• Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • 20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915
  • D-915 yolu sonunda ki manzaralar
  • Uzungöl
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolunda
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolun da
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer
  • 20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolunda
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolunda ki yaylalar
  • Soğanlı Geçidi. 2330 Rakım
  • Soğanlı Geçidi, 2330 Rakım. 2018'de bir ağustos günü
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu, suç ortaklarım
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu aşağıdan böyle görülüyor
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu
  • D-915 yolu sonunda ki manzaralar
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolunun çıktığı şelale
  • Dünyanın En Tehlikeli Yolu, Yol ayrımı

Dünyanın en tehlikeli yollarından biri Türkiye’de Of’la Bayburt arasında ki D-915 karayolu. Dünyanın en tehlikeli yolu cümlesi bile beni yoldan çıkarmaya sebep. D-615 Karadeniz seyahatimizin en önemli noktalarından birini oluşturdu. En efsane, hayatımın sonuna kadar unutmayacağım bir deneyimdi benim için.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu, suç ortaklarım
Dünyanın En Tehlikeli Yolu, suç ortaklarım

Dünyanın En Tehlikeli Yolu’n da telef olanlar

Bir pazar günü sabah erken saatlerde Sürmene taraflarından aşağılara doğru inmeye başlıyoruz. Navigasyona “Dünyanın en tehlikeli yolu” yazınca size bir rota çıkartıyor. Ben biraz sonunu düşünmeyen bir kafa yapısında olduğumdan çıkan haritaya yine hiç bakmıyorum. Her bakmadığımda da pişman olmuşumdur. Bu seferde bu pişmanlık çok sonraları bizi sarıyor.

Uzungöl
Uzungöl

Karadeniz yolculuğumuz sırasında “gitmem, gitmek isteyenle kavga ederim” dediğim Uzungöl’e bir pazar akşamüstü ulaştığımızda ağlamak istiyorum. Burası benim için her zaman kaybettiğimiz ve katlettiğimiz doğanın bir simgesi gibi. Ne duymak ne görmek istiyorum. Navigasyon, yolu Uzungöl üzerinden çizmiş. Yola Sümela taraflarından başlarsanız bu yoldan geçmek durumundasınız.

Dünyanın En Tehlikeli Yolunda
Dünyanın En Tehlikeli Yolunda

Uzungöl’ün inanılmaz trafiği ve Arap turistlerini yara yara tepelere tırmanmaya başlıyoruz. Bu kalabalıktan kurtulduğumuz da derin bir oh çekiyoruz. Bir ağustos, günü buz gibi bir havada ve sisleri yara yara tırmanışa geçtiğimizde çok kısa bir süre sonra D-915 yoluna çıkıcaz sanmıştım. Ne kadar büyük bir yanılgı. Sonrasında saatler süren asıl yolculuğumuz başlamış haberimiz yok. 

Dünyanın En Tehlikeli Yolunda
Dünyanın En Tehlikeli Yolunda

Burnumuzun ucunu göremeden, uçurumların arasından ne kadar gittik, kaç yayladan geçtik bilmiyorum. Bir ara çok güzel bir yerde mola verdik. Sisler biraz dağılmıştı. Buz gibi sulara girdik. Bahar çiçeklerini sevdik. Her gördüğümüz araca yol soruyorduk. Onlar da bize. Hepimiz alaca karanlık kuşağında gibi sislerin içinde kaybolmuştuk. Navigasyon devamlı ileriyi gösteriyordu. 

Dünyanın En Tehlikeli Yolun da
Dünyanın En Tehlikeli Yolunda

Soğanlı Geçidi

Geri de dönemezdik artık. Akşam olmak üzereydi ve her yer olduğumuz yere çok uzaktı. En sonunda gide gide Soğanlı Geçidi tabelasına ulaştığımızda sisten artık hiç bir şey gözükmüyordu. Dışarısı buz gibiydi ve deli bir rüzgar esiyordu. Montumu giyip çıktım dışarı. Tabela boy seviyemizden çok yukarılardaydı. 2330 metre rakımdaydık.

Soğanlı Geçidi. 2330 Rakım
Soğanlı Geçidi, 2330 Rakım. 2018’de bir ağustos günü

Biz fotoğraf çekme derdinde arabadan fırladığımızda sislerin içinden bir genç çıktı. İneklerini sordu. Gelirken birkaç inek görmüştük yolun solunda. Onu söyledik. “Burunları nasıldı?” dedi. Bu gerçek miydi? Hakikaten o siste, o fırtınada burnumuzun ucunu göremezken bir ineğin burnuna dikkat etmiş olabilir miydik?

Dünyanın En Tehlikeli Yolunda ki yaylalar
Dünyanın En Tehlikeli Yolunda ki yaylalar

İnek burnu nasıl değişik olabilirdi. Bizimle eğleniyor muydu? Kafada onlarca soruyla gülme krizi, rüzgarda ayakta durmaya çalışmaya karıştı. Karadeniz insanı her zaman beni şaşırtmaya devam ediyor.

Soğanlı Geçidi, 2330 Rakım. 2018'de bir ağustos günü
Soğanlı Geçidi, 2330 Rakım. 2018’de bir ağustos günü

Dünyanın En Tehlikeli Yoluna Girebilecek miyiz?

Tabelanın hemen ardında yol ikiye ayrılıyordu. Yolda konuştuğumuz herkes yolun kapalı olduğunu ve geçemeyeceğimizi söylemişti. Tam yol ayrımında girilmez, tehlikeli tabelalarıyla burun burunaydık. Ne yapacağımızı bilmez halde arabada oturuyorduk. Kafam önümde, elimde navigasyon, geri dönsek o yola kimse dönmek istemiyordu.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu, Yol ayrımı
Dünyanın En Tehlikeli Yolu, Yol ayrımı

Devam etsek biri kapalı, diğeri en yakın yer 5 saat uzaklıkta bir yol ağzındaydık. Birden Metehan’nın “bir araç çıktı” sesiyle kafamı kaldırıyorum. “Durdur durdur” diye bağırıyorum. Ben aracı görmedim bile.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Kapalı yoldan öyle bir hızla fırlayıp geçmiş ki. O arabanın oradan çıkması bizim kaderimizi değiştirdi. Şöyle bir birbirimize baktık. “Devam” dedik. Yürekler ağızlarda, sisleri yara yara bu girilmez tabelasının yanından geçip sislerin içinde kayboldular. Birisi ardımızdan baksa sanırım böyle derdi.

İnternet çok güzel çekiyor. En başta bu bilgi çok yararlı. Böyle yerlerde navigasyonun kesilmemesi çok yardımcı oluyor. Önümüzü sağımızı solumuzu göremesek de elimdeki navigasyondan tam o yolun tepesine, başlangıç noktasına geldiğimizi görebiliyordum. Durduk. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Hava kararmak üzere. Bu yolu karanlıkta ve siste geçersek hiç bir şey anlamıycaz. Üstüne üstlük çok da tehlikeli. Fotoğraf çekemiycez. Bu da başka bir handikap.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer
Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer[/caption

Dağın Başında Araba da Yatmak Pek Akıl Karı Değil

Sinop’da evini bize açan Mehmet aklıma geliyor. Mehmet meteoroliji de çalışıyor. Hayatta her şeyin bir sebebi vardır, hiç bir şey tesadüf değildir. Hemen bir mesajla yarının hava durumunu soruyorum. Gelen cevap yüzde 90 havanın açacağı müjdesini veriyor. Benim deli ekibe dönüp “Bu gece araba da yatıyoruz” diyorum.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer
Dünyanın En Tehlikeli Yolu, geceyi geçirdiğimiz yer

Metehan hemen arabadan inip arabayı daha güvenli bir yere alma gibi konulara yöneliyor. Gül yiyecek torbasını alıyor. Neyimiz var neyimiz yok kontrol ediyor. Ben rota üzerine çalışıyorum. Öyle bir yerde konaklıycaz ki, bir tarafımız uçurum, diğer tarafımız tepemize yıkılacak gibi duran bir kaya. Çadır kurabileceğimiz bir alan yok. Dışarısı zaten çiğden sırılsıklam ve buz gibi.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Ağustos ayındayız ama Karadeniz için pek bir şey farketmiyor. Uzakta ki köylerin ışıklarını görebiliyoruz. Tek korkum gece birileri yoldan geçerse bizim araca çarpma ihtimali. İşte o zaman D-915 yolunu uçarak inen ilk insanlar olabiliriz. Neyse ki üç adrenalin tutkunu bir arada. Kimsenin sesi çıkmıyor. Bu korkularla erkenden uyuyoruz. Öyle yorgunuz ki. 

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Gece yarısı Metehan beni birkaç kez uyandırıyor. “Bak Bahar, sisler kalkmaya başladı, yol gözüküyor” diyor. Kalkıp kalkıp bakıyorum. Rüya mı gerçek mi bilemiyorum. O karanlık havada bu yol nasıl böyle parlayıp görülebiliyor.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Sabah gözümüzü pırıl pırıl bir güneşle açıyoruz. Nasıl bir mutlulukla uyandık. Bu güneş başka bir güneş. Arabadan inip yarın başına geldiğimde aşağıda ki yolu görüyorum. Tam tepesinde uyumuşuz. Filmlerdeki gibi, hayal gibi. Uzaklarda çağıl çağıl sular şelale gibi yollara dökülüyor. Seslerini duyabiliyoruz. Her yer yemyeşil. 9999 kare fotoğraf çektikten sonra yola başlıyoruz.

20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915
20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915

Rastgele “darigo saçlar ela” türküsü çalmaya başlıyor. Bu yolun şarkısı bu oluyor. Bu yazıyı bu türkü eşliğinde okumak sizin yararınıza. Kaniş köpekler gibi arabanın camından sarkıp tekerleğin uçurumun kenarında gidişlerini seyrediyorum. Parıl parıl parlayan güneş bir önceki güne inat bize tüm hünerlerini gösteriyor. Yüzümdeki hafif meltem esintisini ve mis gibi kokan doğanın kokusunu duyuyorum.

20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915
20180813_073318-01Dünyanın En Tehlikeli Yolu, D-915

“www.dangerousroads.org ” sitesinin yetkilileri, Bayburt- Trabzon sınırında yer alan, Soğanlı Dağı’ndaki 29 keskin virajlı D- 915 yolunu ‘dünyanın en tehlikeli yolu’ seçti. Rus askerleri tarafından 1916 yılında yapıldığı ve o dönem ‘ölüm yolu’ olarak adlandırıldığı bilinen güzergahta virajlar, tek seferde dönülemiyor. ‘Derebaşı virajları’ diye bilinen yol, Trabzon ile Bayburt’u, en yakın yer olan 3 bin metre yükseklikteki Soğanlı Dağı üzerinden birbirine bağlıyor. Yol, zorlu arazi koşulları nedeniyle yılın 5- 6 ayı kar yüzünden kapalı kalıyor.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu
Dünyanın En Tehlikeli Yolu

Bu bilgilerle çıktığımız yolda kendi deneyimlerimizi yaşıyoruz. 29 keskin viraj, dön dön bitmiyor. Bitsin de istemiyoruz zaten. Oldukça yavaş iniyoruz. Virajlar tek seferde dönülemiyor. Karşıdan araba gelirse ne yaparız derken evren sesimizi duyuyor ve bize bir araba yolluyor. Allahtan viraja yakınız. Virajda birbirimize yol veriyoruz da geçebiliyoruz.

Dünyanın En Tehlikeli Yolu aşağıdan böyle görülüyor
Dünyanın En Tehlikeli Yolu aşağıdan böyle görülüyor

20 dakika gibi bir sürede aşağı iniyoruz. Aşağı indiğimizde yukarı bakıyorum. Sadece bir dağ var. Yol yok. Gözükmüyor. Biz buradan mı indik? oluyor insan. İnanılır gibi değil. Başım yukarılarda, yüzümde kocaman bir gülümseme, başardık. Mutluyuz.

Yolun Bizi Çıkardığı Muhteşem Manzaralı Yollardan Geçiyoruz

Tepelerden gördüğümüz yola dökülen şelalelerde alıyoruz soluğu. Hayatımda girdiğim en soğuk sulara giriyorum. Hemde sabah sabah. Allahtan yoldan kimseler geçmiyor. Durumu açıklamak biraz zor olacakmış. 

Dünyanın En Tehlikeli Yolunun çıktığı şelale
Dünyanın En Tehlikeli Yolunun çıktığı şelale

Kılıçkaya Köyü- Aydıntepe civarında bu şelaleler. Bu yolu geçmiş olmak neden bu kadar mutlu etti bilmiyorum ama tarif edilemez bir neşe içindeyiz. Devamlı gülüyoruz. Yemyeşil yollardan kıvrıla kıvrıla devam ettiğimiz yol bizi köylerden kasabalardan geçiriyor. Her evde bir Türk bayrağı asılı olması dikkatimi çekiyor. Her yerde Atatürk yazıyor.

D-915 yolu sonunda ki manzaralar
D-915 yolu sonunda ki manzaralar

Otobandan giderken Karaçam Tabelasından girip yolu hiç bırakmazsanız D-915 karayolunun alt kısmına ulaşıyorsunuz. Yukarıdan aşağı inmek bence daha avantajlı ama Uzungöl üzerinden de çok uzun ve zor bir yol oldu. Konum olarak Çaykara çıkıyor. Ulaşılmasının zor olması daha da değerli kılıyor yaptığımızı. Hayatımın en güzel deneyimlerinden biri oldu. Hala gözümü kapattığımda kulağımda çalan şarkımız, o anları yaşayıp mutlu oluyorum. 

D-915 yolu sonunda ki manzaralar
D-915 yolu sonunda ki manzaralar
  • Didim Apollon Tapınağı

Didim yollarına düştüğümde akşam üzereydi ve ben İzmir’deydim. İzmir Didim arası 142 km ve iki saat gibi bir süre yolda bağıra çağıra şarkı söyleyerek geçiriyorum. Akşam vakti Didim Altınkum’a ulaştığımda senelerdir görmediğim kuzenimle buluşuyoruz.

Didim’de ki kapalı yol nasıl insan dolu. Seçimlerden dolayı tatile çıkmamış herkes artık Ege sahillerini doldurmuş durumda. Herkes aynı anda tatile çıkmış. Bense uzun zamandır yolda olmanın verdiği yorgunlukla kendimi bir eve atmanın peşindeyim. Birkaç gün dinlenip, birikmiş yazılarımı yazıp sonrasında Didim’i keşfe çıkmayı planlıyorum. Hava çok sıcak.

Didim Altınkum Sahilleri

İlk keşif yerim Altınkum sahilleri oluyor. Sezonun tam ortasında olmak kalabalığın tam kalbinde olmakla eşdeğer. Tüm Altınkum sahillerini şezlong ve şemsiyeler kaplamış durumda. Deniz sığ. Yürü yürü ıslanmak mümkün değil. Çocuklu aileler için güzel olabilecek bu tarz yerler benim için pek dinlendirici olmuyor.

İlk hedeften pek umutlu değildim zaten. Sorup soruşturup Akbük‘ün daha bakir ve güzel olduğunu öğreniyorum. Öğle sıcağında bir arabada yolculuk etmek pek kolay değil. Akbük tarafına doğru giderken dayanamayıp ilk sapaktan sapıveriyorum. Burası Didim‘e çok yakın siteler bölgesi. Rüzgar o kadar kuvvetli ki çok fazla yer aramaya gerek görmüyorum. Bir ıslanmak, bir güneşlenmek artık beni mutlu edecek bugün.

Buranın denizide sığ ve kum. Bugün daha fazla bir şey aramamam gerektiğini düşünürken daha ayağımı suya sokamadan yangın çıkıyor. Arabayı toprak yola bırakmıştım. Zeytinlikler o tarafa doğru yanmaya başladı. Koşarak arabayı çıkarıyorum oradan. Ben gelirken bir aile mangal yakmaya çalışıyordu. Rüzgar kuvvetli esince ilk çalılığa, derken zeytinliğe sıçrıyor.

Bir yangının ilk çıkış anına tanık olmuş biri olarak söyleyebilirim ki saniyeler içinde yayılıyor. İtfaiyenin gelmesi 15 dakika sürmüş olmalı. Bana sorsanız saatler sürdü. Gelen küçücük itfaiye bu kocaman yangını nasıl söndürecek derken kısa sürede söndürüyorlar.
Rüzgarından, denizinin sığlığından, yangınından yılan ben sıcağın hafiflemesiyle Apollon Tapınağı için yola koyuluyorum. Kafamda ki de buydu zaten.

Didim Apollon Tapınağı

Saat yediye kadar açık olan tapınağı çok merak ediyorum. Apollon Tapınağı hemen merkezde. Yürüyerek bile gidilebilecek bir mesafede. Benim gittiğim saatte az insan vardı. Arabamı kolayca park edebildim. Sadece bir saatim var gezmek için. Giriş ücreti 5 lira. Parmaklıkların ardından bile görülebiliyor.

Yılan saçlı kadın Medusa‘nın peşindeyim. Tam gün batımı saatlerinde Apollon Tapınağı‘n da olmak çok güzel bir şey. Burası bir antik şehir değil. Bir kehanet merkezi, kehanetin tanrısı Apollon‘a adanan bir tapınak. Öyle yüksek sütunları görünce insan şöyle bir bakakalıyor. Tripotum ve ben, elbisem ve rüzgar çok güzel kareler yakalamama sebep oluyor. Tripotu gören insanların kenara çekilip fotoğraf için müsade etmelerine teşekkür ediyorum.

Tapınağın içinde dolaşıyorum. Koridorlardan geçiyorum, geniş avlulardan. Uzakta tamamlanmamış Medusa heykelleri görüyorum. Hala yılan saçlı kadını bulamadım. Çok da büyük bir yer değil aslında ama yok işte. Tamamlanmamış heykeller yerlerde duruyor. Gidip yanlarına oturuyorum. Dokunuyorum. Konuşuyorum. Hiç biri mutlu değil. Büyük bir endişe, kaygı var gözlerinde. Neden bu şekilde yapıldılar?

Gün batarken sütunların ardından görevlilerin düdük sesleri mabedin kapandığını haber veriyor. Neden daha erken gelmediğime üzülüyorum. 

Ve İşte Karşınızda MEDUSA

Son çıkışta solda Medusa‘yı görüyorum sonunda. Meğer hemen girişteymiş. Ben sutünların heybetiyle ışığa uçuşan kelebekler gibi koşuştururken o benim hemen ardımda kalmış. Daha büyük olduğunu düşünmüştüm. Medusa zincirlerin ardında. Yanına yaklaşmak yasak. Dokunmak yasak.

Güneşte terste olunca birlikte fotoğraf çekmek pek keyifli olmuyor ama çok da dert değil. Göz göze gelmek daha önemli. “Ne anlatıyorsun” diyorum. Nedir bu endişenin sebebi? Yılan saçlı kadın mitolojik efsanelere göre kadın kıskançlığına kurban gitmiş ve başı kesilerek öldürülmüş.

Korku, hayret ve dehşet ifadelerinde heykelleri yapılan Medusa‘da ben endişe gördüm. Tapınağın kapanmasıyla ardıma baka baka çıkıyorum. Dokunamadığım için gözlerimle veda ediyorum. Endişelenme diyorum artık endişelenme. Hepsi geçti. Didim’de akşam olurken ben Medusa‘nın etkisindeyim.

Akbük Saplı Ada

Ertesi gün bir gün önce gidemediğim Akbük için yollardayım. Didim Akbük arası 21 km. Yolda Akbük‘e giderken bir ada görüyorum. Saplı Ada‘ymış. İnsanların sudan yürüyerek adaya çıktıklarını görünce ben de geçmek istiyorum. Ağaçların arasından bir toprak yol iniyor ve arabanızı parkedebiliyorsunuz. Gölge yerler kapılmış.

Akbük Koyu içerisinde bu  Saplı Ada. Bileklerime kadar gelen suyun içinde adaya geçiyorum. Ne kadar da güzel. Adaya çıktığımda burada yaşayan birinin de olduğunu görüyorum. Kendine bir dünya yaratmış. Adanın etrafında şöyle bir dolaşınca denize girmek için pek keyifli olmadığını görüyorum ama manzara çok güzel. Deniz taşlık ve yosunlu.

Manzaranın tadını çıkardıktan sonra karaya geri yürüyüp deniz keyfi yapıyorum. Su biraz soğuk gibi. Dışarısı çok sıcak. Bu sene nereye gitsem su bir türlü ısınmadı.

Didim ve Altınkum birbirine çok yakın. 5 km 9 dakika gibi bir yakınlık. Altınkum oteller bölgesi gibi. Sahil boyu oteller var. Didim’de kapalı yol turistlerin alışveriş ve yürüyüş rotası. Çok kalabalıktı benim için. Denizi çocuklu aileler için çok uygun. Ben kayalık ve taşlık seviyorum. Birden derinleşen deniz seviyorum. Didim’de sevdiğim en güzel yer Apollon Tapınağı oluyor. Bir daha gelirsem Medusa‘ya gelirim

  • Hürriyet Seyahat Bahar Gündoğdu

Bu yazıyı hazırladığımızda döviz kuru bu şekilde fırlamamıştı henüz. En azından birkaç ucuz ülke kalmıştı yakınımızda, yamacımızda. Bu yazıdan sonra Gürcistan’a tekrar gittim. Tam gitmeden de o kara cuma oldu ve döviz fırladı. Bu kadar etkileneceğimizi hiç düşünmezdim. İki sene önce gittiğimde her şey o kadar ucuzdu ki. Sanırım artık gezebileceğimiz tek ülke kendi ülkemiz olacak.

Hürriyet Seyahat  Bahar Gündoğdu
Hürriyet Seyahat Bahar Gündoğdu

http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/galeri-kendinizi-zengin-hissedeceginiz-10-ulke-40916953#page-5

 

  • Ayvaini Mağarası Çıkış
  • Ayvaini Mağarasından dış dünyaya bakış
  • Ayva Köyü
  • Ayvaini Mağarası
  • Fotoğraf: Pan Derneği, Ayvaini Mağarası
  • Ayvaini Mağarası çıkışı
  • Ayvaini Mağarası çıkışı
  • Uluabat manzarası ve Gölyazı'ya kuş bakışı
  • Ayvaini Mağarası aşağıdan dış dünyaya bakış
  • Ayvaini Mağarasını ilk görüşüm
  • Ayvaini Mağarası yolu
  • Ayvaini Mağarası Kamp alanı
  • Bakut'un bize ikramı kavurma ve pilav
  • Ayvaini Kamp
  • Ayvaini Mağarası Kampın da kahvaltı
  • Kamp Alanı
  • Ayvaiini Mağarası iniş hazırlıkları
  • Ayvaiini Mağarası iniş hazırlıkları
  • Ayvaini Mağarası
  • Ayvaini Mağarası
  • Ayvaini Mağarası mola
  • Ayvaini Mağarası
  • Ayvaini Mağarası, her taşa sarılıyorum, öpüyorum
  • Ayvaini Mağarası
  • Ayvaini Mağarası çıkış
  • Ayvaini Mağarası
  • Ayvaini Mağarası mola
  • Ayvaini Mağarası mola
  • Ayvaini Mağarası mola
  • Ayvaini Mağarası
  • Ayvaini Mağarası
  • Ayva Köyü, ardı bizim geçtiğimiz mağara
  • Ayvaini Mağarası aşağı inme stresi
  • Ayvaini Mağarası'nda aşağıya bakış
  • Sonunda atladım
  • Ayvaini Köyü
  • Ayvaini Mağarası çıkışı eğleniyoruz
  • Ayvaini Mağarası çıkışı eğleniyoruz
  • Ayvaini Mağarası

Kanyon eğitimi kapsamında Bursa da ki Ayvaini mağarasına gidiyoruz. Olağanüstü sarkıt ve dikitlerle kaplı, duvar damlataşları, sulu damlataş havuzları ve gölcükleri, el değmemiş yapısıyla gerçek bir doğa harikası  Ayvaini Mağarası. Ayvaini mağarası yer altında 5,5 km gidiyor. Yeraltı sularında yüzücez yani. Mağaralar her zaman hep ilgimi çekmiştir. Bunu kaçıramazdım.

Ayvaini Mağarası’na Nasıl Ulaştık?

Harika güneşli bir havada bir cumartesi günü Mecidiyeköy’den bizi alan servisle başlıyor maceramız. Öğlen saatleri olması sebebiyle İstanbul’dan çıkmak bir hayli sıkıntılı oluyor. Kamp yapacağımız yer tamamen doğayla başbaşa. Bursa da Ayva Köyü’nün yukarısında Ayvaini Mağarasına çok yakın bir yerde kamp yapıcaz. Bu sebepten alış verişinizi Bursa’dan yapmanız gerekiyor. Biz de öyle yapıyoruz.

Uluabat manzarası ve Gölyazı'ya kuş bakışı
Uluabat manzarası ve Gölyazı’ya kuş bakışı

Akşam saatlerine doğru hala yoldayız. Yolumuz bir yerden sonra Uluabat ve Gölyazı’ya kuş bakışı bakıyor. Harika manzaralardan geçiyoruz. Yolculuğumuz tam altı saat sürdü. Tüm gün yolda geçti. Normalde en fazla 3 saatte burada olmalıydık ama trafik bizi mahvetti. Gelir gelmez hemen çadırlarımızı kuruyoruz. Ortaya ateş için yer hazırlanıyor ve akşam yemeği için hummalı bir çalışma başlıyor.

Ayvaini Mağarası Kamp alanı
Ayvaini Mağarası Kamp alanı

Ayvaini Mağarası’nı İlk Görüşüm

Yemeklerimizi ortak hazırlıyoruz. Birileri derede kap kacak ve sebze yıkamaya gidelim deyince peşlerine takılıyorum. Mağaranın girişi de oradaymış. Mağarayı ilk görüşüm beni çok ürkütüyor. Ben düz ayak giricez sanıyordum ama bir iple beşinci kattan aşağı bir kara deliğe inmemiz gerekiyormuş. Hiç hoşlanmadım.

Ayvaini Mağarasını ilk görüşüm
Ayvaini Mağarasını ilk görüşüm

Tüm gece nasıl ineceğimizi düşünüp duruyorum. Ertesi gün vazgeçebileceğimden bahsediyorum. Kamp alanımızda pişen tarhana çorbamız, salatamız var. Bizi misafir eden Bursalı grup Bakut yani Bursa Arama Kurtarma ekibinin bize ikramı kavurma ve pilavı da var.

Bakut'un bize ikramı kavurma ve pilav
Bakut’un bize ikramı kavurma ve pilav

Bu sefer ki menü dört dörtlük. Bize bunlar yeter mi? Bizim yeme turumuz gece üçlere kadar ızgara köfte, böbrek ve sucukla devam ediyor. Muhteşem bir dolunay var tepemizde. Dağın başındayız ama o kadar aydınlık ki ortalık. Kısa bir yürüyüş bile yapıyoruz hatta. En son ateşin başında sohbet ederken uyuyanların kovması sonucu yataklarımıza gidiyoruz.

Ayvaini Kamp
Ayvaini Kamp

Ayvaini Mağarası’na Giriş Hazırlıklarındayız

Sabah erkenden ayaktayız yine ama bu sefer saat altı değil, dokuz. Ateş yanmış, menemen pişiyor. Kahvaltı sonrası wetsuitlerimizi giymek için çadırlara yöneliyoruz. Kırk yıl düşünsem dalış elbisemi bir dağ başında, ormanda kuru kuru giyeceğim aklıma gelmezdi. 

Ayvaini Mağarası Kampın da kahvaltı
Ayvaini Mağarası Kampın da kahvaltı

Dalış elbiseleri genelde ıslak giyilince daha kolay oluyor. Bir kısmını çadırda giymeyi başarsam da geri kalanını giymek için dışarı çıkmalıyım.Ben yine iyiyim. Hülya’nın elbisesi kendine ait değil ve birkaç beden küçük sanırım. Kendi bedenimizde olsa dahi çok zor giyilen bu elbiseye Hülya nasıl sığacak?

Kamp Alanı
Kamp Alanı

Çadırdaki içler acısı durumuna gülmemek elde değil. “Çık dışarı, bu bir spor, kimse sana bakmaz, işin doğasında bu var” desemde çadırdan çıkartamıyorum. Sonra olaya oba başımız Meral hanım ve Meryem dahil oluyor.

Ayvaiini Mağarası iniş hazırlıkları
Ayvaiini Mağarası iniş hazırlıkları

Hayatımda görmediğim bir sabır ve uğraşmayla Hülya’yı elbiseye sokmaya çalışıyorlar. Uzaktan gelin ve nedimeleri gibiler. Sanırım bir gülme krizine girdim. Böyle bir eğlence yok. Hiç bir şey fayda etmeyince Meral Hanım basıyor bulaşık deterjanını. Başka çare yok.

Ayvaini Mağarası yolu
Ayvaini Mağarası yolu

Ayvaini Mağarası’na İniş Çabalarım

En sonunda giyinmeyi başarmış, çadırları toplamış, araca yerleştirmiş zavallı bizler mağaranın yolunu tutuyoruz. Bir bilinmeze gidiyoruz. Ekibin çoğu yok. Mağara kelimesini duyan gelmemiş. Mağaranın başında 40 kişiye yakınız. İlk önce Ender Hocam atlıyor. Aşağıda bir emniyetçi de yok.

Ayvaiini Mağarası iniş hazırlıkları
Ayvaiini Mağarası iniş hazırlıkları

Emniyeti o alacak. Sol karşı duvara bir istasyon çakılmış. İp oraya bağlı. Oradan ipe girdiğiniz de öyle bir sallanıyorsunuz ki. Boşuğa atlıyorsunuz yani. Aşağısı kapkaranlık ve çok yüksekteyiz. Çok endişeliyim.Gülüp duruyorum ama her an kaçasım var. Bizim gruptan ilk önce kızları indiriyorlar. Bir tek ben kaldım.

Ayvaini Mağarası aşağı inme stresi
Ayvaini Mağarası aşağı inme stresi

En sonunda beni zorla da olsa ipe girmeye ikna ediyorlar. Bir uçurumun başında karanlık bir çukura atlamak üzere bir ipin ucundayım. Arkam dönük olsa ve görmesem yapıcam. Daha önce yükseklik korkumu yendim. Artık bunları düşünmüyorum ama burası öyle böyle değil.

Ayvaini Mağarası'nda aşağıya bakış
Ayvaini Mağarası’nda aşağıya bakış

Çoğu insan vazgeçeceğimi düşünmüş. Buna ben de dahilim. Son dakikalarımı çeken arkadaşlarım olmuş. Ben bir şeyin farkında değilim. Daha sonra izlediğim videolardan kendime inanamadım. Baya bir beklemeden sonra buraya kadar gelip de vazgeçmeyi kaldıramayacağımı düşünüp, yaradana da sığınıp salıyorum kendimi. Atlıyorum. Beni tuttukları için pek sallanmıyorum.

Sonunda atladım
Sonunda atladım

Herkes beni alkışlıyor. Ağzımdan “Kolay oldu aslında” diye de bir cümle çıkınca herkes basıyor kahkahayı. Nasıl indim, naptım bilmiyorum. Aşağı da diğer arkadaşları beklerken su falan içiyorum. Kendime gelmeye çalışıyorum. Orada naptığımı ve neden yaptığımı, kendimle ne zorumun olduğunu düşünüyorum. Aşağıda ki karanlıktan yukarıda ki ışığa bakıyorum. Aşağısı soğuk.

Ayvaini Mağarası aşağıdan dış dünyaya bakış
Ayvaini Mağarası aşağıdan dış dünyaya bakış

Ayvaini Mağarası’ndayız

Ayaklarımızda botlar var ama ıslağız. Beklemek bu sporun kısa bir özeti gibi. Pek sesim çıkmıyor. Her zaman gülen eğlenen ben pek iyi değilim. Klostrofobik durumumdan kapalı ve karanlık yerlerde pek duramıyorum. Ayvaini Mağarası’ysa 5,5 km’lik bir yeraltı nehri adeta. 

Ayvaini Mağarası
Ayvaini Mağarası

İki girişi varmış. Biri Bursa’nın Mustafa Kemalpaşa’ya bağlı Kazanpınar ve Doğanalan Köyleri arasındaymış. Bir yerde yer altından çıkıp bir çay gibi aktıktan sonra Ayva Köyü’nün yukarılarından bir şelale gibi bu mağaraya dökülüyormuş.

Ayvaini Mağarası
Ayvaini Mağarası

Yer kabuğunun kırıklarla parçalanarak ayrı kıtalara bölünmeye başladığı ‘Mezozoik Zaman’dan günümüze gelen Ayvaini Mağarası, 1970 yılında 3 kişilik bir İspanyol ekip tarafından keşfedilmiştir.

Ayvaini Mağarası
Ayvaini Mağarası

Hidrolojik olarak etkin durumda olan mağaranın Ayva Köyü’ndeki ağzından yeraltı suları çıkıyormuş. Uzunluğu 5,5 kilometreyi bulan mağaranın içinde yer yer 3-4 metreye ulaşan 60 adet gölcük yer alıyormuş. Düşünsenize çoğu boyu geçiyor ve biz onları yüzerek geçicez. 

Ayvaini Mağarası
Ayvaini Mağarası

Mağaracılar bizim yüzerek geçtiğimiz yerleri botla geçiyorlar. Onlar bizim gibi dalış elbisesi giymiyor.Hiç yeraltı sularında, göllerinde, nehirlerinde yüzdünüz mü? Ben yüzmedim. Fazla düşünmeye gerek yok artık. Hep mağara sevmez misin? Gittiğin her yerde sualtında bile tüm kovuklara girmez misin? Kaç insan yaptı bunu? Haydi Bahar görelim seni… 

Ayvaini Mağarası
Ayvaini Mağarası

Herkes de indiğine göre yürüyüşümüz başlıyor. Kafamızda ki fenerlerden her yer aydınlık. Karanlık değil. Daha sonra fotoğraflara baktığımda aslında zifiri bir karanlıktaymışız ama anlamamışız diyorum. Yerler de taşlar var. Dikkatli yürümek lazım derken sol ayağım bir kayıyor, sağa tutunayım derken sağ ayak da kayıyor. Bu sol sağ sol derken artık bozulan dengeme yapacak bir şey yok.

Ayvaini Mağarası
Ayvaini Mağarası

Mağara da Nasıl Düştüm?

Suların içinde iki dizimin üstüne öyle bir düşüyorum ki acısı aklıma geldikçe hala ürperiyorum. Kalkıp yürümeye devam ettim ama öyle bir acı yok. Tuhaf olan kimseye bir şey söylemiyor olmam. Normal de söylemek gerekiyor. Siz başınıza böyle bir şey gelirse mutlaka söyleyin. Soğuk sular biraz iyi geliyor. Acı her adımda azalıyor derken önümdeki çocuk “su taş” derken tak diye sol dizimi suyun içinde bir kayaya geçiriyorum. 

Ayvaini Mağarası, her taşa sarılıyorum, öpüyorum

Ağlasam ağlıycam. “Tamam, anladım ne demek istediğini” diyorum. Grup öyle hızlı gidiyor ki. Biz; Bursalı ekip, Meral hocam ve artçı Yüksel Hocamla geriler de kaldık. İlk başladığımız da ben de koşmuştum onlarla ama sonra “nereye koşuyorum ki” dedim. Başladım etrafıma bakmaya, o muhteşem sarkıtlara dokunmaya, gördüğüm kayalara sarılıp öpüp konuşmaya. 

Ayvaini Mağarası

Negatif İyonlar Şifa olsun

Öyle muhteşem sarkıtlar var ki. Mezozoik dönemden gelmiş düşünsenize. Bakmadan dokunmadan geçilir mi? Bu tür insanların az uğradığı yerlerde negatif iyon denilen bir enerji var. Bu negatif iyon bizi iyileştiren, doping etkisi yapan bir enerji. Tüm bu enerjileri almaya çalışıyorum. Çıplak elle dokunuyorum. Her geçtiğimiz yerdeki sarkıt farklı ve değişik. Bir yerde altın gibi işlemeli bir duvar gördük mesela. Ortam karanlık ve bizim makinalarımız yetersiz olduğu için çok güzel fotoğraflarımız yok mağarada. 

Ayvaini Mağarası mola

Ben de su geçirmez bile olsa telefonu yanıma almıyorum. Cebim yok. Elimde taşımak ve uğraşmak istemiyorum. Fotoğraf peşinde değilim. Doğa en büyük şifa kaynağı değil mi? Dokundum bol bol. Şifa diledim. Dua ettim. Anın tadını çıkarma derdindeyim. Öyle bir su var ki…

Ayvaini Mağarası çıkışı

Mavi ve cam gibi. Öndekiler yürürken bulanan su 30 saniye hareket etmezseniz anında berraklaşıyor. Çok derin sularda bile dibini görebiliyorsunuz. Çok fazla yarasa var. Hep ellerimizle tutuna tutuna indiğimiz için çoğu yerde yarasa gübrelerine bulanıyorum. Bir yarasa pisliğine bulaşmamıştım o da oluyor çok şükür.

Fotoğraf: Pan Derneği, Ayvaini Mağarası
Fotoğraf: Pan Derneği, Ayvaini Mağarası

Bir yerde su kaynağı varmış. “Oradan su içeriz” demişti Yüksel hocam ama oraya bile bu pislik karışmış. Bu sefer su falan içilemez buradan. Kayalar pütürlü. Elbiselerimiz parçalanmasın diye dikkatli iniyoruz. Dalış elbiselerimizin üstüne bir de şort giydik bu sebepten. Biri kontrol etmeden sulara atlamıyoruz. Su da sivri bir taş olabilir. Çoğu yerde su boyumuzu geçiyor. Üstümüzde bir de can yeleği olduğu için yüzüyorum. Ters, düz, su balesi yapıyorum. Nasılsa batmıyorum. Yok böyle bir keyif.

Ayvaini Mağarası mola

Sonun da Arkadaşları Yakalıyoruz

Çoğu yerde eğilerek geçmemiz gerekiyor. Ön grup koptu gitti. Normalde herkes bir arkasındakinden sorumlu. Derslerde böyle ama pratikte pek işe yaramıyor. Daha çaylağız çünkü. Biz eğlene eğlene gidiyoruz. 4 saat gibi bir sürede mağarayı geçmeyi planlıyoruz. Saat daha öğlen bile değil. Mola yerinde diğer arkadaşları yakalıyoruz. Yüksekçe bir yerden aşağıda ki suya atlıyorlar. Bakıyorum öyle ama atlayamıyorum. Çok emniyetli gelmiyor.

Fotoğraf Pan Derneği, Ayvaini Mağarası
Fotoğraf: Pan Derneği, Ayvaini Mağarası

Genelde kimse atlamasa ben atlarım böyle yerlerden ama bugün günümde değilim. Burada mutlak karanlık dedikleri şey için bir dakikalığına tüm ışıkları söndürüyoruz ama gproların kırmızı ışıkları bile etrafı aydınlatmaya yetiyor. Öyle bir karanlıkta, yerin yedi kat dibinde, bir mağarada, yer altı nehrindeyiz. Şaka gibi.

Ayvaini Mağarasından dış dünyaya bakış
Ayvaini Mağarasından dış dünyaya bakış

Bir ara Hülya’yı görüyorum. Nasıl beceriyorsa wetsuit ve can yeleğine rağmen o sulara gömülmeyi beceriyor. Ersan ensesinden tutup çıkartıyor. Bulaşık deterjanı kokuyor. İlk girdiğinde köpürdüğünden bahsediyor. Komedi filmi halt etmiş. Sonlara doğru bir yerde mola veriyoruz. Kocaman bir açıklık, oldukça yüksek bir duvar ve tam tepesinden gökyüzü ve ağaçlar gözüküyor.

Ayvaini Mağarası mola
Ayvaini Mağarası mola

Ayvaini Mağarası Mola

Biz yine dünyayla bağlarımızı koparmış, İstiklal caddesinde yürümektense yerin kırk kat altında yeraltı sularında yürümüş, üstüne bir de yüzmüşüz. “Manyak mıyız biz?” diyorum. “Sıradışıyız” diyorlar. Evet sıradışıyız ve iyi ki öyleyiz. Rutin kadar beni sıkan bir şey yok. Biri bana gel “cafeye gidelim oturalım” deyince öyle bir vakit kaybı geliyor ki bana anlatamam. Son durağımızda su kaynatıp sıcak çikolata içiyoruz. Atıştırmalıklarımızı yiyoruz. Al sana cafe işte. 

Ayvaini Mağarası çıkışı eğleniyoruz
Ayvaini Mağarası çıkışı eğleniyoruz

Dinleniyoruz ve ben yine patates oluyorum. Dinlenmeden direkt geçmem lazım. Dizlerimi vurduğum için sol bacağım bükülmüyor. Vücut soğudu, kaskatı kesildim. Ön grup yine alıp başını gitti. Bizse son çıkıştaki Pamukkale Travertenlerini anımsatan havuzlarda, buz gibi sulara atlayıp yüzüp şarkılar söylüyoruz. Fotoğraflar çekiyoruz. Eğleniyoruz.

Ayvaini Mağarası çıkışı eğleniyoruz
Ayvaini Mağarası çıkışı eğleniyoruz

Ayvaini Mağarası’ndan Çıkış

Ben, mağara düz bir yola çıkıyor sanırken yine yanılmışım. Böyle yerler için yeterli bilgi yok. Böyle bir yazı yok. Yine uçurumlara çıktık. Mağara da çok iyi iş çıkaran botlarım toprakta kayıyor. Dizim bükülmüyor. Üstüm bu işleri yapmak için çok fazla kalabalık. Can yeleğim hareketlerimi kısıtlıyor. Arkadaşlarımın yardımıyla iniyorum ama çelik ip çekili olmasa o yoldan inmesi çok zor olurdu.

Ayvaini Mağarası
Ayvaini Mağarası

Köye bir girişimiz var. Ekip olarak zafer kazandık yine. Hele ben. Aşağı inerken yaşadıklarımla rekor bende. Yüksel hocam bir ara “eyvah inemeyecek, vazgeçti” demiş. “Ama seni bırakmazdım buraya kadar geldikten sonra. Ben indirirdim” dedi. Öyle bir yerden indik işte.

Ayvaini Mağarası Çıkış
Ayvaini Mağarası Çıkışı

Ayva Köyü

Köy kahvesinin önünden sırılsıklam saçlar ve kıyafetlerle geçip muhtarlığın bizim için tahsis ettiği oda da üstümüzü değiştiriyoruz. Güneşte saçlarımızı kurutuyoruz. Çok değişik bir ruh hali içindeyim. Heyecanlıyım hala. Hayatımı ve verdiğim kararları çok fazla sorguladığım bir gün geçirdim. Köy kahvesini işleten Mehmet abimin mutfağını ele geçirip çayları doldururken ellerim titriyor hala.

Ayvaini Mağarası çıkışı
Ayvaini Mağarası çıkışı

Aklımda hala “Bahar sen ne yaptın, neden yaptın, neden ya neden?” cümleleri hiç bitmiyor. Köyden çıktığımız yere bakınca hiç bir şey anlaşılmıyor. O dağın içinde 5,5 kmlik bir yeraltı nehri ve mağarası olduğunu kimse anlayamaz. Gizlemiş doğa kendini. İnternetin çok zayıf olduğu bir köy. Yeşil erikleriyle ünlüymüş. Eriklerimizi de alıp yola koyulma zamanı.

Ayva Köyü, ardı bizim geçtiğimiz mağara
Ayva Köyü, ardı bizim geçtiğimiz mağara

Köfteci Yusuf’a Ulaşmak Hiç Bu Kadar Zor olmamıştı

Güzel bir yemek hayali kuruyoruz. Köfteci Yusuf planımız varken şöförümüzün tavsiyesi olan başka bir köfteciye giden grubu bırakıp üç kişi Orhangazi de yürüyerek Köfteci Yusuf’a ulaşmaya çalışıyoruz. O kadar efordan sonra da pek kolay yürünmüyor.

Ayva Köyü
Ayva Köyü

Yolun karşısına geçelim de otostop yapalım diyoruz. Önce kimse durmuyor. Yol bomboş yürürken bir ara arkamı dönünce yanımızdan hızlıca geçen bir kamyon görüp kaldırıyorum parmağı. Adam öyle bir fren yapıyor ki 500 metre ötede durabiliyor. Oğuz’u şöförün yanına oturtayım, Hülya’yı emniyete alayım derken en sona ben kalıyorum ve o şöför ben binemeden hareket ediyor.

Ayvaini Köyü
Ayvaini Köyü

Son kalan tırnağımda kamyonda kırılıyor, sürükleniyorum çünkü. Nedir bu bizim çektiğimiz? Çilemiz hiç bitmiyor ama çok eğlendiğimiz kesin. Köfteci Yusuf’un pirzolalarına ve ekmek kadayıfına gömüyoruz kendimizi. Neyse ki servis bizi almaya geliyor ve geri kalan yolda uslu birer çocuk olarak, maceralarımızı anlatırken güle oynaya sorunsuz evimize ulaşıyoruz.

Ayvaini Mağarası çıkış
Ayvaini Mağarası çıkış

Ayvaini Mağarası’na Girerken Yanımıza Almamız Gereken Malzemeler:

Ayvaini Mağarası’na giderken biraz araştırma yapayım dedim. Bizi neler beklediğini öğrenmek istiyor insan. Ayvaini Mağarası’yla ilgili teknik raporlar var ama orayı geçen bir insanın yaşadıklarını anlatan bir yazı yok. Yanımıza ne malzeme almamız konusunda bir bilgi kirliliği de olunca kendi tecrübelerime göre yanınıza almanız gereken malzemeleri listeledim:

  • 5mm scuba elbisesi, komple kapalı olanından. Shorty olmaz. Su ve mağaranın içi çok soğuk zira
  • Sadece tek bir iniş olduğu için bence ekstra eldivene gerek yok. Bir tane de scuba eldiveni yeterli. Normal eldiven ıslandığında ellerimi dondurdu. Scuba eldivenleri kanyon inişlerinde kolay parçalandığı için pek tercih edilmiyor.
  • Su geçiren, bilekleri saran bir bot. Su geçirmesi çok önemli. Ülkemizde kanyon ayakkabısı pek bulunmuyor. Normal botlar da suların içinde kolay parçalandığından en ucuzunu almamızı önerdiler.
  • Botun içine bir scuba çorabı. Ben 3mm tercih ediyorum genelde. Siz çok üşüyorsanız 5mm almalısınız.
  • Şort veya bir tayt. Kayalar çok pütürlü olduğu için wet suitinizin üstüne bir şort giymenizde fayda var. Yırtılmayı ve zedelenmeyi önler. Malum elbiseler çok pahalı. 
  • Kızlar için bikini ya da mayo. erkekler için şort. Elbiseyi ortalık yerde giyeceğinizi unutmayın. 
  • Kask
  • Su geçirmez bir kafa feneri, yedek pil
  • Can yeleği. Alttan bağlamalı olanı tercih edilmeli. Çoğu yerde suyu yüzerek geçiyorsunuz. 
  • Su geçirmez bir çanta çok iyi olur. Ben de yoktu. Atıştırmalıklarımın hepsi ıslandı ama zaten paket içindeydiler. Yiyebildik. Hurmalar soğuktan dondu. Yemek zor oldu
  • Varsa küçük bir termosta sıcak su hayat kurtarabiliyor. Hipotermiye karşı bu sıcak suyun yanımızda bulunmasının hayat kurtardığını söylediler.
  • Atıştırmalıklar. Hurma, ceviz gibi enerji verecek şeyler
  • Cep telefonlarınızı yanınıza almamalısınız. Su geçirmez kıflıfla alın desem de pek fotoğraf çekilemiyor. Yeterli ışık yok. Mağara fotoğrafları özel tekniklerle çekiliyor. Bu sebepten mağara içinde çok güzel fotoğraflarımız yok.
  • Düdük. Aşağı da çok fazla yankı ve su sesi var. Ne dediğiniz anlaşılmıyor. Grubun önündekilerle haberleşebilmek için düdük çalmak gerekiyor.
  • Bence dizlik olmazsa olmazlarda. Dizlik olmadan mağaraya girmeyin derim. Suyun içinde göremediğimiz pek çok kaya var ve nasıl oluyorsa her seferinde dize denk geliyor.  Motosiklet için kullanılan plastik dizlikler bence ideal.  

 

 

  • Yıldız ,Parkı
  • Yıldız Parkı Kahvaltı
  • Yıldız Parkı Asma Köprü
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı Asma Köprü
  • Yıldız Parkı Asma köprü
  • Yıldız Parkı
  • Malta Köşkü
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı Asma köprü
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı
  • Yıldız Parkı

Hürriyet Seyahat Gezgin Yazar

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Yıldız Parkı Avrupa yakasında ki en önemli nefes alma alanı. Çok uzun yıllardır Yıldız Parkı’na gitmediğimi farkettim. Hazır bahar gelmişken bir gidip dolaşıp Yıldız Parkı’nın son halini görmek istedim. Bu kadar kalabalık beton yığını bir ilçede inanılmaz bir alan Yıldız Parkı.

 

Yıldız Parkı Göle Karşı Kahvaltı

İstanbul’a bahar bir başka yakışır. Hele ki laleler ekilip tüm park ve bahçeler çiçeğe bürününce. Her yere lale ekilir. Özellikle de koru ve parklara. O rengarenk laleleri görmek için İstanbul’a saldık kendimizi bugün ve turist olduk. Hadi lale görmeye..

Yıldız Parkı

Beşiktaş ile Ortaköy arasında yer alan yaklaşık 46 hektarlık alanı ile kent içerisindeki en büyük koru olan Yıldız Parkı, çeşitli tarih kaynaklarında adı geçen defne ormanları ve mitolojik öykülerdeki “Pan”ın Boğaziçi’nde flütünü çaldığı yeşillikler olarak da biliniyor.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Yıldız Korusu, Lale Devri’nin masalları kıskandıracak “Çerağan eğlenceleri”nin düzenlendiği yermiş. Yeniçerilik kaldırıldıktan sonra kurulan yeni oluşumun eğitimleri de bu koruda verilmiş. ll.Abdülhamit tahta çıktıktan sonra Yıldız Sarayına yerleşiyor ve içine Malta, Çadır, Şale, Kaskat, Limonluk, Set ve Cihannüma köşkleri ile Saray Tiyatrosu’nu yaptırıyor.

Yıldız Parkı

Zamanında çok paralar harcanmış buraya. Bir dönem İtalyan bir şirkete kiralandığında Şale Köşkü casino olarak da kullanılmış. Neyse ki Atatürk bu duruma el atmış ve şirketten alınarak bu duruma son verilmiş. İstanbul Belediyesinin yetki alanında olan park öyle güzel yenilemiş ki hayran olmamak elde değil.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

En güzeliyse bu kadar yakın, bu kadar ulaşılabilir olması. Bugün hala betonla kaplanmadıysa bunu Osmanlı Padişahlarına ve keyiflerine düşkünlüğüne borçluyuz. Çok şükür nefes alacak bir yer kaldı.

Yıldız Parkı Kahvaltı
Havayı da güzel görünce çantamıza birkaç kahvaltılık atıp arkadaşlarla Yıldız Parkı‘nın yolunu tutuyoruz. Yıdız Parkı‘nın yerini bilmeyen yoktur ama yine de kısa bir tarif etmekte fayda var.

Yıldız Parkı

Yıldız Parkı Beşiktaş Çırağan’da, Polis karakolunu geçince, ana kapısından giriyorsunuz. Son halini görmeyen varsa bence en kısa sürede gitmeli. Rengarenk çiçekler karşılıyor bizi. Yukarılara yürümek için biraz tırmanmanız gerekiyor ama yormuyor.

Yıldız Parkı

Yukarılarda piknik masaları var. Orada bir masa buluyoruz. Göle karşı masamızı hazırlıyoruz. Gölgeler hala soğuk ama hava mis gibi. Kahvaltı sonrası park içinde keşiflerimiz devam ediyor. Beşiktaş Belediyesi müthiş güzel bir iş çıkarmış.

Yıldız Parkı Asma köprü

Park komple ıslah edilmiş. Eski halini bildiğim için kıyaslama şansım oldu. Yukarılara doğru yürüyünce asma bir köprü buluyorsunuz. Şimdiye kadar ki gördüğüm en uzun asma köprü bu. Sokak sokak bir asma köprü.Yürüdükçe sallanıyor. Korkmayın, keyfini çıkarın.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı Asma Köprü

Köşeleri dönerek ağaçların arasında dolambaçlı yürüye yürüye yukarılara çıkıyorsunuz. Fotoğraf çekmeye doyamıyoruz. Manzaralara bakmaya da. Etrafımıza baktığımız da tek bir bina görmüyoruz.

Yıldız Parkı Asma Köprü
Asma Köprü

İki adımda resmen bir ormanın içinde, İstanbul’un dışına çıkmış gibiyiz. Çölün ortasında ki bir vaha gibi. Yıldız Parkı hafızamda Arzum Onan ve Mehmet Aslantuğ’un aşkının ilk fotoğraflandığı yer olarak kalmış. İkisini de çok sevdiğim için park benim için ayrı bir yerde her zaman.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Malta Köşkü

Hala birlikte mutlu mesut yaşamalarını Yıldız Parkı’yla nasıl bağdaştırdım hiç bilmiyorum ama yüzümde gülümseme oluşturur hep. Benim hala umudum var. Yukarı da Malta Köşkü‘nün içinde boğaza karşı yemek yiyebilir, çay içebilirsiniz. Bu manzaraya karşı çay 3 lira.

Malta Köşkü
Malta Köşkü

Açık büfe kahvaltı hafta içi 32,5 hafta sonu 42,5 TL. Manzara ve güneşin tadını çıkardıktan sonra aynı yoldan aşağıya iniyoruz. İsteyen Barbaros Bulvarı‘ndan Malta Köşkü‘nün önüne kadar arabayla gelebilir . Yıldız Parkı‘na araç girişi de var ama lütfen arabayla içeri girmeyin. Doğal güzelliği çok bozuyor.

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Parkın aşağı girişinden biraz ilerleyince bir gölet yapmışlar. Minik bir köprüsü var. Ördekler yüzüyor. Devamlı bir sular akıyor, kuşlar uçuyor, mis gibi çiçekler kokuyor. Alice Harikalar Diyarı’na böyle ışınlanmış demek ki. 

Yıldız Parkı Asma köprü

Oysaki iki dakika önce arabalardan karşıya geçemiyorduk. Trafik ışıklarında dakikalarca bekliyorduk. Beşiktaş’ın kalabalığından kaldırımda yürüyemiyorduk. Şimdi yemyeşil, rengarenk göletleriyle bir vahadayız. 

Yıldız Parkı
Yıldız Parkı

Vücudu topraklama zamanı. “Uzanıp yatıvermiş sereserpe” diye başlar Orhan Veli ve “Olmaz ki! Böyle de yatılmaz ki” diye bitirir. Ah üstad. Sen bu devirde yaşamıyorsun. Biz beton yığınlarının içinde yeşili saksılarda görür olduk. Bakınız Taksim Meydanı.

Yıldız Parkı Asma köprü
Asma Köprü

Bir daha ki sefere kahvaltımı ettikten sonra hamağıma uzanıp gazetemi kitabımı okumayı planladım. Gözüme iki ağaç kestirdim. Bence harika olacak.

Yıldız Parkı Asma Köprü
Asma Köprü

Tabi her rüyanın bitimi ve gerçeğe dönüş hızlı oluyor. Güle oynaya fotoğraflar çekerken, tam parkın çıkışına geldiğimiz anda nefes alamıyoruz. Gözümüzü açamıyoruz. “Biber gazı” diyorum sadece. Ne alaka değil mi? Parkın girişinde bir polis karakolu olunca olabiliyor böyle şeyler. Dediklerine göre bir tüp kendi kendine boşalmış. Çocuklar çok etkilendi. Biz çabuk atlattık. Hepimize geçmiş olsun. Gökten üç elma düşmüş, Gargamel Şirinler’i yemiş…

 

  • Şahindere Kanyonu, Altınoluk

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Altınoluk sahilde miskin miskin plajda güneşlenirken bir arkadaşa denk gelip tavsiyesini aldığımız Şahindere kanyonuyla birden bire canlanıveriyoruz. Şahindere Kanyonu Kaz dağlarının bacasıymış ve Şahindere kanyonunun buz gibi bir suyu varmış. Çok merak uyandırınca ertesi gün gitmeye karar veriyoruz
 

Şahindere Kanyona Ulaşım

Şahindere Kanyon girişi
Sabahın erken saatlerinde önce Altınoluk köyüne çıkıp, Edremit körfezi manzaralı bir yer bulup, harika gözlemeleriyle kahvaltımızı ediyoruz. Sonrasında hemen kanyon yolundayız. Altınoluk Yapı Kredi bankasının sağından girdiğinizde yol sizi götürüyor. Kanyonun çok yakınına kadar evler siteler kurulmuş durumda. Hatta insanlar sabah yürüyüşlerini kanyona doğru yapıyor. Zeytin ağaçlarının içinden kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz. Yolu bulması çok zor değil. Çok az bir miktar ödeyip, arabamızı park edip yürümeye başlıyoruz.
Şahindere Kanyonu’nun Manzaralarına Doyulamıyor

Şahindere Kanyonu Kaz Dağlarının Bacası

Kaz Dağları Milli Parkı içinde olan kanyon 26 km uzunluğunda. Normalde izinsiz kanyonda yürüyüş yapmak tehlikeli ve yasak.  Bölgeyi bilmeyenler kanyonda çok kolay kaybolabilirmiş. Şelaleye kadar yürümek için rehber almak gerekmiyor.  Diğer kanyonlar gibi ahşaptan yürüyüş yolları yok.  Dünyanın oksijen yoğunlaşması olarak en zengin yerlerinden biri olan Kazdağları bunu kanyonlarına borçlu. En çok da Şahindere kanyonu bir baca görevi yapmakta. Denizden aldığı iyotu dağın zirvesine taşıyor, yamaçlardaki dağ havasını da sahile. Böylece bölgede büyük bir oksijen çadırı oluşuyor.

Şahindere Kanyonunun içi fotoğraf için çok elverişli
Bu özelliklerinden dolayı endemik bir yapıya sahip 800 civarı bitki çeşidi bulunuyor. Şahindere kanyonunda pek çok şifalı ot bulunuyor ama toplamak yasak. Eğer meraklıysanız ancak fotoğraflarını çekebilirsiniz. Mis gibi havayı ciğerlerimize çeke çeke, muhteşem manzaralardan geçe geçe, buz gibi suların içinde yer yer suya atlayarak, fotoğraf çekerek ilerliyoruz.

 

Kanyonda suya komple girmeden de yürüyebilirsiniz

İsterseniz suya girmek zorunda değilsiniz.  Dizinize kadar paçanızı sıvamanız yeterli. Benim gibi suya girmeyi seviyorsanız mayonuz havlunuz ve derede yürümeye elverişli ayakkabılarınız mutlaka olsun.  Terlikle zor bir yürüyüş olur.

 Kanyonun içinde yer yer sudan geçmeniz gerekebiliyor.

Şahindere Kanyonunda Yüzmek gibisi yok

Ben her zamanki şelale ve gölde yaptığım gibi elbiselerimle atlıyorum suya. Burada ateş yakmak yasak ama piknik yapabilirsiniz. İlk girişte piknik masaları var ama ilerledikçe yok. Lütfen çöp bırakmayın. Yarım saat gibi bir sürede müsade edilen şelaleye kadar yürüyoruz. Burada kendini suya atmamak mümkün değil. Havuzlarda ki gibi renkli fayanslarla verilen bir renk değil bu. Doğanın koynundayız ve her şey doğanın bir şaheseri. 

Şahindere Kanyonu ve Buz Gibi Suları

Kireçsiz bir suyu bulunan kanyon masmavi ve buz gibi suyuyla bizi kendine hayran bırakıyor. Şelale dediysem çok heybetli yukarılardan dökülen bir su gelmesin aklınıza. Küçücük bir yerden çağlıyor ama döküldüğü yerde oluşan gölcük hem manzarasıyla hem de yüzmek açısından gerçekten harika bir yer.

Şahindere kanyonunda daha öteye gitmeye izin yok

Etrafı kayalık ve yemyeşil ormanların içindeki bu yer oldukça geniş. Kanyonun buz gibi suyunda üşüyünce güneşte ısınabileceğiniz yerler var. Kaz dağlarının oksijenine, Şahinderesi kanyonunun buz gibi sularına, mavi ve yeşilin kaynaşmasına veda edip gitme zamanı.

 

Eğer yolunuz o taraflara düşerse mutlaka uğramanız gereken bir yer. Tüm gün geçirilebileceği gibi birkaç saatte gezip çıkabileceğiniz bir yer. Altınoluk’tan Akçay istikametine giderken Altınoluk çıkışına doğru olan yolda solunuzda kalan dağlara iyi bakın. Dışarıdan hiç belli olmuyor ama içerisinde gizli bir cennet var. 

Aklımda kalanlar: Hiç çöp olmaması, kanyonun buz gibi masmavi suyu, şelalesi, yemyeşil ağaçları ve enteresan kökleri

 
  • Yedigöller

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Bazı yerlerim var, burnumun dibinde ama hep bir aksiliğin çıktığı, haftalarca planlar yapılıp son dakika gidilemeyen. Bunlardan biri Yedigöller. Fotoğraflarına aşık olduğum Yedigöller’e gitmek üzere yollardayım. Çok merak ediyorum Yedigöller’i. Hep fotoğraflarından gördüğüm muhteşem manzaralara bakıp, kokusunu içime çekip, dokunmaya gidiyorum.

Yedigöller Milli Parkı
Hiç planda yokken bir akşam  Nihat hocamın “Bahar, hadi bir kişilik yer var. Hazırlan, Yedigöller’e gidiyoruz” demesiyle sabahın 4’ünde kendimi 25 kişilik fotoğraf grubunun içinde bulmam arası birkaç saat. Karanlık yollarda sabah saat 6 civarı Yedigöller’e varıyoruz. Gün doğumunu fotoğraflamak istiyoruz ama hava karanlık daha. Biz de uyuyoruz araç içinde. İlk geleniz neredeyse. Nihat Hocam’la yola çıkıyorsanız dakik olmalısınız. Zamanı maksimum kullanır hep. Gün ağarmasıyla birlikte kendimizi dışarı atıyoruz.

 

Yedigöller Milli Parkı’nda Kamp Alanı

Birkaç çadır kurulmuş, kamp yapanları uyandırmadan sessizce göl kenarına iniyoruz. İşte bir türlü olmayan, olamayan bir hayalim gerçekleşmek üzere. Afrika’ya gitmek daha kolay oldu diye düşünüyorum. Sonbaharın gelmesiyle müthiş renklere bürünmeye başlayan yedi göllerde Büyükgöl, Küçükgöl, İncegöl, Sazlıgöl, Deringöl, Kurugöl ve Seringöl yani gerçekten yedigöl var adı gibi.

Yedigöller Milli Parkı’nda ki İncegöl

Bizim jenerasyonun çok iyi bileceği ünlü ressam Bob Ross tablolarının birinin içinde gibiyim. “Şuraya bir ağaç çizelim” diye başlayan cümleleri burada kurmuş olmalı. Hafif çiseleyen yağmura aldırmadan her türlü fotoğraf çekmekle meşgulüz. Erken davranmamızdan dolayı bizden başkası henüz gelmedi. Aşağıdaki gölden yukarı kamp çadırlarının önünden yürüyünce şelaleye doğru tırmanmaya başlıyorum.

Yedigöller Milli Parkı

Şelalenin yanından Gülen Kayalar diye bir yazı görünce dalıveriyorum. Geldim, dur az kaldı, dönsem mi? o kadar geldim devam edeyim derken derken kayaları buluyorum. Kayalara neden Gülen Kayalar dendiğini anlayamasam da görselliği çok güzel. Daha doğrusu Gülen Kayalar’a giden yol güzel.

Yedigöller Milli Parkı Gülen Kayalar

Öyle güzel ki geçtiğim manzaralar, tırmanışı hissetmiyorum bile. Nazlı gölün dibinden sızan sulardan oluşan bu minik şelale fotoğraf açısından çok verimli. Ben durup aynı yerde uzun uzun fotoğraf çekebilen biri değilim, zaten bir fotoğrafçı da değilim. Diğerleri fotoğraflarını çekerken ben şelaleye oraya buraya derken grubu kaybediyorum.

Yedigöller Milli Parkı

Koca ormanda benden başkası yok. Yaprakların üstüne mi yatıp yuvarlanmadım, ağaçlara mı sarılmadım, onlarla mı konuşmadım. Hepsini yaptım.Tek başına yürüyerek diğer gölleri ve insanları buldum en sonunda. Kaybolmadım yani. Tüm göllerde fotoğraf çektim, mis gibi havayı içime çektim. Normal yoldan yukarı çıkarken dönen arkadaşlarımı da buldum. Yine tek başına devam ettim.

Yedigöller Milli Parkı

Bu sefer başka bir gruba takılıp Gülen Kayalar‘a başka bir yoldan tekrar ulaştım. Aralara kaynamakta üstüme yoktur. Milli Park’a girince Büyükgöl‘den yukarı doğru asfalt yoldan yürüyünce diğer göllere ulaşabiliyorsunuz ve buradan; eğer rehberiniz doğayı seviyorsa, sizde yürümeyi seviyorsanız, ormanın içinden Gülen Kayalar‘a sizi götürebilir. Pek çok araç yukarı kadar çıkmıştı, yokuşu tırmanmak zorunda kalmamışlar yani. Bütün gün boyunca 3 kez şelale iki kez Gülen Kayalar ve dafalarca gölleri gezdim. Atmaca seyir terasına çıktım. Böyle akşamlar yattığım yeri bilemem.

Yedigöller Milli Parkı Dilek Çeşmesi

Burada en çok fotoğrafı çekilen yerlerden biri de Dilek Çeşmesi (Yedisular). Şelaleye tırmandığınız yolda. Su içiliyor mu bilmiyorum ama tahmin edebileceğiniz gibi ben içtim. 

Yedigöller Milli Parkı Dilek Çeşmesi

Burada bir geyik üretme çiftliği de var. Türkiye’deki ilk alabalık üretimi buradaki Büyükgöl’de 1969 yılında yapılmış. Milli parkın içinde kalan Köyyeri bölgesinde Bizans dönemine ait kalıntılar varmış. Demek ki burası eskiden yerleşim bölgesiymiş.

Yedigöller Milli Parkı İnce Göl

Yaban hayvanları konusunda oldukça zengin olan park tam bir doğa cenneti. Akan sular, göller, 100’ün üzerinde kuş, sayısız ağaç türü ne ararsanız var.

Yedigöller ve Kamp

Kamp yapmak için en uygun mevsimler nisandan kasıma kadar. Bir bölümünde karavan ve çadır kampı yapılabiliyor. Bir hafta sonu mutlaka karavanla gelmeliyiz. Öğle yemeği için yanınızda bir şeyler getirebilirsiniz, hatta buraya piknik için günü birlik gelen de çok ama hiç bir şey almadınız diyelim. Küçük bir büfede yiyebileceğiniz tost, sucuk ekmek, köfte gibi yiyecekler mevcut. Biz son seçeneği kullandık.

Gün boyunca yeri geldi ıslandık, bolca güldük, ben zaman zaman kayboldum sonra kendimi tekrar buldum, tırmandım, göle, yeşile ve sonbaharın tüm kızıl renklerine doydum. İnsanın hiç dönesi gelmiyor buradan. Hava kararmaya yakın aracımıza binip şarkılar, sohbetler, çektiğimiz fotoğrafların sohbetleriyle yol alıyoruz.

Uzun yıllar bir türlü gerçekleşemeyen Yedigöller masalım çok güzel arkadaşlıklar edinmem, harika fotoğraflar çekmem ve çok güzel anılarla dönmemle son buluyor. Bob Ross buraları görseydi bir başka çizerdi o tabloları

  • Zeytinli Köy
  • Yıldızkoy
  • Yıldızkoy Kayalıkları
  • Yıldızkoy Kayalıkları
  • Kaplumbağa Kayalıkları
  • Zeytinli Köy
  • Dereköy çamaşırhane
  • Dereköy çamaşırhane
  • Kaleköy günbatımı
  • Gökçeada Tuz Gölü
  • Gökçeada Tuz Gölü çamur banyosu
  • Gökçeada Tuz Gölü çamur banyosu
  • Kitesurfçülerin plajı, Gökçeada
  • Kitesurfçülerin plajı, Gökçeada
  • Karavanımız
  • Kaleköy çocukları
  • Kaleköy gün batımı
  • Kefalos
  • Kefalos
  • Gökçeada Tuz Gölü çamur banyosu
  • Kefalos, bir taraf deniz bir taraf Tuz gölü
  • Kefalos
  • Gökçeada feribot gün batımı
  • Gökçeada yolları
  • Zeytinli Köy
  • Çamur banyosu
  • Kefalos
  • Kefalos Kitesurf Plajı

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Gökçeada’ya Nasıl Gidilir?

Gökçeada, tarihteki adıyla İmroz, çorak topraklardaki bereket tanrısı Imbrasos’un bolluk diyarı. Antik Yunana kadar uzanan tarihiyle, Homeros’un İlyada destanında deniz tanrısı Poseidon’un adası olarak anlatılmış. Gökçeada’ya Saros’taki Kabatepe feribotuyla geçiliyor.

Gökçeada yolları
Gökçeada yolları

Bence bu yola en güzel gece 4 civarı çıkıp, İstanbul Kabatepe arasını dört buçuk saatte alıp, sabah 8:45 feribotunu yakalamak. Bir saat yirmi dakika sonra adadasınız. Hafta sonu veya özel bir günde gittiyseniz feribotta inanılmaz bir kuyruk oluyor.

Gökçeada feribot gün batımı
Gökçeada feribot gün batımı

Gerçi 40 araçlıkta olsa online bilet alma kolaylığı var artık. Pazartesileri kalkan bir uçak vardı, onunda bu sene olmadığını söylediler. Feribotla araç geçişi 35 TL, karavan içinde ayrıca 30 TL ödedik. Araç içi yolcuya extra ücret alınmıyor.

Kefalos

Biz Kefalos‘ta ki dalış klübündeki arkadaşlarımızın yanına gidiyoruz. Kefalos’ta birkaç tane karavan kampingi var. Günlük 30TL civarı. Elektrik ve su alabiliyorsunuz. Çadır kurma imkanınız da var.

Karavanımız
Karavanımız

Gökçeadanın Kefalos tarafı kumluk bir plaj. Adanın her daim esen rüzgarı burayı wind surf ve kite surf cenneti yapmış. Bu sporları öğreten okullar var. Tuz gölünün etrafından gidilen, Bulgar ve Romenlerin karavan ve çadırlarla geldiği bembeyaz köpüklü plajda gökyüzü uçan kitesurfçülerle kaplı.

Kitesurfçülerin plajı, Gökçeada
Kitesurfçülerin plajı, Gökçeada

Öyle güzel bir görüntüsü var ki tarif edilemez. Benim uçuş stilim pareomla olsada doyumsuz manzara ve yapılan akrobatik hareketlerle mest olarak hepsini ayakta alkışlıyorum. Türk plaka yok.

Kitesurfçülerin plajı, Gökçeada
Kitesurfçülerin plajı, Gökçeada

Kefalos‘ta dalış klübünün önünde biraz açılınca balıkların beslendikleri bir yer var. Sabah yüzmelerimizde bir bebek vatozun beslenmesini seyredip onunla yüzmek bize müthiş bir keyif veriyor. Seyretmelere doyamıyoruz.

Kefalos
Kefalos

Kefalos‘ta sörfçüler için ayrılmış yerlerin arasında bizim gibi yüzmeye gelenler için yerler ayrılmış. Sörfçülerin bölgesine girmemeniz başınıza bir şey gelmemesi için önemli. Kefalos‘taki plajın en sonunda ki yerde deniz yer yer taşlık ama yer yer de çayır çimen. Bir maske alıp denizin dibini seyretmek, arasında ki eşkınaları bulmaya çalışmak çok eğlenceli. 

Gökçeada Tuz Gölü

Kefalos tarafında bir Tuz gölü var. Buraya akan bir akarsu yok. Deniz suyu ve yağmurlarla oluşuyor. Burası sonbaharda flamingoların uğrak yeri.

Gökçeada Tuz Gölü
Gökçeada Tuz Gölü

Bu göle gelen dibinden çıkardığı siyah krem kıvamındaki çamuru vücuduna sürer. Bulabilirseniz tabi. Baya aramak zorunda kaldık. Tabanı kalın bir terlikle giderseniz çamurlu kısıma benim gibi yapışıp kalmazsınız.

Gökçeada Tuz Gölü çamur banyosu
Gökçeada Tuz Gölü çamur banyosu

Çamur resmen vakum yapıyor. Çamuru bulunca altın bulmuş gibi seviniyorum, başlıyorum oynamaya. Çok gülüyoruz aldığımız şekillere. Kokusu fena, hala leş gibi kokuyorum.

Gökçeada Tuz Gölü çamur banyosu
Gökçeada Tuz Gölü çamur banyosu

Tuz gölüyle Kefalos plajının arası kısacık. O arayı yürürken çamur kuruyor. Arada o halde araçlara otostop yapmayı ihmal etmiyorum. O halimizi gören herkes bize çok gülüyor.

Gökçeada Tuz Gölü çamur banyosu
Gökçeada Tuz Gölü çamur banyosu

Çamuru denizde yıkamak gölün çamurunu bitiriyor mu bilmiyorum ama denizde çok kolay çıkıyor. İpek gibi bir cildiniz oluyor.Pamuk gibi olduk ama leş gibi kokusuyoruz. Umrumda mı? Tabi ki değil.

Çamur banyosu
Çamur banyosu

Gökçeada Merkezi

Gökçeada Çanakkale’ye bağlı bir ilçe aslında. Diğer adalar gibi liman çevresinde bir yerleşim ve hareketlilik yok. Limandan Gökçeada‘nın merkezine gelmelisiniz. Araçsız geldiyseniz limandan dolmuş yada taksi bulunuyor. Limana çok uzak değil. Gökçeada merkezde kalıp, buradan kalkan minübüslerle her gün başka bir yere gidebilirsiniz. Gökçeada merkezinde deniz yok bunu unutmayın.

Kaleköy çocukları
Kaleköy çocukları

Biz gelirken ana ihtiyaçlarımızı Gökçeada merkezinden almıştık. Şehir gibi, bankalar, marketler, kasap, restaurantlar her şey var. Adanın meşhur oğlağından, Efi badem kurabiyelerinden yemeden dönmeyin.

Kefalos
Kefalos

Kefalos’a yakın olan köyde birkaç tane restoran, bakkal vs var. Oradan kısıtlı ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz. Akşam saatlerinde Kite sörfçülerin uğrak yeri oluyor köy. Biz Divepark’ta ki arkadaşlarımızın yanına dönüp muhabbete doyuyoruz.

Kefalos, bir taraf deniz bir taraf Tuz gölü
Kefalos, bir taraf deniz bir taraf Tuz gölü

Gece rüzgar o kadar şiddetli oluyor ki, karavan konusunda deneyimsiz olan ben karavanın ne zaman devrileceğini bekliyorum sabaha kadar. Rüzgar ertesi günde şiddetli. Arkadaşım kitesurf yapacak. Salda Gölü‘nde hevesi kursağında kalmıştı, bu sefer de rüzgar çok ama antremansız.

Yıldızkoy, Gökçeada Sualtı Milli Parkı

O zaman adayı gezmeye çıkıyoruz. Gökçeada Sualtı Milli Parkı‘nın olduğu, benim kendisine aşık olduğum Yıldızkoy‘a gidiyoruz önce. Burası Türkiye’de ki tek Su altı Milli Parkı. Bir kapısı yok, giriş ücreti yok. Burada avlanmak yasak. Ne olta ne zıpkın ne de ağ. Jandarma devamlı takipte ve cezası büyük. Aklınızda bulunsun. Avlanmak yasak olduğu içinde balıklar kocaman ve sizi takip ediyorlar, kaçmıyorlar.

Yıldızkoy
Yıldızkoy

Adada kalanlar genelde Bademli köyündeki sayısız apartları tercih ederler. Yıldızkoy‘a giderken bu şirin apartların olduğu bir yerleşim yerinden geçersiniz. Adanın kuzeybatısındaki bu koyda bir kamp alanı var. Artık karavan kabul etmiyorlar. Çadır sizden olursa kişi başı 30TL, kahvaltıda alırsanız 55TL.

Yıldızkoy Kayalıkları
Yıldızkoy Kayalıkları

Seneler önce burada kalmış, sıcak duşlu, internetli, harika çalan müzikleriyle herkese anlattığım kamp yüksek ücretiyle beni şaşırtıyor. Bir kere rüzgarsız haline denk gelip göl gibi olan koyda dalıp çıktığım, kayalarına tırmandığım koy yine rüzgarlı ve dalgalı.

Yıldızkoy Kayalıkları
Yıldızkoy Kayalıkları

Benim gibi kaplumbağa kayalıklarına gitmeyi, tırmanmayı seviyorsanız sağlam bir ayakkabıyla gidin. Çok değişik bir kaya yapısı var. Plajı taşlık ve suyun içi kaygan kayalık, bir dubalı iskelesi var.

Kaplumbağa Kayalıkları
Kaplumbağa Kayalıkları

Atlarken dikkatli olun, çok derin değil. Biz milli parkında içinde kaldığı koyda dalıp çıkıp kamp alanında bir şeyler yedik. Bir ada tostu 12 liraydı. Bize pahalı geldi.Biraz kekik biraz peynir oldu sana ada tostu.

Zeytinli Köy

Sırada Zeytinli Köy‘e gidip Barba Hristo‘nun damla sakızlı muhallebisinden yemek, dibek kahvesi içmek var.

Zeytinli Köy
Zeytinli Köy

Köydeki 3-5 öğrencilik okul tadilatta yine. Oysa ki 2015 yılında 50 yıl kapalı kalmış olan okul tekrar açılmıştı. Kısa süreli bir tadilat olduğunu düşünmek istiyorum.Okulun önünde ücretsiz bir park alanı var.

Zeytinli Köy
Zeytinli Köy

Eski taşlarla kaplı rum sokaklarından dolana dolana tırmanırken harika sokaklardan geçiyorsunuz. Köy hareketli. Burayı terkedip gidenler yaz aylarında köylerine geri dönüp para kazanıyorlar ve eylülde kapatıp gidiyorlar.

Zeytinli Köy
Zeytinli Köy

Eşine Barba Hristo’yu sorduğumda “artık yaşlandı, oğlumu çağırdım yardıma, o da eylülde gidecek. Ben de burayı kapatıcam” diyor damla sakızlı muhallebiyi servis ederken. Bu sene ziyaret etmek için az zamanınız kaldı.

Dereköy

Sırada Dereköy var. Buradaki tarihi kiliseleri ve çamaşırhaneyi gezicez. Köyde karşılaştığımız genç bir delikanlı bize çamaşırhanenin yanında dut ağacının yerini de tarif ediyor. Ellerimizi dut yaprağıyla yıkarsak boyasının çıkacağını da anlatıyor. Adını öğrenemeden de hızlıca uzaklaşıyor.

Dereköy çamaşırhane
Dereköy çamaşırhane

Dereköy zamanında adanın hatta Türkiye’nin en büyük köyüymüş. Haliyle en büyük çamaşırhanede burada. İlk defa tarihi bir çamaşırhane görüyorum. Şimdilerde 150 hane anca yaşıyor. Her yer yıkılmış, viran. O yıkılmış evlerin üstünde satılmıştır yazıları var. Kim almış niye almış bilinmez.

Dereköy çamaşırhane
Dereköy çamaşırhane

Muhteşem Gün Batımının Adresi Kaleköy

Yukarı Kaleköy‘e dönüp meşhur gün batımını yakalıyoruz. Çok fazla insan var. Ellerinde şarapları bekliyorlar. Güneşin uçsuz bucaksız denizde kaybolmasını izliyoruz.

Kaleköy günbatımı
Kaleköy günbatımı

Aşağı Kaleköy de çok güzel restoranlar var. Adanın en hareketli bölgesi burası. İncik boncuk, kahve, tavernalar… Bir dalış klübü var ancak benim gibi yıldızı olanları daldırmayı sevmiyorlar.

Kaleköy gün batımı
Kaleköy gün batımı

İlk defa dalacaksanız sizinle çok ilgileneceklerdir. Kefalos‘taki dalış klübünde her türlü dalabilirsiniz. Adada bir şelale var ama bu seferde gitmeyi başaramadım. Toprak bir yolu var ve yerden yüksek bir araç gerekiyor. Biz yarı yoldan döndük. Gidenlere göre çok güzelmiş. Dereköy’den biraz ilerde sağdan ayrılan bir yolu var.

Uğurlu, Gizli Liman

Adanın ve Türkiye’nin en batı ucu Uğurlu- Gizli liman. İri kumlu uzunca bir plajı, sağ taraftaki çamlık alanıyla kampçıların gözdesi. Ücretsiz olmasının da etkisi çoktur bence.

Kefalos
Kefalos

Gün batımlarıyla ünlü. Sessizlik ve rüzgarsız bir plaj arayanlar adanın güneyindeki Laz Koyu‘na gitmeli. Genelde rüzgarsız oluyor.

Kefalos
Kefalos

Gökçeada genelde rüzgarlı havasıyla, ister kumluk ister kayalık deniziyle, adaya has lezzetleri, meşhur gün batımlarıyla size aradığınız herşeyi verebilir, sessiz sakin huzurlu bir yer. Hatta bu sene fazla insansızdı. Temmuz ayında bile insan yoktu adada.