• Çökertme Koyu

Ege’de sessiz sakin bir deniz neredeyse hiç kalmadı gibi bir şey. Ege denilince Bodrum akla geliyor. Bodrum denince de hep kalesi, merkezi, Gümbet, Gümüşlük vs adları gelir aklımıza. Akyaka’ya gidicem deyince bir arkadaşım neden sahil şeridinden gitmiyorsun dedi ve ne de iyi etti. Birkaç yer de önerdi.

Çökertme

Bodrum’dan çıkınca Güvercinlik’den Mumcular yoluna sapıp bu yola ayrılabilirsiniz. Çok güzel köylerden, çam ormanlı virajlı yollardan geçerek denize ulaşıyorsunuz. Yolda internet pek çekmiyor. Haftasonunu Bodrum’da ki arkadaşımda kendimi eve hapsederek geçirdim. Kalabalığına dayanamadım resmen. Buralarda ise kimsecikler yok.

Sıcak havadan bunalan ben bir yüzme molası vermeye karar veriyorum. Uçsuz bucaksız kumsalda çok az insan var bir gün öncesine inat. Sol tarafta şezlonglar görüyorum. İnsanlar var. “Burası neresi?” diye soruyorum. Çökertme Koyu’ymuş. Şu türkülerdeki Çökertme. Ne kadar güzel ve sakin diyorum. O sakinliğini korumak istiyorlar. Son zamanlarda birşey yazarken ve konum paylaşırken iki kere düşünüyorum. Lütfen topla, tüfekle ve çöplerinizle gitmeyin.

Siteye ait şezlongları kullanmama izin veriyorlar. Sohbet ettiğim Kevser hanım beni misafir edebileceğinden bahsediyor. Yol ne kadar güzel insanlar çıkartıyor insanın karşısına. Artık ufak ufak geri dönüş yolunda olduğum için burada kalma, kamp yapma hayallerimi başka zamana saklıyorum. Gerçekten kamp yapmak için çok uygun. Küçük küçük ağaçlar da var.

Yolun öteki tarafında bir restoran da var. Denizi benim sevdiğim gibi küçük çakıllı, berrak, kısa süre sonra derinleşen denizlerden. Güzel sohbetler edip biraz serinledikten sonra yola koyuluyorum.

Turnalı Boncuk Camping

Hedefim bana önerilen Turnalı Boncuk Camping. Deniz kenarından kıvrıla kıvrıla çok güzel manzaralı koylardan geçiyorum. Akbuk bunlardan bir tanesi. Çok meşhur aslında. Yukarıdan manzara süper gözüküyor ama tesis kalabalığını görünce koya inmekten vazgeçiyorum.

En sonunda Turnalı Boncuk Camping‘i ve meşhur Serpil ablayı buluyorum. Açlıktan da ölüyorum. 16 liraya gözlememi yiyip çayımı içiyorum. Serpil abla denizden yeni çıkmış. Saçı başı dağınık diye fotoğraf çektirmedi. Bence çok güzeldi.

Burası denize sıfır, wcsi duşu olan bir camp alanı. Çadır başına 50 lira alıyorlar. Kişi sayısı farketmiyor. Ortam güzel olmasına güzel de ben tesis sevmiyorum. El değmemiş yerler de daha özgür olabiliyorum.

Sahipsiz Koylar

Akyaka’ya doğru ilerlerken deniz tarafında küçük toprak yollar görüyorum. Bu yollara sapmaktan korkmayın. Hepsi olmasa da pek çoğu çok güzel yerlere çıkar. Bir tanesine sapınca yan yana küçük küçük koylar görüyorum.  Bir kaç aile de orada.

Bir karavanım olsa kesinlikle burada bir gün geçirmek isterdim. Bu koylardan birinde kamp yapan gençler de var. Denizi mükemmel. Dalmalara, yüzmelere doyamıyorum. Asıl amacım Akyaka da kano yapmak olduğu için denize veda edip yola koyuluyorum.

Son denize girdiğim yer zaten Akyaka’ya çok yakın. Eğer daha sessiz sakin, kamp yapabileceğiniz ve denizi güzel yerler arıyorsanız Bodrum Akyaka arasındaki sahil şeridi tarafına sapın. Pek çok koy tüm sakinliğiyle sizi bekliyor.

Bu yolda tesisi olan koylarda var. Benim sevdiğim gibi kimsesiz olanları da. Yol boyunca harika manzaralarda kurulmuş gözlemeciler de var. Eşsiz bir manzara var bu yolda. İnsan adım başı arabadan inmek ihtiyacı hissediyor. 

  • Bodrum Tekne

Ve şimdi Bodrum zamanı. Kış aylarında Couchrail’de açılan bir posttan tanıştığım Mehmet Bodrum’da ki teknesinde beni bekliyor. Bir kaç gün Mehmet’in teknesinde dinlenip yol yorgunluğu atmayı planlıyorum.

Balık ve İlk Tanışma

Mehmet teknesi Balık‘ı Bodrum Kalesi önünde Paşatarlası‘n da alargada tutuyor. Teknemi sattığımdan beri denizde yaşayamadım ve çok özlem duyuyorum. Bodrum’a indiğimde Mehmet ve arkadaşı Mali beni botla almaya geliyorlar. Tekneye girer girmez de beni bırakıp yan tekneye geçiyorlar. Bir anda kocaman bir gulet bana kalıyor. Ben de kendimi masmavi sulara bırakıyorum.

Tekne charter teknesi dizaynında. İki kapalı, üç açık kamara var. İki banyosu var. Arka havuzluk kocaman. Mutfakta fırın, buz makinası bile var. Yok yok yani. Akşam yemeği için çocuklara yardım edeyim diyorum ama “illa birşey yapmak zorunda mısın?” diyerek beni püskürtüyorlar. Alışmamışım bir şey yapmadan oturmaya.

Kendi teknemde devamlı pişir, taşır uğraşıp, bir taburenin üstünde üç yıl geçirdiğim için. Prensesler gibi baş köşede denizin ve Bodrum Kalesi’nin keyfini sürüyorum. Saçlarım iyot kokuyor. Öyle güzel bir maviliğin içinde ki tekne anlatamam. Bodrum Kalesi üzerinde gün batarken tekne usul usul salınıyor.

Amraa ve Tekne Ahalisi

Gün batarken soframız yan teknede ki Lisa ve Ege’yle şenleniyor. Lisa bir İngiliz. Bir tekne almış, yazları kendi teknesi Amraa’da yaşıyor ve daha 22 yaşında. Minnacık çıtı bir bir kız çocuğu. Yaptıklarına çok saygı duyuyorum.

Ben bir kaç günlüğüne gelmiştim ama günler günleri kovalıyor. Biz bir Lisa’nın teknesin de bir Mehmet’in teknesinde, gelen giden arkadaşlarla komin hayatı yaşamaya başlamışız. Kimi zaman güvertede, kimi zaman Lisa’nın teknesinde, kimi zaman kamarada uyuyakalmışız.

Kimse git demiyor. Ben de gideyim demiyorum. Akşamları mangallar yanıyor. Masraflara ortak olmak isteyince Mehmet’ten yediğim bakışla oturuyorum. Bir kuruş harcatmıyorlar bana.

Ve sonunda ertesi gün rüzgar çıkacağını öğreniyoruz. Yelken basıcaz. Balık 50 yıllık bir tekne. Klasik gibi bir şey. Bodrum Kalesi’nin önünden salına salına ilerlerken, açıkta aradığımız rüzgarı bulunca açıyoruz yelkenleri. Herkes ne yapacağını çok iyi biliyor. Bir sağa bir sola koşuşturuyorlar. Öyle güzel ki onları seyretmek. Yelken eğitimi almaya karar veriyorum.

Orak Adası

Orak Adası’na gidiyoruz. Bundan tam 26 sene önce yani bu çocuklar yokken gitmişim Orak Adası’na. O zamanlar Bodrum’da uzak rotaydı bu ada. İki türlü tur yapılırdı. Biri Akvaryum tarafı diğeri Orak Adası. Tam 26 sene sonra dönüşüm pek bir muhteşem oldu. Kuş bakışı bakıldığında tam bir orak şeklinde olduğu için bu isim verilmiş. Burada bir yerleşim yok. Sadece tavşanlar yaşıyor. Karayla bir bağlantısı yok. Bodrum’a iki saat mesafede.   

Öyle bir açık mavi hakim ki burada. Bembeyaz kumlarından olsa gerek. Bodrum’un Maldivleri diyorlar buraya. Yanınıza mutlaka bir maske, palet alın ve suyun altındaki bu maviliği, balıkları seyredin.  Yüzmelere, dalmalara, çıkmalara doyamadım ben. Başka teknelerle birlikte Orak Adası’n da konakladık bir gece. Bir mehtap altında uyuduk. Tepemizde yıldızlar, çocukların neşeli sesleri dalgaların sesine karışırken içim huzur doluyor. Denizde yaşamayı seviyorum.

Koyun girişinde, ortada kayalık bir alan var. Oraya yüzüyorum ertesi gün. Oradan bakıyorum Orak Adası’na ve koya ve teknelere. Muhteşem bir manzara. Burası tekne yolu ve hayli açıkta. Ben de tek başıma gitmemeliydim. Siz sakın gitmeyin. Dönüşte denizde konuştuğum insanlar kayalıkları soruyor. Oraya yüzdüğümü öğrenen adam duymayacağımı düşünerek olsa gerek “ne ciğer varmış kadın da” diyor. Extrem sporlar yaptığımı ne bilsin. 

Öyle dinlendirici ki. Haftaların yorgunluğu çıktı. Buraya günübirlik tekne turları çokça geliyor. Bu teknelerde en az 30 kişi oluyor. Gündüzleri çok kalabalık oluyor yani. Tavuk, balık, köfte menülerinden oluşan yemekle birlikte 100 lira. Bodrum’dan kalkıyorlarmış. Benim bulduğum dinginliği bulabilmek mümkün değil tabi ama burayı görebilmek için bir yol. 

Ben teknede dalıp çıkıp güneşlenirken bizim çocuklar arkada, gölgede yemek yapıyor. Sohbet ediyor. Bir ara Mehmet yanıma gelip diyor ki:” Diğer teknelerden devamlı sana bakıyorlar. Kim bu kadın? Hepsinde onlarca insan varken sen tek başınasın. Biz de arkada yemek yapıyoruz çalışanlar gibi” diyor. Vay arkadaş para versen yapamazsın. Gülüyorum ve keyfini çıkarıyorum. 

Couch Sistemi

Mali ve Ege Bodrum’lu. Çocukluklarından beri hep teknelerde çalışmışlar. Enfes yemekler yapıyorlar. Mehmet İzmir’in köklü ailelerinden. Mehmet benimle yaşıt sayılır. Birkaç gün öncesine kadar hiç birini tanımıyordum. Nasıl güvendin? diyenler olacaktır. İnsan kendini belli ediyor. Couchrail sistemi de referans sistemiyle çalışıyor. 

Türkiye’de kullanılan Facebook üzerinden çalışan bir grup bu. İnterrail grubunun yan kollarından biri diyelim. Benim gibi gezenleri barındırıyor bünyesinde. Tabi benim gibi 5 gün kalınmıyor. Bir ya da iki gece dinlenmek, uyumak, duş almak için konaklıyoruz normalde. Tekne olayı çok ekstrem oldu zaten. Normalde konakladığımız yer bir ev oluyor. 

Dönerken muhteşem gün batımında yine yelken basıyoruz. Gece karanlığında yelken basmak çok değişikmiş gerçekten. Ben o gece ayrılacaktım tekneden. Bodrum’da yaşayan bir arkadaşımla buluşacaktım ama çocuklar sağa sola dağılınca, döndükleri saat geç olunca ve tekne de yeni insanlarla dolunca gidiş sabaha kalıyor. Alargadayız çünkü. Biri beni karaya botla çıkarmazsa yüzerek çıkmam gerekir.

Son gecemizde eğlencenin en hası yaşanıyor. Çoktandır bu kadar gülmediğimi farkediyorum. Ertesi gün ayrılırken yüreğimde bir burukluk olmadı değil. Onlar ne hissetti bilmiyorum ama ben alışıvermişim böyle yaşamaya. Eski hayatımdan alışık olduğum için sanırım. Birkaç gün için geldiğim teknede 5 gece 6 gün kalmışım. Kimse git dememiş, sanırım benimde gidesim gelmemiş.

Benim Sofyam

Bodrum’da yaşayan Emel ablamla buluşup çok sevdiğim Akbük koyuna gidiyoruz. Teknemi Bodrum’da yaşayan birine satmıştım. Akyarlar’da olduğunu biliyorum. Son halini görmek için onu aradığımda “Akbük’e demirliyorum” diyor. Kafamı çevirdiğimde koya demir atıyordu. Dünya hakikaten çok küçük.

Benim güzel kızım Marmara’nın pis sularından kurtulmuş Ege’nin mis gibi berrak sularında yüzüyordu. İnsanın içi bir burkuluyor ki anlatamam. Yüzerek Sofya’ya gidiyorum. Öyle güzel olmuş ki. Puruvasında oturup özlem gideriyorum. Bu Bodrum maceram iki tekne arasında geçiyor. Akşam günü en güzel yerde Gümüşlük’te batırıyoruz.

Çok güzel anılar, yeni arkadaşlıklar, dinlenmiş bir bedenle ayrılıyorum Bodrum’dan yine gelmek üzere ve ne kadar teşekkür etsem az kalıyor…

  • Sığacık Tekne

Sığacık hep adını duyduğum ama nedense gitmediğim bir yerdi. Sığacık koyları Ege’nin en güzel koylarınını da barındırıyor. Arkadaşım Sığacık’da ki arkadaşının teknesine davet edince zaten İzmir’de olan ben koşa koşa gidiyorum.

Bir akşam vakti İstanbul’dan gelen arkadaşımı İzmir havaalanından aldıktan sonra Sığacık‘a doğru yol alıyoruz. Sığacık Teos Marina’ya gidebilmek için Seferihisar tabelasından girmeniz gerekiyor.  Seferihisar tabelasını kaçırınca da kendimizi karanlık, ıssız köy yollarında buluveriyoruz. İzmir Sığacık arası 51 km olabilir ama biz onu bir hayli uzattık.

 

Teos Marina

Bir gece vakti geldiğimiz Teos Marina’da yolculuğumun üçüncü Ali’siyle tanışıyorum. Yola çıktığımdan beri her yerde bir Ali abi buldum ve bu Aliler beni çok mutlu etti. Ali ve ailesiyle kısa bir tanışma ve sohbetten sonra ertesi gün için uykuya çekiliyoruz.

Ben yine bir teknede açık havada uyuyacağım için çok mutluyum. Sabah olmasıyla birlikte Teos Marinayı gündüz gözü görebiliyorum. Birbirinden güzel yelkenliler yeni gelin gibi süzülüyor. Gün doğumunu yakalayıp sessizliğin tadını çıkartıyorum.

Bugün biz yelken yapıcaz. Ben yelken yapmayı bilmiyorum ama onları arı gibi koşuştururken seyretmek, göğe o bembeyaz yelkenleri çekmek bende bir coşkuya sebep oluyor. İlk durağımız bizimkilerin Bodrum, yabancıların Jason, yerli halkınsa Deniz Yıldızı dediği koy oluyor.

Suya atladığımız yerde küçük bir mağara ve delikli bir taş var. Mağaranın tepesi delik daha doğrusu. Tüm gün çocuklar gibi dalıp çıkıyoruz. Teknemiz Bavarya46 yelkenlisi. Mutfak ve yaşam alanları oldukça kullanışlı. Ali kaptanın eşi bize harika yemekler hazırlamış. Akşam güneş batarken harika sohbetler eşliğinde yemeklerimizi yiyoruz.

Gecenin geç saatine kadar süren sohbetlerimize binlerce yıldız eşlik ediyor. Güvertede yatıp bu bin milyon yüz yıldızcığı seyrediyoruz.

Papaz Boğazı Koyu

Ertesi gün kahvaltı sonrası Ali bizi kocaman bir mağaranın olduğu Papaz Boğazı Koyu‘na götürüyor. Teknelerle mağaranın içine giriyorlarmış. O kadar büyük yani. Yakınında bir yere demirleyip botla mağaraya gidiyoruz. Gerçekten o kadar büyük ki.

İnsanlar içine girip yolu kaybedip ölüyorlarmış. O sebepten mağaranın belli bir yerinden sonrasını taşlarla kapatmışlar. Biz yanımıza fener almadığımız için belli bir yerden sonrası zifiri karanlık oluyor. Bir botla mağaranın içinde gezinmek çok farklı bir duygu. Kendimi bir filmin içine düşmüş defineciler gibi hissediyorum.

Mağaradaki su bir hayli soğuk ama atlamadan duramıyorum. Mağaranın genişçe olan bölümünde dalıp çıkıyorum. Suyun altından da efsanevi bir görüntüsü oluyor. O kadar çok video ve fotoğraf çekiyoruz ki. Gün içinde mağaranın pek çok ziyaretçisi oluyor.

Turkuaz Koyu

Sonrasında mağaranın az ilerisinde Turkuaz Koyu diye bir yerden bahsediliyor. Botla orayı görmeye gidiyoruz. Maldivler gibi bir rengi var. Diğer koylar biraz rüzgarlıyken burada yaprak kımıldamıyor. Botla bu turkuaz sularda salına salına ilerlerken muhteşem görselliğin tadını çıkartıyorum.

Buraya karadan bir geliş yok. Ancak denizden ulaşabilirsiniz. Turkuaz Koyu‘nun dibi biraz balçıkımsı ve beyaz olduğu için deniz bu renk gözüküyor. Artık akşam olmak üzere ve biz dönmeliyiz. Aksiyonsuz dönmek şanıma yaraşmaz.

Dönüş yolunda botun yakıtı bitiyor. Arkadaşım kürek çekmeden asla bir macerayı bitiremez. Neyse ki tekne uzakta değil, çok rüzgar yok da biraz biz kürek çekiyoruz, biraz yelkenli bize geliyor ve ortada bir yerde buluşuyoruz. 

Dönerken yelken açma fırsatını da yakalıyoruz. En öndeki yelkene genova diyorlar. Onu açması kolay ama diğerleri eğitim gerektiriyor. Ben seyirciyim. Arı gibi koşuşturmalarını izliyorum. Öyle eğlenceli ki. Yelkenlerle sayısız fotoğraf çekiyorum.

İlk başta olmayan rüzgar daha sonra çıkıyor ve biz bir hayli hızlı gidiyoruz. Önümüzdeki yıllarda yelken eğitimi almam gerektiğine karar veriyorum. Bu eğlenceye seyirci kalamam. Marinaya yaklaşırken gün batıyor ve günü batırmanın huzuruyla limana giriyoruz.

Günlük gezi tekneleri bu koylara mutlaka uğruyormuş. Birkaç tanesi biz oradayken geldi zaten. Günlük gezi tekneleri Teos Marina’dan her gün kalkıyor. Böyle bir turu 60 liraya yapabilirsiniz. Daha birkaç koya daha uğruyorlar.

Şu korsan tekneleri gibi dekore edilmiş teknelerden bahsediyorum. Çok sevmesem de herkesin teknesi yok ve buralara gelmenin başka çaresi de yok. Tekne turu yapmak için çok güzel bir rota. Bu koyları görmelisiniz.

  • Lindos Athena Tapınağı
  • Marmaris Yalancı Boğaz
  • Yelkenliyle Rodos yolu
  • Arkada yelkenlimiz
  • Mandraki Limanı yeldeğirmenleri
  • Old Town saat kulesi
  • Rodos, Firdevs
  • Panorama Taverna
  • Büyük Üstadlar Sarayı
  • Büyük Üstadlar Sarayı
  • Rodos Kelebekler Vadisi ağacın üstü kelebekle kaplı
  • Lindos Athena Tapınağı
  • Rodos Limanı
  • Rodos Ekaterinis Kapısı
  • Old Town sokakları
  • Büyük Üstadlar Sarayı
  • Rodos yelkenli
  • Anthony Quinns's Bay
  • Anthony Quinns's Bay
  • Anthony Quıinn's Bay
  • Wellcome to Haven plajı
  • Seven Spring
  • Şövalyeler Yolu
  • Büyük Üstadlar Sarayı
  • Rodos Kelebekler Vadisi
  • Seven Spring
  • Lindos'ta ki eşekler
  • Lindos'a tırmanırken
  • Lindos yolu
  • Old Town sokakları
  • Macao Lounge Bar
  • Lindos Athena Tapınağı
  • Lindos Athena tapınağından gözüken göl gibi deniz
  • Rodos sokakları
  • Lindos tepeden göl gibi gözüken deniz
  • Mandraki Limanı, Büyük İskender'in heykelinin olduğu düşünülen yer
  • Old Town sokakları
  • Rodos Acropolis
  • Rodos Kelebekler Vadisi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Tarih kitaplarımın Rodos’una gidiyorum.Hadi yunan adalarına gidelimtelefonuyla toplanmamız, yola çıkmamız, Dalaman oradan Marmaris’teki yelkenliye ulaşmamız göz açıp kapayıncaya kadar sürüyor. İlk yelkenli deneyimim olacak. Rüzgarsız bir havada çıktığımız gidiş yolunda yelken açmak mümkün olmuyor. Marmaris Rodos limanı arası 3,5 saat sürüyor. Uluslararası limanla aynı koyda küçük bir balıkçı barınağı var. Biz de oradan Rodos’a çıkıyoruz. Okuduklarımdan Rodos’un şövalyeler adası olduğu, Unesco Dünya mirası listesinde olduğu ve ortaçağ mimarisinin hiç bozulmadan günümüze kadar geldiğiydi.

Marmaris Yalancı Boğaz
Marmaris Yalancı Boğaz

Rodos

Denizden gördüğüm boylu boyunca surlar vardı. O hevesle kalenin ve surların arasından yeldeğirmenlerine ulaşıp gün batımının keyfini sürüyoruz. Mandraki Limanı‘nda geyik heykelinin olduğu yerde eskiden Rodos heykeli varmış.

Mandraki Limanı, Büyük İskender'in heykelinin olduğu düşünülen yer
Mandraki Limanı, Büyük İskender’in heykelinin olduğu düşünülen yer

Depremle yıkılınca restore edilmemiş, en son arapların adayı istilasında arap askerler heykeli satmış. O heykeli temsilende yerine bu geyik heykeli dikilmiş. Bu küçük geyiğin her yerde resmi var. Mazgalların üstünde bile.

Rodos yelkenli
Rodos yelkenli

Ünlü markaların mağazaları, fast foodcular, çok fazla insanla dolaşıp duruyoruz. İçimdeki ses Rodos dedikleri bu muymuş oluyor. Mandraki limanında acenta bakınırken limandaki süpermarketin sahibi Peter bize Figen‘in numarasını veriyor. Figen Rodos‘ta yaşayan üç bin Türk’ten biri.

Mandraki Limanı yeldeğirmenleri
Mandraki Limanı yeldeğirmenleri

Motoruna atlayıp gelmesi, tüm şıklığı ve güler yüzüyle her işimizi halletmesi bir kaç saat sürüyor. 70 euro gümrük işlemleri, beş pasaport ve teknenin girişi, 50 euroda Figen için. Akşamüstü pasaportlarımızı alıp şehri bir de diğer taraftan dolaşmaya başlamamız bizi okuduğum o ortaçağ mimarisine ışınlayıveriyor.

Rodos Ekaterinis Kapısı
Rodos Ekaterinis Kapısı

Rodos Old Town

Bir gün önce biz yeni Rodos‘ta dolanırken Old Town tüm muhteşemliğiyle gelip onu bulmamızı bekliyormuş oysa. 12 adanın en büyüğü ve başkenti, şövalyeler adası. Görkemli kapıdan girince eski şehir, Roma, Bizans, Osmanlı mimarisinin tüm örnekleriyle karşımızda.

Arkada yelkenlimiz
Arkada yelkenlimiz

St. John şövalyelerinin Kudüs düştükten sonra adayı satın almalarıyla başlıyor hikaye. Yedi ayrı milletten Şövalye bir Büyük Üstad seçiyor. Onun sarayı en tepede. 7 ayrı milletin şövalyeleri olduğu için günümüzde her ülke kendi kısmını yenilemiş. Bu kadar yeni tarihi esere alışık değilim. Garipsiyorum.

Old Town sokakları
Old Town sokakları

Peter’ın tavsiye ettiği sokağı buluyoruz. Bu sokakta sağlı sollu her yer taverna. Canlı müzik olan bir yere arkadaşlarım oturuyor. Ben kendimi sokaklara atıyorum. O dükkan, bu dükkan, daracık sokaklar derken saat kulesine kadar ulaşıyorum. Çok kalabalık.

Old Town saat kulesi
Old Town saat kulesi

Arkadaşları alıp bir gece klübünde alıyoruz soluğu. Macao Lounge Bar çok eğlenceli bir yer. Rodos Oldtown’da eğlence sabahlara kadar sürüyor. İsteyene taverna isteyene klüp.

Macao Lounge Bar
Macao Lounge Bar

Rodos’ta araç kiralama

Ertesi gün erken kalkıyoruz ve grup olarak ikiye ayrılıyoruz. Biz motor kiralayıp hızlı gezmeyi planlıyoruz. Diğer grup keyifçi, arabalı gezecek. Gemiyle gelenler gümrükten çıktıktan sonra sağa dönüp, Ekaterinis Kapısı‘nın ikiz kulelerini geçip bir sonraki mütevazi kapıya ulaşırlarsa Firdevs’in motorlarını görebilir. Biz kiraladığımızda pazar günüydü ve eşi İzzet vardı.

Rodos, Firdevs
Rodos, Firdevs

Bizim Türk olduğumuzu anladığı anda 35 euro dediği motoru 25 euroya verdi. İkinci gün 20 euro. Ne bir ödeme ne bir şey, bir dakika sonra beğendiğimiz motor bizimdi. Kasklar pırıl pırıldı. Saat konusunda esnekti. İzzet biraz ötede araba kiralıyormuş normalde. Küçük arabalar 40 euro civarında.

Lindos yolu
Lindos yolu

Lindos

İlk hedef Lindos. Bir saat gibi bir sürede tam öğle sıcağında Lindos‘tayız. Minnacık meydanına araç parketmek yasak. Daracık sokakları, hediyelik eşyaları, mavi beyaz elbiseleri, dolana dolana Acropolis’e nasıl tırmandığımızı anlamıyoruz.

Lindos Athena Tapınağı
Lindos Athena Tapınağı

6 euroya eşekle yukarı çıkabilirsiniz. Eşeklerin yaralı bereli olması bizi çok üzdü, biz yürümeyi tercih ettik. Dükkanların arasından çıkılan yol iyi de güneşte çıkılan bölüm iflahımızı kesiyor. Siz öğlen sıcağına denk getirmeyin.

Lindos'ta ki eşekler
Lindos’ta ki eşekler

Giriş 12 euro. Bence pahalı ama buraya kadar geldik, giricez. Turnikelerden sonra 77 basamak daha var, sonra kapıdan girince tepeye yine tırmanıyorsunuz. En tepedeki Athena Tapınağı, dokunmak yasak.

Lindos Athena Tapınağı
Lindos Athena Tapınağı

Antik dünyanın en kutsal yerleri arasında yer alan tapınağı Büyük İskender, Troyalı Helen ve Herakles’in ziyaret ettiği söyleniyor. Manzara müthiş. Tırmanma harici 30 dakika yeterli.

Lindos'a tırmanırken
Lindos’a tırmanırken

Lindos’ta Deniz Zamanı

Tam öğle güneşinde sıcaktan öldük ve tepeden gözüken koya gidiyoruz. Kumluk bir plaj. Hemen bir şezlong bulmamız ve kendimizi suya atmamız bir dakika sürüyor. Aklımız bıraktığımız çantalarda kalsa da kayalara yüzmeye, dalmaya, çıkmaya doyamıyoruz. Merak etmeyin çantalara bir şey olmadı. 

Lindos Athena tapınağından gözüken göl gibi deniz
Lindos Athena tapınağından gözüken göl gibi deniz

Burada şezlonga ücret ödemedik. Burası yelkenlilerin demirlemesi için çok uygun. Demirdeki yelkenlilerde yaşayan insanlar öyle keyifteydiler ki kıskanmamak imkansız. Rodos’a doğru kıyı kıyı döneceğiz. Tsampika Beach tabelasından girip bir taverna buluyoruz. Kumluk bir plajı var. Plajda keçiler var. Yemek yiyip bir dalıp çıkıyoruz. Bize sıradan geliyor.

Lindos tepeden göl gibi gözüken deniz
Lindos tepeden göl gibi gözüken deniz

Anthony Quinn’s Bay Koyu

Ladiko tabelasından girince meşhur Anthony Quinn plajına ulaşıyoruz. Ünlü aktör Navaro’nun Topları filmini burada çekmiş ve burası onunla anılır olmuş. Anthony Quinn’s Bay çok kalabalık, tur tekneleri, cruise gemisine benzer kocaman gemiler gelmiş ve çok rüzgar alıyor.

Anthony Quıinn's Bay
Anthony Quinn’s Bay

Burada dalış ta yapılıyor. 85 euro bir dalış, ikinci dalışlar 35 euro ama saat 4te dalış bitmiş. Zaten çok pahalı ve Kızıldeniz’den sonra Ege denizinde maske şinorkelle gördüğünüzden farklı birşey görmediğinizden dalmaya da gerek görmüyorum. 

 

Anthony Quinns's Bay
Anthony Quinns’s Bay

Wellcome To Paradise Beach

Koyun kayalık olması bize dalmış hissi veriyor. Hemen yanındaki Welcome to Paradise yazan beach benim favorim oluyor. Yarım saat kalırız dediğimiz yerde 2 saat kalmışız farkında değiliz. Şezlong 5 euro. Saat 6dan sonra görevli yok.

Anthony Quinns's Bay
Anthony Quinns’s Bay

Yakındaki kayalıklara da serilebilirsiniz. Duşları kullanabilirsiniz. Bizim gittiğimiz ada kıyılarında bir tane bile deniz kestanesi yoktu ancak kayalara çıkmayı seviyorsanız bir deniz ayakkabısı götürün.

Haven Plajına Hoş Geldiniz
Wellcome to Paradise plajı

Hızlıca batı kıyısındaki Kremasti köyüne doğru yol alıyoruz. Batı kıyısı Türkiye’nin karşısında ve şebekeler çok iyi çekiyor. Kremasti’ye bir köy demek haksızlık olur. Büyük bir yer ve ben çok enteresan bulmadım. Rodos’a Old town’un taşlarla süslenmiş sokaklarına geri dönüyoruz.

Old Town sokakları
Old Town sokakları

Rodos Kelebekler Vadisi

Petaloudes Butterflies Rodos’a 45 dakika uzaklıkta, yaklaştıkça çok sert virajlı yollardan geçiyorsunuz. Giriş 5 euro. Giderken acaba kelebek görebilecek miyiz diye düşünürken binlerce kelebek görmek de varmış kaderde.

 

Rodos Kelebekler Vadisi
Rodos Kelebekler Vadisi

Arkadaşıma “fotoğrafını çek” dediğim de “ne çekicem, güve kelebeği gibi, evde de var bunlardan” demesiyle yüzlerce aynı kelebeği görmemiz, o güve kelebeği dediği kelebeğin uçması ve turuncuya dönüşmesi saniyelik olaylar. Hala gülüyorum.

Rodos Kelebekler Vadisi ağacın üstü kelebekle kaplı
Rodos Kelebekler Vadisi ağacın üstü kelebekle kaplı

Kelebeklerin olduğu yer yemyeşil, minik şelalerden, göletlerden oluşan bir yer. Her yer kelebek, insan ve cırcır böceği sesi. O ses o kadar yüksek ki unutmak mümkün olmayacak.

Rodos Kelebekler Vadisi
Rodos Kelebekler Vadisi

Seven Spring

Çokça adını duyduğumuz Seven Spring‘e doğru ilerliyoruz. Kelebekler adanın batısında, biz doğusuna geçiyoruz yine. Seven Spring insan eliyle yapılmış daracık bir tünel, zifiri karanlık, ayağınızın altında serin sulara bata çıka ilerliyorsunuz. Yürüyerek beş dakika.

Yedi bahar
Seven Spring

Klostorofobisi olanlara göre bir yer değil. Yine yapay bir şelaleye ulaşıyorsunuz. Yine yüksek volüm cırcır böceği sesi. Giriş ücretli değil. Özellikle gitmeye gerek yok bence. Bizim ülkemizde çok daha güzelleri var. Rodos’ta diye bayılmışım gibi yapamıycam ama fotoğraflar çok güzel çıkıyor. Kabul etmek lazım.

Yedi bahar
Seven Spring

Panorama Taverna

Ladiko’dan çıkıp Lindos’a doğru giderken yol üstünde gördüğümüz bir taverna çok hoşumuza gidiyor ve akşam yemeğimizi burada yemeğe karar veriyoruz.

Panorama Taverna
Panorama Taverna

Harika müzikler çalıyor, yemekler çok lezzetli. Eğer yolunuz düşerse harika anbiansı, manzarasıyla Panaroma tavernaya uğramayı unutmayın.

Büyük Üstadlar Sarayı

Benim kale dediğim ama aslında Büyük Üstadlar Sarayı olan yapıya gidiyoruz. Girişi 6 euro ama 10 euro verirseniz bu sarayı, arkeoloji müzesini ve hastanenin olduğu yerleride gezebilirsiniz. Bu paket Üstadlar sarayından alınıyor. Oradan almazsanız diğer yerlerden satın alamıyorsunuz.

Büyük Üstadlar Sarayı
Büyük Üstadlar Sarayı

Sarayın avlusunda heykeller tüm heybetiyle karşınızda. Alt kattaki müzede fotoğraf çekmek yasak. Sarayda asıl olay üst katta. Yüksek merdivenleri çıkarken insan kendini eski döneme ışınlanmış gibi hissediyor.

Büyük Üstadlar Sarayı
Büyük Üstadlar Sarayı

Üstadın odası, salonlar, dev şömineler, yüksek tavanlar, yerlerdeki mozaikler, mobilyalar, heykeller… Sanki herkes gittikten sonra gerçek sahipleri çıkıp, şömineyi yakıp, masanın başında şarabını içecekmiş gibi geliyor. Terliklerimi çıkarıp sarayı çıplak ayakla geziyorum.

Şövalyeler Yolu
Şövalyeler Yolu

Şövalyeler Yolu

Saraydan çıkıp şövalyelerin yolundan yürüyoruz ama o kadar çok insan var ki. Adaya uçakların yanı sıra cruise gemileri geliyor. Bir de günlük gelen gemiler var. Dolayısıyla ada bir insan seli resmen.

Büyük Üstadlar Sarayı
Büyük Üstadlar Sarayı

Akşam adanın kuzey batısına dönüyoruz. Kumsalda dev dalgalar var. Yaşları çok küçük olan ergen grupları ayakta duramıyor. Kendini sulara atan, ayılan, bayılan. Daracık bir sokaktan çıkıyorlar. Nereden geliyor bu gençlik diye girdiğimizde tamamı ergenlerden oluşan gençliğin sokaklara taştığını, biz Old Town’da tavernada sirtaki tıngırdatırken gençliğin çılgın partilerde eğlendiklerini görüyoruz.

Büyük Üstadlar Sarayı
Büyük Üstadlar Sarayı

Rodos‘ta yanınıza almanız gereken en önemli şey rahat bir ayakkabı bence. Ada da o kadar çok taş var ki tüm sokakları bu taşlarla bezemişler. Sokaklar için ayrı bir fotoğraf turuna çıkmak gerekir. Ayrıca tüm beyaz elbiselerinizi alın gelin.

Old Town sokakları
Old Town sokakları

Ada genel olarak çok pahalı. Kos’tan 5 euroya aldığım taçlar burada 10 eurodan başlıyor.Helen elbiseleri 35 euro civarı ve transparan. Transparan olmayanları Lindos’ta gördüm ama bir elbise 50 eurodan başlıyordu. Adada bir mağazada sohbet ettiğimiz satıcı bu durumdan çok şikayetçi. “Turistler yüzünden bir ekmek bile 1 euro, sizin gittiğiniz tavernalara bir kere bile gitmedim daha” diyor.

 

Rodos sokakları
Rodos sokakları

Rodos’ta Toplu Taşımayla Gezilebilir mi?

Burada illa araç kiralamak zorunda değilsiniz. Turistlerin neredeyse hepsi Yeni Rodos’tan kalkan otobüsleri kullanıyor. Lindos için mantıklı ama Anthony Quinn’s Bay için ana yola kadar yürümeniz gerekecek. Bayağı uzun bir yol. Mandraki limanından kalkan gezi tekneleriyle koyları gezebilirsiniz.

Lindos Athena Tapınağı
Lindos Athena Tapınağı

Kişi başı 40 euro civarı. En ünlü plaj Faliraki plajını hiç bir adalı tavsiye etmedi. Gelip geçerken onlarca eğlence yeri ve kalabalığıyla kaçtığımız bir yer oldu. Kum plajları sevmediğimden de olabilir. Bir çıplaklar kampı varmış burada.

Rhode Adası
Rodos Adası

İlk gün Rodos’taki Acropolis’i Figen’e sorduğumda “napacaksın orada git kaleyi gez” demişti. Haklıymış. Birkaç sütun var onlarda restorasyonda. Agorayı motordan inmeden gezdik.

Yelkenliyle Rodos yolu
Yelkenliyle Rodos yolu

Bir yere yeni gittiğinizde hiç bir yeri bilmezsiniz ve bir şey ifade etmez sokaklar ama birkaç gün sonra hangi sokak nereye çıkıyor bilirsiniz. Oralı oluverirsiniz. Biz de bir kaç günlüğüne Rodos’lu oluverdik. Hatta bir ara dönmekten ümidi kesip arkadaşlar bile edindik. Biz Rodos’u çok sevdik.

Rodos Limanı
Rodos Limanı

Aklımda kalanlar: Old Town’un taş sokakları, Üstadlar sarayı, Lindos sokakları ve koyları, Anthony Quinn’s Bay koyu, binlerce kelebek, cırcır böceklerinin sesi

Aklımda kalan lezzetler: Panaroma tavernanın deniz mahsulleri, Old townda ki dondurma ama kulahı bile 1 euro. 4 top dondurmaya 9 euro verdik.