• Sinop İnceburun

Sinop, Dünyanın En Mutlu İnsanları

Sinop dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı yerlerden birisi seçilmiş. Sinop öyle değerler barındırıyor ki bünyesinde öylece geçip gidilecek bir yer asla olamaz. Erfelek Tatlıca takım şelaleleri, Hamsilos Koyu, İnce Burun, Sinop cezaevi bunlardan bir kaçı. Ünlü filozof Diojen’in doğum yeri Sinop. Gelmişken çeşit çeşit mantılarını da yemeden olmaz tabi. Bu insanlar neden bu kadar mutlu onu öğrenmeye geldik. Yaşanan kazadan planladığımızdan daha fazla kalmamız bize muhteşem bir Sinop yaşattı. 

Hamsilos Koyu

Bir aylık yolculuğumuzun ilk etabında sakatlık yaşadık. Erfelek Tatlıca şelalelerinden birinden düştü. Gül’ün kolu alçıda ne yapacağımızı bilemiyoruz. Yola devam etmemiz imkansız. En azından bugün. Sinop’ta kalacak yer araştırmaya başlıyorum. Kol alçıda olunca çadırda da kalamaz. Sinop’ta couchluk yapan Mehmet’e ulaşıyoruz. Bizi bu gece misafir edecek. Bunun rahatlığıyla Hamsilos Koyu‘na gidiyoruz. 

 

Hamsilos Koyu Sinop merkeze oldukça yakın, 14 km. Türkiye’nin tek fiyordu olma özelliği taşıyor. Öyle bir koy ki burası göl gibi. Manzarası muhteşem olmakla birlikte ben bu koyu ancak denizden güzel yaşayabilirim. Denizde o koya demirleyen bir teknede olmalıyım. Erfelek şelalelerinin efsane atmosferinden sonra burası bana biraz sıradan geliyor. Belki hastaneden geldiğimiz için bilemiyorum. Yağış peşimizi hiç bırakmıyor bugün. “Hadi o zaman gidip meşhur mantılarından yiyelim” diyorum. 

Teyzenin Yeri miydi, Halanın Yeri mi?

Birkaç sene önce geldiğimde çok güzel bir yere gitmiştik. Hocamı arayıp adını sorunca “Teyzenin Yeri miydi, Halanın Yeri mi? Öyle bir adı vardı” diyor. Zift olan arabamızı yıkamaya bırakıp mantıcıları aramaya başlıyoruz. Aşıklar Parkı tarafında mantıcılar.  Deli gibi bir yağmura yakalanınca bir kapı eşiğine sığınıyoruz. O kapı açılıveriyor. Çok güzel bir Sinop eviyle karşı karşıya kalıyoruz. Kapıda sohbet ettiğimiz hanımefendi kapıdan evine bakmamıza müsade ediyor. Tam eski usul döşenmiş bir konak. Tam da Sinop cezaevinin caddesinde.

Araya sora en sonunda bulduğumuz mantıcı beni kahkahalara boğuyor. Teyzenin Yeri’yle Halanın Yeri yan yana. Halanın Yeri’ne gidiyorum yine. Sinop’un mantısına “kulak aşı” diyorlar katlanma şeklinden dolayı. Cevizli, karışık ne varsa silip süpürüyoruz. Sinop’a gittim de “şurada bir mantı yemedim” demeyin bana. Parkların orada yürürken insanların elindeki dondurmalar dikkatimizi çekiyor. Dondurmaya öyle güzel bir gül şekli veriyorlar ki. Şipşap gözünüzün önünde yapıyorlar hemde. Lezzetide çok güzel. Buraya özgü gül şeklinde dondurmasını da yiyince rahat ediyoruz.

Akşam olmak üzere. Sinop’taki ev sahibimiz Mehmet’in önerdiği Şahin Tepesi‘ne  çıkıyoruz. Muhteşem bir Sinop manzarasına hakim. Yüksek yüksek binalarda olmasa daha güzel olacak. Şu aklımla bilgimle en az 20 sene geriye gitmeyi ve buraların 20 sene öncesini yaşamayı çok isterdim. Meşhur kara bulutlarımız ve yağmur yine bastırınca Mehmet’le tanışmaya gidiyoruz.

Mehmet’in evinin manzarası da pek güzelmiş. Bize çay yapmış. Çay içip yol anılarımızdan bahsediyoruz. O da bir gezgin. Meteorolojide çalışıyor. Hiç bir şey tesadüf değildir ve her kötü olayın bir iyi tarafı vardır. Haftalar sonra Mehmet bize öyle güzel bir yardım ediyor ki. Tam kilitlendiğimiz noktada lojistik destek sağlıyor. Neredeyse “Gül iyiki şelaleden düştünde Sinop’ta kaldık, Mehmet’le tanıştık“diycem.

 

Sinop Cezaevi

Sinop deyince akla gelen ilk yer  Sinop Cezaevi’dir aslında Sinop Cezaevi, tam şehrin içinde kalmış bir zamanların elem keder yeri. 1996 yılında kapanıp müzeye dönüştürülmüş. Birkaç sene önce Karadeniz turumuzun son noktası Sinop cezaevi olmuştu. Bu gidişimde tekrar girmeye cesaret edemedim. Sabahattin Ali “Aldırma Gönül Aldırma” şiiri burada yazmış. buraya yatmış. Koğuşu hala duruyor. Eşyalar orjinal mi bilmiyorum ama .

Bir dönem Parmaklıklar ardında dizisi burada çekilmiş ve dekor olarak döşenen koğuşlar o döneme gitmenizi sağlıyor. Normalde gülen eğlenen ben burada boğazıma oturan bir düğümle boğuşuyorum. Zindanları geziyorum. Hiç mi ışık olmaz? minicik bir kafesten arada açarlarsa gün ışığı anca girer. Zindanlarda çürüdü, ciğerleri bitti ne demek ben orada gördüm, yaşadım. Bir metrekarelik rutubetli betondan yapılmış hücrelerde sağlam insan üç günde çürür. Kapısındaki kafesten elimi içeri uzattığımda elimi göremiyorum.

Sinop Cezaevinde Yaşayan Bir Dut Ağacı Varmış

Bahçesinde bir dut ağacı var. Romanlara bile konu olan bu dut ağacını Hüseyin Pehlivan diktirmiş. Zamanında cezaevinin müdürüne bir dut ağacı dikmek istediğine dair bir mazurat yazar. Müdür “Herkes yiyip sana dua edecek. Öyle mi?” der. Hüseyin Pehlivan idama mahkum edilmiş sonradan cezası müebbete çevrilmiş bir mahkumdur.

Der ki; “Bu dut ağacı büyüdüğü zaman 20 sene, 30 sene, 50 sene sonra neyse , kaç yıl sonra olursa olsun, büyüdüğü zaman buraya gelen mahkumlar diyecekler ki ; ‘ bu dut ağacını diken kişi idamdan kurtulmuş, müebbet cezaya çarptırılmış. Müebbet cezayı da bitirmiş çıkmış buradan’  Bu şekilde teselli kaynağı olacak onlar için. Ben bunu düşünüyorum, daha ümidimi yitirmedim. Ben bir gün çıkacağım buradan, hiç ümidimi yitirmedim.” O gün bugündür o dut ağacı Sinop Cezaevi’nin bahçesinde umudun timsali. 

Kişi başı 5 liraya gezmiştik biz. Şimdi olsun 10 lira. Kapısında bir dükkanda boncukçu var. Hapishanedeki mahkumların yaptığı boncuktan anahtarlıklar, süs eşyaları. Her birinin üstünde numaralar var. O numaralar hangi mahkuma ait olduğunu gösteriyormuş ve parası mahkuma gidiyormuş. Ayaküstü konuştuğumuz görevli baktığı defterden satın aldığım anahtarlığın kimsesiz bir kadına ait olduğunu anlatıyor. Çocuklarıyla yatıyormuş.

Oradan bir an önce çıkma isteğim daha fazla satın alıp yardım etme imkanımı elimden alıyor. Döndükten sonra aklım başıma geliyor. Kırk ayrı yere telefon açıp o görevliye ulaştığımda kadının tahliye olduğunu öğreniyorum. Yardım edebilme imkanım olmuyor ama çıkmasına seviniyorum. Benim gibi hassas insanlar böyle yerlere girerken iki kere düşünmeli. Bu sebeplerden ikinci gidişimde Sinop cezaevinin kapısının önünden geçip gidiyorum sadece. Kapısının önü mahşeri kalabalık.

Sinop İnceburun Feneri

Mis gibi uyuduktan sonra erkenden hep birlikte çıkıyoruz. Madem Sinop’ta bu kadar kaldık İnceburun‘u görmeden gitmem diyorum. İnce Burun Sinop merkeze 27 km. Yarım saate yakın bir sürede gidiyoruz. Yol boyunca Sinop sahillerinde pek çok kamp yapacak yer ve kahvaltı salonları var.

İnceburun, Türkiye’nin en kuzey noktası. Karadeniz’e uzanan Sinop yarımadasının kuzeybatı ucunda. Burun, katılaşmış lav ve aglomeralardan oluşuyormuş. Üst Kretase Döneminde ait volkanik yüzeyde lavlar, aglomeralara oranla daha geniş yer tutuyormuş. Bu terimlerin çoğunu bilmiyorum.

Sabah 8 civarı kuvvetli esen rüzgarıyla karşılıyor bizi İnceburun ve güzel feneri. Karadeniz’in hırçın dalgalarını ve muhteşem manzarasını seyretmeye doyamıyoruz. Deli bir rüzgar ve deli dalgalar kayalara öyle bir patlıyor ki. Amerikan filmlerinden fırlamış gibi bir manzara hakim. Hani adam kendini bir deniz fenerine kapatır. Aşk acısından her şeyden kaçmıştır.

Sinop İnceburun
Sinop İnceburun

Doğayla başbaşa, tek başına inzivaya çekilmiştir. Kadın gelir adamı bulur ve mutlu son. Filmini bile çektim manzaraya bakarken. İşte öyle güzel bir yer. Tam nefes almalık. Metehan’ın önüme atlayıp illa fotoğrafımı çek demesi, bir dakikayla kaçırdığım ışık sebebiyle uygun ışık için beklememiz dışında her şey yolunda. Sanırım yeni bir Nerdesinmetehan doğuyor.

İlgili yazı

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *