• Akdamar Adası
  • Van
  • Van
  • Van Kahvaltısı
  • Kavut
  • Van
  • Van Denizi
  • Van Denizi
  • Van Denizi
  • Van Denizi
  • Van Gölü
  • Van Gölü
  • St. Thomas Kilisesi
  • St. Thomas Kilisesi
  • Van Gölü
  • St. Thomas Kilisesi
  • St. Thomas Kilisesi
  • St. Thomas Kilisesi
  • St. Thomas Kilisesi
  • St. Thomas Kilisesi
  • St. Thomas Kilisesi
  • Van Gölü
  • St. Thomaz Kilisesi
  • St. Thomas Kilisesi
  • Akdamar adası
  • Akdamar adası
  • Akdamar adası
  • Akdamar Adası Kilisesi
  • Akdamar adası
  • Akdamar Adası Kilisesi
  • Akdamar adası
  • Akdamar adası
  • Yeni Eski Bar
  • Van Kedi Evi
  • Muradiye Şelalesinin arkasında ki küçük şelale
  • Uşkun
  • Akdamar adası
  • Eski Van
  • Eski Van
  • Eski Van
  • Van Kahvaltısı
  • Van Denizi
  • St. Thomas Kilisesi
  • Muradiye Şelalesi
  • St. Thomas Kilisesi
  • St. Thomas Kilisesi
  • Akdamar İskelesi
  • Van Kedi Evi
  • Van Kedi Evi
  • Selçuklu minaresi tepesi
  • Akdamar Adası
  • Akdamar Adası Kilisesi
  • Muradiye Şelalesi
  • Van Gölü
  • St. Thomas Kilisesi
  • Akdamar Adası Kilisesi
  • Van İskele balıkçıları
  • St.Thomas Kilisesi Yolu
  • St.Thomas Kilisesi
  • Van İskele balıkçıları
  • Van Kalesi
  • Van Kalesi
  • Van Kalesi
  • Van Kalesi
  • Eski Van
  • Van Gölün de tekne de mi kullanmayayım?
  • İnci Kefali İlköğretim İlkokulu Kızları
  • İnci Kefali İlköğretim İlkokulu sınıf öğretmeni Özkan Çörek
  • İnci Kefali İlköğretim Okulu erkekleri
  • nerdesinbahar
  • Akdamar Adası, Van

Tam üç kez niyetlenip ikisinde neredeyse kapısından döndüğüm Van için baktım başka yerlerden geçiş olmuyor çat diye aldım bileti ve direkt Van’a gittim. Amacım Van da ki badem çiçeklerini görmek. Sıcak ve güneşli bir İstanbul’dan yağmurlu ve serince Van’a vardığımda beni misafir edecek arkadaşım hala çalışıyordu.

nerdesinbahar 

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

 

 

Sonunda Van’a Ayak Basıyorum

Van havaalanı merkeze çok yakın ve havaalanın da sizi merkeze götürmek için mor otobüsler bekliyor. 3 lira veriyorsunuz ve nerede inecekseniz size yardımcı oluyorlar. Benim ilk durağım merkezde bir terzi oluyor. Zamansızlıktan yapılamayan paçalar Van’da bir yerel terziye emanet. Konuşmaya pek hevesli olmayan terziden çıkıp sokaklarda dolaşmaya başlıyorum. Sanki İstanbul da başka bir semtte dolaşıyor gibiyim. Böyle şehirleri pek sevmem. Mistik bir havası olan tarih kokan sokaklar severim. Burada her şey geldiğim yerle aynı. Bütün ünlü mağazalar, avmler, restoranlar ve ıslak bir Van.

St. Thomas Kilisesi

Dış görünümümden yabancı olduğum o kadar belli ki. Bakışlara engel olamıyorum. Sırtımda ki çantam ve ayağımdaki keten ayakkabılarla sokakta görecek bir şey de olmayınca sıcak mağazalara dalmaktan başka çare kalmıyor. Van için ilk izlenimim bütün çiçekli elbiselerin Van’a gönderilmiş olduğu oluyor.

Akdamar İskelesi
Akdamar İskelesi

Bin tane kadar elbise giyip çıkardıktan sonra acıkıyorum ve arkadaşımın tavsiyesiyle  Özşark Sofrası’na gidiyorum. Satır köftesi de mekan da çok güzel. En sonunda okulda işi biten arkadaşım yanıma geliyor. Laf lafı açınca nerede olduğumuzu unutup birkaç saati bu kebapçı da geçiriveriyoruz. Arkadaşım gezgin fotoğrafçılardan. Her fırsatta fotoğraf çekmek için kmlerce ötelere gidiyor. Tanışmamız da benim İran araştırmalarım sırasında oluyor. Kendi arabasıyla İran da 4500 km yol yaptı.

Van Gölü
Van Gölü

Van Kahvaltısı

İki gezgin bir araya geldi mi muhabbet bitmez. Yol hikayeleri anlatılır durur. Tabi böyle olunca uyku az uyunur. Ertesi sabah sürünerek uyanılır. Van’a gelmenin turistik taraflarını da yapmalıyım tabi bir taraftan da. Van kahvaltısı ritüeli için Van Gölü manzaralı Sütçü Kahvaltı Salonu’nu tercih ediyoruz. Gerçekten bir masa donatılıyor ki hangi birini yiyeceksin.

Van Kahvaltısı
Van Kahvaltısı

Kavut İstanbul’da ki gibi toz halinde gelmiyor. Tereyağla kavurmuşlar, üstünde bal ve ceviz var. Hani ben diyetteydim ya, unutun onu unutun. Askerliğini Van’da yapmış olan kardeşim şuan Londra’da eğitimde. Ona kahvaltı fotosunu göndermemle gelen mesajı aynen yazıyorum. “Abla ben sana ne ettim. Burada konfleks yiyorum ben” oluyor. Beni çok güldüren bu olay için kardeşim ne düşündü bilemiyorum tabi. Böyle bir kahvaltının bedeli de sadece 30 lira.

Van Kahvaltısı
Van Kahvaltısı

Van Denizi

Özkan’ a kaç milyon kez “herkesin gittiği yerlerle ilgilenmiyorum, sadece halkın bidiği bir yere gidelim” dediysem kendimi St.Thomas Kilisesi yolunda buluyorum. Gevaş yolunda petrolden hemen sonra Altınsaç Köyü‘nünde olduğu üç köy tabelasını görünce anayoldan hemen sağdan ayrılıp köy yollarına sapmalısınız.

Van Denizi
Van Denizi

Yolumuz bir köylüyle keşisiyor. Köye kadar aldığımız emmim kaybolan koyunları arayacağını söylüyor ve hemen bize “ekmek su var mı? katalım yanınıza” diyor. Bunları yaşamak için doğudayım zaten. Seviyorum doğu misafirperverliğini. 

Van Denizi
Van Denizi

Köy yolları bir hayli bozuk olsa da Van Gölü‘nün yanında öyle bir manzaraya çıkarıyor ki beni dakika başı “dur fotoğraf” demekten yoruluyorum. Karşı da dağlar, pamuk gibi bulutlar gölde yakamoz yapıyor gündüz vakti. Gölün etrafı kaplumbağa cenneti. Göl etrafında ilerledikçe gölün rengi renkten renge giriyor. Her bir yerde başka renk.

Van Denizi

Vanlıların Göle neden Deniz dediğini anladım sanırım. Artık Göl benim içinde deniz. Van gölü dünyanın en büyük sodalı gölü ayrıca Türkiye’nin de en büyük gölü olma özelliklerini taşıyor. Nemrut volkanik dağının patlamasıyla oluşan kraterdeki biriken suların oluşturduğu düşünülen bir göl. Tuzlu ve sodalı bir suya sahip.

Van Denizi
Van Denizi

Gölde inci kefalleri yaşıyor. Dünyada sadece bu gölde yaşayan bir türmüş. Mayısın ilk haftası da üremek için tatlı su yolunda büyük mücadele veriyorlar çünkü sodalı suda balık yumurtaları yaşayamıyor. Bu mücadele de öyle görüntüler elde ediliyor ki uçan balık inci kefali adını bile almış. Haziranda düzenlenen bir festivali bile var.

Van Denizi
Van Denizi

St Thomas Kilisesi

Vanın Gevaş ilçesine bağlı Altınsaç Köyünün 5 km kuzey batısında, Beleko dağının kuzey doğusundaki varis körfezine bakan bir tepe üzerinde aziz Thomas’a kutsal eşyaların korunması amacıyla inşa edilen kilisenin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1581 yılında başrahip Kirakos tarafından yaptırıldığı bildirilmektedir.

St. Thomas Kilisesi
Van Denizi kıyısında manzaradan manzaraya, o bozuk yollarda zıplaya zıplaya ilerlerken Altınsaç Köyü‘nden hemen sonra bir tepede bulunan St. Thomas Kilisesi‘ni görüyoruz. Buraya özel aracınız olmadan gitmeniz çok zor olur. Aracı aşağıda bırakıp başlıyoruz yürümeye. 

St. Thomas Kilisesi

Yakın gibi gözüküyor ama oldukça tırmanacak gibiyiz. Bir toprak yol açmışlar. Arkadaşım o yolun yeni açıldığını söylüyor.Haberi olsa arabayla St. Thomas Kilisesi‘nin çok yakınına kadar çıkabilirdik. Böyle yolları yürümeyi de çok severim. Belli bir yerden sonra oldukça dikleşiyor. 

St. Thomas Kilisesi

Artık iyice Van Gölü’nü kuş bakışı görebiliyoruz. Manzara muhteşem. Öyle böyle değil hakikaten enfes. Tepelere çıkıp bulutların dansının videosunu çekmek için kamera yerleştirdikten sonra keşif için gidiyoruz. İçine gir, tepesine tırman ve bütün bunları en olmayacak ayakkabıyla yap yine Bahar.

St. Thomas Kilisesi

Alice Harikalar Diyarında gibiyim. Tepemde bulutlar, masmavi bir gökyüzü Van gölünün mavisiyle yarışıyor. Yüzyıllara dayanmış bir kilise böylesi bir manzarada, böylesi bir yanlızlık da hala hayata tutunmuş, hala ulaşılması zor. Manzaralara doyup mis gibi havayı ciğerlerimize doldurduktan sonra inişe geçiyoruz.

St. Thomas Kilisesi

Çıkarken nefes nefese kalmıştım. Çok dik bir açısı var tepenin. Aşağı inmekte bir o kadar zor. Yuvarlanacak gibi oluyor insan. Tam aşağıya indik oh artık düz yoldayız diye sevinirken bir eksiklik hissediyorum. Ceketimi yukarı da unuttum. Arkadaşım bırak yenisini alırsın diyor ama yanımda başka ceket yok.

St. Thomas Kilisesi
Donarım alıncaya kadar. Mecbur tekrar tırmanıyorum. Aşağı inerken Özkan bir patikadan bahsetmişti. “Bir daha gelirsem buradan çıkayım” demişti. İçimden “ben nasılsa çıkmıycam” demiştim ya on dakika sürmedi yeniden tırmanmak. Daha önce de oldu bu bana. Büyük konuşmamak kadar düşünmemek de gerekiyor demeki ki. O gün orada kalp krizi geçirmedim ya daha da ölmem bence.

St. Thomas Kilisesi

 

Neyse ki arkadaş beni almaya geldi de geri kalan yolu yürümedim. Dönüş yolunda anayola kadar bir aileyi arabaya alıyoruz. Küçük tatlı kız elinde sarı çiçekleriyle öyle güzel ki. Buralarda bizim modern dünyada otostop dediğimiz olay o kadar güzel ve doğal bir şekilde yapılıyor ki. İnsan hiç korkmuyor buralarda arabaya yabancı almaktan.

St. Thomaz Kilisesi

Akdamar Adası

Akdamar Ada’sı Gevaş yolunda. Gevaş araçlarına bindiğiniz de burada mutlaka duruyormuş. Adaya bizi tekneler götürecek. 15 lira verince gidiş geliş ücreti. Adaya geçişte tabi ki teknenin dümenini ele geçiriyorum. Van Denizi’nde tekneye bindim ama kullanmadım mı diyecektim?

Van Gölün de tekne de mi kullanmayayım?
Van Gölün de tekne de mi kullanmayayım?

Kısa sürüyor zaten. Hava sanşıma öyle güzel ki. Özkan haftada bir buralarda olduğu için gidip çay içmek istiyor. Bense kelebek gibi uçuşuyorum. Adadaki ağaçlarda hala çiçek var. Kilise çok heybetli gözüküyor. Giriş 10 lira. Müze kart ve İşbankası maksimum kartlar müze kart olarak kullanılabiliyor.

Akdamar Adası
Akdamar Adası

Kutsal haç adına Vaspurakan Kralı I.Gagik tarafından 915-921 yılları arasında keşiş Manuel’e yaptırılmıştır. Kiliseyi yaptırmalarının amacı Kudüs’ten İran’a kaçırıldıktan sonra 7. yyda Van’a getirilen Hakiki Haç’ın bir parçasını orada muhafaza etmektir. Kilise sonradan manastır olarak kullanılmıştır. 

Akdamar Adası Kilisesi
Akdamar Adası Kilisesi

Akdamar adasının bir efsanesi de var tabi ki. Eski zamanlarda burada bir Ermeni baş keşiş ve güzelliği dillere destan kızı Tamar yaşarmış. Bu Tamar’a aşık da bir çoban. Çoban geceleri yüzerek adaya çıkarmış. Tamar da elinde bir fenerle onu beklermiş.

Akdamar Adası Kilisesi
Akdamar Adası Kilisesi

Bunu öğrenen keşiş fırtınalı bir gece fener ışığının devamlı yerini değiştirerek çobanın boğulmasını sağlamış. Boğulmadan önce de son sözü “Ah Tamar” diye bağırmak olmuş. Bunu duyan Tamar da kendini suya atmış. O günden sonra ada Ah Tamar diye anılmaya başlanan ada günümüze kadar Akdamar olmuş.

Akdamar Adası, Van
Akdamar Adası, Van

Etrafını ve içini gezdikten sonra yine tırmanma zamanı. Zaten Van’ı hep böyle hatırlıycam. Tepelere çıkıp adayı ve kiliseyi tepeden seyrediyoruz. Ardında ki Artos dağıyla muhteşem bir manzara sergiliyor bize. Son vapurun saatine dikkat edin de bizim gibi son nefes koşturmayın. Gün gölün üstünde muhteşem bir manzarada batıyor.

Akdamar Adası Kilisesi
Akdamar Adası Kilisesi

Van Geceleri

Gece Özkan’ın arkadaşlarının yanında alıyoruz soluğu. Van da bir barlar sokağı var. Gençlik eğleniyor. Her yerden bir müzik sesi geliyor. Bizim olduğumuz barın konseptine bayılıyorum. Kardeşimin Londra’da aradığı telefon klübesi bu barın içinde var.

Yeni Eski Bar
Yeni Eski Bar

Fidel, Che, Frida bir masada kadeh tokuşturuyor. Van da yaşayan öğretmelerle oturup sohbet ediyoruz. Ne kadar tatlı insanlar.
O kadar yorgunuz ki kızların başka yerlere geçme teklifini reddediyoruz. Dinlenmemiz lazım. Ertesi gün yine yollardayız çünkü.

Van Kedi evi

Yine erken kalktık. Merkezdeki Yedisu Börekçisi’n de alıyoruz soluğu. Nasıl lezzetli böreklerdi anlatamam. Mutlaka uğrayıp yiyin. Benim diyet yalan oldu biliyorum.

Van Kedi Evi
Van Kedi Evi

Van’da van ritüllerinden biri de Van Kedi evini ziyaret etmek. Yüzüncüyıl Üniveristesi kampüsünün içerinde olan kedi evine giriş 1,5 lira. 4 liralık bir yaş mama alırsanız kafesin içine girip sevebiliyorsunuzda. Kediler oldukça açtı. Van kedileri sadece Van da yaşayabilen bir türmüş.

Van Kedi Evi
Van Kedi Evi

Üretimleri kontrol altına alınmış. Biri mavi diğeri sarı renk gözlü olmalarıyla ünlüler ama her doğan bu özellikle doğmuyor. Mavi gözlüleri 500 sarı gözlüleri 300 liraya satın alabiliyorsunuz. İki renk gözlüler satılmıyor. Zaten çok az bu şekilde doğan kediler koruma altında.

Van Kedi Evi
Van Kedi Evi

Muradiye Şelalesi

Şelale aşkımı bilmeyen var mı? Muradiye şelalesine doğru yola çıkıyoruz. Muradiye Şelalesine toplu taşımayla gidecek olanlar Çaldıran minübüslerine binmeli. Şelale Muradiye ilçesinden sonra çünkü. En çok bu hata yapılıyormuş. Özel araç parketmek  5 lira kaç kişi olursanız olun.

Muradiye Şelalesi
Muradiye Şelalesi

Şelaleye giden arazi özel kişilere ait. Onlarda geçiş ve otopark için bedel biçmişler. Muradiye Şelalesi’ne bir asma köprüyle geçiliyor. Pazar günü olduğu için o kadar kalabalık ki. Heryer piknik yapan insanlarla dolu. Aileler oldukça kalabalık. Mevsim dolayısıyla şelale gürül gürül akıyor. Kışın bu şelale donuyormuş.

Muradiye Şelalesi
Muradiye Şelalesi

Bu kadar kuvvetli akan br şelalenin donabileceğine insan inanamıyor. Seyir teraslarından fotoğraf kuyruğuna giriyoruz. Sonrada keyfini çıkartıyoruz. Aşağılara inince derenin üstüne atılmış kütüğün üstünden karşıya geçiyoruz. Arkada daha küçük şelaleler de var.
Enteresan olan buraya bu suyun nereden geldiğini bir türlü bulamamamız. Toprağın altından geldiği söyleniyor.

Muradiye Şelalesinin arkasında ki küçük şelale
Muradiye Şelalesinin arkasında ki küçük şelale

Van İskele

Dönüşte işleri olan Özkan beni İskele yolunda indiriyor. İskeleye yürüyebilir miyim deyince indirdiği yerin Türkiye’nin en uzun düz caddesi olduğunu söylüyor. 7 km’miş. İyiki onu dinleyip minübüse binmişim. İskele caddesi kocaman bir parka çıkıyor. Orada da tüm çimenler piknikçilerin istilası altında.

Van İskele balıkçıları
Van İskele balıkçıları

Sora sora teknedeki balıkçıları buluyorum. İki tane tekne var. Amacım meşhur inci kefalinin tadına bakmak. Kale manzaralı teknede bir içecek ve balık ekmeğe 10 lira ödüyorum.

Van İskele balıkçıları
Van İskele balıkçıları

Doğruyu söylemek gerekirse içinde ki soğan maydanoz ve acı üçlüsünden balığın tadını pek alamadım ama soğan karışımının tadı güzeldi. Bu ritüelide gerçekleştirdikten sonra uzaktan gördüğüm Van kalesi için yola koyuluyorum.

Van Kalesi
Van Kalesi

Van Kalesi

Kimse sorduysam gördüğüm kaleye ulaşım yolunu tam diğer taraftan tarif ediyor. Israrla oradan geçemezsin diyor. Bende söz dinliyorum. Minübüse yürürken, günlerdir el arabalarında gördüğüm otların tadına bakma fırsatı buluyorum. Dağ muzu da deniliyormuş ama her yörede başka isimde olsa da Van da uşkun diyorlar.

Uşkun
Uşkun

Dağdan toplanan yabani otların kökü bir nevi. Satıcı dış yapraklarını soyup bana ikram ediyor. Tuzlayıp yeniyor. Ben sevdim. yeşil eriğe benzer ekşi bir tadı var. Parasını ödemek istediğim satıcı ısrarla para almadığı için fiyatını sormak aklıma gelmemiş ama Özkan’ın dediğine göre kilosu 30 liraları buluyormuş.İskeleden bir minübüse daha binip Koç İlkokulunun orada iniyorum. Bir daha minübüse binmek gerekiyor ama sıkıldım.

Van Kalesi
Van Kalesi

İskeleden bir minübüse daha binip Koç İlkokulunun orada iniyorum. Bir daha minübüse binmek gerekiyor ama sıkıldım.Geri kalanı yürüyücem. 15 dakikalık bir mesafe zaten. Yürürken yaşlıca bir teyzem maşallah diyor. Öyle tatlı ki, tam fotoğraflamak istediğim bir teyzem ama fotoğrafını çektirmiyor. Beni kovalıyor. Van Kalesi oldukça büyük bir alanda tepede tüm ihtişamıyla bana bakıyor. Kime ne sorduysam kalenin ana kapısına ulaşmayı başaramıyorum.

Van Kalesi
Van Kalesi

Türbenin orada iki çocuk bana rehberlik edeceklerini söylerek peşime takılıyor. Sonrasında ben onların peşine takılıyorum tabi ama beni öyle yollara sokup öyle bir dolandırıyorlar ki nasıl oaralardan yuvarlanmadım, nasıl cinnet geçirmedm bilemiyorum. Aslında kısa süreli bir cinnet geçirim bence. Geldiğim yollardan dönüp kalenin ön tarafına ulaşmaya çalışıyorum. Çocuklar kapısında tadilat olduğunu ve içeri giremeyeceğimi söylerken başkası kalenin kapısının olmadığını söylüyor.

Van Kalesi
Van Kalesi

Kale kapısı denilen bir gerçek varken nasıl bu kalenin kapısı olmaz ki. Kalenin tepesinden bir gün batımı yapayım dedim başıma gelmeyen kalmadı. Ayakkabılarım yine bu işe hiç uygun değil ve ben yine tırmanıyorum. Van’ı hep tırmandığım bir yer olarak hatırlıycam. Birileri dönerken yardım istiyorum. Beni aşağı indiriyor indirmesine ama bu sefer de o peşimi bırakmıyor. Kaşla göz arası bir duvardan atlayıp izimi kaybettiriyorum.

Eski Van

Amacım yukarıdan gördüğüm eski Van’ın olduğu yerdeki Selçuklu minarelerine gitmek. Yukarıdan gördüm ki birileri o yıkık minarelerin tepesine çıkmış. iki Osmanlı camisi restore edilmiş, iki Selçuklu minaresi kaderine terk edilmiş. Kaleye çıkamadım, minareye çıkıp o gün batımını yapma peşindeyim. Ben ettim siz etmeyin.

Eski Van
Eski Van

O an pek mantıklı düşünemediğimi itiraf etmeliyim. Tek başıma basamakları yıkılmış zifiri karanlık bir kulenin içinde yine tırmanıştayım. Arkamdan bir grup adamın sesini de duyunca nasıl dört nala tırmandım bilmiyorum. Burada bile yalnız kalamadım. Hemen birileri geldi. O ayak koyacak yer olmayan yerde 4- 5 kişiyiz. Onlar hemen gitmeye kalkışınca da bu sefer ben onların peşine takılıyorum. Nasıl inicem başka türlü.

Selçuklu minaresi tepesi
Selçuklu minaresi tepesi

Yanımda da bavul gibi bir kol çantası var. Toz toprak içinde kaldım bir taraftan. Çocuklardan biri bana yardım ediyor diğer arkadaşları kızsa da. Aşağıda bir güvenlik görevlisi bekliyor ve iyi ki bekliyor. Oraya girmek çıkmak yasakmış ve belli bir saatten sonra o alan pek güvenli değilmiş. Fotoğraf çekeyim diyorum telefon yok. Görevli arıyor ama yok. Minarenin içine bakalım diyoruz ki en tepede düşmüş.

Eski Van
Eski Van

O gelmeseydi ben oraya tekrar nasıl çıkar alırdım bilmiyorum. Telefonumu çıkıp aldığı gibi alanda beni gezdiriryor ve güvenli bir şekilde beni o alandan çıkartıyor. Gece vakti eski Van alanına tek başınıza gitmeyin. O ara artık beni merak eden Özkan arıyor. Beni güya dolmuşa götüren görevli bir gümüşçüye götürüyor. Ne desem bilemedim. Herkes para derdinde.

Eski Van

Tamam çok güzel ürünler ama her sorduğum bir avrupa uçak bileti. Gelde durumu anlat. Dolmuş için çıkınca bu sefer şalvarlı sarıklı genç bir çocuğun dışarı çıkarmalarına rağmen beni beklediğini görüyorum. Dolmuşa binip gittim güya ama nasıl oldu bilmiyorum çok uzak bir yerlerde dolmuşa bindi. O geride kalmıştı nasıl ileri gidip dolmuşa bindi.

Eski Van
Eski Van

Ya hayal görüyorum ya kırklara karıştım. Özkan’a ulaşmaya çalışıyorum. Bir gezgin arkadaşıyla künefe yiyorlar ama peşimdekini atlatmaya çalışmakla meşgulüm. Mağazalara falan dalınca neyseki peşimi bırakıyor da bende hayatımda yediğim en güzel künefeye doğru ilerliyorum. Bizim İstanbul da yediklerimiz kesinlikle künefe değil ya da orada yediğim başka birşey. Ne tırmandım ne kaçtım ne dolandım ben bugün.

Eski Van
Eski Van

İnci Kefali İlköğretim Okulu

Van da ki son günüm. Öğleden sonra Van Gölü ekspresi için Tatvan’a geçicem. Son sabahım da Özkan’ın öğrencilerini görmek istiyorum. Onlara minik hediyeler getirdim. Sırt çantasıyla fazla birşey taşınmıyor. Öyle tatlılar ve öyle utangaçlar ki. Anadoluya giderken yanınızda mutlaka küçük de olsa birşeyler götürün. Bir çocuk sevindirmek dünyaya bedel. Keşke daha fazlasını yapabilsem.

İnci Kefali İlköğretim İlkokulu sınıf öğretmeni Özkan Çörek
İnci Kefali İlköğretim İlkokulu sınıf öğretmeni Özkan Çörek

Van da her mevsim gelmek için bir sebep var. Mayıs başı badem çiçeklerinin açma dönemi ve inci kefali göçü. Mevsimlerin dönmesinden birisine biraz geç diğerine erken geldim ama olsun asla pişman değilim. Van Denizinde bir dalış klübü gördüm. Bu sefer olmadı ama bir dahakine kesinlikle dalmak için gelmeliyim.

İnci Kefali İlköğretim İlkokulu Kızları
İnci Kefali İlköğretim İlkokulu Kızları

Suyun altında tarihi kalıntılara dalınıyormuş. Bunu kaçıramam. Zamanı yanlış hesapladığım ve trenin de hergün olmamasından dolayı planladığımdan erken ayrılıyorum. Bu kadar güzel olacağını tahmin etmemiştim. Aklım Van da kalarak ayrılıyorum ama yine gelirim

İnci Kefali İlköğretim Okulu erkekleri
İnci Kefali İlköğretim Okulu erkekleri
  • KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu'na gidiyor
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • Sülüklü Göl, Spil Dağı
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu'na gidiyor
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
  • Kamp Ateşinin sıcağı yüzüne vuranlar
  • Kamp Kahvaltı
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkış
  • Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
  • Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Kad Kanyon Ekibi
  • Kad Kanyon Ekibi
  • Kad Kanyon Ekibi
  • Yarıkkaya Küçük Kanyon
  • Kad Kanyon Ekibi Kamp Alanı
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Yarıkkaya Kanyonu, Mağara
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Sülüklü Göl, Manisa kamp ateşi
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • Yarıkkaya Kuru Kanyonu

Uzun bir süredir kanyon geçiş eğitimindeyim. Kuru kanyon eğitimi için Manisa’da Yarıkkaya Kanyonu’na geldik. Yarıkkakaya Kanyonu bu tarz eğitimler için tam bir eğitim kanyonuymuş. Yarıkkaya’da bizi neler beklemiş, neler yapmışız, yine kendimi nasıl bir şeyin içine sokmuşum? İşte size Yarıkkaya Kanyonu macerası

nerdesinbahar
nerdesinbahar

 

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali 

 

 

Spil Dağı Efsanesi 

Bu sefer Şehzadeler şehri, Tarzan’ıyla ünlü Manisa’da Spil dağında kamp yapıcaz ve ertesi gün Yarıkkaya Kanyonu’nu geçicez. Yani kısacası tam 83 kişi son derece hevesli bir şekilde kendini uçurumlardan atmak için Spil Dağı yolunda. Kamp alanımız Spil Dağı’ndaki Sülüklü Göl. Sapsarı çiçekler açmış gölün etrafında çadırlarımız yerini alıyor hemen. Spil Dağı’ndan başlayan inişler Turgutlu karayolunda son bulacak.

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Spil Dağı‘nın efsaneleri var tabi. Tanrıça Niobe‘nin yedisi kız yedisi erkek olmak üzere on dört çocuğu varmış. Tanrıça Leto’nun ise sadece Apollo ve Artemis adlarında iki çocuğu bulunuyormuş. Niobe doğurganlığıyla övünürmüş. Niobe‘nin övünmeleri Leto‘yu kızdırınca çocuklarına Niobe‘nin cezalandırılmasını söylemiş.

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Artemis ve kardeşi Apollon, Spil Dağı‘ndan attıkları oklarla Niobe‘nin çocuklarını öldürmüşler. Niobe çocuklarının başında ağlamaya başlamış ve Zeus‘a kendisini çocuklarının başında taşa döndürmesini istemiş. Zeus da bu isteğini yerine getirmiş ve Niobe‘yi Spil Dağı eteklerinde bir taşa çevirmiş. Ağlayan Kaya efsanesi bu şekilde. Efsanelerde tarih gibi acılarla dolu. Tanrıların evinde kamp alanımız. 

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Sülüklü Göl Kamp Alanı

KAD Kanyon Ekibi‘yle gecenin bir yarısı yine yollardayız. Oldukça kalabalığız. Malzemelerimiz bizden daha kalabalık. Aracın içi bile komple çanta ve malzeme dolu. Adım atacak yer yok. Daha önce kampa böyle toplu taşımayla da gitmedim. Alışmaya çalışıyorum.

Sülüklü Göl, Spil Dağı
Sülüklü Göl, Spil Dağı Kamp Alanı

Spil Dağı eteklerindeki Sülüklü Göl‘e bahar gelmiş. Sapsarı çiçeklere papatyalar karışıyor. Bulutlar Spil Dağı‘yla raks ediyor. Hemen etrafa yayılıp kendimize rüzgarsız bir yer bulmaya çalışıyoruz. Bunca yıllık kamp hayatımda ilk defa matta yatıcam. -35 uyku tulumumla üşümemeyi hedefliyorum.

Yarıkkaya Kuru Kanyonu
Yarıkkaya Kuru Kanyonu

Çadırımızı kurduktan sonra biraz vücudu topraklama zamanı. Gölde o kadar çok kurbağa var ki. Biz göle yaklaştıkça zıp zıp atlıyorlar. İlk gölü gördüğümüzde biz burada yüzeriz demiştik arkadaşımla ama hiç niyetimiz yok.

Kad Kanyon Ekibi
Kad Kanyon Ekibi

Loç Vadisi aktivistleri yine bizimle. Loç Vadisi benim bu spora başlama sebebim Valla Kanyonu’nun çıkışında bulunan köy. Bu köyde yaşayanlar o kanyonu hiç geçmemiş ama yok olmaması için sekiz yıldır mücadele içindeler. Sarı yazmalarıyla kamp alanında yerlerini alıyorlar. Her şeyi betonla kaplayan zihniyet bir gün bir yerde durur ve bu durduğu ilk nokta Loç olur ümidiyle bu cuma çıkacakları mahkemede sonuna kadar yanınızdayız diyoruz. 

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Yarıkkaya Küçük Kanyon

Kısa bir dinlenme molasından sonra küçük kanyonda deneme yapmak için yola düşüyoruz. Doğa benim evim ve evime bahar gelmiş. Her yer yemyeşil, mis gibi kokuyor. Çiçekler sapsarı. Kendimizi çiçeklerin üstüne atmaktan alıkoyamıyoruz.

Kad Kanyon Ekibi
Kad Kanyon Ekibi

Yol yorgunluğunun üstüne küçük kanyonda inişler gerçekleştiriyoruz. Bu sefer sonumu düşünmek istemiyorum. Gün sonu yardan inmekten daha çok kamp alanına geri dönmek yoruyor.

Kad Kanyon Ekibi
Kad Kanyon Ekibi

Geldiğimizde yemekler hazırmış ama biz uzaktan bakınca ateş göremeyince önce fındık fıstıkla karnımızı doyuruyoruz. Hava kararmaya yakın da kamp alanına gidiyoruz. Oysaki yemekler çoktan hazırmış. Ateş tüm güzelliğiyle yanıyormuş. Uzunca da bir yemek kuyruğu varmış.

Yarıkkaya Küçük Kanyon
Yarıkkaya Küçük Kanyon

En Sevdiğim Şarkılı, Türkülü, Ateşli Kamp Geceleri

Obamızın başı Meral hanım yine işbaşında. Yavrularını doyurma peşinde. Bu seferde yemek hazırlanırken iştirak edemiyorum. Yiyici takımdayım yine. Yemekler yenip çay faslına geçilirken katılımcılardan biri sazını diğeri bendirini alıyor. Başlıyor çalıp söylemeye. Hayatımda gördüğüm en kocaman saz, sahibi de kocaman gerçi.

Kad Kanyon Ekibi Kamp Alanı
Kad Kanyon Ekibi Kamp Alanı

Ateş, müzik, gözüme kaçan dumanlar, mis gibi is kokmama rağmen hiç bir şey keyfimi bozamıyor. Saz çalan arkadaşın yanında kendime dumansız ve sıcak bir bölge ararken ittirip durmuşum o çalarken. Şarkı arasında beni uyarınca beni bir gülme alıyor. Bende beni birisi ittiriyor sanıyorum. Meğer ben ona çarpıp geri geliyormuşum. Arkadaşın kocaman olduğunu söylemiş miydim?

Kamp Ateşinin sıcağı yüzüne vuranlar
Kamp Ateşinin sıcağı yüzüne vuranlar

Aslında kampta olduğumuz gün Türkiye‘den de görülebilen en büyük meteor yağmuru var ama biz öyle yorgunuz ve sabah o kadar erken kalkıcaz ki yatmayı tercih ediyoruz. Aklım da kalmadı değil ama bazen hepsi bir arada olamıyor.

Sülüklü Göl, Manisa kamp ateşi
Sülüklü Göl, Manisa kamp ateşi

Gece çadırın yanında bir çay çorba lafları duyunca bir zıplayıp saatime bakıyorum. Sabah oldu da uyuyakaldım beni bırakıp gittiler diye korkum. Meğer çadır komşularımız gelmiş ve azıcık sessiz olsalar ne iyiymiş.

Bahar Yeter Artık, Bu Son Olsun Dediğim Anlar

Sabaha karşı donmalarım titremelerime karışıyor. Böyle üşüyünce insan daha bir cenin poziyonuna bürünüp daha bir hareketsiz kalıyor. Bu da daha çok üşütüyor. Gül ve ben büzüşmüşüz resmen. Saatin çalmasıyla ayaktayım ama sanırım hiç mutlu değilim.

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Bahar yeter artık, bu son olsun” diye kalkıyorum. Hala donuyorum. “Bunu da yap sonra emekli et kendini” diyorum. Üşüyorum, uykum var, boynum tutulmuş, yerde uyumayı sevmedim.

Kamp Kahvaltı
Kamp Kahvaltı

Mızmızlanmaya vaktim yok. Giyinmeliyim. Çadırı toplamalıyız. Uyku tulumları, eşyalar, kap kacak… Topla topla bitmiyor. Araca eşyaları taşı taşı bitmiyor. En sonunda kamp alanında kahvaltı için oturunca bir derin nefes alıyorum ve sabah kalktığım zamanki duygularımdan eser kalmıyor.

KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu'na gidiyor
KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu’na gidiyor

Hocalardan Şahin “su dökünde yüzümü yıkayayım” deyince de beni bir gülme alıyor. Kamp alanında ne yüz yıkaması. En son evden çıkarken yıkamıştık ya işte. Kamp alanımızda tamamen doğayla başbaşayız. Bir tesis yok. Wc yok. Sadece küçük bir çeşme var.

KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu'na gidiyor
KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu’na gidiyor

İlk sorduğumda 45 dakika sonra çıkarız lafını İbrahim hocamın ağzından aldım ya o hep 45 dakika artık. Aradan yarım saat geçmiş ama hala kim sorsa 45 dakika kaldı diyorum. Güle oynaya düşüyoruz yola. 5 ayrı gruba ayrıldık. Ben öncü gruptayım.

Yarıkkaya Kanyonu

Yarıkkaya Kanyonu için bir saate yakın yürümek gerekiyor. Sabah 8 civarı başladığımız kanyondan 4 civarı çıkmayı hedefliyoruz. Grubumuzda iki tane de çocuk var. Bizden daha cesaretli ve başarılı oldukları gerçek.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Eski yıkık ağılın oradan hemen sonra kanyon başlıyor. Daha önce öğrendiklerimiz ve bir gün önce yaptığımız pratikle artık daha bir korkusuz çaylaklarız. Aşağılara bakmıyorum. Otomatikte, karabinamda ki sekizlimi çıkartıp ipe doğru girmeye çalışıyorum.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Grubumuzdaki çocuklar ne kadar şanslı. Biz bu yaşımızda bunu yapmaya çalışırken onlar hayata ne kadar erken başlıyor. Yerinden kımıldamaya korkan annemle pantalonu kırışır diye oturmayan babam aklıma gelince hiç şansım yokmuş diye düşünüyorum. Benim gibi bir annenin de hiç bu taraklarda bezi olmayan bir çocuk kısmeti. Hayat böyle.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

127 Saat Filminin İçindeyim Adeta, Biri Beni Buradan Çıkarsın

Tam 27 kere irili ufaklı uçurumdan kendimizi aşağı atmamız gerekiyor. İki tanesi var ki gerçekten korku filmi gibi. İnsan ” bunu neden yapıyorum ki” diye sorguluyor. “Hocam biz buradan nasıl inicez” diyorum. Birinden “kütür kütür inicez” diye bir laf çıkıyor. Gel de gülme. Sinirlerim zaten oynamış yerinden, zembereğim şaşmış, çeneme vurmuş durmadan konuşup gülüyorum.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

127 saat filminden bir kare sanki karşımdaki ve o filmin kahramanları bizleriz. İki yar arasına sıkışmış bir kaya ve biz o kayanın tam altından metrelerce aşağı inicez. Oradan inmekten başka çaremiz de yok. Geri dönemeyiz. Kız çocuğumuzun gözyaşları içimi acıtıyor. Bacaklarının titremesi, sarkıttığı alt dudağı, ıslatmamak için uğraştığı güzel kirpikleri ölsem aklımdan çıkmaz artık.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Diğer çocuğumuzu tutabilene aşkolsun. İbrahim hocam diyor ki “bir iki seneye ölmezsen çok güzel bir hayatın olacak“. Öyle zapdedilemiyor ve fazla korkusuz.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

İpe güven, ipe güven tamam güveneyim de Allahım neden burası bu kadar yüksek? neden ayağımı koyacak bir yer yok? İki dizim yerde yüreğim de tam ağzımda içimden kendime ettiğim küfürler kulağımda “lanet olsun dostum, Biri beni buradan çıkarsın” diye diye iniyorum.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

O negatif iniş denilen şey var ya, işte o lanet şey yüzünden o kadar toplamama rağmen saçlarım çatır çatır yolunuyor. Negatif inişlerden nefret ettiğimi söylemiş miydim?

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Negatif iniş; yardan aşağıya kendinizi sarkıttığınızda kayanın altının boş olması. Diğer inişlerde düz bir duvarda ayaklarınızın tabanını duvara basa basa inerken bu inişte kendinizi bir ipin ucunda boşluğa salma hali. Sevmemekte haksız mıyım?

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

İnsan bir bir inince de bir rahatlıyor ki anlatamam. İki dağ arasındaki bir yarıktayız. Gökyüzü tepelerde bir yerlerde. Güneşte var dışarıdaki dünyada ama bize yok o güneş. Allahın unuttuğu bir yerde iki dağ arasında bir ipin ucundan durmadan kendimizi uçurumlara sarkıtıp duruyoruz. Her inişte de bir mutlu oluyoruz. Böyle anlatınca ne kadar saçma geliyor değil mi? ama değil işte. Sınavımız kendimizle.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Hani bir yerlerde bir yükseklik korkusu vardı. Nereye gitti o? Hiç düşünmeden kendimi atıp atıp duruyorum yarlardan aşağıya. Yükseklik ve korku kelimelerim ayrılmış farkında olmadan. Şükür

Yarıkkaya Kanyonu Mola

Mağara denilen genişçe bir alanda mola veriyoruz. Her grup arkadaki ile peşpeşe gidiyor. Birbirinden sorumlu. İkinci grupta yakalıyor bizi molada. Bir şeyler yiyoruz ve dinleniyoruz. Benim bedenim böyle etkinliklerde dinlenmeyi ve yemeyi sevmez hiç. Ne kadar dinlenme o kadar vücut soğuması, adrenalin düşmesi ve yorgunluk getirir.

Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
Yarıkkaya Kanyonu. Mağara

Bu seferde farklı olmuyor. Bir de ne yediysem, her eğildiğimde ağzıma geliyor. İkinci etap benim için daha zorlu artık. Yorulduk tabi ve çok bekledik. Benim gibi sabredemeyen birine hayat beklemeyi öğretiyor. Mağara denilen yerde definecilerin kazdığı bir yer var. Hocalarım gösteriyor. Zmanında buralar hep defineciler tarafından kazılmış. Bir şey bulan oldu mu acaba?

Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
Yarıkkaya Kanyonu. Mağara

Aynı zamanda biri oraya bir incir ağacı dikmiş ve yanına bir not bırakmış. “Gelip geçen sulasın, önümüzdeki yıllar gelip geçerken meyvesini yeriz” yazmış. Ne güzel insanlar var.

Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
Yarıkkaya Kanyonu. Mağara

Bir de Ahmet gerçeği var bizim grupta. Adam buralarda büyümüş olmalı. Kask takmayı reddeden, eldiven kullanmayan bir Ahmet. Gül’le beni inersiniz buradan deyip, biz de hangi akla hizmetle inanıp peşinden patır patır atlayıp da kendimizi dağa taşa çaktığımız foto Ahmet.

Yarıkkaya Kanyonu, Mağara
Yarıkkaya Kanyonu, Mağara

Sayesinde en kolay yerlerde yerlere çakılıp kayalarda kafamızı sektirdik. Pişman mıyız? Asla. Her şey bize bir şey öğretiyor. Kendi güvenliğini kendin düşün, kendin al. Bizim çok güzel fotoğraflarımızı çeken Spiderman Ahmet bu şekilde inip bir de geri tırmanıyor. Hızına yetişebilene aşk olsun. En son tepelerden bize öpücük gönderiyordu. Seni unutmayacağız Ahmet.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

27 iniş her bir insan için 27 ayrı ipe girişi kontrol demek. Sadece bizim grup 16 kişi. Bir de buna biz çaylakların fotoğraf aşkı eklenince, emniyetçiye “hocamm emniyet, bir foto şeyettircez de” demelerimiz ve bu ricamıza hiç gık dememeleri. Suat Hocamın beni havada asıp da “bahar yeni yazı ne zaman, en güzel beni yazacaksın yoksa salmam” şakaları unutulur mu? İyi ki varsınız.

Yarıkkaya Kanyonu, yıkık ağıl
Yarıkkaya Kanyonu, yıkık ağıl

Yarıkkaya Kanyon Çıkışı

Saatler süren geçişte sonlara doğru artık dizlerim beni taşımıyor. Kanyonun içinden uzaktaki evi ve otobanı görmek çok şaşırtıcı. Hem bu kadar bakir hem de dış dünyanın hemen yanı. Dışarıda bir hayat var ve biz başka bir dünyadan oraya bakıyoruz. Sanki hep orada yaşayacakmışım gibi hissetmişim demek ki.

Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
Yarıkkaya Kanyonu çıkışı

Kanyondan sallana sallana zafer kazanmış edalarıyla bir çıkışımız var. Yok böyle bir keyif. Tüm yorgunluk, sabah hissettiğim duygular her şey çok uzaklarda. Bir hedefim var ve bu hedefe giderken bir engeli daha aşmanın rahatlığı var. Başarmak ve kendinle olan savaşından galip çıkmak nasıl güzel bir duygudur.

Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
Yarıkkaya Kanyonu çıkışı

Korkularının üstüne üstüne gidip bir hiç olup hayatta sahip olduklarımızın aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlamak… sıcak bir ev, rahat bir yatak, dört duvarı olan bir tuvalet bile şükretmek için yeterli değil mi?

Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
Yarıkkaya Kanyonu çıkışı

Yaptığım hiç bir spor için bu kadar eğitim almadım ben. Normalde bu sporu da yerinde öğrenip yapıp rafa kaldırmam gerekirken neden bu kadar eğitim? Bilmiyorum ama ben bu ekibi sevdim ve bir kere bir şeyi de usulüne göre yapmaktan keyif aldım.

Yarıkkaya Kanyonu çıkış
Yarıkkaya Kanyonu çıkış

Hocalarımıza hakikaten sabırlarından dolayı teşekkür etmek lazım. 83 kişiyi kanyona intikal ettirmek, hepsine tek tek teknik malzeme temin etmek,daha ilk günden tepenin başında ipe sokmak, aksam üç kap yemek çıkartabilmek, bu yemeklerin alt yapısı için herkesin eline notlar verip markete yönlendirnek, hastaya şifa olmak, sabah erkenden kahvaltıyı hazırlayıp takımları sırasıyla kanyona sokmak ve hiç kimsenin burnu bile kanamadan faaliyeti bitirip sağ salim evlerine teslim etmek. İşte mükemmelik budur.

Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Ballıkayalar iİk iniş
  • Dağdan Atlamaya Hazırım
  • Ballıkayalar Kamp alanı
  • Ballıkayalar Kamp
  • Kastamonu ekibi yemek hazırlıyor
  • KAD Ballıkayalar Kamp
  • KAD ekibi kamp alanı
  • KAD Ekibi
  • Ballıkayalar Kaya inişi
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar Kaya inişi
  • Ballıkayalar Kaya inişi
  • Ballıkayalar
  • Hürriyet Seyehat
  • Başarmış mutlu Bahar
  • Ballıkayalar
  • Kanyon Eğitimi
  • Kastamonu ekibi yemek hazırlıyor
  • Başarmış mutlu ekip
  • KAD Kamp
  • KAD Kamp
  • KAD Kamp
  • Kaya inişi
  • Kaya inişi emniyetçileri
  • Kanyon Eğitimi
  • Ballıkayalar Kaya inişi
  • Başarmış mutlu ekip
  • Ballıkayalar Kaya inişi

Hürriyet Seyahat Gezgin Yazar

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

 

Yeni Bir Deneyim, Kanyon Sporu

Yeni bir şeyler denemem gerekiyordu artık. Kanyon fotoğraflarına bakarken gülümsediğimi farkettim. Her şelale, dere ziyaretimde o sulara atlama isteğimi, suyun taşlarda oluşturduğu izleri yakından görmeyi yaşamam gerekiyordu. Böyle gereklilikler hissediyor musunuz hayatınız da bilmiyorum. Ben de oluyor. Yok artık bunu da yapmam” dediğim herşeyi yapıyorum birbir.

KAD Ekibi
KAD Ekibi

Adrenalin seviyorum. Doğayı seviyorum. Pek çok doğa sporunu zaten yapıyorum. Bir tık yukarısı ve aslında en tehlikelilerinden olan kanyon sporu için bu sene zamanı geldi sanıyorum ki harekete geçtim. Bir yere kaydımı yaptırmıştım. Aylık 200 TL’ye kanyon eğitimleri var. 

KAD Ballıkayalar Kamp
KAD Ballıkayalar Kamp

Tesadüfen konuşurken sitemi de yapan arkadaşım Ömer bana kendi arkadaşlarını önerdi. Bu dernekle ilgili pozitif yönde çok güzel deneyimlerini duyunca rotamı bu tarafa döndürdüm. Bir aydır eğitimdeyiz. Haftada bir gün 2 saat teorik eğitim var.

Kastamonu ekibi yemek hazırlıyor
Kastamonu ekibi yemek hazırlıyor

Bir kaç haftalık eğitimden sonra iple iniş için İstanbul’a en yakın antreman alanı Ballıkayalar‘ın yolunu tutuyoruz. Aynı zamanda yılında ilk kampı olacak benim için. Yakın olduğu için ben kendi aracımla gitmeyi tercih ettim pek çok arkadaş gibi.

Kastamonu ekibi yemek hazırlıyor
Kanyon ekibi yemek hazırlıyor

Daha önce defalarca gittiğim Ballıkayalar da o tırmanan inen insanları hep görmüştüm. Bu sefer ben de aynı sebep için yollara düşüyorum. Ben arkadaşımla erken gelip Ballıkayalar da ki şelaleye yürüdüm. Muhteşem manzaralar eşliğinde çok güzel bir gün yaşadım.

 

Kanyon Ekibi Kamp Alanı

Şelale dönüşü yorgun argın çadırda dereyi seyrederek uzanırken kampımızın ateşi yanmış, yemekler hazırlanmış. Tüm yemekleri dernek hazırlıyor. Alışverişi yapıyor. Paylaşım usulüne göre ücretlendirliyor. Siz sadece içeceklerinizi alıyorsunuz. Hoş sohbetler başlamış. Yemeklerimizi yedikten sonra ateş başı sohbetleri, birbirimizi tanıma, müzikler dinleme derken sabah 7,30 da “kahvaltı” lafını duyuyorum. O kadar erken kalkılacak yani. İlk ekipte değilim neyse ki. 

Ballıkayalar Kamp alanı
Ballıkayalar Kamp alanı

Ekibin çoğunluğu Kastamonu‘lu. Her kendini tanıtan Kastamonu diyor. Kastamonu kanyon cenneti bir yer. Dünyanın ikinci en derin kanyonu olan Valla Kanyonu‘nun çıkışında bulunan köyde yaşayanlar hiç o kanyona girmemiş. Şimdi eğitim için buradalar.

KAD ekibi kamp alanı
KAD ekibi kamp alanı

Aynı zamanda bu bölgede bulunan Loç Vadisi Hes projesiyle sular altında kalacakmış. 8 senedir bununla mücadele ediyorlar. Ben size Loç Vadisi sular altında kalmadan gidip görün demeyeceğim. Sular altında kalmaması için onlara destek olun diyeceğim. 

KAD Kamp
KAD Kamp

Ekip yavaş yavaş dağılıp yatarken biz ateş başında saati 4 yapıyoruz. Sabah erken kalkmayı düşünmedim hiç. Çok özlemişim kamp ateşinde sohbet etmeyi, gülmeyi, eğlenmeyi.

KAD Kamp
KAD Kamp

Saat 10 civarı gözümü açtığımda kamp alanında iniş çalışmalarına başlamışlar bile. Birşeyler atıştırıp ben de deniyorum. Çok zor değil gibi ama yükseklik korkumla nasıl başedeceğimi bilemiyorum.

KAD Kamp
KAD Kamp

Kanyon ve Doğa Sporları Araştırma Derneği

KAD yani Kanyon ve Doğa Sporları Araştırma Derneği, kanyon sporunu sevdirmek için gönüllülük esasına dayanarak eğitimler veriyor. Tüm malzemeler dernek tarafından ücretsiz karşılanıyor ve yine tamamen ücretsiz teorik eğitimlerden sonra pratik eğitimler için sizi bu sporun yapıldığı yerlere götürüyorlar. Bu da paylaşım usülüne göre ücretlendiriliyor.

Kaya inişi
Kaya inişi

Kanyon geçişleri extrem doğa sporları kategorisinde gösteriliyor..Tüm tecrübeli hocalar bıkmadan usanmadan saatlerce size bu sporu sevdirmek ve öğretmek için uğraşıyor. Çünkü tehlikeli ve zor bir spor. Ölümle sonuçlanacak kadar ciddi. Evet dağa hiç eğitim almadan çıkmış olabilirim ama kanyon için eğitim şart. Başkanları Meral Hanım herşeyle ilgileniyor ve dikkat ettim herkes onu çok seviyor. Bir ekip ruhu var.

Kaya inişi emniyetçileri
Kaya inişi emniyetçileri

Zaten kanyon geçişlerinde ben yok biz var. Hayatımda en çok benimsediğim hayat tarzı. Kamp alanında dikkat ettiğim olayda da bu var. Herkes bir işin ucundan tutuyor kendi yeteneği doğrultusunda. İlk kez bu kadar kendimi ait hissettiğim, hemen kaynaştığım bir ekip oluyor. Egolarından arınmış, doğayla barışık ve neşeli insanlarla tanışıyorum. Ballı olduğumu söylemiş miydim?

Dağdan Atlamaya Hazırım
Dağdan Atlamaya Hazırım

Kalabalık bir grup dağın yolunu tutuyoruz. Senelerdir geldiğim ve izlediğim sporcuların içindeyim. Bir gün önce kendimi o kadar yormam iyi olmamış tabi. Bedenim yorgun. Bırakın inmeyi yukarı çıkmakta zorlanıyorum. Siz eğer bu sporu yapacaksanız ve eğitimdeyseniz kendinizi yormayın. Bir gece önceden alkol almayın. Erken yatın.Hürriyet Seyehat

Yukarı çıktığımda önce seyirciyim. En yakına oturuyorum. Nasıl yaptıklarını, hocaların önerilerini dinlerken arada bir aşağılara bakıp vazgeçiyorum. Sonra “yaparım”  diyorum. Şakalaşıp duruyorum ama kaçmamak için zor tutuyorum kendimi. Bu bir saat böyle devam ediyor. En sonunda bir kere denemem gerektiğine karar veriyorum.

Kanyon Eğitimi
Kanyon Eğitimi

Hadi Kendimizi Dağdan Aşağı Atıyoruz

Hocalarımızın söylediği ilk cümle “ipe güven“. Evet ipe güveniyorum. Öğrendiğimiz şekilde bağlamaları yapıp, hocamın direktifleriyle parmaklarım dağın ucunda bedenim boşlukta kendimi salmaya çalışıyorum. Genelde cesaretliyimdir ama bu başka bir şey.

Kanyon Eğitimi
Kanyon Eğitimi

45 metre suya dalmak, bir botun içinde azgın sulara atlamak yada kayaklarla bir dağdan aşağıya salına salına kaymak gibi değil. Onlar hiç birşeymiş. Bir ipin ucunda boşlukta inmeye çalışmak, yükseklik korkusuyla başetmek… Ben de birşeylerden korkuyormuşum.

Ballıkayalar
Ballıkayalar iİk iniş

Sınırlarımı zorluyorum. Bütün yarışım kendimle. Bir kendimi dağdan aşağı atmadığım kalmıştı. O da oluyor çok şükür. Şu gelip geçtiğim hayatta denemediğim birşey kalmasın diyorum ama eve gidip fasulye pişiresim var ama nedense o dağın tepesinde bir ipin ucundan boşluğa sarkıtıyorum kendimi.

Ballıkayalar
Ballıkayalar iİk iniş

İbrahim hocam öyle güzel motive ediyor ki. “Harika, çok iyisin, ders versek bunu örnek olarak gösteririm” diyor. Hepimize aynısını söylediğine eminim ama o an ona inanmak istiyorum. İlk inişte kendinizi ipe oturtuncaya kadar ki kısmında çok zorlanıyorum. Hatta kayalara yapışıyorum. Bu beni sinirlendiriyor. Başarısızlığa alışık değilim hiç.

Ballıkayalar Kaya inişi
Ballıkayalar Kaya inişi

Sinirlendiğim zaman yapamayacağım şey yoktur. Akıcı İngilizce konuşamayan ben şakır şakır sökülüp elin İtalyanıyla Mısır’da kavga etmişliğim var. Bu dağda kim oluyor? Titremeyi bırakıp öğrendiklerimi uygulama zamanı. Haftalardır boşuna gitmedin derslere. İçimde çalan şarkı “ben bugün ölmezsem ölmem ölmem iç bir vakit“. 

Ballıkayalar Kaya inişi
Ballıkayalar Kaya

Başarmak Ne Güzeldir

Ve evet inmeyi başarıyorum. Başarmak ne güzeldir. İlk denemeyi çift iple yapıyorsunuz. Bu daha kolay. İkinci için yukarı çıkarken kaybolup dağın tepelerine bile çıkıyorum. Uca gitmeye korkup, yere yatıp, kafamı aşağı uzatıp, arkadaşların nerede olduklarına bakıyorum ve bir şey olsa yine yalnızım nedense.

Ballıkayalar Kaya inişi
Ballıkayalar Kaya inişi

Neyse ki müziğin sesini duyup yolu buluyorum. Müzikler açılmış, insanlar birkaç iniş yapmış, rahatlamış, mutlu… Daha sonraki sohbetlerde tek kaybolanın ben olmadığımı öğrenmek içimi rahatlatıyor. Tek ip için tekrar dağın ucundayım. Kayıyor, tutamıyorum. Daha zor olsa da iniyorum.

Ballıkayalar Kaya inişi
Ballıkayalar Kaya inişi

Ben bu inişleri en fazla üçe kadar yapabiliyorum. Normalde beş kez inme, deneme hakkımız var. Bir gün öncesinin bedensel yorgunluğundan ve stresten dizlerim beni taşımıyor artık. Geçen sene Haça dağındaki 12 saatlik tırmanış sonrasındaki gibi bir yorgunluk. Zorlamaya gerek yok. Her hata ve kaza yorgunken oluyor.

Ballıkayalar Kaya inişi
Ballıkayalar Kaya inişi

Kamp alanımıza dönüp günün kritiğini yapıyoruz. Çok severim böyle konuşmaları. Çok şey öğretir. Hiç kimsenin gidesi yok. Her şey güzel, herkes mutlu. Sanırım hayatıma yeni bir heyecan daha kattım.

Başarmış mutlu Bahar
Başarmış mutlu Bahar
Kıyafet Önerisi 

Kıyafet olarak ince bir rüzgarlık içine termal içlik, su ve rüzgar geçirmez treking pantalonumu kullandım. Çok rahat ettim. Geri kalan tüm malzemeyi dernek veriyor.

Başarmış mutlu ekip
Başarmış mutlu ekip
  • Ballıkayalar Şelale
  • Ballıkayalar Delileri
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar Kamp
  • Ballıkayalar Göl
  • Ballıkayalar Kamp
  • Ballıkayalar Kamp
  • Ballıkayalar Şelale
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar patika yol
  • Ballıkayalar patika yol
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar Kamp
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar
  • Ballıkayalar Şelale

Gebze’de bulunan Ballıkayalar tırmanış sevdalılarının antreman bölgesi, çocuklu ailelerin mangal yeri ve gençliğin kamp alanı. Ballıkayalar Tabiat Parkı her zaman akan deresiyle, muhteşem doğasıyla bir sit alanı. Ballıkayalar aynı zamanda motorcuların uğrak yerlerinden.

nerdesinbahar
nerdesinbahar

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

 

 

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Ballıkayalar şehrin hemen dibinde yemyeşil, kanyona benzeyen, dar ve derin kazılmış bir boğaz. 1ci derece sit alanı. Ballıkayalar Kocaeli Gebze Tavşanlı Köyü’nü geçince biraz ileride. Navigasyona yazınca sizi oraya kadar götürüyor. Beşiktaş Gebze arası bir buçuk saat sürüyor.

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Çadırı nereye kuracağımıza karar veremeyince birşeyler yiyelim diyoruz. Çünkü kahvaltı bile etmeden çıktık. Eskiden burada bir restoran vardı ve her şey bulunurdu ama belediye orayı kapatıp yerine de yenisini açmayınca bunu bilmeyen biz aç kalıyoruz. Artık iki ayrı tesis var ve tost çay gibi şeyler bulunuyor. Burada kahvaltı etme hayali suya düşüyor.

Ballıkayalar

Gelirken alışverşinizi yapıp gelmeniz gerekiyor. Yakındaki köyden yapabilirsiniz. Köyde ve burada alkol tüketimi yasak. Mangal yapabiliyorsunuz. Üç tip insan profili var. Biri kampçı gençlik, diğeri sportif aktiviteciler, diğeri mangalcı halk. Haftasonları da biraz kalabalık oluyor. Daha önce haftaiçi gelmiştim, kimsecikler yoktu.

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Dağcılar daha çok tepelere yürüyüp kamp yapıyor. Arkadaşları beklerken dere kenarında biraz yürüyelim diyoruz. Yürürken biri bir şelaleden bahsediyor. Kaç defa Ballıkayalar‘a gelmeme rağmen ilk defa şelale olduğunu duyuyorum. Şelale aşkımı bilmeyen var mı? Hal böyle olunca yola düşüyorum tabi.

Ballıkayalar

Ballıkayalar Şelale

İlk başta iki kişi başladığım yolda doğaya alışık olmayan arkadaşımın geri dönmesiyle tek kalıyorum ama yolda her karşılaştığım insan peşime takılıyor. Herkes birbirinden cesaret alıyor. Sular yüksek, geçmek zor. Belli bir yerden sonra oldukça zorlu bir yolu var. Çoğu yerde kayalara sarılarak geçiyoruz. 

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Kaymayan bir ayakkabı şart. Ayaklarım bu kadar kaymasa daha kolay olacak.Ayaklarım haftaiçi yaptığım uzun yürüyüşlerden dolayı yara bere içinde. Bu sebepten rahat olsun diye converseleri giymişim, kayıp duruyorum. Yola çıkarken şelaleden habersiz olduğum için hazırlıksızım yani.

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Ayaklar bu kadar kayınca tüm gücü de kollardan alıyorum. Manzaralar öyle muhteşem ki adım başı fotoğraf çekiyoruz. Benimkini yoldan geçen herkes çekiyor. Şelaleye giden son dönemeç çok zorlu. Parmak uçlarımla tutunurken ayaklarımın burnuyla kayalarda çentik arıyorum. Oldukça da yüksekteyim.

Ballıkayalar

Buradan aşağıya düşmek istemem. suyun derinliği hakkında fikrim yok. Suya düşmek sorun değil aslında, suda sivri bir kaya olabilir. Bundan korkuyorum. Korkmak derken kafamda derinlere ittiğim düşünceler bunlar. Ben hep “hadi bahar yaparsın” tarafını duyuyorum.”

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Sonlara doğru yol zorlaştıkça azalsakta şelaleye kadar varıyoruz. Orada bir abi fotoğraf çekiyor. Daha tam şelaleyi gören tepeye çıkmamışım. Abi tam dönmek için hamle yapınca istemsizce “dur gelme, fotoğrafımı çekeceksin” diye birşey çıkıyor ağzımdan. Çok kibar olduğumu söylemiş miydim?

Ballıkayalar Şelale
Ballıkayalar Şelale

Sağolsun “tabi” diyor ve beni bekleyip kare kare fotoğrafımı çekiyor. Çocuklarıyla gelmiş ama çocuklar bu tarafa geçememiş. Onlar geri dönerken ben şelalenin tepesine doğru ilerliyorum. Orada da genç çocuklar var. Bu sefer onlar fotoğrafımı çekiyor sabırla. 

Ballıkayalar
Ballıkayalar Şelalenin tepesi

Şelale Dönüşü

Ben şelalenin tepesinde manzaranın tadını çıkarırken herkes gitmiş. Dönüş yolunda tek kalmışım. Dağın başında bir başınayım. “Kafamı dinlemek istiyorum diyordun, Al dinle kafanı” diye kızıyorum. Hava kararmadan geri dönüşe geçmeliyim. Aynı zor yoldan geçerken bir ara ne tutunacak birşey ne ayağımı koyacak taş bulamıyorum.

Ballıkayalar patika yol
Ballıkayalar patika yol

Kayaya resmen sarılıyorum. İnsan kendi kendine konuşur mu? Ben konuştum. Hem de yüksek sesle. O birkaç saniyede kendimi sakinleştirdim ve havada asılı kalıp kendimi ileri attım. Düşsem kimsenin haberi yok. Bir yoldaş olmadan gitmeyin sakın. Ben ettim siz etmeyin. Şimdi düşünüyorum da şelalenin tepesinden dümdüz tepelerden yürüyerek dönebilirmişim. Hem o yolu da görmüş olurdum.

Ballıkayalar patika yol
Ballıkayalar patika yol

Şelaleye çok yakın bir yere kadar o kadar kamp malzemesini taşımayı başaran bir gençlik de var. Günün “delisi sizsiniz” diyorum. Gülüyorlar. Onlardan su istiyorum. Mangal yapmışlar. Bana ikram ediyorlar. İlk önce “tamam” diyen ben unutup yola koyuluyorum. Çok zeki olduğumu söylemiş miydim?

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Ballıkayalar‘a vardığınızda bir gölet sizi karşılıyor. O göletin karşısına geçip yürürseniz daha kolay yürüyebilirsiniz. Ağaçların arasından bir patika yolu bile buldum. Kaybetmezseniz şelalenin oldukça yakınına kadar ağaçların içinden yürüyebilirsiniz.

Ballıkayalar
Ballıkayalar

Ballıkayalar Kamp

Sorunsuz, tek nokta ıslanmadan, yara bere almadan geri döndüğümde arkadaşların geldiğini görüyorum. Kamp kurulmuş, yemek hazırlığına başlanmış. Dere kenarında bir yer bulup, çadırımı kurup, sandalyeleri de atınca bir oh diyorum.

Ballıkayalar Kamp
Ballıkayalar Kamp

Biraz dinlenmeliyim. Sabah havanın biraz serince ve bulutlu olması biraz tadımı kaçırsa da tabiat ana gönlümü almayı başarıyor. Mutluyum. Güzel bir haftasonu oluyor. Ballıkayalar’da kamp yapmanın bedeli bir araç, bir çadır, iki kişiye kadar 50 TL. Elektrik yok. Sadece wc ve su var. Dere kenarında içerilere doğru kamp ücretsiz tabiki. 

Ballıkayalar Kamp
Ballıkayalar Kamp

 

 

  • Emirgan Korusu, sincap
  • Rumeli Hisarı
  • İstanbul Boğazı 2ci Köprü
  • Emirgan Korusu
  • Pembe Köşk
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu
  • Sarı Köşk
  • Emirgan Korusu
  • Emirgan Korusu, sincap
  • Emirgan Parkı, Laleler

Hürriyet Seyahat Gezgin Yazar

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Bunca nesil İstanbul’lu olup da bir kere bile gitmediğim Emirgan Korusu’nda ki laleleri görmeye gidiyoruz şimdi. Yıldız Parkı’na aşık olduk. Emirgan Korusu’ndan da aynı performansı bekliyoruz. Emirgan Korusu’na Sarıyer’e giden herhangi bir otobüsle gidebilirsiniz. Kendi aracınızla da gidebilirsiniz ama bu tarz yerlerde parkla ve trafikle uğraşmamak için ben araçsız gidiyorum. Hava da güzelse genelde sahilden İstanbul Boğazı’nı seyrederek ve boğaz havası alarak yürümeyi tercih ediyorum.

 

Emirgan Korusu’na Giderken Telef Olanlarda Bugün

İsteyen Eminönün’den ve Anadolu yakasından kalkan vapurlarla deniz yoluyla gelebilir. Bence çok güzel seçenek. Boğaz turu atan vapurlara binmeyin ama. Onlar ikinci köprünün ayağından geri dönüyor. Herhangi bir iskeleye yanaşmıyor.

İstanbul Boğazı 2ci Köprü
İstanbul Boğazı 2ci Köprü

Biz Beşiktaş’tan otobüse biniyoruz. Korkunç bir trafik var. Haftaiçi ve gün ortası olmasına rağmen hem de. Hınca hınç otobüste Bebek’e kadar dayanabiliyoruz. Orada inip geri kalan yolu yürüyoruz. 500T’den sonra en popüler otobüsün bu olduğuna karar veriyorum.

Rumeli Hisarı
Rumeli Hisarı

Boğaz havası ve manzarasına karşı çok güzel bir yol oluyor. Eskiden tekneyle geçtiğim boğazda yürümek buruk bir tebessüm bırakmadı değil ama ikisinin de yeri ayrı. Bebekten itibaren yürüyüş yolunu oldukça genişletmişler. Denizi doldurmuşlar.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Üç tarafı denizlerle kaplı, hatta kendine ait bir denizi olan ülkemde, denizden bu kadar nefret edilir ancak. Yakında iki kıyı birleşecek onun yerine Trakya’da kanal açacaklar. Bir taraftan deniz doldurulurken diğer taraftan yeni bir boğaz yaratılıyor. Bu doğa insan oğluna yaranamıyor. Beğenmeyip yeniden yapıyoruz hep.

Emirgan Korusu

Emirgan Korusu Lale Devri

Eski tarihlerde Emirgan Korusu‘na kayıkla gelinirmiş. Köprü falan yok tabi. Eskiden bir bölümü mesire alanıyken 75 yıl önce İstanbul Belediyesi satın almış ve tamamen halka açmış.

 1635 yılında Sultan IV. Murat bahçeyi Emirgüneoğlu Tahmasb Kulu Han’a (Yusuf Paşa) vermiş, burası da  önce “Emirgüne Bahçesi” olarak anılmış sonradan  bahçenin adı “Mirgün Bahçesi”  ve  “Mirgün”e dönüşmüştür. Sonunda bütün yöre Emirgan adıyla anılmaya başlamıştır. 

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Koru da 120 çeşit bitki bulunuyor. Tarihi Bizans dönemine kadar dayanıyor. İçinde üç tane köşk var. Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk. Benden bir yüzyıl önce inşa edilen bu köşkler benden daha sağlam duruyor.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Emirgan korusunu gelin gibi süslemişler. İtiraf etmek gerekirse daha önce gelmemişim ve neden gelmemişim bilmiyorum. Morlar sarılara, pembeler beyazlara karışmış. Müthiş güzel kokuyor, gözlerimiz bayram ediyor.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Korunun içine serpiştirdikleri çeşitli temalarla fotoğrafçılar ve halk için resmen bir set hazırlanmış. Kumaş güllerle hazırladıkları flamingolara bayıldım. Ta Afrikalara gidip göremediğim flamingolar buradaymış meğer.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Kocaman bir kalp yerleştirilmiş bir köşeye. Kuveytli turistlerden rica ediyorum, fotoğraflarımı çekiyorlar. O iki dakika da nasıl o kadar konuştuk, ne ara kaynaşıverdik bilemiyorum. Emirgan Korusu’nu nasıl bu kadar geç keşfetmiş olabilirim?

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Turistlerin öyle bir ilgisi var ki beni utandırıyor bu durum. Dünyanın öteki ucunda olsa gideriz de burnumuzun dibine neden gitmeyiz bilemiyorum. Onlar ta Kuveyt’ten kalkıp gelmiş, hoşgelmişler. 

Pembe Köşk
Pembe Köşk

Korunun içinde ki Pembe Köşk‘te oturup tatlı ve çay ikilisi yapıyoruz. Fiyatlar makul. Koruda dolaştıkça göllere, şelalere, kelebeklere rengarenk çiçeklere denk geliyorsunuz. Mor çiçeklerin üstü arı dolu, hemen yanında ki beyaz laleler de hiç arı yok. Neye göre gidiyor bu arılar?

Neyin fotoğrafını çekeceğini şaşırıyor insan. Emirgan Koru’su 1-30 Nisan arası lale severleri bekliyor. Biz de açıldığının ertesi günü koruda olunca haftaiçi olmasına rağmen çok kalabalık bir haline denk geliyoruz.

Sarı Köşk
Sarı Köşk

Yukarılara doğru yürüdüğünüzde kocaman bir köşk sizi karşılıyor. Orada da bir restoran var. En tepede İstanbul Boğazı ayaklarınızın altında. Benim İstanbul’um lale zamanı da çok güzel.

Emirgan Korusu
Emirgan Korusu

Günün Süprizi, Tatlı Sincap

Parka gelirken sincaplardan bahsetmişti biri. İnşallah görürsünüz demişti. Hiç umudum olmadığı için aklıma bile gelmemiş. Aşağıya inerken bir baktık güvenlik görevlisi eliyle bir sincapı besliyor. Nasıl sevimli, nasıl güzel anlatamam. 

Emirgan Korusu, sincap
Emirgan Korusu, sincap

Sanırım aşık oldum. Resmen durup bize poz verdi kerata. Görevli her gün onu beslediğini söyledi. “Adı ne?” diye sordum. Bir adı yokmuş. Ballı olduğumu söylemiş miydim?

Emirgan Korusu, sincap
Emirgan Korusu, sincap

Öyle güzel bir havaya denk gelip tadını çıkardık ki anlatamam. Erguvanlar için erken gelmişiz. O zaman ne yapıyoruz? Erguvan zamanı tekrar gidiyoruz. 

Emirgan Korusu

  • Yıldız ,Parkı
  • Yıldız Parkı Kahvaltı
  • Yıldız Parkı Asma Köprü
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı Asma Köprü
  • Yıldız Parkı Asma köprü
  • Yıldız Parkı
  • Malta Köşkü
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı Asma köprü
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı

Hürriyet Seyahat Gezgin Yazar

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Yıldız Parkı Avrupa yakasında ki en önemli nefes alma alanı. Çok uzun yıllardır Yıldız Parkı’na gitmediğimi farkettim. Hazır bahar gelmişken bir gidip dolaşıp Yıldız Parkı’nın son halini görmek istedim. Bu kadar kalabalık beton yığını bir ilçede inanılmaz bir alan Yıldız Parkı.

 

Yıldız Parkı Göle Karşı Kahvaltı

İstanbul’a bahar bir başka yakışır. Hele ki laleler ekilip tüm park ve bahçeler çiçeğe bürününce. Her yere lale ekilir. Özellikle de koru ve parklara. O rengarenk laleleri görmek için İstanbul’a saldık kendimizi bugün ve turist olduk. Hadi lale görmeye..

Yıldız Parkı

Beşiktaş ile Ortaköy arasında yer alan yaklaşık 46 hektarlık alanı ile kent içerisindeki en büyük koru olan Yıldız Parkı, çeşitli tarih kaynaklarında adı geçen defne ormanları ve mitolojik öykülerdeki “Pan”ın Boğaziçi’nde flütünü çaldığı yeşillikler olarak da biliniyor.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Yıldız Korusu, Lale Devri’nin masalları kıskandıracak “Çerağan eğlenceleri”nin düzenlendiği yermiş. Yeniçerilik kaldırıldıktan sonra kurulan yeni oluşumun eğitimleri de bu koruda verilmiş. ll.Abdülhamit tahta çıktıktan sonra Yıldız Sarayına yerleşiyor ve içine Malta, Çadır, Şale, Kaskat, Limonluk, Set ve Cihannüma köşkleri ile Saray Tiyatrosu’nu yaptırıyor.

Yıldız Parkı

Zamanında çok paralar harcanmış buraya. Bir dönem İtalyan bir şirkete kiralandığında Şale Köşkü casino olarak da kullanılmış. Neyse ki Atatürk bu duruma el atmış ve şirketten alınarak bu duruma son verilmiş. İstanbul Belediyesinin yetki alanında olan park öyle güzel yenilemiş ki hayran olmamak elde değil.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

En güzeliyse bu kadar yakın, bu kadar ulaşılabilir olması. Bugün hala betonla kaplanmadıysa bunu Osmanlı Padişahlarına ve keyiflerine düşkünlüğüne borçluyuz. Çok şükür nefes alacak bir yer kaldı.

Yıldız Parkı Kahvaltı
Havayı da güzel görünce çantamıza birkaç kahvaltılık atıp arkadaşlarla Yıldız Parkı‘nın yolunu tutuyoruz. Yıdız Parkı‘nın yerini bilmeyen yoktur ama yine de kısa bir tarif etmekte fayda var.

Yıldız Parkı

Yıldız Parkı Beşiktaş Çırağan’da, Polis karakolunu geçince, ana kapısından giriyorsunuz. Son halini görmeyen varsa bence en kısa sürede gitmeli. Rengarenk çiçekler karşılıyor bizi. Yukarılara yürümek için biraz tırmanmanız gerekiyor ama yormuyor.

Yıldız Parkı

Yukarılarda piknik masaları var. Orada bir masa buluyoruz. Göle karşı masamızı hazırlıyoruz. Gölgeler hala soğuk ama hava mis gibi. Kahvaltı sonrası park içinde keşiflerimiz devam ediyor. Beşiktaş Belediyesi müthiş güzel bir iş çıkarmış.

Yıldız Parkı Asma köprü

Park komple ıslah edilmiş. Eski halini bildiğim için kıyaslama şansım oldu. Yukarılara doğru yürüyünce asma bir köprü buluyorsunuz. Şimdiye kadar ki gördüğüm en uzun asma köprü bu. Sokak sokak bir asma köprü.Yürüdükçe sallanıyor. Korkmayın, keyfini çıkarın.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı Asma Köprü

Köşeleri dönerek ağaçların arasında dolambaçlı yürüye yürüye yukarılara çıkıyorsunuz. Fotoğraf çekmeye doyamıyoruz. Manzaralara bakmaya da. Etrafımıza baktığımız da tek bir bina görmüyoruz.

Yıldız Parkı Asma Köprü
Asma Köprü

İki adımda resmen bir ormanın içinde, İstanbul’un dışına çıkmış gibiyiz. Çölün ortasında ki bir vaha gibi. Yıldız Parkı hafızamda Arzum Onan ve Mehmet Aslantuğ’un aşkının ilk fotoğraflandığı yer olarak kalmış. İkisini de çok sevdiğim için park benim için ayrı bir yerde her zaman.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Malta Köşkü

Hala birlikte mutlu mesut yaşamalarını Yıldız Parkı’yla nasıl bağdaştırdım hiç bilmiyorum ama yüzümde gülümseme oluşturur hep. Benim hala umudum var. Yukarı da Malta Köşkü‘nün içinde boğaza karşı yemek yiyebilir, çay içebilirsiniz. Bu manzaraya karşı çay 3 lira.

Malta Köşkü
Malta Köşkü

Açık büfe kahvaltı hafta içi 32,5 hafta sonu 42,5 TL. Manzara ve güneşin tadını çıkardıktan sonra aynı yoldan aşağıya iniyoruz. İsteyen Barbaros Bulvarı‘ndan Malta Köşkü‘nün önüne kadar arabayla gelebilir . Yıldız Parkı‘na araç girişi de var ama lütfen arabayla içeri girmeyin. Doğal güzelliği çok bozuyor.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Parkın aşağı girişinden biraz ilerleyince bir gölet yapmışlar. Minik bir köprüsü var. Ördekler yüzüyor. Devamlı bir sular akıyor, kuşlar uçuyor, mis gibi çiçekler kokuyor. Alice Harikalar Diyarı’na böyle ışınlanmış demek ki. 

Yıldız Parkı Asma köprü

Oysaki iki dakika önce arabalardan karşıya geçemiyorduk. Trafik ışıklarında dakikalarca bekliyorduk. Beşiktaş’ın kalabalığından kaldırımda yürüyemiyorduk. Şimdi yemyeşil, rengarenk göletleriyle bir vahadayız. 

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Vücudu topraklama zamanı. “Uzanıp yatıvermiş sereserpe” diye başlar Orhan Veli ve “Olmaz ki! Böyle de yatılmaz ki” diye bitirir. Ah üstad. Sen bu devirde yaşamıyorsun. Biz beton yığınlarının içinde yeşili saksılarda görür olduk. Bakınız Taksim Meydanı.

Yıldız Parkı Asma köprü
Asma Köprü

Bir daha ki sefere kahvaltımı ettikten sonra hamağıma uzanıp gazetemi kitabımı okumayı planladım. Gözüme iki ağaç kestirdim. Bence harika olacak.

Yıldız Parkı Asma Köprü
Asma Köprü

Tabi her rüyanın bitimi ve gerçeğe dönüş hızlı oluyor. Güle oynaya fotoğraflar çekerken, tam parkın çıkışına geldiğimiz anda nefes alamıyoruz. Gözümüzü açamıyoruz. “Biber gazı” diyorum sadece. Ne alaka değil mi? Parkın girişinde bir polis karakolu olunca olabiliyor böyle şeyler. Dediklerine göre bir tüp kendi kendine boşalmış. Çocuklar çok etkilendi. Biz çabuk atlattık. Hepimize geçmiş olsun. Gökten üç elma düşmüş, Gargamel Şirinler’i yemiş…