• Asklepion

Bademli’ye giderken bir arkadaşım arayıp neden Bergama’ya gitmiyorsun diyor. Harika fikir diyorum. 2014 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi alınan Bergama çok yakınımda. Bergama sağlık Tanrısı Asklepion’un eviymiş. Aynı zamanda eczacılıkta kullanılan ilk yılanlı sembol burada kullanılmış. Benim gibi antik şehirleri eski medeniyetleri seviyorsanız bu kadar yakına gelmişken asla kaçmayacak bir fırsat. 

Bergama’ya Nasıl Gittim?

Bademli’den çıkıp Bergama’ya varmam 2 saatimi alıyor. Bergama İzmir’in bir ilçesi. Ben yolda navigasyonla gitmeyi seviyorum. Hem ne kadar yolum kaldığını görüyorum hem de kaybolmuyorum. Bergama merkeze gelince Asklepion ve Akropol tabelaları sizi karşılıyor. Arabayla ilerlerken tepeden şehre hakim Antik Kent’i görebiliyorsunuz. 

Asklepion Antik Kenti

Asklepion Antik Kenti  tepede. Arabayla tırmanarak çıkıyorsunuz. Tabelalar yeterince açıklayıcı. Şehrin içinde ki tabelalar sizi yönlendiriyor. Kaybolmuyorsunuz. Asklepion Antik Kenti‘ne giriş 20 TL. Benim İşbankası kartımla bana ücretsiz. Girişinde oldukça büyük bir otoparkı ve hediyelik eşya dükkanları var. Öyle bir rüzgarlı ki kafamda ne şapka duruyor ne bir şey. Saat 4 civarı.

Ben antik şehri gezip Foçada ki gün batımına yetişmeyi planlıyorum. Başta plan böyleydi. Daha kapı da önce cüzdanımı arabada unuttuğumu görüyorum. Sonra tripotla içeri giremeyeceğimi öğreniyorum. Tripotla girilince profsyonel çekime giriyormuş ve Kültür Bakanlığından izin almak gerekiyormuş.

Yalnız olduğumu, fotoğrafımı çekecek birisine ihtiyacım olduğunu, cep telefonuyla çekeceğimi bir türlü anlatamıyorum. Ben de çare tükenmez. Böyle saçma şeylerde beni durduramaz. Daha Bahar’ı tanımamışlar. Bademli de ki harika kadından aldığım heybe çanta bunun içinmiş. Hiç bir şey tesadüf değil. Koca heybe çantamın içine tripotu attığım gibi tekrar antik kent kapısındayım.

Akslepion‘la tanışın. Ölümsüzler sehri. Ölüm giremez ve vasiyetnameler açılmazmış. Tanrı Apollon’un oğlu olan Asklepios sezeryanla doğan ilk çocukmuş. Apollon eve pek uğramayınca karısı karnı burnundayken kaçmış. Apollon buna çok sinirlenmiş ve yakalayıp diri diri ateşe atmış. Sonradan doğacak çocuğu aklına gelince ateşten çıkartmış ve Asklepios sezeryanla alınmış.

Daha sonra Asklepios otlarla şifa dağıtan Kherion’un yanında yetiişmiş. Sağlık tanrısı olmuş. İnsanları ölümden kurtarmaya başlayınca ölüm tanrısı Hades Zeus’a şikayet etmiş ve Zeus meşhur yıldırımıyla Asklepios’u öldürmüş. Bu sebepten midir bilinmez ölümsüzler şehri olması.

Öyle bir rüzgar var ki devamlı tripot devriliyor. Telefonun kenarı bile çatlıyor. Küçük çaplı bir sinir krizi geçirmiş olabilirim ama emeklerime değiyor. İstediğim kareleri yakalıyorum. Keyfim yerinde. Akşam gün batımını Foça’da yapmak istediğimden bahsetmiştim. Zamanımı ona göre ayarlamıştım. Tam antik kent bittiyor ve ben çıkışa yöneliyorum ki kafamı kaldırıp yukarıda ki Akropol’ü görüyorum. “Lanet olsun dostum, buraya kadar gelip bunu görmeden gidemezsin” diyorum. Hem de kaç kere. Koş Bahar koş. Hemen gidip 7’ye kadar açık olduğunu öğrenip rahatlıyorum.

Bergama Akropol Antik Kenti

Asklepion’dan kolayca gidilebilecek gibi görünmesine rağmen aşağıya şehre inmeniz gerekiyor. Orada ki tabelaları takip edince de kıvrıla kıvrıla dik bir yokuşu tırmanıyorsunuz. Bir de teleferik var. Gidiş dönüş 20 lira. Arabayla harika manzaralardan geçiyorum. Dolana dolana tırmana tırmana yukarı çıkılıyor. Akropol’ün arkası Kestel Baraj Gölü.

Buraya giriş 25 lira ve benim banka kartım dolayısıyla yine para ödemiyorum. Geçen sene Rodos da Lindos antik şehre 12 euro vermiştim. Burasıyla kıyaslarsam param boşa gitmiş. Bergama dehşet güzelmiş. Bergama Antik Şehri bir sağlık merkezi olarak biliniyor. Eczacılığın piri Galenos M.Ö. iki bin yılında Bergama’da doğmuş.

Eczacılıkta günümüzde hala kullanılan yılanlı sembol ilk defa Bergama da kullanılmış. Su sesi ve telkin yoluyla tedaviler yapılırmış. Akropol’e çıkan dağın yamacında bir antik tiyatro var. Gördüğüm en büyük antik tiyatro. Bir merdivenden bir karanlık deliğe iniyorsunuz ve bir tünelden tiyatroya çıkıyorsunuz.

Burada eskiden bir de Zeus Sunağı varmış. 1865 de yapılan kazılarda Alman arkeologlar tarafından Almanya’ya taşınmış. Dönemin padişahı tarafından hediye edildiği, tek tek sökülüp gemilerle Berlin’e taşındığını ve orada yeniden inşa edildiğini dinliyorum. İçim cız ediyor. Böyle bir şey nasıl hediye edilebilir. Berlin’de ki Pergamon Museum’da sergileniyormuş.

Bu taraflarda hiç bir antik kentte tanıtım broşürü yok. Körleme geziyorsunuz. Kültür Bakanlığı‘nın buraya broşür göndermediklerini söylüyor görevliler. Tüm bu bilgileri kapıdaki görevlilerden, internetten ve bir arkeolog arkadaşımdan öğreniyorum. Gezerken insan boş boş bakıyor ne olduğunu bilmeden.

%12 sarjım var. Powerbank bitik. Tripotum kırık. Selfie çubuğumu arabada unuttum. Deli gibi bir rüzgar var, uçuyorum. Daha başıma ne gelebilirdi? Hani gezerken fotoğrafların içine onlarca insan girer ve insan sinir olur ya. İki antik şehirde de fotoğrafımı çektirecek bir allahın kulu yok. Tek şansım bir kol boyu. Her şeye rağmen %32 şarjla iki antik kent gezip, onlarca fotoğraf ve video çekiyorum. Bence oldu.

Bergama Evleri, Köftesi, Piyazı

Akşam olmak üzere ve Foça’da gün batımı yalan oldu. Tüm gün kayıp şehirler, tanrıların tapınakları derken bırak yemek yemeyi su içmeyi bile unuttum. Şehre inip biraz sokakları dolaşıp fotoğraf çekmeyi ve bir şeyler yemeyi düşünüyorum. Bergama halısı diye bir şey varmış. Almamak için kendimi çok zor tutuyorum. 

Meşhur Bergama evlerini görmek istiyorum.  Bir sokaktan girip viran bir evi fotoğraflarken bir teyze bana çok kızıyor. “Git aşağıda düzgün evleri çek. Yıkılacak evi ne çekiyorsun. Niye geliyorsunuz. Evinize gidin” diyor. “Peki” diyorum. Ne diyim. Sokaklarda burayı gezmeye gelen turistleri görmek beni çok sevindiriyor. Küçük oteller var.

Geceliği 70 lira olan Odyssey Guest House’u gezme şansımda oluyor. Terliklerimi çıkarıp giriyorum. Sahibi için bir ev çünkü orası. Eğer kalacak olsam kesinlikle burada kalırdım. Sahibi terasına kadar gezmeme izin veriyor. Harika bir manzarası var. Eşyaları eski dönemleri çağrıştırıyor. Buradaki evler sokağın her iki tarafını da görüyormuş.

Ayrıca “Bergama’ya gelmişken köfte, piyaz ve kemalpaşa tatlısını yemelisiniz” diyor. Onu dinlediğim için çok mutluyum. Çarşıya inip Çiçeksever Kebap Salonu’na oturuyorum. Birkaç kişiye sordum burayı söyledi. Minicik bir dükkan. Evet köfte ve her şey çok lezzetli ama o domatesin tadını unutmam mümkün değil. En son ne zaman gerçek bir domates yediğimi bilmiyorum. Tahinli kemalpaşa sen nasil bir lezzetsin? Biten şarjlarımı doldururken yediğim yemekle yorgunluğum iyice çıkıyor.

Benim atladığım dikkat etmediğim hataya düşmeyin sakın. Tüm gün zamanla yarışırken denizden çıkınca üstüme geçirdiğim bir elbiseyle dolaşmışım. Elbisenin transparan olması her ne kadar turiste alışık olsalarda küçük bir Anadolu kasabası için fazla iddialı olmuş. Her şey bitmiş ve artık giderken farketmiş olmam da traji komik. Gün de battığına göre Foça’ya doğru gidebilirim artık.

  • Bademli, Pissa Koyu

Bademli Köyü’nü çok uzun zamandır biliyorum ama bir türlü yolum düşmüyordu. Bademli Köyü nasıl olduysa hala çok sakin, hala çok bakir yerler barındırıyor. Bademli Köyü’n de herkesin bildiği Killik Plajı haricinde benim daha çok sevdiğim Pissa Plajı oldu. Şezlong şemsiye ve insan kalabalığından uzak cennet gibi uçsuz bucaksız bir plaj. 

Bademli Köyü

Bundan tam 25 sene önce ki motorla çıktığım Ege turunu yeniden gerçekleştiriyor gibiyim. Dikili bir sonraki durağım. Dikili de ki Bademli Köyü‘nü çoktandır merak eder dururdum. Bademli köyüne Dikili merkezden geçilerek gidilebiliyor. Dokuz km uzaklıkta sadece. Bademli Köyüne girince çarşısının orada arabayı park edip duruyorum. Çok güzel bir örme çantayla göz göze geliyorum. Onu ören harika kadınla sohbet ediyorum önce.

Nereye gideyim nereyi göreyim sorularıma muhtar nerede ekleniyor. Bademli köyünün muhtarı bir kadın. Tam da oradaki kahvede oturmuş çay içiyordu. Kısa bir tanışmadan sonra bana kayıp şehirden Fransızların geçen sene gelmesinden ve kayıp şehrin burada olduğunun kesinleştiğinden bahsediyor. Bana koruk suyu ikram ediyor. “Bu koruk suyunu sadece Bademli de içersin” diyor. 

Bademli küçücük bir köy ve oldukça sakin geldi bana.Herkes birbirini tanıyor. Söylediklerine göre artık köy değil mahalleymiş. Küçük sakin bir ege kasabasına yerleşeyim klişesi burası için çok uygun. Zaman durmuş gibi.

Pissa Plajı

Bademli Köyü’nde ki çarşıdan çıkınca yön ağacı dedikleri bir göbeğe geliyorum. Cansız bir ağaç koymuşlar. Sanırım o ağaçtan sağa dönmem gerekiyor. Orası sahile giden yol. Bir müddet sonra solda kokereççiyi görücem ve oradan sola gidersem Pissa Plajı‘na ulaşıcam.

Toprak bir yola sapıyorum. Bir müddet sonra solumda bir deniz beliriyor. Yola devam etmek gerekiyor. Böyle doğru düzgün yol olmayan yerlerde nerede olduğumu asla bilemiyorum. “Nereye gidiyorsun ey Bahar” diyorum. Çoğu zaman kaybolsam da bu sefer bulacağımdan eminim. Muhtar bana bir kroki çizdi. Ona göre doğru yoldayım.

O toprak yolu hiç bırakmazsanız sizi Pissa Plajı’na götürüyor. Bademli köyüne 15 dakika uzaklıkta. Herhangi bir tabela yok. Oldukça büyük bir plaj burası. Yukarıdan bakınca mavinin tonlarının birbiriyle dansına şahit oluyorum. Herhangi bir ücret yok. Arabayı yukarı bırakıp azıcık aşağı yürüdüğünüzde plajın altın kumlarına ulaşıyorsunuz.

Çok kalabalık değil. Kayıp şehrin peşine düşmeden önce biraz serinlemek istiyorum. Hava çok sıcak çünkü. Sahilden bakınca denizin ortasında ki bahsedilen adayı görüyorum. Tekneyle gidilebilen Ayanikola Kilisesi bu adada bulunuyormuş. Hava biraz esintili. O gün adaya gidemeyeceğimi öğrendim önceden.

 

Kilisenin çoğunun yıkıldığını ama merdivenlerinin durduğundan bahsettiler. Sardala koyunda ki Mankaya geliyor aklıma. Oradaki kaya yapısına da çok benziyor. İlk fotoğraflarını gördüğümde Mankaya ‘mı diye bir eğilip bakmıştım. Pissa Plajı‘nda bir müddet yüzüp gelenlere kayıp şehri ve suyun içindeki kalıntıları soruyorum. Kimsenin haberi yok.

Toparlanıp çıkarken atılmış çöpleri görüp üzülüyorum. İnsanımız ne zaman öğrenecek böyle bakir yerleri temizleyen birilerinin olmadığını. Arabayı bıraktığım yerde zeytin ağaçları var. Burası doğayla baş başa bir deniz kampına çok uygun.

Killik Plajı ve Kayıp Şehir

Şimdi kayıp şehrin peşine düşmek için Killik Plajı‘nın olduğu tarafa gitmem gerekiyor. Geldiğim toprak yoldan geri asfalt yola çıkıyorum. Asfat yola çıktığımda sağa gidersem Bademli Köyüne, sola gidersem Killik Plajına ulaşıcam. Muhtarın bana çizdiği kroki bu şekilde.

Killik tarafına gidince sağı takip edip üç katlı beyaz evin oradan dönmem gerekiyor ama ne yaptıysam o beyaz eve ulaşamıyorum. Sahil şeridi boyunca ücretli kamp alanlarından geçiyorum. Döne döne başım dönüyor. Bir Yahudi Kalesi ve kayıp şehir var. Birkaç kişi duymuş biliyor ama tarif edemiyor.

Yazlıkçıların evlerinin bulunduğu tek bakkalın oradan sahile inmemi söylüyorlar. İniyorum. Sorduklarım benimle dalga geçiyor. Gidemezsin bulamazsın. Umudumu kaybetmeye başladım. Hava çok sıcak çünkü. Sahilde de bir fırtına hakim.

Sahilde ki evlerin önünden toprak yola sapıp denize kadar gidiyorum. Bir yıkıntıya ulaşıyorum ama hava öyle çok esiyor ki suya girip kalıntıları görmek hayal oluyor. Kayıp şehir öyle bir kaybolmuş ki kimse bulamıyor. Sanırım Fransızların geri dönüp o kayıp şehre giden bir yol ve tabela koymasını beklemem gerekiyor. Belki kazıp çıkarmaları gerekiyor. Bende rotamı hali hazırda bilinen başka bir antik kente Bergama‘ya çeviriyorum.

Belki kayıp şehri bulamadım ama daha önce adını duymadığım iki güzel plaj gördüm, öğrendim. Killik koyu bilinen ve yerleşilmiş bir yer olmuş ama Pissa Plajı zeytinliklerin içinden gidilen henüz kimsenin kapmadığı bir yer halihazırda. 

  • Prodivers Ayvalık
  • Ayvalık Dalış
  • Prodivers Ayvalık Dalış Teknesi
  • Bir dalış günü sonu
  • Nuri Hocam çok sever beni
  • Prodivers Ayvalık
  • Ayvalık Bit Pazarı
  • Ayvalık, Cunda Adası
  • Ayvalık, Cunda Adası
  • Ayvalık, Cunda Adası
  • Dalış sonrası dinlence
  • Prodivers Ayvalık Dalış
  • Nuri Hocam çok sever beni
  • Prodivers Ayvalık Dalış Teknesi
  • Prodivers Ayvalık
  • Prodivers Ayvalık Dalış Teknesi
  • Prodivers derin dalış
  • nerdesinbahar
  • Ayvalık Şeytan Sofrası
  • Ayvalık Şeytan Sofrası
  • Ayvalık Şeytan Sofrası
  • Ayvalık Şeytan Sofrası
  • Ayvalık Şeytan Sofrası Günbatımı
  • Ayvalık'ın daracık sokakları
  • Ayvalık Cafe Caramel
  • Ayvalık Cafe Caramel
  • Ayvalık Cafe Caramel
  • Ayvalık Cafe Caramel
  • Ayvalık Kırmızı mercanlar
  • Prodivers Ayvalık, kahvaltım çekirdekli simit
  • Ayvalık sualtı
  • Ayvalık sualtı
  • Ayvalık, Kırmızı Mercanlar

Dünya da sadece iki yerde Kırımızı Mercan bulunuyor. Biri İtalya’nın Portofino bölgesinde diğeri Türkiye de Ayvalık da. Ben de Kırmızı Mercanların peşinde Ayvalık’dayım. Kırmızı Mercanlar oldukça derinde. Bu yazı da Ayvalık’ın muhteşem sokakları ve Kırmızı Mercanları için yazıldı. Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun diye.

 

20 saatlik yolculuğun Dalyan Pembe göl sonrası sırasıyla sahil beldelerinden geçiyorum. Ören’e kadar sadece müzik dinleyip manzara seyretmekle geçiyor. Yalnız yolculuğun tek dezavantajı hem araba kullanmak, hem video çekmek, hem de mesajlara cevap vermek oluyor. Ören benim uzun yıllar gittiğim ve tatil yaptığım yer olup eski adresleri bir bir dolanıp hasret giderince karanlığa kalıyorum. Tek karanlığa kalan ben değilmişim. Tatliş otostopcularım Fulya ve Cengiz’i Ören’den alıyorum.

Prodivers Ayvalık
Prodivers Ayvalık

Prodivers Ayvalık

Ayvalık’a kadar bana eşlik ediyorlar. Onlar kampa ben Ayvalık da ki evim Prodivers Ayvalık Dalış Tekneme geliyorum. Evden çıkarken buraya uğramak aklımda vardı ama zamanı belli değildi. Kırk kapı yaptıktan sonra baktım hala halim var “sür Bahar Ayvalık’a ve haftasonu dalışlarını yakala” dedim. Tekneye adım atar atmaz teknenin sorumlusu Nuri hocam ve Afrika seyahatinde beraber olduğumuz Ülkü’yle karşılaşıyorum. Uzun zamandır görüşemedik. Eski dostlarla kucaklaşmak uzun yolun en güzel armağanı oluyor.
Prodivers Ayvalık, kahvaltım çekirdekli simit
Ayvalık da 4 tane dalış teknesi var. Hepsi yan yana ve Ayvalık tostçularının tam karşısında. Ayvalık’a geldiğiniz de Prodivers Dalış Teknesi’nde kalabilirsiniz. Amacım dalmak olsa da teknede konaklamak fikri de çok cazip itiraf etmeliyim. Tekneye eşyalarımı bırakıp Ayvalık tostu yemek üzere teknenin karşısındaki tostçularda alıyorum soluğu. 12 lira bir tost ve çok lezzetli. Gece teknede uyuyacam.

Prodivers Ayvalık Dalış Teknesi

Her zamanki yerimde bir yer hazırlıyorum kendime. Uyku tulumum ve ben çok mutluyuz. Öyle yorgunum ki hemen uyuyorum. Sabaha karşı yarın ki dalışlar için gelenler var. Onlar da hemen bir köşeye kıvrılıp uyuyor. Sabah mis gibi bir güne gözümü açıyorum. Açık havada bir teknede uyumanın huzuru var üstümde. Aşağıya inip günaydın faslına katılıyorum. Ayvalık Simitçisi‘nden çekirdekli simit kapıp geliyorum. Tekneden aldığım bir çayla pruva da kendime denize nazır bir kahvaltı ısmarlıyorum.

Prodivers Ayvalık Dalış Teknesi
Prodivers Ayvalık Dalış Teknesi

Dalış teknemiz saat 10,30 da açık denizlere doğru yol almaya başlıyor. Tekne eski halinden 3 metre daha uzatılmış durumda. 80 kişiyiz. Dalış yapabilmek için hiç malzemeniz olmasa da bu teknelerde her şey mevcut ve fiyata dahil. Ayvalık için 2 dalış ve öğle yemekli dalış turları günlük 160 Lira. Discovery yani tanıtım dalışı da 160 Lira.

Nuri Hocam çok sever beni
Nuri Hocam çok sever beni

Ben geçtiğimiz sene hiç dalış yapamadığım için derin dalışa götürülmüyorum. Derin dalışta verilen bir saatlik bir duraklamadan sonra Hicaz Kaptan‘ın keçilerinin de yaşadığı İlyosta Adası‘na demirliyoruz. Dalışa girerken kendi tüpünüzü kendiniz bağlıyorsunuz ve çıktıktan sonra da kendiniz söküyorsunuz. Bu bröveli dalıcılar için geçerli. Eğer ki discovery dalış yapıyorsanız tüm her şey sorumlu hocalarca hazırlanıyor.

Nuri Hocam çok sever beni

İlyosta Adası‘n da muhteşem bir dalış yapıyorum. Bir kovukta izlediğim mürenden sonra istakozlarla dolu bir duvarda oldukça keyifli anlar yaşıyoruz. Çok özlemişim dalmayı ve unutmamışım hiç.

Bir dalış günü sonu

Cunda Adası

Ayvalık da gidilmesi gereken ikinci adres Cunda adasıdır. Henüz sezon başlamadığından Cunda’ya vapur yok. Otobüs ve dolmuş var. Otobüsle gidip gece ikiye kadar olan dolmuşlarla dönebilirsiniz. İkisi de 3 lira. Vapur olsaydı 5 liraydı.

Ayvalık, Cunda Adası
Ayvalık, Cunda Adası

Otobüsten inince burnuma çarpan anason ve kızarmış balık kokusu, adanın rakı-balık-ayvalık olduğunu hatırlatıyor bana. Sezon başı ne kadar güzel oluyormuş. 25 sene önce henüz çok gençken motorla Ege turuna çıkmış ve ilk Cunda adasında kamp yapmıştık. O hallerini bildiğimden sezonda Cunda’dan kaçardım hep.

Ayvalık, Cunda Adası
Ayvalık, Cunda Adası

Bu sefer Cunda tekrar gönlümü alıyor. Kordon boyunca uzanan meyhaneler, ara sokaklarında ki incik boncukcular akşam ki oyun alanım oluyor. Tasarım takılar bulabileceğiniz her bir tezgahın farklı olduğu şıkır şıkır ışıklı sokaklar beni çok mutlu ediyor. Hep böyle güzel kal Cunda.

Ayvalık, Cunda Adası
Ayvalık, Cunda Adası

Derin Dalış Nasıl  Birşey

Dalıyorum dediğiniz anda size sorulan ilk soru “kaç metre? “olur. Dalmanın metreyle bir alakasının olmadığını anlatmak da pek kolay olmaz. Görebileceğiniz güzel şeyler aslında yukarılardadır. Aşağılara indikçe renkler kaybolur zaten. Derin dalışın bir amacı olmalı ki dalalım. Görmeye değecek bir şeyler olmalı. Çünkü derin dalış biraz tecrübe ister. 

nerdesinbahar
nerdesinbahar

Çok uzun yıllar kıdemli bir bir yıldız olarak kalmıştım ben. Tembel bir dalıcı olarak yeter sanmıştım. Birkaç dalışımı çaylaklara kurban verince eğitimleri tamamlayıp iki yıldıza geçtim ve çok da iyi etmişim.

Prodivers Ayvalık
Prodivers Ayvalık

Derin dalış uçsuz bucaksız mavi bir körlük benim için. Nereye baksam bir mavilik bir bilinmezlik. Önünü görmeden yürüyebilir misin? onun gibi bir şey. Genelde çapa attığımız yerden zinciri takiple apiko atlayışlar yaparız. Derin dalış inmek ve çıkmak kadar hızlı gerçekleşiyor. Bu hızlı inişlerde kulaklar basınçtan çok ağrır. Benim ininceye kadar devamlı eşitleme yapmam gerekiyor. Yoksa ağrıya dayanmak mümkün değil. Zaten kulak zarımda yırtılabilir.

Prodivers Ayvalık Dalış Teknesi
Prodivers Ayvalık Dalış Teknesi

Sportif dalışlarda çok fazla decoya kalmamaya çalışırız. Deco; dipte kalış sürenize göre dalış bilgisayarının verdiği kadar dakika belli metrelerde bekleme süremizdir. Masmavi bir bilinmezliğe giderken ilk zamanlar yüreğim ağzıma gelirdi. Klostrofobik bir durum. Çoğu insan için çok zor.Bir hocanın peşine takılıp dibini görmediğiniz bir denizin metrelerce altına gitmek kolay bir şey değil.

Ayvalık sualtı
Ayvalık sualtı

İlk başta mavi bir körlükte giderken belli bir metreden sonra dibi görmeye başlarsınız. Ben hep karanlık olacağını düşünürdüm ama değil. Güneşsiz bir havada denizin dibine bakmak gibi. Renkler kaybolduğu için kırmızı mercanları mor gibi görüyoruz. Feneriniz varsa yakına gidip ışığı tutmanız gerekiyor.

Kırmızı Mercanlar
Kırmızı Mercanlar

Fotoğrafları da kocaman flaşlı makinalarla çekiyorlar. Derin dalışta indiniz, biraz dolandınız ve hemen çıkışa geçtiniz. Teknenin zincirinin etrafında bir dolu insan olur hep. Havası azalan yada biten dalıcılar için yedek deco tüpü de orada bulunur. En eğlenceli kısımda burasıdır. Belli bir metrede kendinizi suya çakıp beklerken muziplik yapmadan durulur mu hiç? En güzel şakalar burada yapılır. 

Ayvalık sualtı
Ayvalık sualtı

Ayvalık ve Kırmızı Mercanlar

Dünya da iki yerde kırmızı mercanlar var. Biri İtalya’nın Portofino bölgesinde diğeri Ayvalık. İtalya’dan sonra dünyanın ikinci kırmızı mercan bölgesi. Ezerbey, Kerbela ve dalıcıların hacı olduğu yer Deli Mehmet‘de 40 metrelerde görebileceğiniz kırmızı mercanlar insanı büyülüyor adeta.

Prodivers Ayvalık Dalış
Prodivers Ayvalık Dalış

Pazar sabahı dalış teknemiz çok daha erken hareket ediyor. Akşam şehir dışından gelen dalıcılar evlerine dönecekler. Ben bu senenin ilk derin dalışını gerçekleştiricem. Bayramdan önce kalabalık olmaz diye düşünerek geldiğim teknede Divefan Dalış klübüne ve Öztan Hocam’a denk geliyorum. Kışın kayağa gitmiştik hep birlikte.

Prodivers derin dalış
Prodivers derin dalış

Divefan Dalış Klübü ve Öztan Hocam’la dalıcam bugün. Divefan, Meksika’dan tutunda Maldivler’e kadar her yere gider dalmak için. Profesyonel fotoğraf makinalarıyla kırmızı mercanları fotoğraflama peşindeler bugün. Benim fotoğrafımı da Öztan Hocam çekti.

Ayvalık, Kırmızı Mercanlar
Ayvalık, Kırmızı Mercanlar

O kırmızı mercanlara fotoşopla yapıştırılmış gibi durduğuma bakmayın. Fotoğraf gerçek. 30 metreden sonra renkler kaybolduğu için bizim gözümüz sol omzumun orada ki gibi mor görüyor. Flash çakınca ya da fener tutunca kırmızı oluyor. Dalışta bir arkadaşımız narkoz yiyince sadece 30 saniye görebildiğim ve hemen çıkmak zorunda kaldığımız için sadece bir kare fotoğraf çekilebiliyor.

Ayvalık Kırmızı mercanlar
Ayvalık Kırmızı Mercanlar

Ben hiç ümitli değildim fotodan. Dalıştan çıkınca bakmadım bile ama efsaneymiş. Neyse ki kimseye bir şey olmuyor. Nedense her kırmızı mercan dalışımda bir şey olur ve ben göremem. Bu sefer 30 saniye de olsa görebildiğim bu muhteşem canlılar o kadar derindeler ki ulaşmak hiç kolay değil. Bir sonraki sefer görüşmek üzere kalbimi suyun 60 metre aşağılarda bırakıyorum.

Dalış sonrası dinlence
Dalış sonrası dinlence

Ayvalık Şeytan Sofrası

Dalışlar bitince gün batımlarıyla meşhur Ayvalık da kendime bir köşe seçmem gerekiyor. Ayvalık Şeytan Sofrası‘nın gün batımları da meşhurdur. Manzarası dillere destandır. Ayvalık merkeze de sadece 17 dakika uzaklıkta. Sahil şeridini takip edip kısa bir tırmanmadan sonra bu manzaraya ulaşıyorsunuz.

Ayvalık Şeytan Sofrası
Ayvalık Şeytan Sofrası

Araçlar için 5 lira otopark ödenebileceği gibi biraz aşağıya arabanızı bedava da parkedebilirsiniz. Sezonda iğne atsanız yere düşmez ama. Manzarayı görebilmek bile mesele oluyor bırakın fotoğraf çekmeyi. Gün batınca da herkes alkışlar bu durumu. Başka yerde denk gelmedim böyle bir şeye.

Ayvalık Şeytan Sofrası
Ayvalık Şeytan Sofrası

Şeytanın ayak izi olduğu düşünülen bir çukur var. Efsaneye göre bir iz burada diğeri Midilli Adası’nda. Adımını öyle kocaman atmış işte. 

Ayvalık Şeytan Sofrası
Ayvalık Şeytan Sofrası

Buranın mitolojide hikayesi şöyle geçmektedir: Zeus’un süt annesi İda , Zeus’a zarar vereceği gerekçesiyle Şeytanı kovar. Üç ayaklı olduğuna inanılan şeytanın bir ayağı İda dağı eteklerinde, bir ayağı Midilli adasında, bir ayağı da Şeytan sofrasındadır.

Ayvalık Şeytan Sofrası
Ayvalık Şeytan Sofrası

Bir diğer efsanede burada yaşamaya başlayan bir papaz yüzünden kuraklık olduğuna inanan hal papazı öldürmek için buraya gelir. Papaz bir sofra hazırlar. Kuraklıktan aç olan halk sofrayı görünce papazı unutur. Papaz bu esnada kaçar.

Ayvalık Şeytan Sofrası Günbatımı
Ayvalık Şeytan Sofrası Günbatımı

Ayvalık’ın Daracık sokakları ve Taş evleri

İki kocaman dalış dolu günü ardımda bıraktım. Son Ayvalık sabahım da bana kalan sokaklarda hasret gideriyorum. Cafe Caramel seneler önce arkadaşlarımla dolaşırken rastlayıp çok sevdiğim bir yer olmuştu. Sonraki gelişlerde hep kapalı bulduğumuz cafe kapanmamış aslında.

Ayvalık Cafe Caramel
Ayvalık Cafe Caramel

Biz hep pazara denk gelmisiz. İçerisi senelerce özenle toplanmış eşyalarla antika müzesi adeta. Ayvalık da bit pazarını sorun. O sokağın hemen başında burası. Harika lezzetler tadabilirsiniz. Ben damla sakızlı kahvelerini içtim. Mavinin her tonuna doydum, hasret giderdim.

Ayvalık Cafe Caramel
Ayvalık Cafe Caramel

Dalış sonrasında Ayvalık sokaklarını gezip birbirinden güzel butik dükkanlarında bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Fotoğrafçılar için cennet gibi olan bu sokaklarda zamanda yolculuk edebilirsiniz. Karadut ve koruk suyunun tadına bakabilirsiniz. 

Ayvalık'ın daracık sokakları
Ayvalık’ın daracık sokakları

Ayvalık tostçular çarşısında buraya özgü tostun tadına bakabilirsiniz. Ayrıca yine bu çarşının arka sokaklarında ki tarihi fırınlardan bir şeyler alıp muhteşem lezzetlerle tanışabilirsiniz. Yine o arka sokakların devamında ki Ayvalık Bit pazarını görmeden dönmemek lazım.

Ayvalık Bit Pazarı
Ayvalık Bit Pazarı

Özenle toplanmış eski eşyalar siz alıcılarını bekliyor. Uzun zamandır yolculuklarımda bir şey almamaya çalışıyorum artık. O muhteşem kahve fincanlarından almadan oradan çıkabildiğime hala inanamıyorum. Bankaların olduğu tarafta deniz tarafında çarşının içindeki Mehmet Usta’nın Yeri diye küçücük bir dükkan var. Ev yemekleri yapıyor.

Ayvalık Cafe Caramel
Ayvalık Cafe Caramel

Eşiyle birlikte işletiyor. Orada bir kabak çiçeği dolması yemeden dönmeyin mesela. Çok erken bitiyor. Ya vakitli gidin ya da arayıp ayırtın. 0266 312 66 56 numaraları. Gidin bir sohbet edin. Gözünün içinin bile güldüğü insanlarla tanışın. 

Ayvalık Cafe Caramel
Ayvalık Cafe Caramel

Kırmızı Mercan fotoğrafları için Divefan Öztan Hocam’a teşekkürlerimle…

  • Kaz Dağları
  • Balık Balık Restoran
  • Balık Balık Restoran
  • Lapseki Feribotu
  • Lapseki Feribotunu kullanırken
  • Ezine Köy Yolları
  • Pembe Göl arayan Bahar
  • Sadece Temmuz Ağustos da pembe olan Pembe Göl
  • Sadece Temmuz Ağustos da pembe olan Pembe Göl
  • Bir taraf deniz uçsuz bucaksız
  • Pembe Göl

Dünya da dokuz tane Pembe Göl var. Bunlardan bir tanesi de Türkiye de. Ezine de ki Dalyan Köyü’nde bulunan Pembe Göl sadece sıcak aylarda pembe oluyor. Göl bölge halkı tarafından tuz gölü olarak da biliniyor. Pembe Göl’ü duyduğumdan beri görmek için görmek için deli gibi bir istek duyuyorum. Yakınlarında olduğum anda da pembe olmasa bile gidip görüyorum.

Yola Düşme Hikayesi

Kanyon eğitimlerim bittiğinde artık yaz da gelmiş oldu. En son eğitimden sonra da ayağımı sakatladığım için bir sonraki kanyon geçişi benim için hayal oldu. Tekneyi sattığımdan dolayı artık evde yaşıyorum. Yaşayamıyorum mu desek. Bir gece geliverdiler. Elime geçirdiklerimi bir bavula tıkıp kendimi yola salıverdim.

Balık Balık Restoran
Balık Balık Restoran

Aslında şöyle oldu. Birkaç haftadır evde sıkılıp uyuyamayan bir Bahar varmış. Bir gece yine uyuyamayınca sabahın köründe yola düşüvermiş. Nereye gittiği, nerede kalacağı, ne yiyeceği belli değilmiş. Yol onu Evreşe de ki Kocaçeşme köyündeki tanıdığı Derya Bey’in restoranı Balık Balık’a çıkarmış. Yunandakinden daha lezzetli bir menüsü varmış.

Balık Balık Restoran
Balık Balık Restoran

Biraz mola, sohbet ve kahvaltı sonrası Lapseki’den karşıya geçerken feribotun kaptanı Ali Kaptan’la tanışmış. Ali Kaptan feribotu kullanmasına izin vermiş. Feribottakilerin bundan haber varmıymış? Yokmuş bence. Sonra Lapseki Kumada’da bir mola vermiş. Orada ok tatlı Dilara ve annesiyle tanışmış. Yunuslarla yüzmüş, serinlemiş ve yola devam etmiş.

Lapseki Feribotunu kullanırken
Lapseki Feribotunu kullanırken

Masal gerçeğe dönsün artık. Çanakkale üzerinden Ayvalık‘a inmeyi hedefledim ilk etapta. Müziklerim, kendim ve neşem yollardaydık. Naviyasyon en fazla 5 saat verir bu yolu. Peki Bahar 20 saatte nasıl gitti? Yolda verdiği molalar, tanıştığı insanlarla biraz uzun sürmüş olabilir evet ama çok keyif aldığım gerçeğini değiştirmiyor.

Ezine Köy Yolları
Ezine Köy Yolları

Pembe Göl

Lapseki’den sonra kış aylarında bir gazete haberinden okuduğum pembe gölün peşine düşüyorum. Ezine’den Geyikli tarafına köy yollarına sapıyorum. Çalan müziklerim, masal gibi dönen rüzgar gülleri, sararmış otlarla başka bir diyara ışınlanmış gibi hissediyorum. Daracık bozuk yollarda çok fazla araç da geçmiyor. Öyle olunca da adım başı durup fotoğraf çekiyorum. Yolun ortasında arabayı bırakıp fotoğraf çekebilme özgürlüğüm var.

Pembe Göl arayan Bahar
Pembe Göl arayan Bahar

Bir çok köyden geçiyorum. Köy kahvelerinde adres soruyorum. Tek başına bir kadının neden pembe bir göl aradığını, Pembe Göl diye bir şey mi varmış bakışlarını tebessümle karşılıyorum. Durağan hayatlarına yeni bir mevzu kattığım için mutluyum.

Sadece Temmuz Ağustos da pembe olan Pembe Göl
Sadece Temmuz Ağustos da pembe olan Pembe Göl

Bu ufak göl, içerdiği yoğun tuzdan dolayı kırmızıya çalan bir renkteymiş. Halk arasında Tuz Gölü olarak da anılıyor Yani dünyada ki 8 pembe gölden biri Türkiye’de ve kalp şeklinde. İnternette ki haberlere inanmayın. İnternette ki bilgilerde marttan itibaren kırmızı renge büründüğü yazıyor ama gördüğünüz gibi haziran ayındayız ve pembe değil hala.

Sadece Temmuz Ağustos da pembe olan Pembe Göl
Sadece Temmuz Ağustos da pembe olan Pembe Göl

Gitmeden önce tabi ki muhtarlıktan tutun da Face gruplarına kadar aramadığım konuşmadığım kimse kalmıyor. Pembe renge sıcak aylar da ancak Temmuz ağustos aylarında kavuştuğunu gitmeden biliyordum. Yine de bu kadar yakına gelince gidip görmek istiyorum.

Pembe Göl
Pembe Göl

Pembe Göl’e Nasıl Gidilir?

Çanakkale’nin Ezine ilçesine bağlı Geyikli’den sonra ki Dalyan Köyünün içinden yukarıya çıkıyorsunuz. Köye beş dakika mesafede. Pembe göl dedikçe herkes şaşkın şaşkın bakıyor bana.

Bir taraf deniz uçsuz bucaksız
Bir taraf deniz uçsuz bucaksız

Dalyan Köyü’nün içinden yukarı çıkıp toprak yolda hep sağ yaparak bir beş dakika gittiğinizde göl solunuzda kalıyor. Bir tepenin üstünden aşağıda ki gölü seyrediyorum. Tabi ki rengi pembe değil. Çok rüzgarlı bir havaya denk geldim. Gerçi buralar hep rüzgarlıdır.

Kaz Dağları
Kaz Dağları

Yabani otlara dikkat edin. Bir spor ayakkabısı giyip göle inebilirsiniz. Benim ayağım sakat olduğundan hala ayakkabı giyemiyorum. Göl kenarındaki antik kalıntılar var. Burası eski bir yerleşim alanıymış eskiden. Alexdra Troas Antik Kentinin limanıymış.

Lapseki Feribotu
Lapseki Feribotu

Bir gün gelecek ve burası da kazılacak. Ortaya çıkacak şehri çok merak ediyorum. Bir tarafta uçsuz bucaksız deniz, diğer tarafta kalp şeklinde bir göl ve antik kalıntılar. Şuan pembe rengine denk gelemesem de bu pembe göl beni yine çağıracak biliyorum.

  • Bu yazı günü geldiğinde güncellenmek üzere bir yola çıkış hikayesi olarak yazıldı. İnternetten pembe hallerini bulup yayınlamak istemedim. Kendi çekmediğim fotoğrafları hiç kullanmadım şimdiye kadar. Bir gün gelir pembe hallerini de fotoğraflarım.
  • KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu'na gidiyor
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • Sülüklü Göl, Spil Dağı
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu'na gidiyor
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
  • Kamp Ateşinin sıcağı yüzüne vuranlar
  • Kamp Kahvaltı
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkış
  • Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
  • Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Kad Kanyon Ekibi
  • Kad Kanyon Ekibi
  • Kad Kanyon Ekibi
  • Yarıkkaya Küçük Kanyon
  • Kad Kanyon Ekibi Kamp Alanı
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Yarıkkaya Kanyonu, Mağara
  • Yarıkkaya Kanyonu
  • Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Sülüklü Göl, Manisa kamp ateşi
  • Sülüklü Göl, Manisa
  • Yarıkkaya Kuru Kanyonu

Uzun bir süredir kanyon geçiş eğitimindeyim. Kuru kanyon eğitimi için Manisa’da Yarıkkaya Kanyonu’na geldik. Yarıkkakaya Kanyonu bu tarz eğitimler için tam bir eğitim kanyonuymuş. Yarıkkaya’da bizi neler beklemiş, neler yapmışız, yine kendimi nasıl bir şeyin içine sokmuşum? İşte size Yarıkkaya Kanyonu macerası

nerdesinbahar
nerdesinbahar

 

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali 

 

 

Spil Dağı Efsanesi 

Bu sefer Şehzadeler şehri, Tarzan’ıyla ünlü Manisa’da Spil dağında kamp yapıcaz ve ertesi gün Yarıkkaya Kanyonu’nu geçicez. Yani kısacası tam 83 kişi son derece hevesli bir şekilde kendini uçurumlardan atmak için Spil Dağı yolunda. Kamp alanımız Spil Dağı’ndaki Sülüklü Göl. Sapsarı çiçekler açmış gölün etrafında çadırlarımız yerini alıyor hemen. Spil Dağı’ndan başlayan inişler Turgutlu karayolunda son bulacak.

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Spil Dağı‘nın efsaneleri var tabi. Tanrıça Niobe‘nin yedisi kız yedisi erkek olmak üzere on dört çocuğu varmış. Tanrıça Leto’nun ise sadece Apollo ve Artemis adlarında iki çocuğu bulunuyormuş. Niobe doğurganlığıyla övünürmüş. Niobe‘nin övünmeleri Leto‘yu kızdırınca çocuklarına Niobe‘nin cezalandırılmasını söylemiş.

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Artemis ve kardeşi Apollon, Spil Dağı‘ndan attıkları oklarla Niobe‘nin çocuklarını öldürmüşler. Niobe çocuklarının başında ağlamaya başlamış ve Zeus‘a kendisini çocuklarının başında taşa döndürmesini istemiş. Zeus da bu isteğini yerine getirmiş ve Niobe‘yi Spil Dağı eteklerinde bir taşa çevirmiş. Ağlayan Kaya efsanesi bu şekilde. Efsanelerde tarih gibi acılarla dolu. Tanrıların evinde kamp alanımız. 

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Sülüklü Göl Kamp Alanı

KAD Kanyon Ekibi‘yle gecenin bir yarısı yine yollardayız. Oldukça kalabalığız. Malzemelerimiz bizden daha kalabalık. Aracın içi bile komple çanta ve malzeme dolu. Adım atacak yer yok. Daha önce kampa böyle toplu taşımayla da gitmedim. Alışmaya çalışıyorum.

Sülüklü Göl, Spil Dağı
Sülüklü Göl, Spil Dağı Kamp Alanı

Spil Dağı eteklerindeki Sülüklü Göl‘e bahar gelmiş. Sapsarı çiçeklere papatyalar karışıyor. Bulutlar Spil Dağı‘yla raks ediyor. Hemen etrafa yayılıp kendimize rüzgarsız bir yer bulmaya çalışıyoruz. Bunca yıllık kamp hayatımda ilk defa matta yatıcam. -35 uyku tulumumla üşümemeyi hedefliyorum.

Yarıkkaya Kuru Kanyonu
Yarıkkaya Kuru Kanyonu

Çadırımızı kurduktan sonra biraz vücudu topraklama zamanı. Gölde o kadar çok kurbağa var ki. Biz göle yaklaştıkça zıp zıp atlıyorlar. İlk gölü gördüğümüzde biz burada yüzeriz demiştik arkadaşımla ama hiç niyetimiz yok.

Kad Kanyon Ekibi
Kad Kanyon Ekibi

Loç Vadisi aktivistleri yine bizimle. Loç Vadisi benim bu spora başlama sebebim Valla Kanyonu’nun çıkışında bulunan köy. Bu köyde yaşayanlar o kanyonu hiç geçmemiş ama yok olmaması için sekiz yıldır mücadele içindeler. Sarı yazmalarıyla kamp alanında yerlerini alıyorlar. Her şeyi betonla kaplayan zihniyet bir gün bir yerde durur ve bu durduğu ilk nokta Loç olur ümidiyle bu cuma çıkacakları mahkemede sonuna kadar yanınızdayız diyoruz. 

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Yarıkkaya Küçük Kanyon

Kısa bir dinlenme molasından sonra küçük kanyonda deneme yapmak için yola düşüyoruz. Doğa benim evim ve evime bahar gelmiş. Her yer yemyeşil, mis gibi kokuyor. Çiçekler sapsarı. Kendimizi çiçeklerin üstüne atmaktan alıkoyamıyoruz.

Kad Kanyon Ekibi
Kad Kanyon Ekibi

Yol yorgunluğunun üstüne küçük kanyonda inişler gerçekleştiriyoruz. Bu sefer sonumu düşünmek istemiyorum. Gün sonu yardan inmekten daha çok kamp alanına geri dönmek yoruyor.

Kad Kanyon Ekibi
Kad Kanyon Ekibi

Geldiğimizde yemekler hazırmış ama biz uzaktan bakınca ateş göremeyince önce fındık fıstıkla karnımızı doyuruyoruz. Hava kararmaya yakın da kamp alanına gidiyoruz. Oysaki yemekler çoktan hazırmış. Ateş tüm güzelliğiyle yanıyormuş. Uzunca da bir yemek kuyruğu varmış.

Yarıkkaya Küçük Kanyon
Yarıkkaya Küçük Kanyon

En Sevdiğim Şarkılı, Türkülü, Ateşli Kamp Geceleri

Obamızın başı Meral hanım yine işbaşında. Yavrularını doyurma peşinde. Bu seferde yemek hazırlanırken iştirak edemiyorum. Yiyici takımdayım yine. Yemekler yenip çay faslına geçilirken katılımcılardan biri sazını diğeri bendirini alıyor. Başlıyor çalıp söylemeye. Hayatımda gördüğüm en kocaman saz, sahibi de kocaman gerçi.

Kad Kanyon Ekibi Kamp Alanı
Kad Kanyon Ekibi Kamp Alanı

Ateş, müzik, gözüme kaçan dumanlar, mis gibi is kokmama rağmen hiç bir şey keyfimi bozamıyor. Saz çalan arkadaşın yanında kendime dumansız ve sıcak bir bölge ararken ittirip durmuşum o çalarken. Şarkı arasında beni uyarınca beni bir gülme alıyor. Bende beni birisi ittiriyor sanıyorum. Meğer ben ona çarpıp geri geliyormuşum. Arkadaşın kocaman olduğunu söylemiş miydim?

Kamp Ateşinin sıcağı yüzüne vuranlar
Kamp Ateşinin sıcağı yüzüne vuranlar

Aslında kampta olduğumuz gün Türkiye‘den de görülebilen en büyük meteor yağmuru var ama biz öyle yorgunuz ve sabah o kadar erken kalkıcaz ki yatmayı tercih ediyoruz. Aklım da kalmadı değil ama bazen hepsi bir arada olamıyor.

Sülüklü Göl, Manisa kamp ateşi
Sülüklü Göl, Manisa kamp ateşi

Gece çadırın yanında bir çay çorba lafları duyunca bir zıplayıp saatime bakıyorum. Sabah oldu da uyuyakaldım beni bırakıp gittiler diye korkum. Meğer çadır komşularımız gelmiş ve azıcık sessiz olsalar ne iyiymiş.

Bahar Yeter Artık, Bu Son Olsun Dediğim Anlar

Sabaha karşı donmalarım titremelerime karışıyor. Böyle üşüyünce insan daha bir cenin poziyonuna bürünüp daha bir hareketsiz kalıyor. Bu da daha çok üşütüyor. Gül ve ben büzüşmüşüz resmen. Saatin çalmasıyla ayaktayım ama sanırım hiç mutlu değilim.

Sülüklü Göl, Manisa
Sülüklü Göl, Manisa

Bahar yeter artık, bu son olsun” diye kalkıyorum. Hala donuyorum. “Bunu da yap sonra emekli et kendini” diyorum. Üşüyorum, uykum var, boynum tutulmuş, yerde uyumayı sevmedim.

Kamp Kahvaltı
Kamp Kahvaltı

Mızmızlanmaya vaktim yok. Giyinmeliyim. Çadırı toplamalıyız. Uyku tulumları, eşyalar, kap kacak… Topla topla bitmiyor. Araca eşyaları taşı taşı bitmiyor. En sonunda kamp alanında kahvaltı için oturunca bir derin nefes alıyorum ve sabah kalktığım zamanki duygularımdan eser kalmıyor.

KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu'na gidiyor
KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu’na gidiyor

Hocalardan Şahin “su dökünde yüzümü yıkayayım” deyince de beni bir gülme alıyor. Kamp alanında ne yüz yıkaması. En son evden çıkarken yıkamıştık ya işte. Kamp alanımızda tamamen doğayla başbaşayız. Bir tesis yok. Wc yok. Sadece küçük bir çeşme var.

KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu'na gidiyor
KAD Ekiibi Yarıkkaya Kanyonu’na gidiyor

İlk sorduğumda 45 dakika sonra çıkarız lafını İbrahim hocamın ağzından aldım ya o hep 45 dakika artık. Aradan yarım saat geçmiş ama hala kim sorsa 45 dakika kaldı diyorum. Güle oynaya düşüyoruz yola. 5 ayrı gruba ayrıldık. Ben öncü gruptayım.

Yarıkkaya Kanyonu

Yarıkkaya Kanyonu için bir saate yakın yürümek gerekiyor. Sabah 8 civarı başladığımız kanyondan 4 civarı çıkmayı hedefliyoruz. Grubumuzda iki tane de çocuk var. Bizden daha cesaretli ve başarılı oldukları gerçek.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Eski yıkık ağılın oradan hemen sonra kanyon başlıyor. Daha önce öğrendiklerimiz ve bir gün önce yaptığımız pratikle artık daha bir korkusuz çaylaklarız. Aşağılara bakmıyorum. Otomatikte, karabinamda ki sekizlimi çıkartıp ipe doğru girmeye çalışıyorum.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Grubumuzdaki çocuklar ne kadar şanslı. Biz bu yaşımızda bunu yapmaya çalışırken onlar hayata ne kadar erken başlıyor. Yerinden kımıldamaya korkan annemle pantalonu kırışır diye oturmayan babam aklıma gelince hiç şansım yokmuş diye düşünüyorum. Benim gibi bir annenin de hiç bu taraklarda bezi olmayan bir çocuk kısmeti. Hayat böyle.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

127 Saat Filminin İçindeyim Adeta, Biri Beni Buradan Çıkarsın

Tam 27 kere irili ufaklı uçurumdan kendimizi aşağı atmamız gerekiyor. İki tanesi var ki gerçekten korku filmi gibi. İnsan ” bunu neden yapıyorum ki” diye sorguluyor. “Hocam biz buradan nasıl inicez” diyorum. Birinden “kütür kütür inicez” diye bir laf çıkıyor. Gel de gülme. Sinirlerim zaten oynamış yerinden, zembereğim şaşmış, çeneme vurmuş durmadan konuşup gülüyorum.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

127 saat filminden bir kare sanki karşımdaki ve o filmin kahramanları bizleriz. İki yar arasına sıkışmış bir kaya ve biz o kayanın tam altından metrelerce aşağı inicez. Oradan inmekten başka çaremiz de yok. Geri dönemeyiz. Kız çocuğumuzun gözyaşları içimi acıtıyor. Bacaklarının titremesi, sarkıttığı alt dudağı, ıslatmamak için uğraştığı güzel kirpikleri ölsem aklımdan çıkmaz artık.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Diğer çocuğumuzu tutabilene aşkolsun. İbrahim hocam diyor ki “bir iki seneye ölmezsen çok güzel bir hayatın olacak“. Öyle zapdedilemiyor ve fazla korkusuz.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

İpe güven, ipe güven tamam güveneyim de Allahım neden burası bu kadar yüksek? neden ayağımı koyacak bir yer yok? İki dizim yerde yüreğim de tam ağzımda içimden kendime ettiğim küfürler kulağımda “lanet olsun dostum, Biri beni buradan çıkarsın” diye diye iniyorum.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

O negatif iniş denilen şey var ya, işte o lanet şey yüzünden o kadar toplamama rağmen saçlarım çatır çatır yolunuyor. Negatif inişlerden nefret ettiğimi söylemiş miydim?

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Negatif iniş; yardan aşağıya kendinizi sarkıttığınızda kayanın altının boş olması. Diğer inişlerde düz bir duvarda ayaklarınızın tabanını duvara basa basa inerken bu inişte kendinizi bir ipin ucunda boşluğa salma hali. Sevmemekte haksız mıyım?

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

İnsan bir bir inince de bir rahatlıyor ki anlatamam. İki dağ arasındaki bir yarıktayız. Gökyüzü tepelerde bir yerlerde. Güneşte var dışarıdaki dünyada ama bize yok o güneş. Allahın unuttuğu bir yerde iki dağ arasında bir ipin ucundan durmadan kendimizi uçurumlara sarkıtıp duruyoruz. Her inişte de bir mutlu oluyoruz. Böyle anlatınca ne kadar saçma geliyor değil mi? ama değil işte. Sınavımız kendimizle.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

Hani bir yerlerde bir yükseklik korkusu vardı. Nereye gitti o? Hiç düşünmeden kendimi atıp atıp duruyorum yarlardan aşağıya. Yükseklik ve korku kelimelerim ayrılmış farkında olmadan. Şükür

Yarıkkaya Kanyonu Mola

Mağara denilen genişçe bir alanda mola veriyoruz. Her grup arkadaki ile peşpeşe gidiyor. Birbirinden sorumlu. İkinci grupta yakalıyor bizi molada. Bir şeyler yiyoruz ve dinleniyoruz. Benim bedenim böyle etkinliklerde dinlenmeyi ve yemeyi sevmez hiç. Ne kadar dinlenme o kadar vücut soğuması, adrenalin düşmesi ve yorgunluk getirir.

Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
Yarıkkaya Kanyonu. Mağara

Bu seferde farklı olmuyor. Bir de ne yediysem, her eğildiğimde ağzıma geliyor. İkinci etap benim için daha zorlu artık. Yorulduk tabi ve çok bekledik. Benim gibi sabredemeyen birine hayat beklemeyi öğretiyor. Mağara denilen yerde definecilerin kazdığı bir yer var. Hocalarım gösteriyor. Zmanında buralar hep defineciler tarafından kazılmış. Bir şey bulan oldu mu acaba?

Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
Yarıkkaya Kanyonu. Mağara

Aynı zamanda biri oraya bir incir ağacı dikmiş ve yanına bir not bırakmış. “Gelip geçen sulasın, önümüzdeki yıllar gelip geçerken meyvesini yeriz” yazmış. Ne güzel insanlar var.

Yarıkkaya Kanyonu. Mağara
Yarıkkaya Kanyonu. Mağara

Bir de Ahmet gerçeği var bizim grupta. Adam buralarda büyümüş olmalı. Kask takmayı reddeden, eldiven kullanmayan bir Ahmet. Gül’le beni inersiniz buradan deyip, biz de hangi akla hizmetle inanıp peşinden patır patır atlayıp da kendimizi dağa taşa çaktığımız foto Ahmet.

Yarıkkaya Kanyonu, Mağara
Yarıkkaya Kanyonu, Mağara

Sayesinde en kolay yerlerde yerlere çakılıp kayalarda kafamızı sektirdik. Pişman mıyız? Asla. Her şey bize bir şey öğretiyor. Kendi güvenliğini kendin düşün, kendin al. Bizim çok güzel fotoğraflarımızı çeken Spiderman Ahmet bu şekilde inip bir de geri tırmanıyor. Hızına yetişebilene aşk olsun. En son tepelerden bize öpücük gönderiyordu. Seni unutmayacağız Ahmet.

Yarıkkaya Kanyonu
Yarıkkaya Kanyonu

27 iniş her bir insan için 27 ayrı ipe girişi kontrol demek. Sadece bizim grup 16 kişi. Bir de buna biz çaylakların fotoğraf aşkı eklenince, emniyetçiye “hocamm emniyet, bir foto şeyettircez de” demelerimiz ve bu ricamıza hiç gık dememeleri. Suat Hocamın beni havada asıp da “bahar yeni yazı ne zaman, en güzel beni yazacaksın yoksa salmam” şakaları unutulur mu? İyi ki varsınız.

Yarıkkaya Kanyonu, yıkık ağıl
Yarıkkaya Kanyonu, yıkık ağıl

Yarıkkaya Kanyon Çıkışı

Saatler süren geçişte sonlara doğru artık dizlerim beni taşımıyor. Kanyonun içinden uzaktaki evi ve otobanı görmek çok şaşırtıcı. Hem bu kadar bakir hem de dış dünyanın hemen yanı. Dışarıda bir hayat var ve biz başka bir dünyadan oraya bakıyoruz. Sanki hep orada yaşayacakmışım gibi hissetmişim demek ki.

Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
Yarıkkaya Kanyonu çıkışı

Kanyondan sallana sallana zafer kazanmış edalarıyla bir çıkışımız var. Yok böyle bir keyif. Tüm yorgunluk, sabah hissettiğim duygular her şey çok uzaklarda. Bir hedefim var ve bu hedefe giderken bir engeli daha aşmanın rahatlığı var. Başarmak ve kendinle olan savaşından galip çıkmak nasıl güzel bir duygudur.

Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
Yarıkkaya Kanyonu çıkışı

Korkularının üstüne üstüne gidip bir hiç olup hayatta sahip olduklarımızın aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlamak… sıcak bir ev, rahat bir yatak, dört duvarı olan bir tuvalet bile şükretmek için yeterli değil mi?

Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
Yarıkkaya Kanyonu çıkışı

Yaptığım hiç bir spor için bu kadar eğitim almadım ben. Normalde bu sporu da yerinde öğrenip yapıp rafa kaldırmam gerekirken neden bu kadar eğitim? Bilmiyorum ama ben bu ekibi sevdim ve bir kere bir şeyi de usulüne göre yapmaktan keyif aldım.

Yarıkkaya Kanyonu çıkış
Yarıkkaya Kanyonu çıkış

Hocalarımıza hakikaten sabırlarından dolayı teşekkür etmek lazım. 83 kişiyi kanyona intikal ettirmek, hepsine tek tek teknik malzeme temin etmek,daha ilk günden tepenin başında ipe sokmak, aksam üç kap yemek çıkartabilmek, bu yemeklerin alt yapısı için herkesin eline notlar verip markete yönlendirnek, hastaya şifa olmak, sabah erkenden kahvaltıyı hazırlayıp takımları sırasıyla kanyona sokmak ve hiç kimsenin burnu bile kanamadan faaliyeti bitirip sağ salim evlerine teslim etmek. İşte mükemmelik budur.

Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
Yarıkkaya Kanyonu çıkışı
  • Şahindere Kanyonu, Altınoluk

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Altınoluk sahilde miskin miskin plajda güneşlenirken bir arkadaşa denk gelip tavsiyesini aldığımız Şahindere kanyonuyla birden bire canlanıveriyoruz. Şahindere Kanyonu Kaz dağlarının bacasıymış ve Şahindere kanyonunun buz gibi bir suyu varmış. Çok merak uyandırınca ertesi gün gitmeye karar veriyoruz
 

Şahindere Kanyona Ulaşım

Şahindere Kanyon girişi
Sabahın erken saatlerinde önce Altınoluk köyüne çıkıp, Edremit körfezi manzaralı bir yer bulup, harika gözlemeleriyle kahvaltımızı ediyoruz. Sonrasında hemen kanyon yolundayız. Altınoluk Yapı Kredi bankasının sağından girdiğinizde yol sizi götürüyor. Kanyonun çok yakınına kadar evler siteler kurulmuş durumda. Hatta insanlar sabah yürüyüşlerini kanyona doğru yapıyor. Zeytin ağaçlarının içinden kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz. Yolu bulması çok zor değil. Çok az bir miktar ödeyip, arabamızı park edip yürümeye başlıyoruz.
Şahindere Kanyonu’nun Manzaralarına Doyulamıyor

Şahindere Kanyonu Kaz Dağlarının Bacası

Kaz Dağları Milli Parkı içinde olan kanyon 26 km uzunluğunda. Normalde izinsiz kanyonda yürüyüş yapmak tehlikeli ve yasak.  Bölgeyi bilmeyenler kanyonda çok kolay kaybolabilirmiş. Şelaleye kadar yürümek için rehber almak gerekmiyor.  Diğer kanyonlar gibi ahşaptan yürüyüş yolları yok.  Dünyanın oksijen yoğunlaşması olarak en zengin yerlerinden biri olan Kazdağları bunu kanyonlarına borçlu. En çok da Şahindere kanyonu bir baca görevi yapmakta. Denizden aldığı iyotu dağın zirvesine taşıyor, yamaçlardaki dağ havasını da sahile. Böylece bölgede büyük bir oksijen çadırı oluşuyor.

Şahindere Kanyonunun içi fotoğraf için çok elverişli
Bu özelliklerinden dolayı endemik bir yapıya sahip 800 civarı bitki çeşidi bulunuyor. Şahindere kanyonunda pek çok şifalı ot bulunuyor ama toplamak yasak. Eğer meraklıysanız ancak fotoğraflarını çekebilirsiniz. Mis gibi havayı ciğerlerimize çeke çeke, muhteşem manzaralardan geçe geçe, buz gibi suların içinde yer yer suya atlayarak, fotoğraf çekerek ilerliyoruz.

 

Kanyonda suya komple girmeden de yürüyebilirsiniz

İsterseniz suya girmek zorunda değilsiniz.  Dizinize kadar paçanızı sıvamanız yeterli. Benim gibi suya girmeyi seviyorsanız mayonuz havlunuz ve derede yürümeye elverişli ayakkabılarınız mutlaka olsun.  Terlikle zor bir yürüyüş olur.

 Kanyonun içinde yer yer sudan geçmeniz gerekebiliyor.

Şahindere Kanyonunda Yüzmek gibisi yok

Ben her zamanki şelale ve gölde yaptığım gibi elbiselerimle atlıyorum suya. Burada ateş yakmak yasak ama piknik yapabilirsiniz. İlk girişte piknik masaları var ama ilerledikçe yok. Lütfen çöp bırakmayın. Yarım saat gibi bir sürede müsade edilen şelaleye kadar yürüyoruz. Burada kendini suya atmamak mümkün değil. Havuzlarda ki gibi renkli fayanslarla verilen bir renk değil bu. Doğanın koynundayız ve her şey doğanın bir şaheseri. 

Şahindere Kanyonu ve Buz Gibi Suları

Kireçsiz bir suyu bulunan kanyon masmavi ve buz gibi suyuyla bizi kendine hayran bırakıyor. Şelale dediysem çok heybetli yukarılardan dökülen bir su gelmesin aklınıza. Küçücük bir yerden çağlıyor ama döküldüğü yerde oluşan gölcük hem manzarasıyla hem de yüzmek açısından gerçekten harika bir yer.

Şahindere kanyonunda daha öteye gitmeye izin yok

Etrafı kayalık ve yemyeşil ormanların içindeki bu yer oldukça geniş. Kanyonun buz gibi suyunda üşüyünce güneşte ısınabileceğiniz yerler var. Kaz dağlarının oksijenine, Şahinderesi kanyonunun buz gibi sularına, mavi ve yeşilin kaynaşmasına veda edip gitme zamanı.

 

Eğer yolunuz o taraflara düşerse mutlaka uğramanız gereken bir yer. Tüm gün geçirilebileceği gibi birkaç saatte gezip çıkabileceğiniz bir yer. Altınoluk’tan Akçay istikametine giderken Altınoluk çıkışına doğru olan yolda solunuzda kalan dağlara iyi bakın. Dışarıdan hiç belli olmuyor ama içerisinde gizli bir cennet var. 

Aklımda kalanlar: Hiç çöp olmaması, kanyonun buz gibi masmavi suyu, şelalesi, yemyeşil ağaçları ve enteresan kökleri

 
  • Pamukkale Travertenleri

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

 
Çocukluğumun Pamukkale’si, bir masal diyarı daha. Benim masallarım peri bacaları, ve Pamukkale travertenleriydi. Bu iki yeri de seneler önce gördüm ama Pamukkale yarım kalmıştı. Salda’ dan Pamukkale’ye geçelim diye biraz yalvarmış olabilirim. 
 
 

Pamukkale’ye Ulaşım

Bunda ziyaret saatinin yaz saatiyle 20:00′ ye kadar uzaması da etken tabi. Salda Gölüyle Pamukkale arası bir buçuk saat kadar sürüyor. Pamukkale’ye girince sağdan hemen bir yol var, yanılmıyorsam kuzey kapısıydı. Müze kartı olanlar için ücretsiz. Benim banka kartım bu işi hallediyor zaten. Aksi halde giriş 35 lira, her gün açık.

Pamukkale Hierapolis Antik Kenti
İçeri girmeden turizm bürosundan bir harita alırsanız ne tarafa gideceğinizi planlayabilirsiniz. Bizim gezmek için üç saatimiz var ve ben deli gibi antik havuz sayıklıyorum. Bir önceki gelişimde sadece travertenleri ve arkeoloji müzesini gezip dönmüştüm. Aradan geçen altı yılda altı milyon kez sayıkladığım antik havuz. UNESCO Dünya Miras Listesi’n de yer alan ve dünyada eşi benzeri olmayan 2500 yıllık Pamukkale Hierapolis Antik Kenti’nin içerisindeyim.

 

Pamukkale Hierapolis Antik Havuz

Adım başı tabelalar sizi yönlendiriyor zaten. Yanımdaki kimse daha önce buraya gelmediği için onlara hızlıca travertenleri gösterip tekrar geri gelmek üzere antik havuza sürüklüyorum çünkü hem deli gibi merak ediyorum hem saat altı da kapandığı söyleniyor.

Pamukkale Hierapolis Antik Havuz

Kleopatra havuzu olarakta bilinen havuz antik kentin içerisinde ama orasının girişi ayrıca ücretli. 32 lira veriyorsunuz ve size bir dolap veriyorlar. Sonra havuzdayız. Termal bir su, ılık. Dibi çakıl taşlarıyla kaplı. Kanaldan ilerleyip daha geniş bir alana çıktığınızda burada suyun altı depremlerle yıkılmış sütunlar, tarihi eserler dolu.

Pamukkale Hierapolis Antik Havuz

Havuzun bir kısmı dubalarla ayrılmış durumda, dubaların arkası derin. Köprünün altına denk gelen yerde suyun altında bir sütun var. Burada olay tamamen suyun altında olduğu için maskeniz olmadan gitmemenizi ve bir sualtı kamerası bulundurmanızı tavsiye edebilirim.

Pamukkale Hierapolis Antik Havuz

Burası özellikle Roma döneminde sağlık merkezi durumundaymış. Suyun altını üstüne getirip videolar fotoğraflar derken maskemi arkadaşıma veriyorum. Neden? Çünkü güzel kareler çıksın istiyorum. Derin kısma geçip suya dalıp sütunun yanına inme planlarım var. Dalıyorum ve yüzyılllar önce depremlerle yıkılmış koca sütuna dişimi çarpıp kırıyorum. Bunun bir videosu bile var. Kimsenin seyretmeye dayanamadığı bir diş kırılma anının canlı hatırası.

Pamukkale Hierapolis Antik Havuz
O sütunu yapanlar, depremlerle yerle bir olacağını, sular altında kalıp, yüzyıllar sonra bir Bahar’ın gelip orada dişini kıracağını bilebilir miydi!?

Pamukkale Travertenler

Havuz keyfimiz sekteye uğrasa da pes etmeyip travertenlere yöneliyoruz. Her yer İspanyol dansçıları ve çin ordusuyla kaplı. Ülkemizdeki kayıp turistler Pamukkale’de bulundu. Ne kadar güzel. Belki kendi ülkemizden giden gören bu kadar insan yoktur. Burası tüm dünya tarafından bilinen ve en çok ziyaret edilen yerler arasında. Ülkemiz için mutluluk verici bir şey bence. İlk başta her fotoğrafımın içine onlarca insan giriyor. Fotoğraflarımın arka fonunda insan kalabalığından pek hoşlanmıyorum.Temiz bir fotoğraf için biraz debelensekte oldukça başarılı oluyoruz.
Travertenler
Seneler önce geldiğimde travertenlerden bakınca aşağıda gözüken simsiyah göl ıslah edilmiş, masmavi bize bakıyor. Ne kadar sevindirici. Buraya ilk kez gelenler için tavsiyem, önce travertenlerin suyuna sonra antik havuza gitmeleri. Çünkü travertenlerin suyu aşağılara indikçe soğuyor. Yaz mevsiminde sorun değil tabi.
Travertenler

Travertenler kayaların çökmesiyle oluşuyormuş. Buraya verilen sıcak sular 365 derece ve içinde bolca kalsiyum ile karbonhidrat bulunduruyormuş. Su çıktığında havayla karışıp karbondioksit ve karbonmonoksit uçuyor ve travertenler üzerinde kalsiyum karbonat birikiyormuş. Bunlar beyaz renkli ve zamanla sertleşmiş ve kayalaşmış. Bu kayaları çökerten de sıcak sularmış.

 Travertenler

Travertenlere fazla su verince yosunlaşıp yeşeriyor, kuru kalırsa kararıyor. O sebepten aralıklarla su veriliyor. Bir zamanlar buraya gelen suların çoğu otellere verilmiş ve travertenler kararmıştı. O haberleri okuyup çok üzülmüştüm. Neyse ki yanlıştan çabuk dönülüp dünyaca ünlü Pamukkale travertenleri kurtarıldı. 

 Travertenler

Pamukkale Hierapolis Antik şehri

Harika fotoğraflar çekip, travertenlerin suyunda oynayıp antik şehre doğru yola koyuluyoruz. Bir tarihçi olmadığım için internetten açıp okuduğum bilgilere göre Frigyalılar zamanında kurulan şehir zamanla peş peşe yaşadığı depremlerle yerle bir olmuş ve sonra yeniden yapıldığında Roma mimarisi hakim olmuş. Hierapolis Antik Kenti M.Ö.3.yüzyılda kurulmuş.

Hierapolis Antik Şehri

Oldukça geniş bir alana yayılmış antik kente hamamlardan başlıyoruz ve sonra heybetli kapısından girip bir zamanlar Kleopatranın yürüdüğü ana caddesinden antik tiyatroya doğru yürüyoruz. Akşam saatleri olmasına rağmen hala sıcak. Yaz aylarında öğle saatlerine denk gelmemeye çalışın. Hakikaten zor olur. Yürürken bir yandan depremlerle yarılmış toprağı hala görebiliyorsunuz. Bunca zaman sonra bile.

Hierapolis Antik Kenti-Kleopatra’nın yürüdüğü yol

Pamukkale Antik Tiyatro

Hafif bir yokuş sonrası tiyatroya giriyoruz ve ben bakakalıyorum. Her şeyi araştıran ben antik tiyatronun hiçbir fotoğrafına bakmadığımı farkediyorum. Yapımı 150 yıl süren Akdeniz’de ki en önemli ve özgün Roma Tiyatrosu, 1800 yıllık antik tiyatro. Muhteşem bir gün batımıyla, mitolojik kabartmalarıyla beni kendine aşık, hayran bırakan antik tiyatro, sapasağlam tüm heybetiyle bize kucak açıyor. Sahnesine inmek yasak. Halbuki o sahneye çıkmayı ne çok isterdim. Seneler önce geldiğimde buraya gelmeyi reddeden arkadaşlarım yüzünden bunca sene görememiş, dokunamamış, yaşayamamış olmanın verdiği hayal kırıklığı var biraz. İnsan neden yalnız geziyor. İşte hep bu sebeplerden. Pek çok insana göre “sadece TAŞ” olan bu yaşanmışlıklar benim için çok kıymetli. Düşünsenize tarih kitaplarından okuyup bildiğimiz, bazı filmlerde canladırmalardan hayal ettiğimiz şeylerin gerçeğinin içindeyiz. Kleopatra‘nın benim oturduğum yere oturma ihtimali bile bana heyecan veriyor. 

Pamukkale Hierapolis Antik Tiyatro
Müze kapanmak üzere acele kapıya gitmeliyiz. Normalde bir gece Pamukkale’de kamp yapmayı planlamıştık. Travertenlerin hemen karşısında ki havuzlu otel bahçesinde kampa izin veriyor. Çadır ücreti 55 lira ve gün boyu otelin havuzu dahil herşeyden faydalanabiliyorsunuz. Karşınızda da muhteşem travertenler. Ancak benim kırık dişim yüzünden hemen geri dönüşe geçmeliyiz.
 

Allahtan antik kente girmeden gölün hemen karşısında yol sorduğumuz bakkaldaki Ali abi’nin hoş sohbetine dayanamayıp yanındaki dükkanda kokoreç yemişiz. Zira akabinde iki gün bir şey yiyemedim. Ali abi müzede herşeyin pahalı olduğunu söyleyip bizi bir güzel doyurup gönderdi. Hatta kedimize bile bakmayı teklif etti. Gezmenin en güzel tarafları bu güzel insanlar.

Travertenlerin şifalı suları ve bembeyaz tortularıyla pamuk gibi olup mecburi dönüşümüzle İstanbul’a yola koyuluyoruz. Dünyanın her yerinden insanın akın akın geldiği bu büyülü yeri görmediyseniz çok şey kaybediyorsunuz. 
 
 
 
  • Taşyaran Vadisi
  • Uşak
  • Uşak Ulubey Kanyonu
  • Uşak Ulubey Kanyonu
  • Clandıras Köprüsü
  • Clandıras Köprüsü
  • Clandıras Köprüsü
  • Kuladokya
  • Kuladokya
  • Taşyaran Vadisi
  • Taşyaran Vadisi
  • Taşyaran Vadisi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Uşak köklü kültürü, doğal güzellikleri, sıcakkanlı insanlarıyla görülmeye değer birçok güzelliğe ev sahipliği yapıyor ve insanı kendine çekiyor. Özellikle Uşak’ta Amerika’daki Grand Kanyon’dan sonra dünyanın ikinci en büyük kanyonu Ulubey Kanyon’u bulunuyor, hatta Türkiye’nin ilk hidroelektrik santrali de burada… Hayatımın belki de en mutlu zamanlarında İzmir’de arkadaşlarımın yanındayken aldığım bir telefonla kendimi otogarda buluverdim ve Uşak için yollara düşüverdim.

Bir Küçük Uşak Hikayesi

Daha bir ay önce Mısır’da dalarken tanıştığım Uşak’taki arkadaşlarımı görmeye gidiyorum. Akşam saati vardığım Uşak otogarından arkadaşım beni almaya geliyor. Şeker fabrikasının lojmalarında kalıcam. Girişteki güvenliğin hemen ardında ki tepe pancar aslında. Mükellef bir sofrayla karşılanıyorum. Meşhur Uşak tarhanasıyla ilk tanışmam. Mısır’da yarım kalan muhabbetlere Uşak’ta devam ediyoruz. Arkadaşlarımı görmeye gelmiştim ama bana Uşak’ı anlatmaya başlayınca gezme görme dokunma isteğim hemen devreye giriyor. Aracım yok, hafta içi, arkadaşlarım çalışıyor ve toplu taşımayla her yere gidilemiyor. Erol Hocam bana bir arkadaşını ayarlayabileceğinden bahsedince çok mutlu oluyorum. Şeker fabrikasının iki katlı evinin ahşap merdivenlerinden çıkarken öyle mutluyum ki. Sabah gözümü bir açıyorum, kar yağmış. Her yer bembeyaz. Sıkı sıkı giyinip kendimi bahçeye atıyorum.

 

Uşak
Uşak

Ulubey Kanyonu

İki katlı lojman evleri bahçeye serpiştirilmiş oyuncak evler gibi. Abdullah beyi beklerken pancar tepelerinin ve bahçenin fotoğraflarını çekiyorum bol bol. Abdullah bey Uşak milletvekilinin danışmanı. İlk önce “Ulubey Kanyonu’na gidelim” diyor. Daha önce adını duyan var mı? Bu kanyon Amerika’da ki Grand Kanyon‘dan sonra dünyanın ikinci en büyük kanyonu. 

Uşak Ulubey Kanyonu
Uşak Ulubey Kanyonu

Ulubey çayı ve Banaz çayı boyunca devam eden bir büyük kanyon ve bu kanyona bağlı daha küçük pek çok kanyondan oluşuyormuş. 45 kilometre uzunluğu ve 170 metreye varan derinliğiyle dünyanın 2’ci en büyük kanyonu. 2015 de Turizme açılmış ama Dokuzsele deresine akan fabrika atıklarından ve kirlilikten tam manasıyla değerlendirilemiyor. Düşünebiliyor musunuz? Amerika’da ki Grand kanyonu herkes biliyor, burayı kimse bilmiyor. Onu parlatacağımıza bir de kimyasal atıklarla kirletip içine girilmez hale getiriyoruz.

Uşak Ulubey Kanyonu
Uşak Ulubey Kanyonu

Uşak Dörtyol’dan gün boyu kalkan dolmuşlarla gidilebiliyor. Biz kendi aracımızla 15 dakika sonra kanyondayız. Giriş 3 lira. Cam bir terasın üstünde altınız boşlukta yürüyorsunuz. Hava buz gibi ve rüzgarlı ama bence hiç de önemli değil. Nasıl fotoğraf ve video çekeceğimi şaşırıyorum.Rüzgardan da uçuyorum. Manzara inanılmaz. Cam terasın orada bir kafe var. Kanyona karşı çayınızı içebilir, bu doğa harikasını belleğinize kazıyabilirsiniz.

Clandıras Köprüsü

Sırada Clandıras Köprüsü var. Bu ismi aklımda bir türlü tutamayıp devamlı “adı neydi?” deyip duruyorum.  Karahallı ilçesinden geçiyorsunuz ve 45 dakikada ulaşıyorsunuz. Normalde burası bir mesire alanıymış ve çok kalabalık olurmuş. Ben bu terkedilmiş halinden memnunum. Bizden başka kimse yok.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Burada Türkiye’nin ilk hidro elektrik santrali var ve hala çalışıyor. Santralden atılan sular bir kanalla köprünün arkasından Banaz çayına şelale gibi dökülüyor. Köprü Frigyalılar zamanında yapılmış ve ne amaçla yapıldığı bilinmiyor diye açıklamaları okuyorum. Köprüler karşıya geçmek içindir diye düşünüyorum.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Son yıllarda kilit taşındaki oynama betonla onarılıp orjinalliği bozulsa da hala dimdik ayakta ve çok güzel. Daha önce trekingci arkadaşlarım Ulubey kanyonunun  içinden Clandıras köprüsünün olduğu yere yürüdüler ama bulunduğum mevsim buna çok uygun değil.  İlk bahar veya sonbaharda burayı mutlaka yürümeliyim. Hava buz gibi ve akşam olmaya başladı.

Clandıras Köprüsü
Clandıras Köprüsü

Kuladokya

Arkadaşlarımla buluşuyorum. Beni Uşak’ın meşhur konaklarından birinde yemeğe götürüyorlar. Konağım Restoran‘ın yemekleri ve ambiansı muhteşem. Ertesi gün yolcuyum. Arkadaşlarım beni uğurlamak için otogardalar ama daha görmem gereken yerler olduğunu düşünüyorlar. Neden biletimi bu kadar erkene aldığımı sorgulayıp bana fotoğraflar gösterip “akşama git” diyorlar. Yoldan çıkmaya her daim hazır olan ben otobüs kalkmadan beş dakika önce biletimi geceye alıyorum. Abdullah bey olmasa yapamazdık tabi. Bu sefer dört kişi güle oynaya yollardayız. İki gün önce Kapadokya‘yı özledim demiştim ve karşımda Kuladokya’yı görüp başımı göğe çeviriyorum. Beni duyan birileri var ve Kapadokya olmazsa benzeriyle beni mutlu ediyor. Kuladokya Manisa yolunda. Eğer Ankara’dan İzmir’e kara yoluyla gitmişseniz zaten yanından geçmişsiniz. Toplu taşımayla buraya gitmek zor. Özel aracınız olmalı.

Kuladokya
Kuladokya

Buradaki peri bacalarındaki oluşumlar hala devam ediyor. Yüzyıllar içerisinde burası da bir Kapadokya olacak. Aynı oluşumları geçen sene trenle Kars’a giderken Erzurum’da görmüştüm. Memleketi periler sarmış haberimiz yok.  Burası Türkiye’nin tek, dünyanın 58. jeoparkı. Bir kaç yıl önce de Unesco tarafından onaylanmış. Kapadokya’da ki başka bir gezegende olma hissi  burada da oluyor. Film platosu gibi. Volkanik bir bölge olduğu ve siyah taşlarından dolayı yanık ülke deniyor. 720 metrelik bu yanardağın tepesinde bir krater ve antik kalıntılar varmış. Şimdiden buraya çıkmak için birilerini organize etmeye başladım bile.

Kuladokya
Kuladokya

Taşyaran Vadisi

Asıl benim merak ettiğim, fotoğraflarına aşık olduğum Taşyaran vadisi. Bir doğa harikası olan yere tabelalara göre gidebiliyosunuz. Biz ilk düzlüğüne arabayı parkedip yürümeyi tercih ettik. Yürüdükçe geçtiğimiz manzaralar anlatmakla olacak gibi değil. Tepelerden aşağıya baktıkça kanyonun içini görebiliyorsunuz. İki dağın arasının kaç metre oyuk olduğunu tahmin edemem ama en az 25 katlı bir bina kadar bence.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Bölgeyi bilen birisi olmadan gitmek tehlikeli olabilir. Biz mevsim itibariyle kanyonun içinden geçmedik. Kenarından yürüdük. En sonunda ulaştığımız yerde ki manzarayı, kayaların oluşumunu, suyun gücünü unutmam mümkün değil. Başka bir dünya, başka bir gezegen. Belki başlı başına bir yazı konusu.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Tam kara kışta bu su buz tutuyormuş, cam gibi oluyormuş ve üstüne çıkıp alttan akan suyu izleyebiliyormuşsunuz. Uşak’a hangi mevsim kaç kere gelmem konusunda kafam hayli karışık. Bu duruma göre her mevsim gelmeliyim. Ulubey kanyonu için geç Taşyaran vadisi için erken gelmişim bu durumda ama bu halini göremezdim o zaman.

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi

Aslında bizim kadar yürümeden de araçla daha yakınlarına kadar gelinebiliyor. Yürüyün, pişman olmazsınız. Aşağı girişine piknik masaları konmuş. Umarım diğer keşfedilen yerler gibi mahvolmasına izin verilmez. Sportif amaçlarla kullanılır, mangal dumanına boğulmaz. Eğer başına öyle bir şey gelirse kendimi sorumlu hissederim. Sadece bir arkadaş ziyaretiyle başlayan ama benim için yeni keşiflerle sonuçlanan, yükseklik korkumun üstüne üstüne gidip yok saydığım, süprizlerle dolu bir küçük Uşak hikayesi çıktı ortaya. Yanımda Uşak tarhanam ve anılarımla tekrar görüşmek üzere Uşak

Taşyaran Vadisi
Taşyaran Vadisi
  • Bodrum geceleri
  • Bodrum geceleri
  • Yılanlı Kule
  • Heykeller
  • Bodrum Kalesi Zindan
  • Gümbet
  • Arkadaşların bir kısmı
  • Kale
  • Bodrum Kalesi
  • Bodrum Kalesi
  • Paçoz Koyu
  • Yeldeğirmenleri
  • Deniz müzesi
  • İngiliz Kulesi
  • Bodrum geceleri
  • Uçak batığı dalışı
  • Paçoz Koyu
  • Uçak batığı dalışı
  • Uçak batığı dalışı
  • Fener
  • Yeldeğirmenleri
  • Fener
  • Akçabük
  • Akçabük tepeleri
  • Akçabük tepeleri
  • Zeki Mürenin evi
  • Dalış sonrası mutluluk
  • Günbatımı
  • Bodrum Kalesi
  • Bodrum sokakları
  • Zeki Mürenin evi
  • Akçabük tepeleri
  • Zindan

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Süphan dağına gidip karlarla boğuşmam gerekirken Bodrum’a gidiyorum. Hayat böyle bir şey. Seneler önce kalabalığına popülerliğine küsüp hep Bodrum tabelasının önünden geçip gittiğim eski bir dostu görmeye gidiyorum. Bodrum en sakin, en dingin haliyle beni karşılıyor beni.

Bodrum’a Ulaşım

Yağmurlu ve soğuk bir İstanbul havasından yola çıkıp güneşli bir akşamüstünde Milas-Bodrum havaalanına varıyorum. Havaşla Milas’tan  Bodrum’a yarım saatte ulaşıyorum. Otogar Bodrum’un merkezinde. Otelim iki adım ötede. Arkadaşımın motoru var, beni karşılıyor. Bodrum’u motorla gezmek harika bir şey. Zaten çoğu insanda scooter var.

Bodrum sokakları
Bodrum sokakları

Sezonda çok kalabalık olan Bodrum‘da trafik inanılmaz, motorlaysa ulaşım çok pratik oluyor. Hava öyle güzel ki insan inanamıyor buz gibi bir havadan geldiğine.

Bodrum Kalesi
Bodrum Kalesi

Limanda yürümek, tekneleri seyretmek, uzaktaki kalenin ışıklarına dalıp dolunayda esen meltemle portakal çiçeği kokularını içime çekmek, yaşadığımı hissetmek. Hoş geldim eski dost.

Bodrum’da Dalış

Bodrum’a geliş amacım dalış yapmak. Sabah erkenden kalkıp dalış tekneme koşa koşa gidiyorum. Diğer vefalı dostum deniz beni bekliyor. Dalış sezonumu açıcam.

Uçak batığı dalışı
Uçak batığı dalışı

Geçen sefer Kızıldeniz’de noktaladığım sezonu Bodrum’da açacağım. Biraz esintili bir hava ama kararlıyım. Daha önceden sorup öğrendiğim uçak batığı ve rifler beni bekler. Esintiye rağmen güneş öyle güzel ki.

 

Uçak batığı dalışı
Uçak batığı dalışı

Dalış hazırlıklarımız tamamlanıyor ve su önümde beni bekliyor. Herkes soğuk dese de çok üşüyen biri olarak bana normal geliyor. O ilk atlayış o tuzlu sularla kavuşma anı unutulmaz. Küçük bir brifing ve aşağıdayız.

Uçak batığı dalışı
Uçak batığı dalışı

C-47 Dakota uçağı biz dalıcılar için 2008’de batırılmış, 2010 da ise ana gövde kokpitten ayrılmış aşağılara inmiş. Kocaman kanatları ve pervaneleriyle benim gibi batık dalışını sevenler için büyük heyecan.

Dalış sonrası mutluluk
Dalış sonrası mutluluk

Giderken akıntıya ters yüzdüğümüzden baya zorlanan dalış ekibimiz dönüşte rahat bir şekilde dönüyor. Sorunsuz, keyifli bir dalış oluyor. Ben iki yıldız dalıcıyım. Hiç dalmamış ve merak edenler için tanıtım dalışları, akutçuların ve yıldız almak isteyenlerin eğitimleri var.

Paçoz Koyu

Paçoz Koyu’ndayız. Sakin, havuz gibi, manzaramız müthiş. Dalış teknelerinde genelde öğlen yemeği oluyor. Günde iki dalış yemek dahil 150 lira civarı.

Paçoz Koyu
Paçoz Koyu

Dalışlarımız biter bitmez sudan ayağımı çektiğim an tekne hareket ediyor. Son dalışta çok üşüyünce ertesi gün dalmamaya karar veriyorum. Sakin huzurlu karmaşadan uzak dolaşırken arkadaşlarıma rastlıyorum ve tatilin geri kalan kısmı eğlenceye dönüşüyor.

Bodrum Geceleri

Önce Mahmut Kaptan‘ın yerine gitmeyi istiyoruz. Küçük salaş bir yer ama çok samimi. Mahmut Kaptan sadece kışları açık. Sezonda kaptanlık yapıyor. Mezelerine ve ciğerine bayılıyorum. Yaşlı bir udinin çaldığı Musiki şarkılarıyla, Duvarlarındaki çok eski zamanların onlarca fotoğraflarıyla eski zamanlara yolculuk yapıyorum.

Arkadaşların bir kısmı
Arkadaşların bir kısmı

Denemek için hardal otu yiyorum ama bir daha yememeye karar veriyorum. Seneler öncelerinin Bodrum’u beni çok sakin bir şekilde bağrına basıyor. Sevdiğim her yönünü önüme sermeye ve bir daha beni geri göndermemeye kararlı gözüküyor.

Bodrum geceleri
Bodrum geceleri

Arkadaşlarla gece Defne Meyhane’de buluşuyoruz. Mezelerine ve istiridye mantarına aşık oluyoruz. Sadece hafta sonu çıkan müzisyenler kulaklarımızın pasını siliyor. Bodrum demek birazda gece hayatı demek.

Bodrum geceleri
Bodrum geceleri

Kule bar Türkçe ve yabancı rock şarkılarıyla daha çok gençlerin uğrak yeri. Mandalin tekno severlere hitap ediyor. Daha ciks bir mekan. Körfez çok enteresan bir yer. İşte burası bizim yaş grubumuz için aradığımız kan.

Bodrum geceleri

MFÖ den Fredy Mercury’e bağıra bağıra şarkılar söyleyip, dans edip kendimizden geçiyoruz. Bodrum kimsesiz ve sakinken eğlenmek ne güzel.

Bodrum Koyları

Ertesi gün motorla yel değirmenlerinden başlıyor gezimiz. Marinadan Gümbet’e doğru giderken tepede yeldeğirmenlerini görüyoruz. Soldan ayrılan yoldan yanına kadar çıkabilirsiniz. Sapsarı çiçeklerle, masmavi deniz manzarasına yeldeğirmenleri öyle güzel eşlik ediyor ki. 

Yeldeğirmenleri
Yeldeğirmenleri

Bitez koyundaki Limon Tree de muhteşem bir kahvaltıyla devam ediyor. Bodrum’da hemen yan masanızda ünlü birisinin olması sizi hiç şaşırtmasın.

Gümbet
Gümbet

Gözlememi Safiye Soyman’ın Faik’i kesiyor. Akyarlar’da Akçabük, sakinliği ve denizinin güzelliğiyle favorim oluyor. Yıllar önce de Yahşi’yi çok sevmiştim aynı sebeplerden. 

Akçabük
Akçabük

Burada bir mola verip denize giriyoruz. Ardıma baktığımda bayraklı bir tepe görüyorum. Oraya tırmanmak için müthiş bir istek duyuyorum. Arkadaşlarımda aynı heyecanı duyunca tırmanmaya karar veriyoruz.

Akçabük tepeleri
Akçabük tepeleri

Bol yabani otlu, yer yer kayalıklı tepeye arka taraftan daha kolay gidilebiliyormuş ama biz zoru seviyoruz. Ayağınızda tırmanmaya uygun ayakkabı olması ve bacaklarınızı koruyacak uzun paçalı bir giysi önemli.

Akçabük tepeleri
Akçabük tepeleri

Çalı çırpı insanın bacaklarını çok çiziyor. Yer yer tırmanıp zirveyi görüyoruz. Aşağıda ki manzara inanılmaz derecede güzel. İnsanın hiç inesi gelmiyor.

Akçabük tepeleri
Akçabük tepeleri

Sonrasında bütün koylara bir tepesinden bir içinden bakıp, sarının ve morun binbir tonundaki çiçeklerden, mimozalardan geçip, günü batırmak için Gümüşlük‘e geçiyoruz.

Fener
Fener

Sokakları, çalan müzikleri, rengarenk çiçeklerle donatılmış masaları, sahile yayılmış bir şekilde çok keyifli bir gün batımı yaşatıyor bize. Masalsı, sakin huzurlu. 

Günbatımı
Günbatımı

Bodrum Kalesi

Bodrum’a çok uzun yıllar önce geldiğimde Bodrum kalesinin içine arkeoloji müzesi yapılıyordu, inşaat halindeydi. Onun son halini görmeye gidiyorum. Hava yaz havası. Pazartesi olmasına rağmen kale açık. Kalenin her bir kulesinde ayrı bir sergi alanı.

İngiliz Kulesi
İngiliz Kulesi

Eskiden de olduğu gibi İngiliz kulesinden çok zor çıkıyorum, çok eğleniyorum. Ne çok Fransız turist var. O kule bu kule, her bir yerden ayrı bir Bodrum manzarası, Yılanlı kule derken zaman zindanların zamanı.

Yılanlı Kule
Yılanlı Kule

Öyle uzun dolambaçlı yollardan zindana ulaşılıyor, basamaklar da öyle yüksek ki. Zindanın kapısını aralayıp içeri baktığımda dik merdivenleri, buradan daha önce çıkmamak üzeri inenleri düşünüyorum.

Zindan
Zindan

Aşağıda canlandırma da yapmışlar. Aşağıdan yukarıdaki ışığa bakmak umut verici. Acaba buraya getirilen kaç tutsak o ışığa tekrar kavuştu ve buradan çıkabildi diye düşünüyorum. Koşar adım çıkıyorum ve bir nefes alıyorum.

Heykeller
Heykeller

Bodrum’a gidip kalesini gezmedim demeyin, mutlaka girin. Benim gibi çok seyahat edenlerin kullandığı kredi kartına (İş Bankası) girişler ücretsiz, aksi halde müze kartınız yoksa girişler 30 lira ama değer.

Kale
Kale’den yat limanı manzarası

Öğle yemeği saatlerinde kuleler kapanıyor ama girişteki 626 yılında battığı düşünülen 1961 yılında Turgutres açıklarında bulunan geminin birebir aynısının sergilendiği yer açık. Benim gibi deniz tekne diye çıldırıyorsanız dokunmak, üstüne çıkmak sizi çok mutlu edebilir.

Deniz müzesi
Deniz müzesi

Zeki Müren Müzesi

Koşar adım Zeki Müren‘in evine gidiyorum. Halikarnas‘ın yanındaki sokakta, pazartesileri kapalı. Sanat Güneşi‘mizin muhteşem sesi eşliğinde onun dokunduğu eşyalarla, yaşadığı evini geziyorum. İnsan öyle çok duygulanıyor ki.

Zeki Mürenin evi
Zeki Müren’in evi

Sağlık problemlerinden uzun yıllar o güzel evin üst katına çıkamamış, alt katta yaşamış. Bahçesinde arabası duruyor. Kocaman bir heykelini yapmışlar. Çok sevdiği Bodrum’u seyrediyor. Peki Zeki Müren’de bizi gördü mü acaba?

Zeki Mürenin evi
Zeki Mürenin evi

Şimdi sakin kimsesiz bir koy bulup miskin miskin yatma, güneşlenme, sohbet ve tembellik zamanı. Bodrum’da kimsesiz bir koy bulmak fikri bile garip değil mi? ama tam da çılgın kalabalıktan uzakta Bodrum zamanı 

Fener
Fener

Bodrum’dan aklımda kalan lezzetler: Defne meyhanenin istiridye mantarı, Mahmut Kaptan’ın ciğeri, Tepecik camisinin karşısındaki küçük salaş dönerci, sebzeli bodrum döneri, 24 saat açık sahildeki Kırçiçeği restaurantın tuzlama çorbası ve yanından geçerken bizi kışkırtan Yunuslar pasthanesi
Aklımda kalanlar:Bodrum kalesi, yel değirmenleri, uçak batığı, mimozalar, portakal çiçeği kokuları ve Bodrum’a gidecekseniz unutulmaması gerekenler:

İstanbul’un stresini Bodrum’a taşıma, madem acelen vardı neden geldin Bodrum’a