salıyor ve zamanla adı Olyat‘a dönüşüyor. Kaplıcanın şifası saymakla bitmiyor. Ayrıca içme kürleri de yapılıyor.

Oylat Şelalesi yolu

Normal de 2 saat olan süremiz, hava şartlarından kimsenin olmamasından dolayı esnek. Kimse bize dokunmuyor. Bir gün öncesinden kayakta tutulan kemiklerimin üstüne bir de şelale yürüyüşü ve soğuk eklenince bu sıcacık sular, saunalar, buhar odaları cennet gibi geliyor. Yunanistan’da gittiğim termalden sonra ülkemizde ki termal tesislerin gelişmişliği, hijyeni beni çok mutlu ediyor.

Oylat Mağarası
Oylat Mağarası

Bizden en az bir 20 yıl gerideler. Resepsiyonda sohbet ettiğimiz arkadaşlar arap turistlerden çok memnun. “Onların suyla işi yok, geliyorlar 15 dakika duş alıp çıkıyorlar. Talepkar değiller ama Avrupalı ya da Türkler sauna vs. her şeyi kullanmak istiyorlar” deyince bizi bir gülme alıyor. Her şeyi istemişim, kullanmışım. “O zaman biz gidelim” diyorum.

Oylat Şelalesi

Sıcacık sulardan çıktık, binanın içi de çok sıcak ve dışarı da kar var hasta oluruz diye düşünmeyin. Kafanızı iyi kurutup çıktığınız da o soğuk hava mis gibi geliyor insana. Küçük çarşıda fırından kasaba, bakkaldan mayosuna her şey satılıyor. Kaplıcaların olduğu bölgede pideci bile var ama biz hava şartlarından çok geçe kalmak istemediğimizden fırından kocaman bir ekmek alıyoruz, kasaptan sucuk ve etler.

Oylat Mağarası

Hayatımda yediğim en güzel sucuk ekmek ve müzikler eşliğinde yola koyuluyoruz. Bir gün kayak, ertesi gün şelale yürüyüşü ve sonrasında ki termal bizi arınmış bir beden ve kafayla geri yolluyor. Kendi aracıyla gitmeyenler İnegöl’e ulaştıktan sonra, dolmuşlarla 15 dakika da kaplıca bölgesine ulaşabilirler.

  • Hacıllı
  • Hacıllı
  • Hacıllı Şelalesi yolu
  • Hacıllı Şelalesi'n de su yok
  • Hacıllı
  • Hacıllı
  • Hacıllı Şelalesi
  • Hacıllı Şelalesi tırmanma alanı
  • Hacıllı Şelalesi
  • Hacıllı Şelalesi
  • Hacıllı Şelalesi kamp alanı
  • Hacıllı Şelalesi kamp alanı
  • Hacıllı Şelalesi
  • Hacıllı Şelalesi
  • Hacıllı Şelalesi
  • Hacıllı Şelalesi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan, jürisi olduğum Eylül rotası yazımın daha detaylı hali

Yaz sıcaklarının bitmesi, ılık, hüzünlü eylül ayının gelmesi kamp zamanımın geldiğini hatırlatıyor bana. İstanbul’a yakın bir hafta sonu kaçamağı için doğayla baş başa bir kamp düşünüyorum. Uzun zamandır görmeyi düşündüğüm Hacıllı şelalesi yoluna düşüyorum. Amacımız kamp yapmak.Hacıllı Şelalesi

Hacıllı Şelalesine Nasıl gidilir?

İstanbul’dan 2,5 saat gibi bir sürede Hacıllı’ya ulaşıyoruz. İstanbul’dan Şile’ye giderken Saklıgöl tabelasından bir sonraki sapaktan girdiğinizde Teke köyü tabelalarını takip edin. 20 dakika’da Hacıllı tabelasına, 8 dakika sonra köyün mezarlığına geliyorsunuz.

Hacıllı
Hacıllı

Köy yolları ana yoldan çok daha iyi. Bizim kamp yapacağımız yer mezarlığın solundan girdiğimizde. Araçları yukarıda bırakıp aşağı yürüyeceğiz. Arazi araçları girebiliyor tabi. Toplanıp gitsek ya ekibi bizden önce yola çıktılar. Ben işlerimden dolayı öğlen yola çıkabildim. İnternet ve telefon eğer ayaktaysanız çekebiliyor. Bu sebepten iletişimimiz biraz zor olsa da konuşup buluşmayı başarıyoruz. Yukarı bizi almaya geliyorlar. 

Hacıllı
Hacıllı

Kamp alanına girdiğimde Manuş Baba‘dan “eteği belinde” şarkısını duyuyorum. Kampla özdeşleşen bir şarkı oluyor benim için. Eğer imkanınız varsa bu şarkı eşliğinde okuyun bu yazıyı.

Hacıllı Şelalesi’ne Nasıl Ulaştık?

Çadırlar kurulur kurulmaz kendimizi dereye atıyoruz. Hava eylül için bir hayli sıcak. Suya dayanamayan bir insan olarak kendimi elbiselerimle suya atıyorum tabi.Hacıllı

Suyun içine hamaklar kurulmuş. Kimi orada uzanmış su ve doğa sesini dinliyor.Biz sulara gire çıka dere boyu yürüyoruz şelaleye doğru. Şelalede su kalmadığını öğrendik ama yine de görmeden olmaz.Hacıllı

Muhteşem manzaralardan geçiyoruz. Dere bir yerde ikiye ayrılıyor. Derede aşağıdan yukarı doğru yürüdüyseniz bizim gibi sola sapmalısınız. Bir müddet sonra şelale yazısını da göreceksiniz zaten.

Hacıllı Şelalesi yolu
Hacıllı Şelalesi yolu

Serin sularda gördüğümüz her göle atlaya yüze şelalenin oraya ulaşıyoruz. En yukarıdaki asıl şelalenin olduğu yere tırmanmak zor ama oraya da çıkıyoruz. Gerçekten etkileyici doğa harikası bir yer ama buraya piknik için gelenler her yerde çöpünü bırakmış.

Hacıllı Şelalesi'n de su yok
Hacıllı Şelalesi’n de su yok

Torba torba kocaman çöpler. İnanılır gibi değil. Onları oraya getirmeye üşenmeyen insanlar neden beraberinde götürmez. Oraya bir çöp kamyonu gelemez ki.Biz dere içinden yürüyerek geldik ama aslında şelaleye arabayla ulaşmak, çok az bir yol yürüyerek gelebilmek mümkünmüş.

Hacıllı Şelalesi
Hacıllı Şelalesi

Bizim kamp alanımız insansız hava sahası. Haftasonu olduğu için buraların çok insan dolacağı düşünülerek kamp alanımız derenin baya aşağısında. Normalde çok fazla insan olurmuş burada. Akşam saati olduğu için az insan vardı biz gittiğimizde.Hacıllı Şelalesi

Hacıllı Şelalesi Kamp Alanı

Yürüdüğümüz yol üstünde duvar gibi bir kaya var. Burada kaya tırmanışı da yapılıyormuş. Dere içinden yukarıya yürümek, aralarda yüzmek ve geri dönmek 4 saat sürüyor. Bu 4 saat ıslak elbiselerle dolaştığımız anlamına geliyor.

Hacıllı Şelalesi tırmanma alanı
Hacıllı Şelalesi tırmanma alanı

Döndüğümüzde kamp ateşininin yandığını görmek nasıl sevindirici. Arkadaşların çadırları kurulmuş. Tam orta yer ateş için ayrılmış.Tamamen doğanın kucağında bir kamp olacak. Her hangi bir tesis yok ama malzemelerin konulduğu bölümü mutfak yapmışlar. Önüne de kendi afişlerini asmışlar. Her şey çok güzel.

Hacıllı Şelalesi kamp alanı
Hacıllı Şelalesi kamp alanı

Kamp ateşinde bir taraftan kururken diğer taraftan akşam yemeğimizi hazırlıyoruz. Alışverişinizi yapıp gelmeniz doğru olur, köyde her şeyi bulmak mümkün değil. Herkes paylaşımcı. Kimin nesi yoksa diğeri tamamlıyor.

Hacıllı Şelalesi kamp alanı
Hacıllı Şelalesi kamp alanı

Havanın kararması, yanan ateşimiz, gitarımız, hep beraber söylediğimiz şarkılar, tepemizde samanyolu, yeni tanışılan insanlar, yenilen yemekler, mutlu kahkahalar güzel bir anı şimdi. Sabahlara kadar eğlencelerimiz devam ediyor. Şehirden uzak olduğumuz için yıldızları çok net görebiliyoruz. 

 

Hacıllı Şelalesi
Hacıllı Şelalesi

Sabah hala ateşimiz yanıyor. Kalan sucuklarımız, yumurtalarımız pişiyor. Kahvaltı sonrası yine kendimizi dereye atıyoruz. Bir yer var ki doğal jakuzi. Burayı bırakıp gitmek çok hüzünlendirse de arkadaşımın öğleden sonra uçağı var. Onu geri götürmeliyim.

Hacıllı Şelalesi
Hacıllı Şelalesi

Herşeyimizi toparlayıp tekrar yukarı tırmanıyoruz. Erken dönmemiz belki de bizi Şile‘nin akşam trafiğinden kurtarıyor. Kim bilir?Hacıllı Şelalesi