• Halkidiki
  • Halkidiki
  • Selanik, Rembetiko bar
  • Rembetiko bar
  • Kavala
  • Nostos Taverna
  • Sirtaki
  • Sirtaki arkadaşlarım
  • Şifalı olduğu söylenen çeşme
  • Aya Dimitri Kilisesi alt kat
  • Beyaz Kule kapısı
  • Aristoteles Meydanı, Galerius Kemerleri
  • Selanik, Atatürk'ün evi
  • Kavala
  • Halkidiki Yunanlı arkadaş
  • Beyaz Kule
  • Aya Dimitri Kilisesi üst kat
  • Aristoteles Meydanı, Galerius Kemerleri
  • Selanik Kalesi
  • Atamızın evindeyim
  • Beyaz Kule
  • Kavala
  • Beyaz Kule manzarası

Selanik’e iki defa iki farklı etkinlik için gittim. Biri sirtaki yapmak diğeri sizi şaşırtacak olan horon oynamaya gittik. Selanik Atatürk’ün doğduğu yer olmasıyla da bizim için ayrı bir önemli. Selanik’te gezilecek çok güzel yerler ve lezzetlerle çok güzel anılarım var.

Mübadelede Gönderilen Pontus’lu Dostlar ve Horon

selanik’e ilk gezimin sebebi horon gecesi içindi. ikincisi Sirtaki dansı. Karadeniz de ki Pontus Rumları mübadelede Selanik‘e gönderiliyorlar ve Menemeni bölgesine yerleştiriliyorlar. Onlar oraya gidiyor ama yetiştikleri kültürü unutmuyorlar. Dernekleri var ve sabahlara kadar horon yapıyorlar. Türkiye’de duymadığım kadar Karadeniz müziği dinleyip, horonlarını izledim sabahlara kadar. Horon barları var. Mahallenin papazıyla Şarap içip horon yapabiliyorsunuz.

Selanik, Rembetiko bar
Selanik, Rembetiko bar

Selanik’teki bir derneğin  davetlisi olarak sabaha karşı 5’te yola koyuluyoruz. Hafta içi olması sebebiyle yollar açık, gümrükte hiç beklemeden 5 saatte Selanik’teyiz. Yol boyunca otobanlarda adım başı para ödüyorsunuz. Otomatik geçiş yok. Çok az benzin istasyonu var ve wcler çok temiz değil. Nerdeyse hiç birinde klozet kapağı, tuvalet kağıdı, sabun yok. Bu durumlara hazırlıklı olmanızda fayda var.

Aristoteles Meydanı

Selanik’te ki arkadaşlarımız bizi karşılıyor. Selanik Osmanlı izlerini çok fazla taşıyan bir şehir. Siesta saatleri 2 ile 5 arası biraz durgun olan şehir akşam saatlerinde çok canlanıyor.İzmir kordon boyunu anımsatan sahilde bir sürü kafe var. Her türlü börek var Üsküp gibi. Kahvaltıda börek ve kahve var genelde.

Aristoteles Meydanı, Galerius Kemerleri
Aristoteles Meydanı, Galerius Kemerleri

Aristoteles Meydanı, Galerius Kemerleri ve üstündeki taş oymaları görülmeye değer. Selanik’in tam ortasından geçen Ancient Agora muhteşem ışıklandırmasıyla özellikle gece çok güzel gözüküyor.

Aristoteles Meydanı, Galerius Kemerleri
Aristoteles Meydanı, Galerius Kemerleri

Benim gibi tarih kokan şehirleri seviyorsanız koşan atları görebilir bir an da eski Roma’ya ışınlanabilirsiniz. Trafiğe kapalı olan bu yolda size antik kalıntılar eşlik ederken sağlı sollu dükkanlar, hediyelik eşyalar, cıvıl cıvıl bir cadde var.

Atatürk’ün Evi

İlk Atamızın doğduğu evi geziyoruz. Genç Mustafa halini bile yapmışlar. Çok değişik duygular. Müze olarak düzenlenen evde Türk görevliler var.

Selanik, Atatürk'ün evi
Selanik, Atatürk’ün evi

Eskiden atamıza ait eşyalarda varmış ama restorasyondan sonra sadece canlandırmalar var. Kapıda önce sıraya giriyorsunuz. Daha sonra görevliler sizi gruplar halinde içeri alıyor. Genelde de çok kalabalık oluyor. 

Atamızın evindeyim
Atamızın evindeyim

Çok işlek bir caddede ve araba parkı büyük sorun. Kendi aracıyla gidenler Bu caddede olduğu gibi Selanik’in diğer yerlerinde de araç parkının bir sorun olduğunu unutmamalı. Kalabalık bir şehir.

Beyaz Kule

Beyaz Kule en ünlü yapısı, Selanik’in simgesi. Yunanca adı Lefkos Pyrgos. İlk yapımı Bizans zamanı olan yapı zaman içinde yıkılmış ve viran şekilde kalmış. Ta ki Kanuni Sultan Süleyman‘a kadar. Muhteşem Süleyman kuleyi görmüş ve yeniden yapılmasını emretmiş.

Beyaz Kule
Beyaz Kule

Bir rivayete göre Beyaz kule’yi yapan Mimar Sinan‘dır ancak bu kanıtlanamadığı için kayıtlara Venedikli mimarlar tarafından yapıldığı kaydedilmiş. Kule Osmanlı zamanı Kale, garnizon ve hapishane olarak kullanılmış.

Beyaz Kule kapısı
Beyaz Kule kapısı

1912’de Balkan Savaşların da Selanik Yunanlıların eline geçince kule beyaza boyanmış. Kuleyi vaftiz amacıyla bunu yapmışlar. Zamanla kule eski rengine dönmüş ama adı Beyaz kule olarak kalmış. 

Beyaz Kule
Beyaz Kule
 

Giriş 3 euro. Kordon boyunda yürürken her yerden görülebiliyor. Selanik zaten İzmir’in kopyası gibi. Yukarıdan manzarası muhteşem. İçeriyi dolaştıkça sergi alanlarından geçiyorsunuz. Tırmandığınızı anlamıyorsunuz bile. Manzarası harika. 

Beyaz Kule manzarası
Beyaz Kule manzarası

30 metre yüksekliğe 70 cm çapa ve 6 kata sahip müze pazartesileri kapalı. Diğer günlerdeyse 8:30-15:00 arası açık. Eskiden kapısının üstünde Türkçe olarak Kanuni’nin yaptırdığı yazıyormuş ama şimdilerde bu tabelayı kaldırmışlar. 

Selanik Kalesi

Tepelere çıktığınızda Selanik Kalesi’ne ulaşıyorsunuz. Normalde manzarası çok güzel ama Selanik bize güzel yüzünü göstermiyor, sislerin arkasına saklanıyor. Kaleden sadece surları kalmış.

Selanik Kalesi
Selanik Kalesi

Etrafında hediyelik eşya alabileceğiniz dükkanlar var. Bana Ankara kalesi ve çevresini anımsatıyor. 

Aya Dimitri Kilisesi

Selanik’te Osmanlı mimarisi birkaç tane cami var ama hepsi kapalı yada restore ediliyor. Bir tanesini geziyoruz, sergi alanı olarak kullanılıyor. Bana en ilginç gelen yapı Aya Dimitri Kilisesi Osmanlı zamanındaki adıyla Kasımiye camisi.

Aya Dimitri Kilisesi üst kat
Aya Dimitri Kilisesi üst kat

Aziz Dimitri’nin şehit edildiği Roma hamamı kalıntılarının üstüne inşa edilen kilise Osmanlı zamanında cami olarak kullanılıyor ve zamanla hamam unutuluyor. Büyük Selanik yangınında cami yanınca altındaki hamam gün yüzüne çıkıyor. Sonrasında üstüne kocaman bir kilise inşa ediyorlar.

Aya Dimitri Kilisesi alt kat
Aya Dimitri Kilisesi alt kat

Alt katı da müze olarak kullanılıyor. Kilisenin girişinden girip daracık bir merdivenden aşağı indiğinizde karşınıza çeşmesiyle ve ,surlarıyla roma sokakları çıkıveriyor. Benim gibi yeraltı şehirlerini seviyorsanız buraya bayılacaksınız. Aziz Lahiti ve şifalı olduğu söylenen çeşmesiyle sizi bekliyor.

Şifalı olduğu söylenen çeşme
Şifalı olduğu söylenen çeşme

Selanik’i gezmeniz için bir iki gün yeterli olacaktır. Her yer de bizden birileri karşınıza çıkıyor. Çoğu Türkçe konuşuyor. Şehri gezdikten sonra kendimizi Selanik’li dostlarımızın önerdiği çok şirin bir restoran olan Nostos Taverna’nın deniz mahsulleri mutfağına teslim ediyoruz.

Nostos Taverna
Nostos Taverna

Kaleden inerken ara sokakların birinde. Ambiansı, çalan müzikleri ve enfes lezzetleriyle hala unutamadığımız bir yer oldu bizim için. Genelde her restoranın kendine özgü yemekleri var. Orada yediğiniz şeyi başka bir yerde yiyemiyorsunuz. Akşam horon gecesindeyiz. Gözlerime inanamadım. Her şey Karadeniz ama biz Selanik’teyiz. Sabah 4’de kadar derneğin düzenlediği gecede horon yaptıktan sonra sabaha kadar açık olan tavernalara gidip horon oynuyorlar. Ben onları seyrediyorum. Ben Selanik’i gezmeye geldim onlarla birlikte.

Kavala

Ertesi sabah şirin kasaba Kavala‘ya hareket ediyoruz. Minicik bir sahil kasabası. Kavala‘nın girişinde seyir terasından bu şirin kasabayı seyrediyoruz.Tepede ortaçağdan kalma kalesi, sahilde küçük küçük balıkçı restoranları, mavi örtüler, yunan müzikleri, şirin mi şirin bir yer.

Kavala
Kavala

Hemencecik geziliveriyor. Her yer de meşhur Kavala kurabiyeleri satılıyor. Sadesi, limonlusu, bademlisi. Hediye götürülebilecek en güzel şey. Aşağılarda kutusu 5 euroya satılırken yukarılara çıktıkça 2 euroya bile bulunabiliyor. Muhteşem deniz mahsullerinin tadına bakmaya devam ediyoruz. Fiyatlar çok ucuz.

Kavala
Kavala

Kalamarı, karidesi, cacikisi, ünlü kabakisi, uzosuyla en fazla 15 euroya kalkabiliyorsunuz. Her yerde fiyat neredeyse aynı ve servisleri yavaş. Kalabalık grup gidiyorsanız ne derseniz deyin tek hesap geliyor. Ayrı hesap istiyorsanız masaları birleştirmeyin derim. Kimsenin acelesi yok, relaks. Beklemeyi öğrenmeniz için güzel bir fırsat.

Kavala
Kavala

Selanik Sirtaki

İkinci Selanik gezimizin amacı sirtaki yapmak. Yunan yemekleri ve müziklerini seven ben, kışı boş geçirmeyip sirtaki öğreniyorum. Öğrendiklerimizi deneyimlemeye gidiyoruz.

Halkidiki Yunanlı arkadaş
Halkidiki Yunanlı arkadaş

Yunanistan’da yerel halk sirtaki yerine hasapiko yada zeybekiko yapıyor. Sirtaki yapan bizleri belgesel izler gibi izliyorlar. Çünkü Yunanistan’da sirtaki yapan yok. Zaten sirtaki de ünlü Zorba filminden sonra gelişmiş bir dansmış. Taverna bizim için sirtaki çalıyor. Normalde sirtaki müziklerini de pek çalmıyorlar.

Sirtaki
Sirtaki

Yolda, Halkidiki sahillerinde, otobanda nereyi bulursak hemen sıralanıyoruz ve sirtaki yapıyoruz. Çok eğleniyoruz.

Halkidiki

Halkidiki Selanik’e çok yakın. Haritada üç parmak gibi gözüken bölgenin adı bu. Avrupa’nın Maldivler‘i diyorlar. Deniz tatili için çok uygun. Havanın soğuk olması bizim denize girmemize engel oluyor ama ormanların içinde kaybolmuş güzellikteki otelleri vaha gibi.

Halkidiki
Halkidiki

İnce kum sahili uçsuz bucaksız mavilikleri arka fondaki ormanları yeşili maviye katıştırması, yol boyunca minik yunan köyleri, köylerdeki küçük dükkanlar, hep arka fonda çalan rembetikolar, küçük mavi sandalyeli restaurantlarıyla rüya gibi. Yemek harici şeyler ucuz değil.

Sirtaki arkadaşlarım
Sirtaki arkadaşlarım
  • Karnaval korteji
  • İskeçe Karnavalı
  • İskeçe Karnavalı Kortej
  • Karnaval Korsanı
  • İskeçe Karnavalı, Yunanistan

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Rio’daki karnavaldan sonra dünyada ki en büyük karnaval İskeçe’de ki karnavalmış. Bize bu kadar yakınken gitmemek olmaz diye düşünüp naptım ettim gittim bu karnavala. Ne yaptım ne ettim, ne yedim ne içtim hepsini yazdım. Önce kısa bir tarih bilgisi sonra sınırsız eğlence

İskeçe Karnavalı Nasıl Oluştu?

İskeçe küçük bir Türk köyüyken Rio’da ki karnavaldan sonra en büyük karnavala nasıl dönüştü, kim bilir? İskeçe Karnaval’ının nasıl oluştuğuyla ilgili pek çok efsane var. En bilineni; Hz.İsa’nın ileride peygamber olacağına ilişkin söylentiler artar. Hz. Meryem’e de oğlunun bulunup katledileceği haberi gelir. Halk çocuk İsa’nın bulunmaması için tüm çocukların yüzünü boyarlar, tanınmaz hale getirirler. 10 günün sonunda bu haberlerin asılsız olduğu anlaşılınca İsa ve diğer çocuklar temizlenir. Temiz pazartesiye bu şekilde oluşur. Hz.İsa’nın hayatının kurtulmuş olmasına ithafen bütün halk deliler gibi eğlenir. Maskeler takarlar, yüzlerini boyarlar, dans ederler. Ertesi gün de dini bayramlarına girerler.

İskeçe Karnaval Kortej
İskeçe Karnaval Kortej

Açık konuşmak gerekirse bu karnavalın dini boyutundan pazartesi günü oluncaya kadar haberim yoktu. Pazartesi her yer kapalıydı. Biz sıradan bir karnaval olarak eğlenmeye gitmiştik.  Burada yaşayanlara da sormuştuk, karnavalın çıkış hikayesini. İskeçe’nin Bulgarlardan kurtuluşu diye açıklayanlar bile oldu. İskeçe Osmanlı zamanından kalan bir Türk köyü. Tanıştığımız çoğu insan Türk çıktı. “Ne güzel Türkçe konuşuyorsunuz” demeyin kızıyorlar. “aa Türk müsünüz?” hiç demeyin daha çok kızıyorlar.

İskeçe Karnavalı
İskeçe Karnavalı

İskeçe’ye turla mı yoksa bireysel mi gitmek mantıklı? İskeçe’ye Nasıl Gidilir?

İlk önce turla gitmek ekonomik geliyor bana ama turların programlarına bakınca benim amacıma hiç hitap etmiyor. Onlar Selanik’e gidiyor ve karnavala sadece bir kaç saat uğruyorlar. Daha önce turla giden arkadaşlarımdan sınır kapısında saatlerce beklediklerini öğreniyorum. Daha bir ay önce Bansko‘ya giderken 7 saat sınır kapısında beklediğim aklıma geliyor. Ben karnavala katılmak istiyorum. Eziyet çekmek, sürünmek istemiyorum. Son dakika arabayla gitmeye karar veriyoruz. Eğer çok gözü karaysanız pek çok otobüs firması İskeçe’ye gidiyor. Bilet fiyatları 90 lira civarında. Son dakikaya bıraktığımız için otel de kalmamış İskeçe’de. En yakın yer arabayla 15 dakika uzaklıkta. Ben merkezde kalmak istiyorum. Biraz kesenin ağzını açınca o sorunda halloluyor. Cumartesi sabah dokuz civarı hareket ediyoruz. İstanbul trafiğini aştıktan sonra geri kalan yol bir çırpıda bitiyor. Sınırda çok fazla araba yok. Saat bir gibi sınırdan geçiyoruz.

 

Karnaval Korsanı
Karnaval Korsanı

Otobanda önce 1,20 euro daha sonra 1,90 euro iki defa ücret ödüyoruz. Onlarda hala otomatik geçiş yok. Biz yurtdışına çıkmadan önce gideceğimiz yerin haritasını telefonumuza indirip çevrimdışı navigasyon olarak kullanıyoruz. Yol sormak, aramak, kaybolmakla uğraşmıyoruz.

İskeçe Karnavalı
İskeçe Karnavalı

İskeçe

Saat 3 civarı İskeçe’deyiz. Old Town tabelalarını takip edin, karnaval alanına ulaşırsınız. Her yer konfeti. Biz gitmeden burada bir şeyler olmuş. Sonradan öğrendiğimize göre insanlar bir haftadır eğleniyorlarmış. Bizim gittiğimiz saatte insanların eğlenmek için toplandıkları meydanın etrafındaki yol açıktı ve biz meydanın hemen bir arka sokağına parkedebildik. Her şey başlamadan önce etrafı biraz keşfetmek istiyoruz.

İskeçe Karnavalı
İskeçe Karnavalı

Maskelerimizi alıp geldik ama yine de tüm dükkanlara girip buradakileri görmek istiyoruz. Meydanın hemen karşısında Cemile’nin dükkanı var. Bizim gibi ilk gördüğünüz dükkandan başka dükkan yokmuş gibi alışveriş yapmaya kalkmayın. Burası en pahalısı. Kortejin yapıldığı sokak sağlı sollu kostümcülerle dolu. Maskelerle şapkalarla takıp, çıkarıp, oynayıp duruyoruz. Rengarenk peruklar herkesin gözdesi. Ben, saçlarımı kapatamadığı için peruk alamadım. Ne yaptıysam alttan hep saçlarım çıktı. Beğendiklerimde kendi saçlarımla aynıydı.

İskeçe Karnavalı
İskeçe Karnavalı

Meydandan panayır tarafına doğru yürüyünce seyyar satıcılar çıkıyor karşımıza. Aynı malzemeleri bu sefer bu satıcılarda daha ucuza görüyoruz. “Bunlar Yunan yapımı mı? ” sorumuza aldığımız “çayna beya” cevabına hala gülüyorum. Panayıra giden yol üstünde bir pazar kurulmuş. Mangallar yanmış, suplakiler pişiyor. Her yer yemek kokuyor. Her yerden bir müzik sesi, maskeli ve kostümlü insanlar çıkıyor. Aldığımız düdükleri öttürerek dolaşıyoruz. Çocukluğumdan ber, bu kadar düdük öttürmemiştim. 

İskeçe Katedrali

Gitmeden önce arkadaşlarımızdan öğrendiğimiz, şehri tam tepeden gören Xanthippi Taverna’yı buluyoruz. Recep bize ertesi gün 25 kişilik Türk grubun geleceğini söylüyor. Bu grup bizim turlarına katılmayıp ama karnavalda görüşmek üzere sözleştiğimiz arkadaşlar. Ertesi akşam tekrar gelmek üzere ayrılıyoruz. Muhteşem bir İskeçe manzarasına sahip tepedeki tek taverna. Karşısında bir de cafe var. Arabayı alışımız ve meydandan çıkışımızdan sonra bir daha buraya geri dönemeyeceğimizi bilmiyoruz tabi. Akşam saatinden itibaren şehir ikiye bölünüyor. Bütün yollar kapalı.Yol bizi panayır yerine yakın kocaman bir otoparka çıkarıyor. Biz gittiğimiz de boş olan bu ücretsiz otoparkta ilerleyen saatlerde iğne atsan yere düşmüyor.

İskeçe’de Yeme İçme

İskeçe’de Lidel yok sanıp Alexandroupolis’e girmiştik ama tam İskeçe’nin girişin bir tane varmış. Lidel Yunanistan’ın Bim marketi gibi. Ürünleri kaliteli ve ucuz. Karnavalın olduğu meydanın etrafında market bulmak çok zor ve olanlarda da alkol dahil her şey pahalı. Gelmeden önce almanızda fayda var. Her yerde pitacı, dönerci var. Aç kalmanız mümkün değil. Fiyatlar pahalı değil. Küçük küçük dükkanlarda yiyecek var ama wifi yok. Panayır yerinde ki sokaklara kurulmuş seyyar yerlerde yeme içme daha da ucuz. Yunanistan’da tatlı, baklava olayı fena, insan kendini çok zor tutuyor. Kremalı bir şeyler seçmek pek mantıklı değil. Biraz margarin gibi. Sırf yağ. Şerbetli tatlılar bir efsane. Buraya has karyokayı tatmadan dönmeyin derim. 

İskeçe Meşhur tatlıcı dükkanları
İskeçe Meşhur tatlıcı dükkanları

Biz panayır yerine doğru giderken sağ tarafta Tamam diye bir restoran buluyoruz. Sahibi bir Türk. Gaziantepli bir usta lahmacun yapıyor. “Buradakiler döneri lahmacunun içine koyup yer” diyor. O zaman biz de öyle yapıyoruz. İnterneti sorunsuz çalışıyor. Üç katlı bir yer. 

Röntgen filmi Korteji
Karnaval Korteji

İlla bir şey yemek zorunda değilsiniz. Biz her yorulduğumuzda, üşüdüğümüzde, internet gerektiğinde Tamam restoranı kullanıyoruz. Tüm restoranlar tuvaletlerini kullanmanıza izin veriyor. Bu karnavalın bir bedeli sanırım. Meydanın arkasına üç beş tane seyyar tuvalet koymuşlar ama bu binlerce insana asla yetemez zaten.

İskeçe Karnavalı Zamanı

Uykusuz ve yorgun olduğumuzdan otele kadar gitmektense arabada biraz dinlenelim diyoruz. Bir kaç saat uyuyakalıyoruz. Bu otopark meydana çok yakın. Gide gele artık kestirme sokakları da öğrendik. Maskelerimizi takıp meydana bir çıkıyoruz ki, insanlar kopmuş. Kortejin geçeceği yollar dahil tüm şehirde djler müzik yayını yapıyor. Yunan Dansları hocamın İskeçe danslarını öğretip beni buraya yollaması aklıma gelince gülüyorum. Kim yapacak geleneksel dans? Dağ taş tekno, pop, rock müzikle yankılanıyor. Çantalarımıza mukayyet olmamız konusunda uyarılınca her şeyi ceplerime dolduruyorum ve rahat ediyorum. 

İskeçe Old Town Meydanı
İskeçe Old Town Meydanı

Güzel bir yer bulup kendimizi müziğe, yeni tanıştığımız insanlarla eğlenmeye bırakıyoruz. Sabahlara kadar süren eğlenceye sabah beşe kadar dayanabiliyoruz. Arabayı alıp otele gidicez ama nasıl? Bütün yollar kapalı. Biraz dinlenelim sonra buluruz bir çaresini derken arabada uyuyakalan, otele gidemeyen şaşkın insanlar biziz. Otelin parasını ödememiş olmamız bizim için bir şans ama başkası yararlanabilirdi diye üzülmedim değil. Neredeyse saat 12’ye doğru uyanmamıza inanamıyorum. Evde o kadar uyumuyorum ben.

İskeçe Old Town Meydanı
İskeçe Old Town Meydanı

İskece Karnavalı Korteji

Bir yerlerde elimizi yüzümüzü yıkayıp kortejin geçeceği yere koşuyoruz. Yolun karşısında az insan var. O tarafa geçmek istiyoruz ama ne mümkün. Başı kesik tavuk gibi bir aşağı bir yukarı koşturduktan sonra bir bankın üstüne çıkan insanların içine sıkışıveriyorum. Her zaman dört ayak üstüne düşerim zaten. Karnaval saat 1,30 civarı tüm ihtişamıyla başlıyor. Hava muhteşem, güneş pırıl pırıl.

Karnaval korteji
Karnaval korteji

Dernekler her sene kostümlerini ilan ediyormuş ve kim hangi kostümü giymek istiyorsa o derneklerden alıyorlarmış. Öyle eğlenceli kostümler vardı ki. Rengarenk ve enteresan. Erkeklerin çoğunluğu kadın kılığındaydı.

İskeçe Karnaval korteji
Karnaval korteji

Kortej sırasında kolonlara yakın yere durmaya çalışın. Korteje katılan insanlar genelde kolonların dibinde yüksek sesle çoşuyorlar.
Yürüyüp dans edenler, düdük çalanlar, sprey sıkanlar, kenarda bekleyen insanların yüzünü boyuyor. Konfetiler atıyorlar. Herkes ama herkes çok eğleniyor. 

İskeçe Karnaval korteji
Karnaval korteji

Saatlerce korteji seyrettik, dans ettik, fotoğraf ve video çektik. Sonlara doğru bariyerleri aşıp insanlara karıştık. Düdükler çalarak meydana ilerledik. Korteji yürüyen insanlar meydanda bir süre eğlendikten sonra panayır yerine doğru yürüyorlar. Eğlence orada devam ediyor. Binlerce insan günlerce eğlendi, alkol eşiği hakikaten çok yüksekti. Ne bir olay yaşandı, ne doğru düzgün polis gördüm. Kimsenin kimseye karışmadığı, gülmek, eğlenmek ve beslenmekten başka derdin olmadığı, bunları yaptığı içinde kimsenin kimseyi suçlamadığı güzel bir dünya burası.

İskeçe Karnaval korteji
Karnaval korteji

Akşam saatlerinde Xanthippi Restorana gidip diğer gruba katılıcaz ama ikiye bölünmüş şehirden çıkmak ne mümkün. Navigasyon devamlı saat kulesinin olduğu meydana çıkarmaya çalışsa da orası kapalı ve geçiş yok. Orası burası derken tepelere tırmanıyoruz. Bir gün önce şehir manzarasına bakarken aşağıda gördüğümüz camiyi bulunca çok seviniyoruz ama erken bir sevinme oluyor. Hala nasıl olduğunu anlayamadığım şekilde kendimizi manastıra giden dağ yolunda buluyoruz. Karanlık dağ yollarında oldukça fazla bir yol gidip restoranı buluyoruz. Daha önce telefonda konuştuğum ama tanışmadığım grup içeride. Normalde müzik olmayan restoranda bu gruba özel program var. Nermin hanımla tanışıyoruz ve bizi yunan arkadaşlarının masasına oturtuyor. Çok tatlı bir aileyle tanışıyoruz. Sanırım ileride mutlaka görüşücez.

İskeçe Xanthippi Restoranı

Sirtakiler çalıyor. Daha kaç hoca değiştiricem bilmiyorum ama bu grubun yaptığı sirtaki de değişik. Yarı yunan yarı türk müzikleri eşliğinde nefis deniz mahsülleriyle karnavalı kapatıyoruz. Biz gece iki civarı şehirden ayrılırken onlar hala tam gaz eğleniyordu. 

  • Şahindere Kanyonu, Altınoluk

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Altınoluk sahilde miskin miskin plajda güneşlenirken bir arkadaşa denk gelip tavsiyesini aldığımız Şahindere kanyonuyla birden bire canlanıveriyoruz. Şahindere Kanyonu Kaz dağlarının bacasıymış ve Şahindere kanyonunun buz gibi bir suyu varmış. Çok merak uyandırınca ertesi gün gitmeye karar veriyoruz
 

Şahindere Kanyona Ulaşım

Şahindere Kanyon girişi
Sabahın erken saatlerinde önce Altınoluk köyüne çıkıp, Edremit körfezi manzaralı bir yer bulup, harika gözlemeleriyle kahvaltımızı ediyoruz. Sonrasında hemen kanyon yolundayız. Altınoluk Yapı Kredi bankasının sağından girdiğinizde yol sizi götürüyor. Kanyonun çok yakınına kadar evler siteler kurulmuş durumda. Hatta insanlar sabah yürüyüşlerini kanyona doğru yapıyor. Zeytin ağaçlarının içinden kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz. Yolu bulması çok zor değil. Çok az bir miktar ödeyip, arabamızı park edip yürümeye başlıyoruz.
Şahindere Kanyonu’nun Manzaralarına Doyulamıyor

Şahindere Kanyonu Kaz Dağlarının Bacası

Kaz Dağları Milli Parkı içinde olan kanyon 26 km uzunluğunda. Normalde izinsiz kanyonda yürüyüş yapmak tehlikeli ve yasak.  Bölgeyi bilmeyenler kanyonda çok kolay kaybolabilirmiş. Şelaleye kadar yürümek için rehber almak gerekmiyor.  Diğer kanyonlar gibi ahşaptan yürüyüş yolları yok.  Dünyanın oksijen yoğunlaşması olarak en zengin yerlerinden biri olan Kazdağları bunu kanyonlarına borçlu. En çok da Şahindere kanyonu bir baca görevi yapmakta. Denizden aldığı iyotu dağın zirvesine taşıyor, yamaçlardaki dağ havasını da sahile. Böylece bölgede büyük bir oksijen çadırı oluşuyor.

Şahindere Kanyonunun içi fotoğraf için çok elverişli
Bu özelliklerinden dolayı endemik bir yapıya sahip 800 civarı bitki çeşidi bulunuyor. Şahindere kanyonunda pek çok şifalı ot bulunuyor ama toplamak yasak. Eğer meraklıysanız ancak fotoğraflarını çekebilirsiniz. Mis gibi havayı ciğerlerimize çeke çeke, muhteşem manzaralardan geçe geçe, buz gibi suların içinde yer yer suya atlayarak, fotoğraf çekerek ilerliyoruz.

 

Kanyonda suya komple girmeden de yürüyebilirsiniz

İsterseniz suya girmek zorunda değilsiniz.  Dizinize kadar paçanızı sıvamanız yeterli. Benim gibi suya girmeyi seviyorsanız mayonuz havlunuz ve derede yürümeye elverişli ayakkabılarınız mutlaka olsun.  Terlikle zor bir yürüyüş olur.

 Kanyonun içinde yer yer sudan geçmeniz gerekebiliyor.

Şahindere Kanyonunda Yüzmek gibisi yok

Ben her zamanki şelale ve gölde yaptığım gibi elbiselerimle atlıyorum suya. Burada ateş yakmak yasak ama piknik yapabilirsiniz. İlk girişte piknik masaları var ama ilerledikçe yok. Lütfen çöp bırakmayın. Yarım saat gibi bir sürede müsade edilen şelaleye kadar yürüyoruz. Burada kendini suya atmamak mümkün değil. Havuzlarda ki gibi renkli fayanslarla verilen bir renk değil bu. Doğanın koynundayız ve her şey doğanın bir şaheseri. 

Şahindere Kanyonu ve Buz Gibi Suları

Kireçsiz bir suyu bulunan kanyon masmavi ve buz gibi suyuyla bizi kendine hayran bırakıyor. Şelale dediysem çok heybetli yukarılardan dökülen bir su gelmesin aklınıza. Küçücük bir yerden çağlıyor ama döküldüğü yerde oluşan gölcük hem manzarasıyla hem de yüzmek açısından gerçekten harika bir yer.

Şahindere kanyonunda daha öteye gitmeye izin yok

Etrafı kayalık ve yemyeşil ormanların içindeki bu yer oldukça geniş. Kanyonun buz gibi suyunda üşüyünce güneşte ısınabileceğiniz yerler var. Kaz dağlarının oksijenine, Şahinderesi kanyonunun buz gibi sularına, mavi ve yeşilin kaynaşmasına veda edip gitme zamanı.

 

Eğer yolunuz o taraflara düşerse mutlaka uğramanız gereken bir yer. Tüm gün geçirilebileceği gibi birkaç saatte gezip çıkabileceğiniz bir yer. Altınoluk’tan Akçay istikametine giderken Altınoluk çıkışına doğru olan yolda solunuzda kalan dağlara iyi bakın. Dışarıdan hiç belli olmuyor ama içerisinde gizli bir cennet var. 

Aklımda kalanlar: Hiç çöp olmaması, kanyonun buz gibi masmavi suyu, şelalesi, yemyeşil ağaçları ve enteresan kökleri

 
  • Melen Rafting

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

İşte mevsimi geldi. Doğa uyanıyor. Ağaçlar burcu burcu çiçek, sular çağıl çağıl. Kar suları eriyor ve rafting zamanı geldi. İstanbul’a en yakın rafting alanı Melen’de. Melende’ki rafting sezonu çok uzun ama en güzel zamanı mart ve nisan ayları. Suyun en yüksek olduğu zaman. Zaten Melen’de rafting yapmayı düşünüyorsanız son şansınız olabilir. Melen Barajı bitmek üzere ve artık burada rafting yapılamayacak.

Melen Dokuzdeğirmen Köyü

Melen’e Ulaşım

Sabahın karanlığında saat 4 sularında servisimize biniyoruz ve bu soğukta nereye gittiğimizi düşünüyoruz. Buz gibi hava ve buz gibi sular ama koşa koşa iki gram uykuyla yollara düşüyoruz. Sabah 8,30 gibi rafting merkezimizdeyiz. İstanbul Avrupa yakasından Melen arası 2,30 saat sürüyor. İstanbul’dan  TEM’e bağlandığınızda Ankara istikametini takip ediyorsunuz.  Hendek gişelerden çıkıp yine Ankara tabelasını takip edip E-5′ e inmiş oluyorsunuz. Devamında 20 km sonra Cumayeri İlçesine girişi gösteren tabela göreceksiniz.Bu yönde ilerlediğinizde Rafting Tesislerine ulaşabilirsiniz.

Melen

Rafting Yapmaya Hazırlanıyoruz

Kahvaltımız hazır oluncaya kadar kısa bir hiking yapıyoruz. Bize Cumayeri’nde ki köpekler eşlik ediyor. Dokuzdeğirmen köyü hemen Melen çayı kenarında. Her yer yemyeşil, çiçek, böcek. Muhteşem bir kahvaltı sonrası giyinmek üzere tesiste herkes koşturmaya başlıyor. Benim gibi dalış yapıyorsanız wetsuitinizi yanınızda götürebilirsiniz ancak  bu çok gerekli değil. Rafting tesislerinde her şey var. Benim gibi çok üşüyorsanız verdikleri patiğin içine scuba çorabı, elinize eldiven giyebilirsiniz. Bunlar tesisten karşılanmıyor. 

Melen Rafting
Giyinip kendimizi brifing alanında buluyoruz. Rehber hocalar bize suyun üstünde neyle karşılaşacağımızı ve ne yapmamız gerektiğini anlatıyor. Suya düşebiliriz. Melen 3+1 zorluk derecesine sahip, amatörler için kolay bir parkur. 13 km uzunluğunda. Ben daha önce rafting yaptığım ve parkuru bildiğim için neyle karşılaşacağımı biliyorum. Çok mutluyum, heyecanlıyım. Eski bir dostla kavuşmuş gibiyim.
Melen Rafting

Nehirden aşağı süzülmeye başlıyoruz. Eğitim hala devam ediyor ve beklenen an ilk dalgaların yüzümüze patlaması, buz gibi suyu yemenin şaşkınlığı mutluluk çığlıklarına kahkahalarına karışıyor. Ne güzeldir o adrenalin. Buz gibi suların içinde o kahkahaları attınız mı hiç? Dağı taşı inlettiniz mi?  

Melen Rafting

Güneşin çıkmasıyla her şey bir mucizeye dönüşüyor. Botun üstünde rehber hocamızın komutlarını yapmamız çok önemli. Dediklerini yapmazsak devrilebiliriz, suya düşebiliriz, kenardaki kayalıklara patlayabiliriz, çalıya çırpıya girebiliriz. Keyfimizin mutluluğumuzun bozulmaması bize bağlı. Kuvvetli kürek çekmekte önemli.

Melen Rafting
Girdapların gözüne gözüne zafer çığlıklarımız kahkahalarımızla parkuru tamalıyoruz. Bitiminde kendimizi buz gibi sulara da atıyoruz.  Başarmanın ve bir aksilik yaşamamanın verdiği mutlulukla şarkılar söyleye söyleye araçlarımızla dönüyoruz.Tesiste sıcak su, fön vs her şey var ve buz gibi sulardan sonra ilaç gibi geliyor.

 

Dokuzdeğirmen Köyü
Her şey bittikten sonra yemek hazır oluncaya kadar doğanın uyanışını fotoğraflamak için kısa bir yürüyüşe çıkıyoruz. Dokuzdeğirmen köyünde minik şelaleler var. Köyün köpekleri eşliğinde geziyoruz. Bir yerde hayvanlar sizden kaçmıyorsa orda iyi insanlar yaşıyordur.

 

Dokuzdeğirmen Köyü

Ve Zipline Zamanı

Tepelere tırmanıyoruz, sulardan geçiyoruz ve başlayan yağmurla birlikte yemek yemek üzere tesisimize geri dönüyoruz. Yemeklerde enfes. Her şey çok güzel. Yemekten sonra tabi ki zipline zamanı.Yapmasam olmazdı. Yükseklik korkusu olan ben için yine korkunç ve müthiş birşey. Karşıya ilk geçişimde karşılayan kişi beni bedeniyle durduruyor. Siz siz olun arkanız dönük varmamaya çalışın karşıya.Kemiklerimin çatırtısını duydum resmen.
Zipline

Tesislerde Atv ve paintball yapma imkanınız var. Bungalovlarda kalabilirsiniz yada kamp yapabilirsiniz. Genelde kendi çadırınız varsa ücret bile almayabiliyorlar. Konaklamak için Melen’de pek çok alternatifiniz var. Fiyatlar çok yüksek değil. Öğretmen evi bile var. 

Dokuzdeğirmen Köyü
Rafting fiyatları 80 ile 150 lira arasında değişiyor. İçinize neresi sinerse orada yapabilirsiniz. Deneyimli hocaların olduğu yerleri tercih etmenizi önerebilirim. İşin şakası yok. Haftasonu kalmalı gidebilirsiniz, fındık sobalasının ateşinde ısınıp harika köy kahvaltıları yapıp raftingde ve ziplineda adrenalini yaşayıp evinize yeni bir siz olarak dönebilirsiniz. Yüzünüzü doğaya dönün, bırakın sizi sonsuz şifasıyla iyileştirsin, huzur versin

 

 
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Binkılıç Yolları
  • Çatalca Binkılıç Köyü Kahvesi
  • Binkılıç Yolları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları
  • Istranca Dağları

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Doğa güz renklerine bulanınca hiking zamanı geldi demektir.  İstanbul’a yakın rotalar ise vazgeçilmez. İstanbul’a birkaç saatlik Istranca rotasını görünce çoktandır yürüyüş yapmadığımı hatırlayıverdim. Yıldız Dağları (Istranca Dağları) muhteşem manzaraya sahipti. Istranca’yı unutmam mümkün olmayacak. Türkiye’nin Trakya bölgesinde Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul illerinde ve güneydoğu Bulgaristan’da bulunan alçak bir dağ takımı. Yıldız Dağları, Trakya’nın Karadeniz kıyılarına paralel olarak, Bulgaristan’dan İstanbul’a kadar yaklaşık 300 kilometrelik bir dağ zincirinden oluşuyor.Biz Binkılıç köyünden başlayıp Çilingoz deresinden geçip Kıyıköy’e 18 km yürüyeceğiz. 

Istranca Dağlarına Nasıl Ulaştık?

Treking gruplarıyla bu rotaları yürümek hem eğlenceli, hem güvenli, hem de daha az masraflı. Bölgeyi bilen bir rehberle yürümek ormanda kaybolma riskini  ortadan kaldırıyor. Tabi ki ben de öyle yaptım. Sabah 7,30’da Beşiktaş’tan bindiğim servisimiz duraklardan diğer arkadaşları alarak Çatalca’nın Binkılıç köyüne ulaşıyor. Yanımızda götürdüğümüz kahvaltılıklarımıza köy kahvesinden aldığımız çaylar eşlik ediyor. Sabahın erken saatleri, hava hayli serin. Sıcacık yanan sobada ısınıyoruz.

Çatalca Binkılıç Köyü Kahvesi
Çatalca Binkılıç Köyü Kahvesi

Yürüyüş Başlıyor

Köyden ayrılıp bir yarım saat gittikten sonra yürüyüşe başlayacağımız yere geliyoruz. Rehberimiz bilgilendirme konuşmasını yaptıktan sonra öyle hızlı yola koyuluyorlar ki koşsam anca yetişirim. İlk baştaki toprak yolda ısınmamış vücudum yürümemekte direniyor. Hatta ilk yokuşta gruptaki bir kız arkadaşımız kusmaya başlıyor. Daha yürüyüşe geçeli yarım saat olmadı. Neyse ki çabuk toparlıyor.

Binkılıç Yolları
Binkılıç Yolları

Kimseyi tanımıyorum ve grup koptu gitti. Benim gibi arkadan gelen Fatoş’la tanışıyorum ve ona dua ediyorum. “iyi ki gelmişsin, yoksa n’apardım tek başıma” diyorum. Aynı dualar ondan bana geliyor. Grupta Çin’den gelen insanlarda var. Kendi aralarında devamlı çince konuşuyorlar. Hala ne konuştuklarını merak ediyorum.

Binkılıç Yolları
Binkılıç Yolları

Çalan düdüğün sesini takip ederek  grubu yakalıyoruz devamlı. Ormanın içine girmeye başladıkça gördüğüm manzaralar beni benden alıyor. Tam bir ormanın içindeyiz. Fotoğraf çeke çeke, sonra koşa koşa, şakalaşarak, gülerek, sızlamaya başlayan vücuduma kulaklarımı tıkayarak ilerliyorum.
Istranca Dağları
Grubumuzda bir arkadaşın köpeği de bizimle yürüyor. Nasıl sevimli anlatamam. Şunu söylemeliyim ki şu ana kadar yürüdüğüm en güzel manzaralı yerlerden biri Istranca dağları oluyor.  Yine bir coğrafya kitaplarımın bilindik öğretisi içerisindeyim.  Gözlerimi hiç kırpmadan manzaraların hiç bir detayını kaçırmamaya çalışıyorum. Her yer dökülen yapraklarla kaplanmış. Artık sonbaharın son demi.Istranca Dağları

Nereye Koşuyor Bu İnsanlar?

Ağaçlarda son kalan meyveleri yiyerek ilerliyoruz. Yaprakların çıtır çıtır sesi, mis gibi kokusu, muhteşem manzaraları, çeşit çeşit mantarlarıyla nereye bakacağını, neyin fotoğrafını çekeceğini şaşırıyor insan. Çeşit çeşit mantarları gördükçe insanın gözleri Şirinlerle Gargameli arıyor. Bir taraftan da grup koptu gidiyor. “Nereye koşuyor bu insanlar” demekten kendimizi alamıyoruz. Neyse ki her molada yakalıyoruz.
Istranca Dağları

Haça dağına tırmanışım geliyor aklıma. Her molada yakaladığım insanlar ve bir dakika bile oturamadan 7 buçuk saat tırmanışım. Neyse ki burada o kadarı olmuyor ama nedense ayaklarımız o kadar acıyor ki adım atmak bir işkenceye dönüşüyor. Yanımızda getirdiğimiz çerezlerimiz ve meyvelerimizle karnımızı doyururken ormanın serin kuytularında manzaranın tadını çıkartıyoruz. Tüm çöpümüzü de yanımızda götürüyoruz, olması gerektiği gibi.

Haça Dağı maceramı da okumak isterseniz tıklayın.

Istranca Dağları
Istranca Dağları

Fatoş’un her “kaç saat kaldı” sorusuna verdiğim “son beş saat, dayan Fatoş” cevabımla ama öyle ama böyle yürüyüşe devam ediyoruz. Hedefimiz Kıyıköy. Arada Çilingoz deresinden de geçiyoruz. Akşam hava kararmadan bitirdiğimiz yürüyüşümüzde ayaklarımın acısından ağlamak üzereyim ama bitirmenin verdiği mutluluktan da gülüyorum.

Istranca Dağları
Istranca Dağları

Aracımız bizi almaya gelmiş. Kıyıköy’de çay içmeyi planladığımız yer kapalı olunca rehberimiz köye dönmeye karar veriyor. Oysaki Kıyıköy’de başka bir yerde balık yesek ve tanıyamadığım diğer arkadaşlarla kaynaşsak harika olurdu. En zayıf halka olarak en arkada sürünürken bize zaman zaman arkadaşlık edenlerde oldu. Teşekkür etmeden geçemem.

Binkılıç Köyü

Binkılıç köyüne dönüp alışveriş zamanı. Çatalca’nın eti, yoğurdu meşhur olunca eve sucuk ve manda yoğurdu almadan dönemezdik. Köftesinden pek hoşnut kalmadım ben. Köyde çokça kasap var. Alternatifleri değerlendirin derim. Sucuğun kilosu 46 lira, bir kap yoğurt 20 lira.Istranca Dağları

Köy kahvesinde biraz ısınmak ve çay içmek isteyince de araç gidiyor diye çağırıldık. Allahtan kahveci bize karton bardak buldu da çayımıza araçta devam edebildik. Daha önce 12 saat Haça dağı tırmanışında kullandığım, ayaklarımın çok rahat ettiği botlarım bu sefer neden yara yaptı diye düşünürken Doğubeyazıt’taki Cuma hocamın  aramasıyla “sizi çok hızlı yürütmüşler, ondan olmuş” demesiyle aydınlanıyorum. Sonrasında ki bir telefon konuşmasından gruptaki iki kişinin grubun temposunu çok arttırdığını, uyarıları dinlemediklerini, sonuç olarak da diğer 25 kişinin onlara uydurulduğunu öğrenip hayret ediyorum.Istranca Dağları

18 kilometreyi 5 saatte yürüyerek, çoğunda da tırmanarak, yüzülen ayaklarıma, moraran tırnaklarıma ve sadece bu durumda ben olmadığımdan bir sonraki seferde rehberin daha dikkatli olacağına inanmak istiyorum.  Paylaşım usulü trekking kişi başı 40 liraya maloluyor.Istranca Dağları

Her ne yaşanırsa yaşansın gittiğime asla pişman değilim. Yine olsun yine giderim. Her gözümü kapattığımda hala o manzaralar gözümün önüne geliyor. Bob Ross’u anıyorum sık sık. Kartpostal gibi bir canlı tablonun parçası olmak paha biçilemezdi ve her zaman ki gibi çok eğlendim, çok güldüm. Şehrin stresinden uzaklaşmak, sınırlarınızı zorlamak için harekete geçin ve tek rakibiniz kendiniz olsun

  • Bansko Zirve
  • Bansko Telesiyej
  • Bansko Zirve
  • Bansko Yolları 17 saat
  • Bansko Kayak
  • Bansko Spa
  • Bansko Kayak
  • Bansko Gondola
  • Bansko
  • Bansko
  • Bansko
  • Bansko Zirve
  • Bansko
  • Bansko Quinns
  • Bansko Quinns
  • Bansko Flash
  • Bansko Mehana Restoran
  • Bansko
  • Bansko

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Bansko’ya nasıl gidilir? Bansko’ya turla gitmek mantıklı mı? Bansko pistleri nasıl? Bansko da zirveye nasıl çıkılır? Bansko’da yeme içme alternatifleri neler? Bansko’da ki gece hayatı ve eğlence durumları nasıl? Bansko’da nereden alış-veriş yapılmalı? Tüm bu sorularıma yanıt aradığım Bansko maceramdaki tecrübelerimi sizinle paylaşmak istedim. Bu beş günde neler yaptım, neler ettim?

Bansko Zirve
Bansko Zirve

Bansko’ya Turla Gitmek Ekonomik mi?

Daha önce gitmediğim, ucuz olduğunu arkadaşlarımdan dinlediğim, en basit pistlerden inmenin bile en az yarım sürdüğü dünyaca ünlü bir kayak merkezi Banskoya nasıl gitmeliyim? diye araştırmaya başladığımda düzenlenen kayak turlarının çok ekonomik olduğunu gördüm. Kayak, dalış gibi sporlarda bireysel gitmek çok ekonomik olmadığından turlarla gitmek mantıklı. Ancak internetten tam araştırmadan bu turları satın almayın.  Akşam yemeği dahil değil 199 euroya gittim ben. 5 gece, 199 eurodan 150 euroya kadar değişen fiyatlar duyduk, hem de akşam yemeği dahil. Bizim ülkemizde de böyle fiyatlara kalabilmek ve kayabilmek en büyük dileğimiz. Biz Mountain Paradise Apart Hotel‘de kaldık. Odamızda mutfak vardı ama ekipman yoktu. Gondolaya 10 dakika yürüme mesafesindeydi. Turlar yolda çok az duruyor. Ona göre önleminizi almalısınız. Yiyecek içecek gibi servisleri pek yok. İhtiyaç molaları bile koşa koşa. Fazla sallanmayın, beklemiyorlar.Bansko

Bansko Yolları Taştan

Sömestre tatilinin başlamasıyla çocuğunu alan karla buluşturmak için Bansko yollarına düşmüş durumda. Konaklama, kayak ve yemek konusunda bizim ülkemize göre oldukça ekonomik olan en yakın yurt dışı kayak merkezi Bansko, gece eğlenceleriyle de gençlerin gözdesi. Hem kayak öğrenmek, hem eğlenmek, hem karla kaplı dağlarda kara doymak için tüm Türkiye Bansko’ya akın etmiş durumda. Okullar kapanır kapanmaz cuma akşamı kayak yolundayız. Son gün tur gidiş saatini bir buçuk saat geri çekince otobüse nasıl yetiştiğimi bilemiyorum ama başkaları yetişemiyor ve biz bir saat İstanbul’da bekleyip bir türlü şehirden çıkamıyoruz. Hayatımın en büyük ikinci bavuluyla yollardayım. Bir dalış, bir kayak böyle olmak zorunda. Ekipmanım tam olmazsa gittiğim yerde sıkıntı çekebilirim.

Bansko Yolları 17 saat
Bansko Yolları 17 saat

Daha önce Uludağ’a gittiğim gençlerle birlikteyim. Arka koltuklara yerleşip açıyoruz müziği, boş koltuklara yayılıyoruz. Her zaman ki gibi dört ayak üstüne düşmüş durumdayım. Vee uzun bitmek bilmeyen yolculuğumuz başlıyor. Saat 9,15 de bindiğimiz otobüs saat 2 de Kapıkule’ye ulaşıyor. 70 otobüs varmış bizimle birlikte. Okulların kapanmasıyla herkes yollara düşmüş. Otobüslerden herkes iniyor, tek tek pasaport kontrolüne giriyor. Bu tam 7 saat beklemek anlamına geliyor. Yatıyoruz, kalkıyoruz, uyuyoruz hala aynı yerdeyiz. Neyse ki bize sıra gelince her şey hızlı ilerliyor ve sorunsuz sınırdan geçiyoruz.

 

Bansko

Otele tam 17 saatte ulaşarak bir rekor kırıyoruz. Kayak turu düzenleyen firmalar bu 17 saatte bir sefer kek ve sudan başka bir şey vermiyor. Sınırı geçer geçmez mola verdiğimiz yerde mercimek çorbasından işkembeye her şey var. Orada bir şeyler yememiş olsak mahvolmuştuk.  İnsanlar bu kadar sürede kıta değiştiriyor. 

Bansko
Bansko

Otelimizde spa hizmeti olunca o kadar yorgunluğu atmak için kendimizi saunaya ve jakuziye atıyoruz. Masaj 100 leva 100 dakika. 5 gün buralardayız. Turumuz ekipman kiralayabilmemiz için Thasakiris‘le anlaşmış. Thasakiris gondolanın hemen karşısında. Kayak, bot ve batonlar için günlük 15 leva ödüyoruz. Hangi turdan olduğumuza dair kolumuzda bir bilekliğimiz var. Onların da elinde adımızın olduğu bir liste. Ne aldıysanız ve ne ödeyecekseniz oraya kaydediliyor. Giderken hesabınızı kapatıyorsunuz. Thasakiris’in sahibi Yorgo bir Yunan ama çok güzel Türkçe konuşuyor. Akşam ekipmanlarınızı teslim ederken yarın kayacağınızı söylerseniz sizin için aynı malzemeyi ayırıyorlar.

Bansko Spa
Bansko Spa

Bansko’da ki nüfus şu dönem Türk, biraz Bulgar, birkaç tane de diğerden oluşuyor. Sırada dağa çıkmak var. İlk gün Thasakiris’in servisini kullanıp kişi başı 10 leva verip gondolanın götürdüğü yere ulaşıyoruz. Orada tanıştığımız Burcu ve oğlu Demir kayak dersi alacaklar. Kayak evinden hoca bulabileceğiniz gibi dağa çıktığınızda yanınıza gelen hocalardan da öğrenebilirsiniz. İki saati iki kişi için 130 leva. Eğer tek kişi alacaksanız 100 leva. İki saat ders dağdan aşağı inmeniz için asla yeterli değil. Hocayla birlikte mutlaka aşağı inmelisiniz.

Bansko Kayak
Bansko Kayak

Gondola da Nerede İnmelisiniz?

Ben arkadaşımın kızı Yağmur’a kaymayı öğreteceğim için servisle çıktık. Gondola iki duraktan oluşuyor. Sakın ilk durakta inmeyin. Orada çok Türk’ün telef olduğu söyleniyor. Çok dik bir pist. Gondolanın son durağından aşağı inilen en kolay piste ski road diyorlar. İlk başları ve sonları oldukça düz ama aralarda güzel pistler var. Belli bir noktada yol ikiye ayrılıyor. Eğer soldan giderseniz yol üstünde bir cafe var ve bu yol gondolanın başlangıç noktasına gidiyor. Sağdan giderseniz güzel virajlı pislerden sonra sola saparsanız diğer yolla birleşip gondolanın başlangıç noktasına ulaşıyorşunuz ama sağa saparsanız telesiyeje ulaşıp oradan gondolanın ara istasyonuna ulaşıp aktarma yapıp tesislerin olduğu bölüme geri gidebiliyorsunuz.

Bansko Gondola
Bansko Gondola

Gondolanın son durağında restaurant ve cafe var. Aşağıdakinden birkaç leva daha pahalı. Dağda wifi internet mevcut. Gondola tek çıkış 28 leva. Eğer kaymayacaksanız sakın servisleri kullanıp 10 levaya çıkarım diye düşünmeyin, geri dönemezsiniz. Yarım gün 48 leva, tam gün 58 leva. Birkaç günlük aldığınızda gün başına 2 leva karınız oluyor ama kaymama durumunuzda o para yanıyor. 

Bansko
Bansko

Otelimiz Bansko merkeze 10 dakika yürüme  mesafesinde. Yolumuzun üstündeki Guinness Hotel’den skipass alabiliyoruz. Skipass kart depozitosu 5 leva. Kartla işiniz bittiğinde  gondolanın bulunduğu yerdeki makinalardan iadesini yapıp paranızı almayı unutmayın. İadesi sadece gondolanın orada. Gondolaya binilen yerden saat 12,30 dan önce yarım günlük skipass satmıyorlar ama otelden satılıyor. Zaten oradan yürümek, ekipmanları kiralayıp giymek ve gondolaya yürümek 12,30’u buluyor.

Bansko
Bansko

Her gün kayamam diyerek çıktığım yolda tüm sızlayan kemiklerime inat her gün kayıyorum. İlk gün yoğun tipi altında kayıp, devamlı “önüne bakma ileri bak, beni takip et Yağmur” diye bağırmaktan sesim kısılmış. Hafif bir grip durumum var. Kaymaya giderken mutlaka yanınıza grip için bir ilaç, ateş düşürücü, kas gevşetici, ağrı kesici almalısınız. Sabahları bir yerim ağrımasa bile mutlaka bir ağrı kesici içip kaymaya gittim. Bizim snowboard yapan çocuklardan öğrendim. Gerçekten işe yarıyor.Bansko

Bansko’da ki Kolay Pistler

Bansko’da zirvedeki mavi pistlerin zor olduğunu söylediler. İlk günden o kadar yoruldum ki çıkmaya cesaret edemedim. Kolarski denilen telesiyejden 6-4-1 rotasını takip edince, eğer dizlerinizi çok yormamışsanız oldukça dik pistlerden kayabilirsiniz. Ben dağdaki kafede kızlarla karşılaşıp bu rotayı öğrendikten sonra hangi telesiyeje bindiğime bakmadan Banderitza-1 telesiyejine binip, indiğim yerde buradan nasıl inicem dehşetine kapıldım. Allahtan kızlarla yine karşılaştım da yanlış geldiğimi söylediler. O an biri bana bir fiske dokunsa o dik pistten aşağı uçmam an meselesiydi. Gerisin geri nasıl kaçtığımı bilmiyorum. Kırmızı pistmiş. Hangi telesiyeje bindiğinize dikkat edin.

Bansko Zirveye Nasıl Çıkılır?

İlk gün tipiden göz gözü görmezken sonunda güneş açıyor ama bu seferde deli soğuk var. Her şeye rağmen zirveye çıkıp o dağlara adım atmalıydım. Banderitza-1den bineceğiniz telesiyejden inince etrafından küçük bir turla Banderitza-2 telesiyejine aktarma yapıyorsunuz. Orası da sizi zirveye götürüyor.  Hava günlük güneşlik, dağın zirvesindeyim ve karşımda karlı dağlar. Muhteşem manzarasıyla, mis gibi dağ havasıyla asla unutamayacağım anılarım arasında yerini alıyor.

Bansko Zirve
Bansko Zirve

Bizim çocukları bir sabah görüyoruz. Onlar hep buralarda, zirvelerde snowboard yapıyorlar. Pirin dağının ormanlarına dalıp kayboluyorlar. Akşam geldiklerinde Pirin dağının çam parçaları koyunlarından çıkıyor. Snowboard yapmadığıma lanet ediyorum.

Bansko Zirve
Bansko Zirve

Bansko’da Yemek

Tatilimin ilk bölümünde orada tanıştığım çocuklu tek yetişkinlerle sakin zamanlar geçiriyorum. Her gün kayak, sonrası spa ve yemek döngüsü birkaç gün peşimi bırakmıyor. Oda arkadaşım Pınar’la karşılaşamıyoruz bile. Yemek yediğimiz yerler arasında Queen’s Pub canlı müzik ardından her gece ayrı gösterileriyle ve güzel yemekleriyle en sık gittiğimiz yer oluyor. Çocuklu aileler en çok burayı tercih ediyor. Burada müzik oldukça yüksek. Sohbet etmek ve daha sakin bir yer arıyorsanız Euphoria bar&grill aradığınızı verebilir. Tiramisusuna bayıldım ben. Porsiyonlar oldukça büyük. Genelde bir porsiyon isteyip ikiye böldük hep. Bir kilo et geliyor. İnsan yiyecek bunu cümleleri dökülüyor ağzımızdan hep.

Bansko Quinns
Bansko Quinns Pub

Thasakiris‘in karşısında bir börekçi var. Sıcak çayı da var her zaman. Şiddetle tavsiye ederim. Hem ucuz hem lezzetli. Dönerci Hasan Usta‘da lezzetli ve ucuz şeyler var. Krepi waffle gibi yaptıkları bir tatlıları var. Son sabaha sakladım yemeyi ve dehşet lezzetliydi. 

Bansko Quinns
Bansko Quinns Pub

Bansko’da Gece Eğlencesi

Turumuzun verdiği broşürde nerede indirimli yemek yiyebileceğimiz yazıyor. Bize verdikleri bileklikleri gösterdiğimiz de liste üzerinden %10 indirim alıyoruz.  Tatilimin ikinci yarısında bizim çocuklarla odalarda toplaşıp, gecenin dörtlerinde gece cluplerin de sabahlayıp aradığım kanı buluyorum. Flash en çok tercih ettikleri clup oluyor. Gelen dje göre giriş ücreti değişiyor. Kalabalık grup olunca sıkı pazarlıkla  10 levaya girmeyi başarıyoruz.

Bansko Flash
Bansko Flash

Bin kaplan gücünde bir eğlence hakim içeride. Kızlar sahnede gösteri yapıyor. Perun otelin casinosunun ücretsiz servis veriyor. Son gün son sürat düşüşümün ardından Old Town‘a salıyorum kendimi. Asıl aradığım kanı son gün keşfetmenin şaşkınlığındayım. Otantik Bulgar tavernaları, geyik etinden yapılmış yöresel yemekler, bulgar müziklerinin taştığı sokaklar… Geyik eti ve şarap 25 leva. Uzun uzun dolaştım sokaklarında. 

Bansko Mehana Restoran
Bansko Mehana Restoran

Uykusuz geceler, dur durak bilmeyen kayma ve spa günlerimizden sonra dönüş yolundayız. Bansko denildiği kadar ucuz bir yer değil. Bansko yerine sınıra yakın Mustafa’nın yerinden alışveriş yapmalıymışız. Her şey çok daha ucuz. Kuru etleri ve sucuğu beni hayal kırıklığına uğrattı ama aldığım diğer ürünler nefis çıktı. Herşey Mustafa’nın yerinde ucuz olabilir ama kesinlikle yemek yemeyin. Üç köfteye 25 lira ödedik.

Bansko Telesiyej
Bansko Telesiyej

17 saat gidişimizin aksine güle oynaya sorunsuz dönüyoruz. Tek heyecan ekip arkadaşlarımızdan birinin pasaportunu kaybetmesi oluyor. O da kısa sürede bulunuyor. Sanırım sonunda bu sene kara doydum

 

  • Taşyaran Vadisi
  • Uşak
  • Uşak Ulubey Kanyonu
  • Uşak Ulubey Kanyonu
  • Clandıras Köprüsü
  • Clandıras Köprüsü
  • Clandıras Köprüsü
  • Kuladokya
  • Kuladokya
  • Taşyaran Vadisi
  • Taşyaran Vadisi
  • Taşyaran Vadisi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Uşak köklü kültürü, doğal güzellikleri, sıcakkanlı insanlarıyla görülmeye değer birçok güzelliğe ev sahipliği yapıyor ve insanı kendine çekiyor. Özellikle Uşak’ta Amerika’daki Grand Kanyon’dan sonra dünyanın ikinci en büyük kanyonu Ulubey Kanyon’u bulunuyor, hatta Türkiye’nin ilk hidroelektrik santrali de burada… Hayatımın belki de en mutlu zamanlarında İzmir’de arkadaşlarımın yanındayken aldığım bir telefonla kendimi otogarda buluverdim ve Uşak için yollara düşüverdim.

Bir Küçük Uşak Hikayesi

Daha bir ay önce Mısır’da dalarken tanıştığım Uşak’taki arkadaşlarımı görmeye gidiyorum. Akşam saati vardığım Uşak otogarından arkadaşım beni almaya geliyor. Şeker fabrikasının lojmalarında kalıcam. Girişteki güvenliğin hemen ardında ki tepe pancar aslında. Mükellef bir sofrayla karşılanıyorum. Meşhur Uşak tarhanasıyla ilk tanışmam. Mısır’da yarım kalan muhabbetlere Uşak’ta devam ediyoruz. Arkadaşlarımı görmeye gelmiştim ama bana Uşak’ı anlatmaya başlayınca gezme görme dokunma isteğim hemen devreye giriyor. Aracım yok, hafta içi, arkadaşlarım çalışıyor ve toplu taşımayla her yere gidilemiyor. Erol Hocam bana bir arkadaşını ayarlayabileceğinden bahsedince çok mutlu oluyorum. Şeker fabrikasının iki katlı evinin ahşap merdivenlerinden çıkarken öyle mutluyum ki. Sabah gözümü bir açıyorum, kar yağmış. Her yer bembeyaz. Sıkı sıkı giyinip kendimi bahçeye atıyorum.

 

Uşak
Uşak

Ulubey Kanyonu

İki katlı lojman evleri bahçeye serpiştirilmiş oyuncak evler gibi. Abdullah beyi beklerken pancar tepelerinin ve bahçenin fotoğraflarını çekiyorum bol bol. Abdullah bey Uşak milletvekilinin danışmanı. İlk önce “Ulubey Kanyonu’na gidelim” diyor. Daha önce adını duyan var mı? Bu kanyon Amerika’da ki Grand Kanyon‘dan sonra dünyanın ikinci en büyük kanyonu. 

Uşak Ulubey Kanyonu
Uşak Ulubey Kanyonu

Ulubey çayı ve Banaz çayı boyunca devam eden bir büyük kanyon ve bu kanyona bağlı daha küçük pek çok kanyondan oluşuyormuş. 45 kilometre uzunluğu ve 170 metreye varan derinliğiyle dünyanın 2’ci en büyük kanyonu. 2015 de Turizme açılmış ama Dokuzsele deresine akan fabrika atıklarından ve kirlilikten tam manasıyla değerlendirilemiyor. Düşünebiliyor musunuz? Amerika’da ki Grand kanyonu herkes biliyor, burayı kimse bilmiyor. Onu parlatacağımıza bir de kimyasal atıklarla kirletip içine girilmez hale getiriyoruz.

Uşak Ulubey Kanyonu
Uşak Ulubey Kanyonu

Uşak Dörtyol’dan gün boyu kalkan dolmuşlarla gidilebiliyor. Biz kendi aracımızla 15 dakika sonra kanyondayız. Giriş 3 lira. Cam bir terasın üstünde altınız boşlukta yürüyorsunuz. Hava buz gibi ve rüzgarlı ama bence hiç de önemli değil. Nasıl fotoğraf ve video çekeceğimi şaşırıyorum.Rüzgardan da uçuyorum. Manzara inanılmaz. Cam terasın orada bir kafe var. Kanyona karşı çayınızı içebilir, bu doğa harikasını belleğinize kazıyabilirsiniz.

Clandıras Köprüsü

Sırada Clandıras Köprüsü var. Bu ismi aklımda bir türlü tutamayıp devamlı “adı neydi?” deyip duruyorum.  Karahallı ilçesinden geçiyorsunuz ve 45 dakikada ulaşıyorsunuz. Normalde burası bir mesire alanıymış ve çok kalabalık olurmuş. Ben bu terkedilmiş halinden memnunum. Bizden başka kimse yok.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Burada Türkiye’nin ilk hidro elektrik santrali var ve hala çalışıyor. Santralden atılan sular bir kanalla köprünün arkasından Banaz çayına şelale gibi dökülüyor. Köprü Frigyalılar zamanında yapılmış ve ne amaçla yapıldığı bilinmiyor diye açıklamaları okuyorum. Köprüler karşıya geçmek içindir diye düşünüyorum.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Son yıllarda kilit taşındaki oynama betonla onarılıp orjinalliği bozulsa da hala dimdik ayakta ve çok güzel. Daha önce trekingci arkadaşlarım Ulubey kanyonunun  içinden Clandıras köprüsünün olduğu yere yürüdüler ama bulunduğum mevsim buna çok uygun değil.  İlk bahar veya sonbaharda burayı mutlaka yürümeliyim. Hava buz gibi ve akşam olmaya başladı.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Kuladokya

Arkadaşlarımla buluşuyorum. Beni Uşak’ın meşhur konaklarından birinde yemeğe götürüyorlar. Konağım Restoran‘ın yemekleri ve ambiansı muhteşem. Ertesi gün yolcuyum. Arkadaşlarım beni uğurlamak için otogardalar ama daha görmem gereken yerler olduğunu düşünüyorlar. Neden biletimi bu kadar erkene aldığımı sorgulayıp bana fotoğraflar gösterip “akşama git” diyorlar. Yoldan çıkmaya her daim hazır olan ben otobüs kalkmadan beş dakika önce biletimi geceye alıyorum. Abdullah bey olmasa yapamazdık tabi. Bu sefer dört kişi güle oynaya yollardayız. İki gün önce Kapadokya‘yı özledim demiştim ve karşımda Kuladokya’yı görüp başımı göğe çeviriyorum. Beni duyan birileri var ve Kapadokya olmazsa benzeriyle beni mutlu ediyor. Kuladokya Manisa yolunda. Eğer Ankara’dan İzmir’e kara yoluyla gitmişseniz zaten yanından geçmişsiniz. Toplu taşımayla buraya gitmek zor. Özel aracınız olmalı.

Kuladokya
Kuladokya

Buradaki peri bacalarındaki oluşumlar hala devam ediyor. Yüzyıllar içerisinde burası da bir Kapadokya olacak. Aynı oluşumları geçen sene trenle Kars’a giderken Erzurum’da görmüştüm. Memleketi periler sarmış haberimiz yok.  Burası Türkiye’nin tek, dünyanın 58. jeoparkı. Bir kaç yıl önce de Unesco tarafından onaylanmış. Kapadokya’da ki başka bir gezegende olma hissi  burada da oluyor. Film platosu gibi. Volkanik bir bölge olduğu ve siyah taşlarından dolayı yanık ülke deniyor. 720 metrelik bu yanardağın tepesinde bir krater ve antik kalıntılar varmış. Şimdiden buraya çıkmak için birilerini organize etmeye başladım bile.

Kuladokya
Kuladokya

Taşyaran Vadisi

Asıl benim merak ettiğim, fotoğraflarına aşık olduğum Taşyaran vadisi. Bir doğa harikası olan yere tabelalara göre gidebiliyosunuz. Biz ilk düzlüğüne arabayı parkedip yürümeyi tercih ettik. Yürüdükçe geçtiğimiz manzaralar anlatmakla olacak gibi değil. Tepelerden aşağıya baktıkça kanyonun içini görebiliyorsunuz. İki dağın arasının kaç metre oyuk olduğunu tahmin edemem ama en az 25 katlı bir bina kadar bence.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Bölgeyi bilen birisi olmadan gitmek tehlikeli olabilir. Biz mevsim itibariyle kanyonun içinden geçmedik. Kenarından yürüdük. En sonunda ulaştığımız yerde ki manzarayı, kayaların oluşumunu, suyun gücünü unutmam mümkün değil. Başka bir dünya, başka bir gezegen. Belki başlı başına bir yazı konusu.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Tam kara kışta bu su buz tutuyormuş, cam gibi oluyormuş ve üstüne çıkıp alttan akan suyu izleyebiliyormuşsunuz. Uşak’a hangi mevsim kaç kere gelmem konusunda kafam hayli karışık. Bu duruma göre her mevsim gelmeliyim. Ulubey kanyonu için geç Taşyaran vadisi için erken gelmişim bu durumda ama bu halini göremezdim o zaman.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Aslında bizim kadar yürümeden de araçla daha yakınlarına kadar gelinebiliyor. Yürüyün, pişman olmazsınız. Aşağı girişine piknik masaları konmuş. Umarım diğer keşfedilen yerler gibi mahvolmasına izin verilmez. Sportif amaçlarla kullanılır, mangal dumanına boğulmaz. Eğer başına öyle bir şey gelirse kendimi sorumlu hissederim. Sadece bir arkadaş ziyaretiyle başlayan ama benim için yeni keşiflerle sonuçlanan, yükseklik korkumun üstüne üstüne gidip yok saydığım, süprizlerle dolu bir küçük Uşak hikayesi çıktı ortaya. Yanımda Uşak tarhanam ve anılarımla tekrar görüşmek üzere Uşak

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi
  • Sharm El-Şeyh
  • Sharm El-Şeyh Dalış
  • Sharm El-Şeyh Dalış
  • Sharm El-Şeyh Shark
  • Sharm El-Sheik 10 Kasım
  • Sharm El-Sheik Dalış
  • Sharm El-Sheik
  • Sharm El-Sheik Jackson Reef
  • Sina Çölü ATV Safari
  • Sina Çölü ATV Safari
  • Sina Çölü
  • Sharm El-Sheik Hollywood
  • Sharm El-Sheik Hollywood
  • Sharm El-Sheik dalış
  • Sharm El-Sheik dalış
  • Kızıldeniz Vatos

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Sharm El-Sheikh‘e dalış için turla gitmek mantıklı mı?

Yine bir bilinmeze yolculuk. Hiç tanımadığım insanlarla, bilmediğim, görmediğim bir masalı yaşamaya, hayali gerçekleştirmeye. Kızıldeniz’in muhteşem su altını keşfe Sharm El-Sheikh’e gidiyoruz. Sharm El-Sheikh’in fırtına dönemi olması nedeniyle ben açıkçası biraz endişeliyim. Bu mevsim fiyat bakımından uygun olduğundan çok tercih ediliyor. Dalışa turla gitmek çok mantıklı. Fiyatlar daha ekonomik oluyor. Her şey önceden ayarlandığı için o kadar malzemeyle oradan oraya koşturmayla uğraşmıyorsunuz. Türkiye’de pek çok dalış klubü  Sharm El-Sheikh’e dalış turları düzenliyor. Ben de öyle yapıp Türkiye’den giden bir dalış turuyla gittim. Sharm El-Sheikh’e direkt uçuş var ve ulaşım kolay. 3 saat uçuşla ulaşabilirsiniz. Kızıldeniz biz dalıcıların hayali, benim dalışa başlama sebebim ve bir hayali gerçekleştirme zamanı şimdi.

Sharm El-Şeyh
Sharm El-Şeyh

Sharm El-Sheikh Dalış Öncesi

Sabaha karşı vardığımız otelde Avrupa saati otelin dışında Mısır saati bizde Türkiye saati mevcut olduğundan bir hayli komik buluşma macerasından sonra dalış turumuz başlıyor. Dalış için gittiğinizde genelde her şey sizin için hazırlanmış oluyor. Eğer ekipmanınız yoksa dalış klübü size herşeyi sağlıyor ve tur ücretinize dahil oluyor. Biraz eskiler ama iş görür. 

Sharm El-Şeyh Dalış
Sharm El-Şeyh Dalış

Kendi maskenizin olması konforunuz için önemli bence. Biz otel konaklamalı gidiyoruz ama bu dalışların tekne konaklamalıları da var. Ekipmanlarımızı tamamlayıp tekneye geçtiğimizde çok neşeli, kurallardan asla taviz vermeyen bir ekip bizi karşılıyor. Günde üç nitrox dalışı yapmayı hedefliyoruz.

Sharm El-Sheik dalış
Sharm El-Sheikh dalış

Genelde Mısır gibi ülkelerde her  şey gecikmeli olsa da bizde her şey dakik, herkes profesyonel. Biz kasım başında gittik ve Mısır‘da kış ayı, hava 30 derecelerde. Su sıcak, shorty veya 3 mm elbiseyle dalış yapabilirsiniz. Ben iki gün sadece şort ve tişörtle daldım.

Sharm El-Şeyh Dalış
Sharm El-Şeyh Dalış

Sharm El-Sheikh Dalış

Ve sonunda hayallerim gerçekleşiyor ve suyun altındayım. Çeşit çeşit mercanları, bin bir çeşit renkteki balığı, kayıp balık nemoyla oynamayı, kırmızı anemonları, benekli vatozları, batıkların içindeki zehirli aslan balıkları.. aşık oluyoruz. En sonunda kaplumbağa görmeyi de başardım ama gözüm hep derinlerde koyu dipsiz sularda. 

Sharm El-Şeyh Shark
Sharm El-Şeyh Shark

Shark (köpek balığı) arıyorum ve hocamız görüyor. Shark kovalayıp çarpışmaya ramak kala duruyorum. Hayatımın en büyük pişmalıklarından olacak.

Sharm El-Sheik dalış
Sharm El-Sheikh dalış

Kızıldeniz de On Kasım

Ateş mercanları için hep uyaran ben son dalışta ateş mercanlarının tadına bakıyorum. Bıçakla kesilmiş yada yanmış gibi bir acı duyuyorum. Zamanla geçiyor ama çok can yakıcı ve kızarıklığı geçmiyor hemen. Daha fazla mazur kalırsanız yanık gibi iz kalıyor vücudunuzda. Dalışımız 10 kasıma denk geldiğinden su altında bayrak açıp atamızı anıyoruz.

Sharm El-Sheik 10 Kasım
Sharm El-Sheikh 10 Kasım

İlk yurt dışı dalışımı Zanzibar‘da yapmış olan ben bir kıyaslama yapmadan bitiremem bu yazıyı. İlk olması sebebiyle mi yoksa daldığımız yerin özel olması mı bilmiyorum ama Zanzibar beni daha çok etkilemişti. İnsanoğlu alışıyor mu hemen her güzelliğe bilemiyorum. Muazzam bir belgeselin içindeyiz adeta.Ekibimiz harika..

Sharm El-Sheik Dalış
Sharm El-Sheikh Dalış

Bir gün bize bir sualtı kameramanıda eşlik ediyor. 20 dolar karşılığı fotoğraflarınızı ve videoyu alabiliyorsunuz. Benim gibi namı diğer tembel dalıcı Kızıldeniz‘de lazy jacke terfi ediyor ama her gün günde üç dalış her biri en az 60 dakika hepsini tamamlıyoruz. Kaptanımız Kızıldenizde tekneyi kullanmama izin veriyor. Çok mutluyum. Dalış liderlerimiz Mustafa ve Muhammet, kaptanımız, ahçımız ve muhteşem dalış arkadaşlarımla bol kahkahalı, eğlenceli tadına doyamadığımız beş gün geçiriyoruz.

Sharm El-Sheik
Sharm El-Sheikh

Dalış yapmasanız bile otelin önünden maske şinorkelle baktığınızda bizim dalışta gördüğümüz mercanları, rengarenk balıkları görmeniz mümkün. Dalışta göremediğimiz mor mercanları otelin önünde bir karış suda gördük mesela. Ateş mercanları da oradaydı. Teknede Mısır’a özel yemekler çıkıyor. Gayet lezzetli. Otelimizde çok fazla restoran var. Hepsi açık büfe.. Gayet lezzetli, aç kalma olasılığınız yok. Mısır’ın hijyenden uzak otel ve yemeklerinin hikayesini bilmeyen yoktur ama biz İtalyan tatil köyünde (Domina Coral) kalıp tüm bunlardan uzak bir tatil geçiriyoruz. Geceleri İtalyan şarkılarıyla eğlenebilirsiniz. Animasyon ekibi çok neşeli.

Sharm El-Sheik Jackson Reef
Sharm El-Sheikh Jackson Reef

Sharm El-Sheikh merkeze gidiyoruz. Kiraladığınız araç hiç bir zaman zamanında gelmiyor, anlaştığınız parayı ödeyemiyorsunuz. Hatta sizin aracınıza başkalarını bile almaya kalkabiliyor. Far yakmadan öndeki aracın ışığıyla gitmek çok moda. Sharm El-Sheikh merkezde sıkı pazarlık şart. 20 dolar dediklerini beş dolara alabilirsiniz. Sonradan keşfettiğimiz otelimizdeki çarşılarda hiç pazarlıksız beş dolarları görüp etkileniyoruz. Genelde otellerde pahalı olur ya burada değil.

Sharm El-Sheik dalış
Sharm El-Sheikh dalış

Sina Çölü’n de ATV Safari

Uçuşumuzdan 24 saat öncesinde dalış yapmamamız gerekiyor, sağlığımız için. Son gün atv çöl safarisine gidiyoruz. Deveye biniyoruz. Sina çölünün tozunu toprağını her bir zerremize bulaştırıp göz gözü görmez bir safari yapıyoruz.

Sina Çölü ATV Safari
Sina Çölü ATV Safari

Normalde turların içinde 50 dolar olan çöl safarisi direkt yerine gittiğinizde 10 dolara yapılabiliyor.Çöl safarisinde de bir kameraman sizi çekiyor. Biz sualtı görüntülerini izleyip öyle almıştık. Burada öyle bir şeye vaktimiz olmadığından otele göndereceklerini söylüyorlar.

Sina Çölü ATV Safari
Sina Çölü ATV Safari

5 dolara çakma papirüs baskılı fotoğrafta alabiliyorsunuz. Cd otele geliyor, fotoğraflar yok. Parası ödenmiş. Şaşırmamak lazım aslında. Asıl süpriz videoda. Döndüğümüzde izleme şansımız oluyor ve video tam bir fiyasko. İzlemeden almayın derim. Videoya verdiğimiz 10 dolarda çöpe gidiyor.

Sina Çölü
Sina Çölü

Sharm El-Sheikh Hollywood

Son gecemiz, uçağımız sabaha karşı. Otelimize yakın Mısır’ın Hollywood’u var. Dansöz seyretmeden dönemeyiz. Kişi başı 10 dolara bir içecek dahil dansöz seyretmeye giriyoruz. Grubumuzun erkekleri dansözü beğenmiyor.

Sharm El-Sheik Hollywood
Sharm El-Sheikh Hollywood

Dansöz Rus, oynayamıyor ancak Hollywood hakikaten gidip görmeniz gereken bir yer. Çok güzel bir eğlence merkezi yapmışlar. Mısırda bir kadın olarak tek başına dolaşmak biraz sıkıntılı. Erkekler ısrarcı.

Sharm El-Sheik Hollywood
Sharm El-Sheikh Hollywood

Ve maceramızın sonunda havaalanındayız. Resmen herkesin gözü önünde tacize uğrarcasına kadın erkek herkes elle aranıyor. Her dakika herkese pasaport göstermekten yoruluyoruz. Aramalardan uzun kuyruklar oluşuyor. Sandaletlerimi bile çıkarttırıyorlar. Son tacizimi pasaportumu gösterdiğim görevliden yaşadıktan sonra suratım beş karış ilerliyorum. Her ne olursa olsun ben yine gelicem.. siz de gidin görün bu güzellikleri. Tek başına çıktığım bu yolda hayatıma bir dolu sevgi dolu insan katıp dönüyorum. 

  • Sardala Koyu
  • Sardala Koyu
  • Sardala Koyu
  • Malkaya
  • İpsiz Recep'in Limanı
  • İpsiz Recep'in Limanı Yolu
  • İpsiz Recep'in Limanı Yolu
  • İpsiz Recep'in Limanı Yolu
  • Kumallı Yolu
  • Sardala Koyu
  • Sardala Koyu kamp
  • Sardala Koyu kamp
  • Sardala Koyu günbatımı
  • Sardala Koyu günbatımı
  • Sardala Koyu kamp
  • İpsiz Recep'in Koyu yolu
  • Sardala koyu, İpsiz Recep'in Yeri

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Sardala Koyu’na Ulaşım

Çok uzun zamandır aklımda olan küllenmiş bir aşktı Sardala koyu. 8 sene kadar önce okuduğum bir internet yazısından yola çıkarak, bir yerlerde fotoğrafını görmemle yeniden hatırladığım Sardala Koyu yollarındayım. Bence tam da kamp zamanı. Ağva Kandıra tabelalarını takip edip Bağırganlı köyünden sonra toprak yoldan 8km gidince, ikinci toprak yolda, aralarda derelerde bu gizli cennet Sardala Koyu.

Pınarlı’ya da yakın. İki buçuk saat gibi bir süre yemyeşil, ağaçlarla kaplı bir yoldan Bağırganlı’ya ulaşılıyor. Navigasyonla buraya kadar gidebiliyosunuz. Buradan sonrasında tarif ettiğim yolu bulamazsanız gördüğünüz kişilere sorarsanız bulabilirsiniz. Biz de sorarak bulduk zaten.

Sardala Koyu
Sardala Koyu

Saradala Koyu Nasıl Bir Yer?

Burada bir tesis olmadığından her şeyinizi alıp gitmeniz gerekiyor. Ağva yolundan gidecekler yol üstündeki büyük marketlerden alışveriş yapabilir. Biz köyden alıyoruz. Fırınından sıcacık ekmekler almak çok hoşuma gidiyor. Müthiş manzaraya her yere atılmış çöp görüntüleri karışıyor.

Sardala Koyu
Sardala Koyu

Hava çok güzel. Plajda kamp yapanlar var. Yağmurlu bir havada o toprak yoldan inmek ya da burada yağmura yakalanılırsa çıkmak biraz sıkıntılı olabilir. Sağdan ağaçların içinden bir patika yoldan yürüyerek plaja iniyoruz. Kayaların yapısı benim en sevdiğim türden. Deniz ılık, hava üşütmüyor.

Sardala Koyu
Sardala Koyu

Sonra Malkaya‘yı görüyorum. Bizim Sardala dediğimiz koya bölge halkı Malkaya diyor. Kaptanlar Sardala’nın Ağva’ya doğru başka bir koy olduğunu söylüyorlar ama şuan kime sorsak burası neresi diye Sardala olarak burayı tarif eder.

Malkaya
Malkaya

Malkaya; denizin ortasındaki adanın içinde gizli duvarlar, geçmiş zamanlarda bir mahsen olduğu düşünülen yapılar var. 2009 yılında sualtı ve üstünde araştırmalar yapılmıştı ve benim okuduğum da bu araştırmalardı. O zamanlar bu toprak yollar da yoktu ve bu koyu bulabilmek çok zordu.

İpsiz Recep’in Limanı, Nam-ı diğer Havuz

Adaya yüzme ve tırmanma işini yarına bırakıp bizim havuz dediğimiz ama bölge halkının İpsiz Recep’in Limanı olarak adlandırdığı gizli cennete doğru, oraya giden insanların yürüyerek oluşturduğu patika yoldan, 20 dakika yürüyerek ulaşıyoruz.

İpsiz Recep'in Koyu yolu
İpsiz Recep’in Koyu yolu

Ormanın içinden yürümek, manzaraların birinden çıkıp birine girmek beni benden alıyor. İpsiz Recep’in Limanını bulmak çok kolay değil.

İpsiz Recep'in Limanı Yolu
İpsiz Recep’in Limanı Yolu

Şuan yıkılmış bir ağaç var aşağıya inen patikanın başında. Aşağı doğru inerken görüyoruz limanı. Bakakalıyorum. Nasıl bir güzellik. Nasıl gizlenmiş, sanki bulunmak istemiyor. İpsiz Recep eski bir korsan ama savaş zamanı Osmanlı‘ya adam toplayıp düşmanlara karşı savaşmış ve gemileri ön tarafa saklayıp kendisi de bu koyda saklanmış.

İpsiz Recep'in Limanı Yolu
İpsiz Recep’in Limanı Yolu

Mağaralar ve gözlem yerleri var resmen. Buradaki tarih çok eski ancak en son İpsiz Recep kullandığı için onun adıyla anılıyor. Birkaç sene öncesine kadar orada kalın bir halat duruyormuş ama onu da almışlar. Hatta girişi sadece denizden gelinen bir kilise olduğu ama zamanla yıkılıp toprak altında kaldığı söyleniyor. Defineciler durmak bilmemiş.

İpsiz Recep'in Limanı Yolu
İpsiz Recep’in Limanı Yolu

Bütün bunları bana Bağırganlı sahilde otopaktan ve çadır alanından sorumlu İlhan anlatıyor. O da kaptanlardan dinlemiş hep. Dışarıdan bakınca denizle bir bağlantısı yok gibi duruyor ama içine girip yüzünce koridor gibi bir boğazdan geçiyorsunuz. Sualtı makinasını yanımıza almadığımızdan fotoğraflayamamak içimde ukte kalıyor.

İpsiz Recep'in Limanı
İpsiz Recep’in Limanı tepeden görünüş

Koya gelenler çöplerini bırakmış her yere. Hatta köpük tabaklarda yemek getirip bunları da suya atmışlar. İlk iş yüzüp onları sudan çıkartıyorum. Yapmasanız olmaz mı? Kim gelip temizleyecek ki orayı?

Sardala koyu, İpsiz Recep'in Yeri
Sardala koyu, İpsiz Recep’in Yeri

Bir deniz ayakkabınız ve maskeniz olsun. Suyun altında mağaralar var meraklısına, girişteki kayalar da oldukça kaygan. Biz oradayken bile pek çok ziyaretçisi oluyor. Yukarı çıkıp geri dönmez devam ederseniz Kumallı diye bir koya çıkıyormuş. Biz biraz yürüyüp öyle alçak ağaçlıklı bir koridordan devam ettik ki en sonunda saat geç olduğu için geri döndük.

Kumallı Yolu
Kumallı Yolu

Sardala Koyu ve Kamp

Çadırımızı kurma zamanı hava kararmadan. Hızlıca geri dönüp hazırlıklarımızı yapıyoruz. Tamamen doğayla başbaşayız. Enteresan bir şekilde, ormanın içinde kalan İpsiz Recep’in koyunda telefon çekerken Sardala koyunda şebeke çok yetersiz, hatta yok.

Sardala Koyu
Sardala Koyu gün batımı

Tam tepede koya hakim bir noktada çadırımızı kuruyoruz. Sandalyelerimizi de unutmuşuz ama olsun. İsteyen Bağırganlı sahilde İlhan’ı bulabilir. Orada otopark günlük 10 TL, şezlong takım 20 TL, çadır başı 10 TL. Yeni düzenlemeden dolayı gölge yerleri çok olmasa da medeniyet isteyenlere beklentisini verebilir. Duş wc ne ararsanız var. Kamp alanında ve köyde alkol satışları var.

Sardala Koyu kamp
Sardala Koyu kamp

Ben doğayla baş başa kamp yapmayı sevenlerdenim ve bu koy bana aradığım her şeyi verirken arkadaşım medeniyet sever olarak bir tesis arayışında. Benim için cennet olan yer onun için pek eğlenceli değil. Bizim insanımız çöpleriyle tarumar etse de hala bakir kalan son yerlerden.

Sardala Koyu kamp
Sardala Koyu kamp

Burada bir tesis yok, elektrik yok, telefon zor çekiyor, internet sıkıntılı. Burada deniz var gelirsen, muhteşem bir gün batımı var seversen, yıldızlar yorganın, dalgalar ninnin, çöpleri de görmezden gelip kaçırmazsan huzurunu huzur da var.

Sardala Koyu günbatımı
Sardala Koyu günbatımı

Ben yıldızlardan yorgan yaptım, dalga seslerinden ninni. Sabah çıkan rüzgarda tam tepede olmamızdan dolayı ne zaman uçacağı mı merak etsem de mis gibi temiz havayı ciğerlerime çekerek kayan yıldızlar altında çok keyifli bir gece geçirdim.

 

Sardala Koyu günbatımı
Sardala Koyu günbatımı

Ertesi sabah Malkaya ‘ya tırmanamadan Sardala masalını yarım bırakıp dönüyoruz. Hoşçakal Sardala, yine geleceğim ve o mahsene gireceğim.

Sardala Koyu kamp
Sardala Koyu kamp

Aklımda kalanlar: Her yerdeki çöpler ve pislik, Muhteşem İpsiz Recep’in Koyu, Malkaya ve doyumsuz manzara
Tavsiyeler: Yanınızda mutlaka kamp malzemeleriniz tam olsun. Bir deniz ayakkabısı da çok işinize yarayacak.

  • Salda Gölü Yolu
  • Salda Gölü
  • Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
  • Salda Gölü Yeşilova Belediyesi'nin Kamp Alanı
  • Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
  • Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
  • Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
  • Yeşilova Belediyesi Kamp alanı
  • Salda Gölü Kamp Alanı
  • Salda Gölü Bungalov
  • Salda Gölü Günbatımı
  • Salda Gölü Günbatımı
  • Salda Gölü Günbatımı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı
  • Salda Gölü Tabiat Parkı

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Mars yolundayım. Salda’ya gidiyorum. Çok merak ediyorum. Türkiye’nin Maldivleri Salda, yeryüzündeki Mars oluşumlarının olduğu iki yerden biri. Diğeri Kanada’da. Salda  Gölü fotoğraflardaki gibi mi? Gerçekten turkuaz suları bembeyaz kumsalları var mı? Heyecanlıyım çok. 

Salda Gölü’ne Nasıl Gidilir?

Salda Gölü Burdur’un ilçesi Yeşilova‘da. Yeşilova’ya 5 km, Burdur’a 56 km, Denizli’ye 96 km, Antalya’ya 159 km mesafede. Biz Akyaka‘dan Salda Gölü’ne gitmek üzere yola çıktık. Hiç zorlanmadan iki buçuk saatte Salda Gölü’ne varabiliyorsunuz. Navigasyonla zaten artık kaybolma riski yok gibi bir şey. Zaten yaklaştıkça Salda gölü tabelaları çıkıyor. 

Salda Gölü Yolu
Salda Gölü Yolu

Geldiğimiz yolda Salda kayak merkezi tabelaları görüyorum. Kayakta yapıldığını yazdım aklıma. Demek ki kayağa da gelinecek ve buranın kış hali de görülecek. Yol beni Salda‘ya kavuşturduğu yerde gölün tamamını görebiliyorum. Ortası lacivert kenarlar turkuaz ve bembeyaz kumsallar. Woww kelimesi döküldü ağzımdan. Ne tarafa gideceğimizi gösteren bir tabela yok. Salda yazıyor ve bir ok gölü gösteriyor. Salda‘ya geldiniz ve sağa döndünüz. Dümdüz yolun solunda Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı tabelası görünceye kadar yolu bırakmayın. Geri dönmeyin. İnternetten bakıp gördüğüm Yeşilova Belediyesinin Kamp Alanı’nı arıyoruz.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Salda’nın bir krater gölü olduğunu, Türkiye’nin en derin , dünyanın üçüncü en derin gölü olduğunu ve marstaki kaya oluşumdalarından dolayı sit alanı olduğunu okudum geldim. Sit alanı olduğu için her yere çadır kurdurmuyorlar. Sit alanından dolayı çivi çakılamıyor deniliyordu ama gölün kenarında kocaman bir otel gördüm. Yoldan giderken bir oraya bir buraya girip geri dönüp biraz bocaladık. Belediyenin kamp alanının önüne gelinceye kadar bir tabela yok ve çok keskin bir girişi var.

Salda Gölü Kamp Alanı

Sonunda kamp alanını bulduk. Bir heves arabadan iniyorum hemen. Göle bir hayli mesafedeyiz. Ne yapacağımızı düşünürken bir görevli bizi aydınlatıyor. Canımızın istediği yere, gölü görebileceğimiz yere çadırımızı kuramayacağımızı öğreniyoruz. Gölle arasında bayağı bir mesafede en önde sıra sıra bungalovlar var.

 

Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı

İçinde çift kişilik ve tek kişilik yatak ve banyo var. Verandasında masasıyla sandalyesiyle 75 lira verip göle karşı uyuyup uyanabilirsiniz ama biz kamp yapmak istiyoruz. Göle karşı uyuma, gölü seyretme, gözümü açtığımda gölü görme hayallerim suya düşüyor.
Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı

Bungalovlar

Bungalovlarla çadırları ayıran bir tel örgü bulunuyor. Bungalovların arkasında tam bir çadır kent var. Çevre illerden geliyorlarmış. Çadır yeri ücretsiz olunca bildiğiniz ev gibi çadırlar, tüm donanımlarıyla bir mahalle görünümünde. Haftasonları ve tatillerde dolup taşıyormuş. O çadırların hepsinin geldiğini gözümün önüne getirdiğimde hafta içi geldiğime, sezon dışı orada oluşuma şükrediyorum.Salda Gölü Kamp Alanı

Bizim gibi gelenler onlarında arkasında. Bir tane daha kamp alanı varmış ama zaten saat ilerlemiş, göle bir an önce inme isteği hava kararmadan çadırımızı kurma isteğiyle birleşince kaderimize razı olup bari priz yanı olsun diyerek en stratejik konumu seçmeye çalışıyoruz. Birkaç ağaçta üçlü prizler var.
Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
Arabamızı çadırımızın yanına parkedebiliyoruz. Kamp alanındaki wc temiz, her şey ücretsiz, giriş ücreti yok. Haydi göle. Gittiğimizde ki hafif rüzgar bir anda yağmur ve küçük bir fırtınaya dönüşüveriyor. Belediyenin plajında beyaz kumlara ulaşıp göle ayaklarımı sokuyorum. Sahilde bize oyuncu bir sürü köpek eşlik ediyor. Yanımızda ki iran kedimizle dostça oynuyorlar.Yeşilova Belediyesi Kamp alanı

Hava patlayınca aramızdaki kite surf yapan arkadaşımız bir heves malzemelerini alıp geliyor ama hazırlanıncaya kadar hava yatıyor. Salda‘da kite yapma hevesi kursağında kalıyor. Olsaydı efsane olacaktı ama. Hava yatar yatmaz hemen gidip çadırımızı kuruyoruz ve Yeşilova köyüne akşam için alış verişe gidiyoruz. Aslında kamp alanında bir restoran var, fiyatları da çok makul ama biz kamp olayının vazgeçilmezi olan mangal olayında kararlıyız.

Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı
Yeşilova Belediyesi Kamp Alanı

Yeşilova‘ya köy demek biraz haksızlık olur. Bakkalı bile takım elbiseyle karşılıyor bizi. Kadın kasabı muhteşem etler veriyor. Fiyatlar makul. Hiç bir şey almadan geldik ama ne aradıysak bulduk. Köyde yemek için bir sürü alternatif var. Kamp alanımızda motorcu gençler var. Biri ateşi yakıyor, ben yanımda getirdiğim haşlanmış patatesle salata yapıyorum, diğeri salataya yağ buluyor.

Salda Gölü Günbatımı ve Gece

Kamp ortamlarının bu dayanışmasını çok özlemişim. Gün batımı için koşma zamanı. Günü efsane şekilde batırıyoruz. Boş bungalovlardan birinin verandasına oturup uzaklara dalıp dalıp gidiyoruz.

Salda Gölü Bungalov
Salda Gölü Bungalov

Akşam masamız kurulmuş, mangalımız yanmış, karnımız doymuş, hoş sohbetler edilmiş, etrafımızda en az beş köpeğimiz ve meraklı kedimizle uzaktan gelen sonrasında sabaha kadar susmayan bir eğlence mekanının müziğiyle geceyi tamamlıyoruz.

Salda Gölü Günbatımı
Salda Gölü Günbatımı

Burada internet çok sağlıklı olmadığı için telefonlarımızı bir kenara bırakıp özgürlüğümüzün tadını çıkarıyoruz. Dünyadan kopmak hele ki kamp alanındaysak ruhu güzel temizliyor. Siz siz olun masa üstünde bile olsa dışarıda yiyecek bırakmayın. Yüksek volüm müzikten anca uyumayı başarmış ben gecenin üçünde bir gürültüyle fırlıyorum.

Salda Gölü Günbatımı
Salda Gölü Günbatımı

Dışarıda biri var, dışarıda biri var. ” Uyku sersemi kaç kere söyledim bilemiyorum.Dışarıda köpekler var. Kafamı çadırdan uzattığımda masanın üstündeki her şeyi yerde görüyorum , diğer tarafa bakınca iki ayağının üstüne kalkmış kocaman bir köpeğin motorlara saldırdığını görüyorum.

Salda Gölü Günbatımı
Salda Gölü Günbatımı

O kadar gürültüye bir tek benim uyanmam çok tuhaf. Köpeği kovalamasak motoru devirecek. Sonrası uzaktan gelen türkülerle uyuma zamanı. Gece böyle geçince sabah geç kalkıyorum.

Salda Tabiat Parkı’na Nasıl Gidilir?

Çok severim kamp sabahlarını. Yine eldeki kısıtlı imkanlarla herkes bir şeyler hazırlar. İp gibi akan bir suda bir şeyler yıkanır, hazırlanır, kahvaltı edilir ama beş yıldızlı bir mekan olsa şuradaki tadı vermez. Çadırımızı toplayıp Salda‘yı gezme ve tadını çıkarma zamanı. Toparlanıp geldiğimiz yöne geri dönüyoruz ve Salda Gölü Tabiat Parkı tabelası görüyoruz. Gelirken görmedik böyle bir tabela. Neden?

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Çünkü tabela sadece bu yönde gidenler için, diğer yönden gelenler Venüs Restoran tabelasından girecekler ve yol ikiye ayrıldığında sola dönecekler. Tabiat Parkı halkın değimiyle Orman Kampı, araç giriş 7,5 lira. Yaya 2 lira, motorsiklet 5 lira. Yeni yapılmış sanırım, her yer pırıl pırıl. Çam ağaçlarının yeşilliği bembeyaz kumlarla birleşip turkuaz sulara kavuşuyor. Gölün turkuaz rengi masmavi gökyüzünün bulutlarına karışıyor. Müthiş bir bulut şöleni var. Benim gibi bulut fotoğrafı çekmeyi sevenler bayılacaklar.Denizden 1193 metre yukarıdayız. Bu güzel bulutların sebebi bu olabilir mi?

Salda Gölü
Salda Gölü Tabiat Parkı

Bir gün önce kimsenin birbirine itiraf etmediği, neşe kaçırmamak için sustuğu, belediye plajının yarattığı hayal kırıklığı burada mutluluğa dönüşüyor. Burası o fotoğraflarda gördüğümüz yer. Keşke burada kamp yapmamıza izin verselerdi, keşke ücretli olsaydı biz razıydık sohbetleri dönüyor. Burada kamp yasak.

Salda Gölü’n de Yüzülür mü?

Uzun ve geniş bir plaj. Kum dediysem öyle normal kum hayal etmeyin. Sert minik kaya parçası gibi. Her yerde göle girmek yasak yazıyor ama soyunma kabinleri ve duşlar var. Göle dubalar çekilmiş. Biz gittiğimizde kimsecikler yoktu. Bembeyaz kumsalda bir başınaydık. Bize özel böylesi bir plaj. Masal gibi, hayal gibi.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Salda‘ya gelipte yüzmeyeceğim düşünülemez. Göl krater gölü olduğu için bir adım sonrası aniden çok derinleştiği ve insanların boğulduğu söyleniyor. Aman siz dikkatli olun. Tabiat Parkı‘nın dubalarla çizilmiş yeri bana güvenli geldi. Doğal olarak gölün dibine bata bata ilerliyosunuz. Su berrak ve biraz soğuktu.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Salda Türkiye’nin en temiz suyu. Bir Zanzibar değil ama. Bunu söylemek zorundayım. Daha önce orayı görmemiş olsaydım burasının beni çok etkileyeceği tartışılmaz ama çıtam fazla yüksek sanırım. 184 metre derinliğiyle ölçülebilen Türkiye’nin en derin gölü. Turkuaz sulardan birden laciverte dönüşmesinin sebebi bu.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Güneş çıkınca göl sihirli bir değnek değmişçesine turkuaz rengine bürünüyor. Sodalı ve magnezyumlu suyu bu kumların rengini veriyor. Hatta bir zaman burada kalan her şey beyaza dönüşüyormuş. Dönüş yolunda “ayaklarımıza noldu?” sorusunun cevabı da buymuş. Saça ve cilde iyi geldiği de doğruymuş. Dönerken hepimiz pamuk gibiydik ama saçlarım renk değiştirdi.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Kumların beyazlığından göz açmak imkansız gibi. Bu beyazlıktan fazlaca yandık. Hassas olanlar güneş kremlerini unutmasın. Gölde üç adet endemik balık türü var. Burası soyu tükenen dik kuyruk ördeklerinin kışı geçirdikleri yer. Gölde su yılanı olduğu ama zararsız olduğunu duyduk. Orman kampında karşılaştığımız sincapla mutlu olduk.

Salda Gölü Tabiat Parkı
Salda Gölü Tabiat Parkı

Salda’dan aklımda kalanlar: Bembeyaz kumlarda yuvarlandım, turkuaz sularda yüzdüm, maskeyle suyun dibindeki otları seyrettim, bulutlara doydum, ıssız bir plajda güneşlendim, bir sürü köpekle arkadaş oldum, bir iran kedisinin Salda kumlarında oynayışına şahit oldum. Eski günlerdeki gibi kamp yaptım.