• Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • 20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915
  • D-915 yolu sonunda ki manzaralar
  • Uzungöl
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolunda
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolun da
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer
  • 20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolunda
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolunda ki yaylalar
  • Soğanlı Geçidi. 2330 Rakım
  • Soğanlı Geçidi, 2330 Rakım. 2018'de bir ağustos günü
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu, suç ortaklarım
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu aşağıdan böyle görülüyor
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • D-915 yolu sonunda ki manzaralar
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolunun çıktığı şelale
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu, Yol ayrımı

Dünyanın en tehlikeli yollarından biri Türkiye’de Of’la Bayburt arasında ki D-915 karayolu. Dünyanın en tehlikeli yolu cümlesi bile beni yoldan çıkarmaya sebep. D-615 Karadeniz seyahatimizin en önemli noktalarından birini oluşturdu. En efsane, hayatımın sonuna kadar unutmayacağım bir deneyimdi benim için.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu, suç ortaklarım
Dünyanın En Tehlikeli Yolu, suç ortaklarım

Dünyanın En Tehlikeli Yolu’n da telef olanlar

Bir pazar günü sabah erken saatlerde Sürmene taraflarından aşağılara doğru inmeye başlıyoruz. Navigasyona “Dünyanın en tehlikeli yolu” yazınca size bir rota çıkartıyor. Ben biraz sonunu düşünmeyen bir kafa yapısında olduğumdan çıkan haritaya yine hiç bakmıyorum. Her bakmadığımda da pişman olmuşumdur. Bu seferde bu pişmanlık çok sonraları bizi sarıyor.

Uzungöl
Uzungöl

Karadeniz yolculuğumuz sırasında “gitmem, gitmek isteyenle kavga ederim” dediğim Uzungöl’e bir pazar akşamüstü ulaştığımızda ağlamak istiyorum. Burası benim için her zaman kaybettiğimiz ve katlettiğimiz doğanın bir simgesi gibi. Ne duymak ne görmek istiyorum. Navigasyon, yolu Uzungöl üzerinden çizmiş. Yola Sümela taraflarından başlarsanız bu yoldan geçmek durumundasınız.

Dünyanın En Tehlikeli Yolunda
Dünyanın En Tehlikeli Yolunda

Uzungöl’ün inanılmaz trafiği ve Arap turistlerini yara yara tepelere tırmanmaya başlıyoruz. Bu kalabalıktan kurtulduğumuz da derin bir oh çekiyoruz. Bir ağustos, günü buz gibi bir havada ve sisleri yara yara tırmanışa geçtiğimizde çok kısa bir süre sonra D-915 yoluna çıkıcaz sanmıştım. Ne kadar büyük bir yanılgı. Sonrasında saatler süren asıl yolculuğumuz başlamış haberimiz yok. 

Dünyanın En Tehlikeli Yolunda
Dünyanın En Tehlikeli Yolunda

Burnumuzun ucunu göremeden, uçurumların arasından ne kadar gittik, kaç yayladan geçtik bilmiyorum. Bir ara çok güzel bir yerde mola verdik. Sisler biraz dağılmıştı. Buz gibi sulara girdik. Bahar çiçeklerini sevdik. Her gördüğümüz araca yol soruyorduk. Onlar da bize. Hepimiz alaca karanlık kuşağında gibi sislerin içinde kaybolmuştuk. Navigasyon devamlı ileriyi gösteriyordu. 

Dünyanın En Tehlikeli Yolun da
Dünyanın En Tehlikeli Yolunda

Soğanlı Geçidi

Geri de dönemezdik artık. Akşam olmak üzereydi ve her yer olduğumuz yere çok uzaktı. En sonunda gide gide Soğanlı Geçidi tabelasına ulaştığımızda sisten artık hiç bir şey gözükmüyordu. Dışarısı buz gibiydi ve deli bir rüzgar esiyordu. Montumu giyip çıktım dışarı. Tabela boy seviyemizden çok yukarılardaydı. 2330 metre rakımdaydık.

Soğanlı Geçidi. 2330 Rakım
Soğanlı Geçidi, 2330 Rakım. 2018’de bir ağustos günü

Biz fotoğraf çekme derdinde arabadan fırladığımızda sislerin içinden bir genç çıktı. İneklerini sordu. Gelirken birkaç inek görmüştük yolun solunda. Onu söyledik. “Burunları nasıldı?” dedi. Bu gerçek miydi? Hakikaten o siste, o fırtınada burnumuzun ucunu göremezken bir ineğin burnuna dikkat etmiş olabilir miydik?

Dünyanın En Tehlikeli Yolunda ki yaylalar
Dünyanın En Tehlikeli Yolunda ki yaylalar

İnek burnu nasıl değişik olabilirdi. Bizimle eğleniyor muydu? Kafada onlarca soruyla gülme krizi, rüzgarda ayakta durmaya çalışmaya karıştı. Karadeniz insanı her zaman beni şaşırtmaya devam ediyor.

Soğanlı Geçidi, 2330 Rakım. 2018'de bir ağustos günü
Soğanlı Geçidi, 2330 Rakım. 2018’de bir ağustos günü

Dünyanın En Tehlikeli Yoluna Girebilecek miyiz?

Tabelanın hemen ardında yol ikiye ayrılıyordu. Yolda konuştuğumuz herkes yolun kapalı olduğunu ve geçemeyeceğimizi söylemişti. Tam yol ayrımında girilmez, tehlikeli tabelalarıyla burun burunaydık. Ne yapacağımızı bilmez halde arabada oturuyorduk. Kafam önümde, elimde navigasyon, geri dönsek o yola kimse dönmek istemiyordu.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu, Yol ayrımı
Dünyanın En Tehlikeli Yolu, Yol ayrımı

Devam etsek biri kapalı, diğeri en yakın yer 5 saat uzaklıkta bir yol ağzındaydık. Birden Metehan’nın “bir araç çıktı” sesiyle kafamı kaldırıyorum. “Durdur durdur” diye bağırıyorum. Ben aracı görmedim bile.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Kapalı yoldan öyle bir hızla fırlayıp geçmiş ki. O arabanın oradan çıkması bizim kaderimizi değiştirdi. Şöyle bir birbirimize baktık. “Devam” dedik. Yürekler ağızlarda, sisleri yara yara bu girilmez tabelasının yanından geçip sislerin içinde kayboldular. Birisi ardımızdan baksa sanırım böyle derdi.

İnternet çok güzel çekiyor. En başta bu bilgi çok yararlı. Böyle yerlerde navigasyonun kesilmemesi çok yardımcı oluyor. Önümüzü sağımızı solumuzu göremesek de elimdeki navigasyondan tam o yolun tepesine, başlangıç noktasına geldiğimizi görebiliyordum. Durduk. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Hava kararmak üzere. Bu yolu karanlıkta ve siste geçersek hiç bir şey anlamıycaz. Üstüne üstlük çok da tehlikeli. Fotoğraf çekemiycez. Bu da başka bir handikap.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer
Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer[/caption

Dağın Başında Araba da Yatmak Pek Akıl Karı Değil

Sinop’da evini bize açan Mehmet aklıma geliyor. Mehmet meteoroliji de çalışıyor. Hayatta her şeyin bir sebebi vardır, hiç bir şey tesadüf değildir. Hemen bir mesajla yarının hava durumunu soruyorum. Gelen cevap yüzde 90 havanın açacağı müjdesini veriyor. Benim deli ekibe dönüp “Bu gece araba da yatıyoruz” diyorum.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer
Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer

Metehan hemen arabadan inip arabayı daha güvenli bir yere alma gibi konulara yöneliyor. Gül yiyecek torbasını alıyor. Neyimiz var neyimiz yok kontrol ediyor. Ben rota üzerine çalışıyorum. Öyle bir yerde konaklıycaz ki, bir tarafımız uçurum, diğer tarafımız tepemize yıkılacak gibi duran bir kaya. Çadır kurabileceğimiz bir alan yok. Dışarısı zaten çiğden sırılsıklam ve buz gibi.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Ağustos ayındayız ama Karadeniz için pek bir şey farketmiyor. Uzakta ki köylerin ışıklarını görebiliyoruz. Tek korkum gece birileri yoldan geçerse bizim araca çarpma ihtimali. İşte o zaman D-915 yolunu uçarak inen ilk insanlar olabiliriz. Neyse ki üç adrenalin tutkunu bir arada. Kimsenin sesi çıkmıyor. Bu korkularla erkenden uyuyoruz. Öyle yorgunuz ki. 

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Gece yarısı Metehan beni birkaç kez uyandırıyor. “Bak Bahar, sisler kalkmaya başladı, yol gözüküyor” diyor. Kalkıp kalkıp bakıyorum. Rüya mı gerçek mi bilemiyorum. O karanlık havada bu yol nasıl böyle parlayıp görülebiliyor.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Sabah gözümüzü pırıl pırıl bir güneşle açıyoruz. Nasıl bir mutlulukla uyandık. Bu güneş başka bir güneş. Arabadan inip yarın başına geldiğimde aşağıda ki yolu görüyorum. Tam tepesinde uyumuşuz. Filmlerdeki gibi, hayal gibi. Uzaklarda çağıl çağıl sular şelale gibi yollara dökülüyor. Seslerini duyabiliyoruz. Her yer yemyeşil. 9999 kare fotoğraf çektikten sonra yola başlıyoruz.

20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915
20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915

Rastgele “darigo saçlar ela” türküsü çalmaya başlıyor. Bu yolun şarkısı bu oluyor. Bu yazıyı bu türkü eşliğinde okumak sizin yararınıza. Kaniş köpekler gibi arabanın camından sarkıp tekerleğin uçurumun kenarında gidişlerini seyrediyorum. Parıl parıl parlayan güneş bir önceki güne inat bize tüm hünerlerini gösteriyor. Yüzümdeki hafif meltem esintisini ve mis gibi kokan doğanın kokusunu duyuyorum.

20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915
20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915

“www.dangerousroads.org ” sitesinin yetkilileri, Bayburt- Trabzon sınırında yer alan, Soğanlı Dağı’ndaki 29 keskin virajlı D- 915 yolunu ‘dünyanın en tehlikeli yolu’ seçti. Rus askerleri tarafından 1916 yılında yapıldığı ve o dönem ‘ölüm yolu’ olarak adlandırıldığı bilinen güzergahta virajlar, tek seferde dönülemiyor. ‘Derebaşı virajları’ diye bilinen yol, Trabzon ile Bayburt’u, en yakın yer olan 3 bin metre yükseklikteki Soğanlı Dağı üzerinden birbirine bağlıyor. Yol, zorlu arazi koşulları nedeniyle yılın 5- 6 ayı kar yüzünden kapalı kalıyor.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Bu bilgilerle çıktığımız yolda kendi deneyimlerimizi yaşıyoruz. 29 keskin viraj, dön dön bitmiyor. Bitsin de istemiyoruz zaten. Oldukça yavaş iniyoruz. Virajlar tek seferde dönülemiyor. Karşıdan araba gelirse ne yaparız derken evren sesimizi duyuyor ve bize bir araba yolluyor. Allahtan viraja yakınız. Virajda birbirimize yol veriyoruz da geçebiliyoruz.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu aşağıdan böyle görülüyor
Dünyanın En Tehlikeli Yolu aşağıdan böyle görülüyor

20 dakika gibi bir sürede aşağı iniyoruz. Aşağı indiğimizde yukarı bakıyorum. Sadece bir dağ var. Yol yok. Gözükmüyor. Biz buradan mı indik? oluyor insan. İnanılır gibi değil. Başım yukarılarda, yüzümde kocaman bir gülümseme, başardık. Mutluyuz.

Yolun Bizi Çıkardığı Muhteşem Manzaralı Yollardan Geçiyoruz

Tepelerden gördüğümüz yola dökülen şelalelerde alıyoruz soluğu. Hayatımda girdiğim en soğuk sulara giriyorum. Hemde sabah sabah. Allahtan yoldan kimseler geçmiyor. Durumu açıklamak biraz zor olacakmış. 

Dünyanın En Tehlikeli Yolunun çıktığı şelale
Dünyanın En Tehlikeli Yolunun çıktığı şelale

Kılıçkaya Köyü- Aydıntepe civarında bu şelaleler. Bu yolu geçmiş olmak neden bu kadar mutlu etti bilmiyorum ama tarif edilemez bir neşe içindeyiz. Devamlı gülüyoruz. Yemyeşil yollardan kıvrıla kıvrıla devam ettiğimiz yol bizi köylerden kasabalardan geçiriyor. Her evde bir Türk bayrağı asılı olması dikkatimi çekiyor. Her yerde Atatürk yazıyor.

D-915 yolu sonunda ki manzaralar
D-915 yolu sonunda ki manzaralar

Otobandan giderken Karaçam Tabelasından girip yolu hiç bırakmazsanız D-915 karayolunun alt kısmına ulaşıyorsunuz. Yukarıdan aşağı inmek bence daha avantajlı ama Uzungöl üzerinden de çok uzun ve zor bir yol oldu. Konum olarak Çaykara çıkıyor. Ulaşılmasının zor olması daha da değerli kılıyor yaptığımızı. Hayatımın en güzel deneyimlerinden biri oldu. Hala gözümü kapattığımda kulağımda çalan şarkımız, o anları yaşayıp mutlu oluyorum. 

D-915 yolu sonunda ki manzaralar
D-915 yolu sonunda ki manzaralar
  • Yedigöller

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Bazı yerlerim var, burnumun dibinde ama hep bir aksiliğin çıktığı, haftalarca planlar yapılıp son dakika gidilemeyen. Bunlardan biri Yedigöller. Fotoğraflarına aşık olduğum Yedigöller’e gitmek üzere yollardayım. Çok merak ediyorum Yedigöller’i. Hep fotoğraflarından gördüğüm muhteşem manzaralara bakıp, kokusunu içime çekip, dokunmaya gidiyorum.

Yedigöller Milli Parkı
Hiç planda yokken bir akşam  Nihat hocamın “Bahar, hadi bir kişilik yer var. Hazırlan, Yedigöller’e gidiyoruz” demesiyle sabahın 4’ünde kendimi 25 kişilik fotoğraf grubunun içinde bulmam arası birkaç saat. Karanlık yollarda sabah saat 6 civarı Yedigöller’e varıyoruz. Gün doğumunu fotoğraflamak istiyoruz ama hava karanlık daha. Biz de uyuyoruz araç içinde. İlk geleniz neredeyse. Nihat Hocam’la yola çıkıyorsanız dakik olmalısınız. Zamanı maksimum kullanır hep. Gün ağarmasıyla birlikte kendimizi dışarı atıyoruz.

 

Yedigöller Milli Parkı’nda Kamp Alanı

Birkaç çadır kurulmuş, kamp yapanları uyandırmadan sessizce göl kenarına iniyoruz. İşte bir türlü olmayan, olamayan bir hayalim gerçekleşmek üzere. Afrika’ya gitmek daha kolay oldu diye düşünüyorum. Sonbaharın gelmesiyle müthiş renklere bürünmeye başlayan yedi göllerde Büyükgöl, Küçükgöl, İncegöl, Sazlıgöl, Deringöl, Kurugöl ve Seringöl yani gerçekten yedigöl var adı gibi.

Yedigöller Milli Parkı’nda ki İncegöl

Bizim jenerasyonun çok iyi bileceği ünlü ressam Bob Ross tablolarının birinin içinde gibiyim. “Şuraya bir ağaç çizelim” diye başlayan cümleleri burada kurmuş olmalı. Hafif çiseleyen yağmura aldırmadan her türlü fotoğraf çekmekle meşgulüz. Erken davranmamızdan dolayı bizden başkası henüz gelmedi. Aşağıdaki gölden yukarı kamp çadırlarının önünden yürüyünce şelaleye doğru tırmanmaya başlıyorum.

Yedigöller Milli Parkı

Şelalenin yanından Gülen Kayalar diye bir yazı görünce dalıveriyorum. Geldim, dur az kaldı, dönsem mi? o kadar geldim devam edeyim derken derken kayaları buluyorum. Kayalara neden Gülen Kayalar dendiğini anlayamasam da görselliği çok güzel. Daha doğrusu Gülen Kayalar’a giden yol güzel.

Yedigöller Milli Parkı Gülen Kayalar

Öyle güzel ki geçtiğim manzaralar, tırmanışı hissetmiyorum bile. Nazlı gölün dibinden sızan sulardan oluşan bu minik şelale fotoğraf açısından çok verimli. Ben durup aynı yerde uzun uzun fotoğraf çekebilen biri değilim, zaten bir fotoğrafçı da değilim. Diğerleri fotoğraflarını çekerken ben şelaleye oraya buraya derken grubu kaybediyorum.

Yedigöller Milli Parkı

Koca ormanda benden başkası yok. Yaprakların üstüne mi yatıp yuvarlanmadım, ağaçlara mı sarılmadım, onlarla mı konuşmadım. Hepsini yaptım.Tek başına yürüyerek diğer gölleri ve insanları buldum en sonunda. Kaybolmadım yani. Tüm göllerde fotoğraf çektim, mis gibi havayı içime çektim. Normal yoldan yukarı çıkarken dönen arkadaşlarımı da buldum. Yine tek başına devam ettim.

Yedigöller Milli Parkı

Bu sefer başka bir gruba takılıp Gülen Kayalar‘a başka bir yoldan tekrar ulaştım. Aralara kaynamakta üstüme yoktur. Milli Park’a girince Büyükgöl‘den yukarı doğru asfalt yoldan yürüyünce diğer göllere ulaşabiliyorsunuz ve buradan; eğer rehberiniz doğayı seviyorsa, sizde yürümeyi seviyorsanız, ormanın içinden Gülen Kayalar‘a sizi götürebilir. Pek çok araç yukarı kadar çıkmıştı, yokuşu tırmanmak zorunda kalmamışlar yani. Bütün gün boyunca 3 kez şelale iki kez Gülen Kayalar ve dafalarca gölleri gezdim. Atmaca seyir terasına çıktım. Böyle akşamlar yattığım yeri bilemem.

Yedigöller Milli Parkı Dilek Çeşmesi

Burada en çok fotoğrafı çekilen yerlerden biri de Dilek Çeşmesi (Yedisular). Şelaleye tırmandığınız yolda. Su içiliyor mu bilmiyorum ama tahmin edebileceğiniz gibi ben içtim. 

Yedigöller Milli Parkı Dilek Çeşmesi

Burada bir geyik üretme çiftliği de var. Türkiye’deki ilk alabalık üretimi buradaki Büyükgöl’de 1969 yılında yapılmış. Milli parkın içinde kalan Köyyeri bölgesinde Bizans dönemine ait kalıntılar varmış. Demek ki burası eskiden yerleşim bölgesiymiş.

Yedigöller Milli Parkı İnce Göl

Yaban hayvanları konusunda oldukça zengin olan park tam bir doğa cenneti. Akan sular, göller, 100’ün üzerinde kuş, sayısız ağaç türü ne ararsanız var.

Yedigöller ve Kamp

Kamp yapmak için en uygun mevsimler nisandan kasıma kadar. Bir bölümünde karavan ve çadır kampı yapılabiliyor. Bir hafta sonu mutlaka karavanla gelmeliyiz. Öğle yemeği için yanınızda bir şeyler getirebilirsiniz, hatta buraya piknik için günü birlik gelen de çok ama hiç bir şey almadınız diyelim. Küçük bir büfede yiyebileceğiniz tost, sucuk ekmek, köfte gibi yiyecekler mevcut. Biz son seçeneği kullandık.

Gün boyunca yeri geldi ıslandık, bolca güldük, ben zaman zaman kayboldum sonra kendimi tekrar buldum, tırmandım, göle, yeşile ve sonbaharın tüm kızıl renklerine doydum. İnsanın hiç dönesi gelmiyor buradan. Hava kararmaya yakın aracımıza binip şarkılar, sohbetler, çektiğimiz fotoğrafların sohbetleriyle yol alıyoruz.

Uzun yıllar bir türlü gerçekleşemeyen Yedigöller masalım çok güzel arkadaşlıklar edinmem, harika fotoğraflar çekmem ve çok güzel anılarla dönmemle son buluyor. Bob Ross buraları görseydi bir başka çizerdi o tabloları

  • Melen Rafting

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

İşte mevsimi geldi. Doğa uyanıyor. Ağaçlar burcu burcu çiçek, sular çağıl çağıl. Kar suları eriyor ve rafting zamanı geldi. İstanbul’a en yakın rafting alanı Melen’de. Melende’ki rafting sezonu çok uzun ama en güzel zamanı mart ve nisan ayları. Suyun en yüksek olduğu zaman. Zaten Melen’de rafting yapmayı düşünüyorsanız son şansınız olabilir. Melen Barajı bitmek üzere ve artık burada rafting yapılamayacak.

Melen Dokuzdeğirmen Köyü

Melen’e Ulaşım

Sabahın karanlığında saat 4 sularında servisimize biniyoruz ve bu soğukta nereye gittiğimizi düşünüyoruz. Buz gibi hava ve buz gibi sular ama koşa koşa iki gram uykuyla yollara düşüyoruz. Sabah 8,30 gibi rafting merkezimizdeyiz. İstanbul Avrupa yakasından Melen arası 2,30 saat sürüyor. İstanbul’dan  TEM’e bağlandığınızda Ankara istikametini takip ediyorsunuz.  Hendek gişelerden çıkıp yine Ankara tabelasını takip edip E-5′ e inmiş oluyorsunuz. Devamında 20 km sonra Cumayeri İlçesine girişi gösteren tabela göreceksiniz.Bu yönde ilerlediğinizde Rafting Tesislerine ulaşabilirsiniz.

Melen

Rafting Yapmaya Hazırlanıyoruz

Kahvaltımız hazır oluncaya kadar kısa bir hiking yapıyoruz. Bize Cumayeri’nde ki köpekler eşlik ediyor. Dokuzdeğirmen köyü hemen Melen çayı kenarında. Her yer yemyeşil, çiçek, böcek. Muhteşem bir kahvaltı sonrası giyinmek üzere tesiste herkes koşturmaya başlıyor. Benim gibi dalış yapıyorsanız wetsuitinizi yanınızda götürebilirsiniz ancak  bu çok gerekli değil. Rafting tesislerinde her şey var. Benim gibi çok üşüyorsanız verdikleri patiğin içine scuba çorabı, elinize eldiven giyebilirsiniz. Bunlar tesisten karşılanmıyor. 

Melen Rafting
Giyinip kendimizi brifing alanında buluyoruz. Rehber hocalar bize suyun üstünde neyle karşılaşacağımızı ve ne yapmamız gerektiğini anlatıyor. Suya düşebiliriz. Melen 3+1 zorluk derecesine sahip, amatörler için kolay bir parkur. 13 km uzunluğunda. Ben daha önce rafting yaptığım ve parkuru bildiğim için neyle karşılaşacağımı biliyorum. Çok mutluyum, heyecanlıyım. Eski bir dostla kavuşmuş gibiyim.
Melen Rafting

Nehirden aşağı süzülmeye başlıyoruz. Eğitim hala devam ediyor ve beklenen an ilk dalgaların yüzümüze patlaması, buz gibi suyu yemenin şaşkınlığı mutluluk çığlıklarına kahkahalarına karışıyor. Ne güzeldir o adrenalin. Buz gibi suların içinde o kahkahaları attınız mı hiç? Dağı taşı inlettiniz mi?  

Melen Rafting

Güneşin çıkmasıyla her şey bir mucizeye dönüşüyor. Botun üstünde rehber hocamızın komutlarını yapmamız çok önemli. Dediklerini yapmazsak devrilebiliriz, suya düşebiliriz, kenardaki kayalıklara patlayabiliriz, çalıya çırpıya girebiliriz. Keyfimizin mutluluğumuzun bozulmaması bize bağlı. Kuvvetli kürek çekmekte önemli.

Melen Rafting
Girdapların gözüne gözüne zafer çığlıklarımız kahkahalarımızla parkuru tamalıyoruz. Bitiminde kendimizi buz gibi sulara da atıyoruz.  Başarmanın ve bir aksilik yaşamamanın verdiği mutlulukla şarkılar söyleye söyleye araçlarımızla dönüyoruz.Tesiste sıcak su, fön vs her şey var ve buz gibi sulardan sonra ilaç gibi geliyor.

 

Dokuzdeğirmen Köyü
Her şey bittikten sonra yemek hazır oluncaya kadar doğanın uyanışını fotoğraflamak için kısa bir yürüyüşe çıkıyoruz. Dokuzdeğirmen köyünde minik şelaleler var. Köyün köpekleri eşliğinde geziyoruz. Bir yerde hayvanlar sizden kaçmıyorsa orda iyi insanlar yaşıyordur.

 

Dokuzdeğirmen Köyü

Ve Zipline Zamanı

Tepelere tırmanıyoruz, sulardan geçiyoruz ve başlayan yağmurla birlikte yemek yemek üzere tesisimize geri dönüyoruz. Yemeklerde enfes. Her şey çok güzel. Yemekten sonra tabi ki zipline zamanı.Yapmasam olmazdı. Yükseklik korkusu olan ben için yine korkunç ve müthiş birşey. Karşıya ilk geçişimde karşılayan kişi beni bedeniyle durduruyor. Siz siz olun arkanız dönük varmamaya çalışın karşıya.Kemiklerimin çatırtısını duydum resmen.
Zipline

Tesislerde Atv ve paintball yapma imkanınız var. Bungalovlarda kalabilirsiniz yada kamp yapabilirsiniz. Genelde kendi çadırınız varsa ücret bile almayabiliyorlar. Konaklamak için Melen’de pek çok alternatifiniz var. Fiyatlar çok yüksek değil. Öğretmen evi bile var. 

Dokuzdeğirmen Köyü
Rafting fiyatları 80 ile 150 lira arasında değişiyor. İçinize neresi sinerse orada yapabilirsiniz. Deneyimli hocaların olduğu yerleri tercih etmenizi önerebilirim. İşin şakası yok. Haftasonu kalmalı gidebilirsiniz, fındık sobalasının ateşinde ısınıp harika köy kahvaltıları yapıp raftingde ve ziplineda adrenalini yaşayıp evinize yeni bir siz olarak dönebilirsiniz. Yüzünüzü doğaya dönün, bırakın sizi sonsuz şifasıyla iyileştirsin, huzur versin

 

 
  • Samsun Bandırma Vapuru
  • Ordu Boztepe
  • Giresun kalesindenden manzara
  • Ayder Yaylası şelalesi
  • Uzungöl
  • Uzungöl
  • Uzungöl
  • Karadeniz baş bağlaması
  • Ayder Yaylasında ki teyze
  • Fırtına Deresi
  • Palovit Şelalesi
  • Palovit Şelalesi
  • Palovit Şelalesi
  • Borçka Karagöl
  • Borçka Karagöl
  • Karadeniz Yaylaları
  • Karadeniz yaylaları
  • Ayder Yaylası
  • Sal Yaylası Pilunç evi
  • Ayder Yaylası
  • Hep dört ayak üstüne düşerim
  • Boztepe'de fındık topşarken
  • Çamlıhemşin Zilkale
  • Çamlıhemşin Zilkale
  • Sal Yaylası
  • Sal Yaylası Pilunç evi
  • Ayder Yaylası

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Doğu Karadeniz mevsimi hep yaza denk gelen sezonuyla es geçtiğim bir rotayken bir anda kendimi Karadeniz yollarında buluverdim. Her şey normal bir geziydi başlangıçta ama Karadeniz’e aşık bir insan olarak döndüm. Fotoğrafçı bir grupla beraber hiç tanımadığım insanlarla başlayan yolculuğum bir masala dönüşüverdi. Gitmeyenin anlayamayacağı bir maceraydı.

Hep dört ayak üstüne düşerim
Hep dört ayak üstüne düşerim

Doğu Karadeniz yolundayım

İstanbul’dan Samsun‘a kara yolculuğu yaparak ulaştık. Samsun’da Atamızın Bandırma vapuru ve evi görülmeye değer. Ardından Ordu Boztepe‘ye çıktık. Şehir merkezinden bir teleferikle çıkıyorsunuz. Çatıların üstünden yapılan yolculuk çok eğlenceli gerçekten. Gidiş dönüş bilet 10 lira tek yön 6 lira.

Samsun Bandırma Vapuru
Samsun Bandırma Vapuru

Ben tek yön alıyorum. Aşağıya yamaç paraşütüyle inmeyi planladım ama bu hayal olarak kalıyor. Çok fazla sis var. Bizde fındık topluyoruz. Giresun’da konaklamayı düşündüğümüz için hızlıca gidiyoruz. Burada kendimize balık ziyafeti çekmeden olmazdı.

Boztepe'de fındık topşarken
Boztepe’de fındık topşarken

Otelimize dönerken taksicinin kaybolması benim kendimi hala Ordu’da sanmam Giresun’da olduğumuzu öğrenmem ayrı bir hikaye. Bütün gece yol almak bir günde üç şehir gezme temposundan olsa gerek.

Ordu Boztepe
Ordu Boztepe

Sabah Giresun kalesinin muhteşem manzarasından sonra şöförümüzün tavsiyesiyle Trabzon’un köylerine çıkıyoruz. Yemyeşil çay bahçeleriyle ilk buluşmamız. Çay toplamayı öğreniyoruz.

Giresun kalesindenden manzara
Giresun kalesindenden manzara

Uzungöl

Sonra Uzun göle doğru yol alıyoruz. Karadeniz’de en bilinen noktalar bunlar. Uzun göl tam bir hayal kırıklığı oluyor.

Uzungöl
Uzungöl

Okumuştum ancak bu kadarını tahmin etmiyordum. Gölü komple çevirmişler. Araçlardan park yeri bulmak çok zor. Her yer de arap turistler var.

Uzungöl
Uzungöl

Her şey arapça. Lunapark bile var. O kadar çok insan var ki. Restoranlar pahalı, ilgisiz. Uzungöl’ü tepeden gören yerde duramadık. Yağmur yağıyordu ve hava kararmak üzereydi. 

Uzungöl
Uzungöl

Ayder Yaylası

Fırtına deresi kıyısından, tarihi köprülerinden, tepelerini göremediğimiz yemyeşil dağlarından, o dağların arasından gözüken evlerinden geçerek ilerliyoruz, fonda Karadeniz türküleri var tabiki.

Fırtına Deresi
Fırtına Deresi

Sırada meşhur Ayder yaylası var. Yolda Karadeniz’in meşhur yağmuruyla tanışıyoruz. Bu şekilde yağmaya başlayıp sel basması an meselesi olurmuş. Karadenizli şöförümüz Süleyman abi çok endişelenmiş ama neyse ki bir şey olmuyor.

Ayder Yaylası
Ayder Yaylası

Gece yarısı ulaştığımız Ayder bizi canlı Karadeniz müzikleriyle karşılıyor. Asansör yok. Teleferikle bavul taşıyan bir otelde konaklıycaz. Gecenin bir yarısı geldik. Çantamı bıraktığım gibi Karadeniz müziklerinin kollarına bırakıyorum kendimi.

Ayder Yaylası
Ayder Yaylası

Oralara gidene kadar hiç merakım yoktu ama orada başka bir şey dinlemek mümkün değil. Havası suyu bunu gerektiriyor. Ayder’i hiç durmadan yağan yağmuru altında türküleriyle hatırlıycam.

Ayder Yaylası
Ayder Yaylası

Sabaha karşı yatıp saat 6ya saati kurup kalkıyorum. Şelaleyi fotoğraflıycaz ama sabah kalkıp penceremden görüp fotoğrafını çekip yatıyorum. En büyük pişmanlığım bu olsa gerek.

Ayder Yaylası şelalesi
Ayder Yaylası şelalesiKaradeniz

Sonradan çekilen fotoğrafları görünce pişman olmamak elde değil. Sabah kendimi Ayder yaylasına salıyorum. Evlerin arasından geçerken bir teyzem bana bakacak diye örgü yumağını düşürüyor.

Ayder Yaylasında ki teyze
Ayder Yaylasında ki teyze

Tam filmlerdeki gibi. Oraya gitmeden önce otantik giysilerin film, dizi icabı giyildiğini düşünürdüm. Hiç de değil. Kıyafetleri, yemyeşil yaylaları, evleri, şiveleri, her daim komik sohbetleriyle her yer film platosu gibi. Ayder’de fazla şehirleşmiş, ticari olmuş.

Palovit Şelalesi

Asıl gün bugün. Yemyeşil dağların arasından gürül gürül çağlayarak akan deli sular. Manzara inanılmaz güzel ve etkileyici. Burası Palovit Şelalesi.

Palovit Şelalesi
Palovit Şelalesi

Bir kütüğün içine yapılan merdivenden şelaleye iniyorum ve yaklaşabildiğim kadar yaklaşıyorum suya. Palovit Şelalesiyle buluşup sularında ıslanıyorum. Üstümde kuruyor tabi.

Palovit Şelalesi
Palovit Şelalesi

Yeterli zamanımız olmadığı için suda yüzme şansım olamadı ama ıslanmak bile yetti. Bugüne bir de Pokut Yaylası ekledik çünkü.

Palovit Şelalesi
Palovit Şelalesi

Zil Kale

Zil Kale Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde. Denizden 750 metre yükseklikte. Aşağılarda Fırtına deresi akıyor. Ondan da 100 metre yükseklikte. Çok uzaktan bile muhteşem Zil Kale‘yi görebiliyoruz. Müze kartı geçerli değil. Burası lazların hac yeriymiş.

Çamlıhemşin Zilkale
Çamlıhemşin Zilkale

14cü yüzyılda inşa edilmiş. Trabzon İmparatorluğu tarafından yapılan kale Osmanlı zamanında askeri amaçla kullanılmış. Binada bulunan verilerden zamanında dört katlı olduğu düşünülüyor. Her yayla çıkışı buraya uğrayıp kalenin tepesinden aşağıda deli deli akan Fırtına deresine bakmadan geçmezlermiş.

Çamlıhemşin Zilkale
Çamlıhemşin Zilkale

Sal ve Pokut yaylası

Sonra Sal Yaylası ve Pokut Yaylası için başka araç kiralıyoruz. Yol öyle bozuk ki. Araçta zıplaya zıplaya yolculuk yapıyoruz ama asla aynı yere konamıyoruz.

Sal Yaylası
Sal Yaylası

Her şeye rağmen çok gülüp eğleniyoruz. Sal yaylasında Kadir abi karşılıyor bizi. Eskiden orada düğün yaptıklarını anlatıyor ama sisten nasıl birbirlerini göreceklerini düşünüyorum.

Sal Yaylası Pilunç evi
Sal Yaylası Pilunç Çay evi

Bizi Pilunç Çay evine götürüyor. Gerçek süt içip, o sütten yapılan sütlaçlardan yiyoruz. Sobasında ısınıp sohbetleriyle mutlu oluyoruz.

Sal Yaylası Pilunç evi
Sal Yaylası Pilunç Çay evi

Kadir abi bizi Sal yaylasıyla Pokut yaylasının arasını Kaçkar Dağlarında yürüyerek gitmeyi öneriyor. Hayatımın en güzel yürüyüşüydü sanırım. Bir saat önce sıcaktan kendimi Palovit Şelalesine atmışken şimdi buz gibi havada yağan çiğin ve sislerin içinde Kaçkarlardayım.

Sal Yaylası, Pokut yaylası arası Kaçkarlar
Sal Yaylası, Pokut yaylası geçişi Kaçkarlar

Çiğden ıslanıyorum bu seferde. Pokut bize bulut denizlerini göstermiyor ama mis gibi hava. Şikayetimiz yok. Karanlığa kalmadan yayladan inmemiz gerekiyor. Yol toprak ve riskli.

Karadeniz yaylaları
Karadeniz yaylaları

Borçka Karagöl

Artin Borçka‘da ki Karagöl’e gidiyoruz. Artvin’de iki tane Karagöl var. Diğeri de Şavşat’ta. Burası bakir. Henüz yapılaşmamış.

Borçka Karagöl
Borçka Karagöl

Yorgunluk ve uykusuzluktan ölüyoruz ve Serap’la araçta uyuya kalıyoruz. Biz uyurken araç bir yerden geçememiş ve araçtakiler inmiş ama biz duymamışız bile. Geldiğimizi nasıl duyup inmişiz araçtan bilmiyorum.

Borçka Karagöl
Borçka Karagöl

Girişe herhangi bir ücret ödemiyoruz. Yemyeşil, bakir, kocaman sivrisinekleri var. Üstümde şort vardı. Hangi ara yemişler bacaklarımı bilmiyorum.

Karadeniz Yaylaları
Karadeniz Yaylaları

Dönüş yolundayız artık. Uykusuzluk ve yorgunluktan artık bayılmak üzereyim. Uzun bir dönüş olacak.Her gittiğimiz yerde yediğimiz yöresel yemeklerin lezzeti, gördüğümüz muhteşem manzaralar, yörenin güler yüzlü mutlu insanları, kilometrelerce yol, yeşilin binbir tonu… say say bitmez. Geri dönen biz giden bizden çok farklı. Yüreğimin bir kısmını  bu yeşil cennette bıraktım. Harika insanlarla tanıştım.  En mutlu gezim buydu sanırım. Karadeniz baş bağlaması 

  • Güzeldere Şelalesi merdivenler
  • Güzeldere Şelalesi
  • Güzeldere Şelalesi
  • Güzeldere Şelalesi
  • Nihat hocam, Sümeyye ve Hayriye
  • Hobbit evi
  • Güzeldere Şelalesi Mlli Parkı bungalovlar
  • Efteni Gölü
  • Efteni Gölü
  • Efteni Gölü
  • Efteni Gölü
  • Efteni Gölü
  • Kaplanoğlu Restoran
  • Samandere Şelalesi
  • Samandere Şelalesi
  • Samandere Şelalesi
  • Samandere Şelalesi
  • Samandere Şelalesi
  • Samandere Şelalesi
  • Sis bulutları
  • Güzeldere Şelalesi
  • Samandere Şelalesi
  • Güzeldere Şelalesi
  • Arka koltuk çetesi
  • Güzeldere Şelalesi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Türkiye’nin en yüksekten dökülen şelalesi Güzeldere, Kuş cenneti Efteni gölü ve yine Türkiye’nin ilk tabiat anıtı ünvanıyla Samandere şelalesi. Evinizden çıkıp birkaç saatte ulaşacağınız, hangi mevsim giderseniz gidin her haliyle size süprizler yaşatan gürül gürül şelaleri ve Efteni Gölüyle Düzce. Uçsuz bucaksızmış gibi gelen dingin, sazlıklarıyla görsel bir şölen gölüyle günü birlik bile olsa dünyayı unutturmayı vadediyor.

Gölyaka Yollarına Nasıl düştüm?

İki şelale bir göl gezmek için yollardayım bu sefer. Düzce Gölyaka bir çok süprizi bağrında saklayan İstanbul ve Ankara’ya yakınığıyla ulaşımı kolay, saklı bir cennet gibi. Sanki bir gün önce 18 km Istranca Dağları‘n da dağ bayır yürümemiş gibi, tüm ayaklar yara olmamış gibi, tüm vücut sızlamıyor gibi, gecenin bir yarısı yatılmamış gibi…

Efteni Gölü
Efteni Gölü

İstanbul Gölyaka arası 4 saat civarında. Bu sebepten bir kaç saatlik uykuyla saat 6 da yine aynı hevesle uyanıp yollara düşmek. Kulağa nasıl geliyor bilmiyorum, neyin nesi hiç bilmiyorum ama yeni bir yer görme, görmezsem ölme hissi.

Samandere Şelalesi
Samandere Şelalesi

Gece gelinen evde son dakika “yer var mı?” diye sormak ve “aman erken gel listede adın yok seni unutmayalım” lafından sonra aman uyanamazsam diye o birkaç saatlik uykuyuda yat kalkla uyur uyanık geçirmek. Madem bu kadar merak ettim hadi iki şelale bir göl gezip gelelim.

Güzeldere Şelalesi
Güzeldere Şelalesi

Mecidiyeköy’den 7,30 da kalkacak aracımız için 7’de oradaydım. Yürüyemiyor olmamdan dolayı geç kalma korkusu olabilir bu. Hala karanlık olan yolda biraz şekerleme yapma isteğim sohbet etme aşkıyla yanıp tutuşan birkaç arkadaş nedeniyle sekteye uğrasa ve bu beni biraz agresif yapsa da gözümü Nihat hocamı mikrofondan yayılan ekolu sesiyle kendime gelmeme ve gülme krizine girmemle eski neşeme kavuşturuveriyor.

Güzeldere Şelalesi
Güzeldere Şelalesi

Her zamanki gibi en arka koltuktayım. Sınıfın yaramaz çocukları gibi en arka hep en çoştuğumuz yer oluyor. Sabahki lanetliğimden sonra yan koltuğumda oturan Cenan bey neşeme hayret etmiş sonradan.

Güzeldere Şelalesi
Güzeldere Şelalesi

Düzce’den katılan fotoğrafçı arkadaşlardan Sümeyye önce biraz üstüme oturuyor ama bu güler yüzlü genç arkadaşım beni hiç bırakmıyor gün boyu ve sabırla fotoğraflarımı çekiyor. Her yerde hemen bir fotoğrafçı buluyorum. Çok şanslıyım.

Efteni Gölü
Efteni Gölü

Sis Bulutları

Sisler içerisinde ilerliyoruz ve fotoğraf çekmeye gidiyoruz. Nasıl olacak ki derken birden sislerin arasından çıkmak ve bir bulut deniziyle karşılaşmak, güneşin parlak sıcaklığını hisetmek bu sabahın süprizi, hediyesi bize.

Sis bulutları
Sis bulutları

Bütün Karadeniz gezimde yayla yayla aradığımız ama bulamadığımız bulut denizi hiç ummadığımız bir anda karşımızda. Fotoğraflarken bir taraftan da bakmaya doyamadığımız bir manzara oluyor.

 

Güzeldere Şelalesi

Güzeldere şelalesi ilk durağımız olacak. Bir hayli dik yokuşlu, kıvrıla kıvrıla tırmanarak ilerlerek şelaleye ulaşıyoruz. Milli parkın girişi 4 lira kişibaşı. Araçlardan 11 lira alıyorlar.

Güzeldere Şelalesi Mlli Parkı bungalovlar
Güzeldere Şelalesi Mlli Parkı bungalovlar

Burada aynı zaman kamp yapma imkanınız da var. Eğer sabahtan araçla girerseniz çadır için extra ücret ödemeden oluyormuş ama normalde çadır başı 20 lira. Derseniz ki ben konfor seviyorum, o zaman 2 kişi ve üzeri konaklayabileceğiniz kütük evler var.

Hobbit evi
Hobbit evi

İki kişi kahvaltı dahil günlük 200 lira. Kişi sayısı artarsa fiyat ona göre artıyor. Bir de adını hobit evi taktığım toprak altında bir ev var ama o henüz açılmamış. Açıldığında mutlaka gelmeliyim, kalmalıyım. Karavan da alıyorlar. İçeride resepsiyonunda olduğu bir restoran var.

Güzeldere Şelalesi merdivenler
Güzeldere Şelalesi merdivenler

Şelaleye inerken bir hayli merdiven var. Bir önceki günün yorgunluğu ve ayaklardaki yaralardan ilk sorduğum soru ” yürüyecek çok yol var mı?” olmuştu. Gelen cevap “merdiven“di ama o kadar güzel manzaralardan geçiyorsunuz ki anlamıyorsunuz bile.

Güzeldere Şelalesi
Güzeldere Şelalesi

İlk duyduğumuz kayalara çarparak uğuldayan suyun sesi, dev kayın ve gürgen ağaçlarıyla çevrili vadideki eşsiz manzara.

Güzeldere Şelalesi
Güzeldere Şelalesi

Şelaleye sonbahar çok yakışmış. İlk gelen grup olduğumuz için fotoğraf çekmek kolay oluyor. Çok kalabalık değil. Burası Türkiye’nin en yüksekten dökülen şelalesi.

Nihat hocam, Sümeyye ve Hayriye
Nihat hocam, Sümeyye ve Hayriye

Efteni Gölü

Sonrasında Efteni Gölü için yoldayız. “Efteni Gölü Elmacık dağı silsilesinin eteğinde, Düzce ovasına ait akarsu ağının birleştiği ve Büyük Melen kanalıyla Karadeniz’e döküldüğü ekolojik bir ağın düğüm noktasındadır. 35 i kalıcı 150 kuş türünü barındırır” diye tarif edilmiş.

Efteni Gölü
Efteni Gölü

Uzunca bir tahta iskeleden gölün üstünde yürümek, ardımızda sisli dağlar, kuşlar ve bir kalabalık insan topluluğu. Temiz bir fotoğraf için bir hayli zorlansakta bir merak edilenin daha üstünü çizmenin huzuru var.

Efteni Gölü
Efteni Gölü

Çok acıktık. Nihat hocam her şeyi ayarlamış. Yolumuzun üstündeki Aydınpınar köyünde ki Kaplanoğlu Restoran’a vardığımızda bahçesinin güzel düzenlemesi, alabalıkları ve yanan sıcacık sobasıyla bize Karadeniz’de olduğumuzu hissettiriyor.

Efteni Gölü
Efteni Gölü

Yoldan aradığımız için servis hayli hızlı, yemekler nefis. Kiremitte alabalık denemelisiniz. Penceresinden gözüken evin bahçesindeki hurma ağacına dalma isteğimizi hocamız bastırıyor ve bizi “haydi Samandere şelalesine” diye kandırıyor.

Kaplanoğlu Restoran
Kaplanoğlu Restoran

Samandere Şelalesi

Giriş öğrenci 2 tam 3,5 lira. İçeri girer girmez çağlayan sularda fotoğraf çekme isteğime Sümeyyeasıl olay aşağıda hadi gel” demesini ilk başta anlamasam da aşağılara indikçe anlıyorum.

Samandere Şelalesi
Samandere Şelalesi

Demir yürüme yolu ve merdivenlerde yürürken dikkatli olmalısınız. Kaymayan bir ayakkabınız olmalı. Merdivenler çok kaygan. Zaten bu yönde uyarı levhaları bulunuyor.

Samandere Şelalesi
Samandere Şelalesi

Ağaçların arasından şiddetle akan sular, beyaz köpükler halinde cadı kazanı denilen bir yere dökülüyor. Şelalenin arkasında, kayanın içindeki mağaranın içinde kaybolduktan sonra az ötede tekrar ortaya çıkıyor. Ormanın içindeki çağlayan bu suyu, çıkardığı sesi ve suyun gücünü hissedeceğiniz bu yeri mutlaka görmelisiniz.

Samandere Şelalesi
Samandere Şelalesi

Samandere şelalesi Türkiye’nin ilk tescil edilen tabiat anıtıymış. Yer yer balkon gibi çok yükseklerden aşağılara baktığınız bir kanyonun içinde, dökülen yapraklar, bembeyaz köpüklü çağlayan sular, mis gibi bir hava bir gün öncesinin tüm yorgunluğunu unutturuyor.

Samandere Şelalesi
Samandere Şelalesi

Öylece durup doğanın sesini dinliyorum. Buradan ayrılmak zor gelse de girişteki o güzel ailenin yanına gitmek, çay içmek ve yeni tanıştığım arkadaşlarla sohbet etmek huzur veriyor. Hocamızın “çaylar şirketten” bonkörlüğüyle sıcacık çaylarımızı içerken günün bittiği gerçeğiyle hüzün çöküyor.

Samandere Şelalesi
Samandere Şelalesi

Yine çok eğlendiğim, çok güldüğüm, yola çıkarken hiç tanımadığım ama eve dönerken bir dolu arkadaş edindiğim harika bir gün oluyor. Aynı zamanda fotoğraf çekme teknikleriyle pek çok şey öğreneceğiniz böyle bir gezinin maliyeti tüm tabiat parkı giriş ücretleri ve yemek dahil 110 lira oluyor.

Samandere Şelalesi
Samandere Şelalesi

Cenan, Şevki, Hayriye’yle aracın arka koltuğunu parti alanına döndürdüğümüz ve kahkahalarımızla uyutmadığımız arkadaşlardan özür dileriz.

Arka koltuk çetesi
Arka koltuk çetesi