• Thassos Adası, Marbel Beach

Turkuaz sularıyla dillere destan Thassos Adası yollarındayım şimdi. Çok fazla tarihi eserinin olmadığı, adanın heryerinden denize girildiği, ünlü plajlarıyla benim gibi deniz aşığı birinin merakını cezbeden Thassos namı diğer Taşöz.

Thassos Adası’na Nasıl Gidilir?

İstanbul’dan gece 4 civarı yola çıkıp 7 civarı sınırda oluyoruz. Arabanın yeşilini almak pek zor olmuyor ama 7-8 arası vardiya değişimine denk gelip yolda kazandığımız bir saati gümrükte bekleyerek harcıyoruz. Olsun, dinlendik biraz.

Sınırdan sorunsuz geçip 1 saat 40 dakikada Keramoti limanına ulaşıp 10 feribotunu yakalıyoruz. 20 euro aracımız, daha küçük araçlar 16 euro, kişi başı da 3,5 euro. Yarım saatlik yolculuğumuza martılar eşlik ediyor. Onlar için yanınızda simit götürmeyi unutmayın. Elinizden simitle beslemek çok hoşunuza gidecek.

Marbel Beach

Adanın kuzeyine inince kısa bir şehir turundan sonra hemen çok merak ettiğimiz Marbel Beach‘e doğru yol alıyoruz. Ada oldukça sulak ve yemyeşil. Çam ağaçlarının arasından bozuk ada yollarında ilerlerken, karşı dağların kesilmiş, mermer çıkarılan madenlerini görüyorsunuz. Bembeyaz mermerler ve o maden ocaklarının tozlu yollarında ilerleyip Marbel Beach’e iniyoruz.

Oldukça tozlu, bozuk, dik ve virajlı bir yol. İki tane Marbel Beach varmış. Bizim gittiğimiz büyük olan. Diğerine gitmek daha kolay ve oradan sonra buraya daha ulaşabilirsiniz. Biz zor olanından iniyoruz. Mevsim itibariyle çok kalabalık değil. Aracımız mermer tozundan bembeyaz oldu.

Yukarıdan gördüğümüz bembeyaz kumlar ve turkuaz deniz bir adım ilerimizde artık. Küçücük bir kumsal aslında. İlk iki sıra şezlonglar 15, üçüncü sıra şezlonglar 10 euro. En arkadakiler ne yer içerseniz onu ödüyorsunuz. Biz bütün günü orada geçirmeyi düşünmediğimizden ve genelde denizde olduğumuzdan havlularımızı sahile bırakıyoruz. Bizim gibi yapanlar çoğunlukta.

Plajda yeme içme ve şezlong ücreti diğer yerlere kıyasla oldukça pahalı. Bembeyaz kumsal dediğimiz bildiğimiz mermer kırıkları ve tozu. Bu sebepten yer çok soğuk, deniz sıcacık. Genelde kızgın kumlardan serin sulara cümlesi burada tamamen tersine çalışıyor. Sudan çıkınca yere oturmak hayli zor. Yer buz gibi çünkü.

Herkes fotoğraf çekmek, çektirmek derdinde. Su da görüş çok net değil. Sağ taraf mermer madeni. Her yer arı dolu. Denizden çıkar çıkmaz üstünüze hücum ediyorlar. Manzaraya gelirsek olağanüstü. İnsan gözünü alamıyor. Bakmaya doyamıyor. Arkası yemyeşil çam ormanları ayağınızın altı bembeyaz ve turkuaz bir deniz. Bir kaç saatimizi burada geçirdikten sonra başka yerleri keşfetme ve kamp için yer bulmak için hareket ediyoruz. Benim aklım Marbel Beach‘te kalıyor ama bakalım başka neler var adada?

Kamp

Yarım saat gibi bir sürede Limenas‘tan sonra ikinci büyük şehir Skala Panagias‘a geliyoruz. Oldukça sevimli bir yer. Kamp burada Golden Beach‘te. Hayli rüzgarlı bir halde plaj. Uçsuz bucaksız altın kumları var. O dalgaya rüzgara rağmen suyun dibini ta ötelerden bile görebiliyorum. Öyle berrak, öyle temiz. Kamp alanında oldukça fazla karavan var.

Çadır için 5 euro, kişi başı 5 euro, elektrik için araba için derken üst üste toplayınca otelde kalmak daha mantıklı geliyor. Akşama doğru hava serinliyor, hem de arada çok fark olmayınca çadır kurmakla uğraşmak anlamsız kalıyor. Skala Potamia‘da biraz dolaşınca Blue Sea Hotel’i görüp beğeniyoruz. Normalde sezonda 100 euro olan odaları sezon dışı olduğu için 30 euroya, 5 daha verince kahvaltı dahile dönüşüyor.

Deniz manzaralı bir odamız oluyor. Oda hakikaten çok güzel. Hemen yanındaki tavernada akşam yemeğimizi yiyoruz. Tabi ki deniz mahsullerinin her çeşidi var. Servis hızlı, insanlar güzel yüzlü, müzikler harika. Sadece bir kaç adasında yiyebildiğimiz, anlatmakta zorluk çektiğimiz zucchini cips bile yapıyorlar. Bu bir kabak kızartması ama cips gibi kıtır kıtır. Özel bir sosla kızartıp yanında caciki sos veriyorlar. Her taverna yapamıyor. Burada bulabilmek beni acayip mutlu ediyor. Kalamar ızgara her zamanki fiks menüm zaten.

Archangelos Manastırı

Kahvaltı sonrası Giola yolundayken bir kilise görüyoruz. Ne çok araba var. Pazar olmasından sanırım. Archangelos Manastırıymış. İçeri girerken üstümüze etek ve pelerin veriyorlar. İlk defa bir kilisede örtünmemiz isteniyor. Şaşırıyorum.

Manastır bir falezin üstünde, muhteşem bir manzarası var. Pazar ayinine denk gelip sessizce onlara katılıyoruz. Limonlu lokum yiyip odaları ziyaret edip halk ne yapıyorsa bizde yapıyoruz. Değişik bir deneyim.

Kapıda kıyafetleri teslim ederken kapıdaki görevli dinimizi soruyor. Arkadaşım inancım yok deyince adam bize çok kızıyor. “Madem inancınız yok neden bir ibadethanedesiniz?” der gibi. Benim her inanca saygım var. Manastır da öyle güzel bir yerde ki.

Giola

Arkadaşlarımın fotoğraflarından görüp hayran olduğum Giola için yola devam ediyoruz. Burası adanın güneyinde. İki tane girişi var buranında ama ilkini konuşurken kaçırınca zor olan etaptan Giola’ya ulaşmak kalıyor. Aracımızı ana yola bırakıp toprak yoldan toz toprak içinde yürümeye başlıyoruz. Yarı yola kadar bazı arabalar inmiş ama yukarı çıkmaya çalışanları görünce biz kendi aracımızı indirmiyoruz.

Bir sonraki yerde hem bir taverna var hem buraya kadar motorlar inebilmiş. Gerisini yürümek zorundalar. Zaten toplamını yürümek 10 dakika sürüyor. Manzara yukarıdan muhteşem. Dalgaların oyduğu bir kaya göl gibi olmuş. En yüksek yerden bu deliğe atlayanlar var. Söylediklerine göre yaralanan çok oluyormuş. Siz atlamayın. Keskin kayalar var sonuçta dibinde.

Bulgar ve Romen turistlerle birlikteyiz. Bir pazar gününe denk gelmesi de bizim şanssızlığımız. Çok fazla insan var ama herkes birbirine saygılı. Fotoğraf çekerken karenize girmemeye çalışıyorlar. Buranın aslında denizi efsane. Öyle bir turkuaz ki anlatılmaz yaşanır. Buradan denize girmek kolay değil. Deniz kestaneleri var. Her zaman “aman bir deniz ayakkabısı götürün, dikkat edin” diyen ben, o ayakkabıyı götürüp, ayağına giymeyip, ayağına kestane batırmayı başaran yine ben.

Serbest dalışta video çekerken birden karşıma çıkan kocaman ağzı açık bir müren ve videoyu falan unutup arkadaşımında görmesi için suyun dibinde çırpınan bir Bahar. Uzun süre mürenin avlanmasını izledik belgesel gibi. Ben izlemişim daha doğrusu. Arkadaşım “ay çok korkunç bu ” demişti. Sonra kaçıp gitmiş.

Ben tek kalmışım ama farketmemişim bile. Denizinden kopmak zor gelse de adanın diğer taraflarını görmek için hazırlanıyoruz. Burada da çok fazla arı var. Yukarı yürümek çok zorlamadı. İsteyen oradaki tavernada bir şeyler yiyip içebilir, dinlenebilir. Fiyatları gayet makul.

Limenaria

Yol üstünde manzaradan manzaraya koylardan koylara giriyorsunuz. Adanın her yerinden denize girilebiliyor genelde. Yolda gün batımını huşu içinde hayran hayran seyrettikten sonra bir diğer büyük şehire Limenaria’ya geliyoruz. Kampı falan unuttuk direkt otel bakıyoruz. Sezon dışı olduğu için her yer ucuz.

Anna daha fiyat sormak için girdiğimizde beni kendine hayran bırakıyor. Ne muhteşem bir kadın. Menel The Tree House otelinde Anna‘yla tanışmalısınız. 30 euro kahvaltı dahil odamızı alıyoruz. İnternet süper hızlı. Hemen yakınında ki Tavern George’a yemeğe gidiyoruz. Patlıcan salatasının hiç böyle lezzetlisini yememiştim. Deneyin derim.

Bugün adada ki son günümüz. İki gün bize harika bir güneş sunan ada bugün bulutlu. Limenaria’nın çok güzel bir çarşısı var. Ada arıdan geçilemeyince balın en doğalını, zeytinyağını, enteresan reçellerini derken kendimizi alışverişte buluyoruz. Türk lirasına çevirmesek fiyatlar ucuzun ucuzu olur ama maalesef çevirince normal değerde kalıyor.

Ada manzaralarından, radyomuzda çalan yunan müziklerinden, arada Prinos’ta verdiğimiz Frappe molasından sonra başladığımız noktaya Limenas’a ulaşıyoruz. Burada Türk dostu aynı zamanda bir biker point olan Cris’le bir randevumuz var. Cris, ME Gusta adlı bir cafe işletiyor. Kendisi bir motorcu ve Türk motorcular ona uğramadan geçmezler. Karakolun hemen yanında tüm samimiyetiyle sizi bekliyor. Saat 3.30’da ki feribotumuza binip adaya yine gelmek üzere veda ediyoruz.

En ünlü plajlardan Aliki’de denize girmeye yeltenmedik çünkü uzaktan bakınca bile çok kalabalıktı. Ben mümkünse daha bakir plajları tercih ediyorum. Adanın batısı hariç neredeyse tüm koyları kum iki tarafı kayalık. Çoğunda bir tesis var. Yeme içme wc imkanları var. Batısındaki plajlar oldukça kayalık ve insansız.

Denildiği gibi hakikaten denizi çok güzelmiş. adanın iç kısımlarına çok fazla gidilemediği yolların belli bir yere kadar olduğu ve geri dönmek gerektiği söylendi. Bir sonraki sefer treking için adanın içerilerine yol almayı planlıyorum.

  • Porto Lagos
  • Agios Nikolaos Kilisesi
  • Agios Nikolaos Kilisesi
  • Agios Nikolaos Kilisesi
  • Porto Lagos
  • Porto Lagos
  • Porto Lagos, Yunanistan

Porto Lagos’ta gölün üstünde tahta köprülerle bir birine bağlanmış iki kilise var. Muhteşem manzarası ve dini boyutuyla önemli bir ziyaret alanı. Porto Lagos daha önce bir turumuzda fikrimiz bile sorulmadan programdan çıkartılan göller bölgesi. Yunanistan’ın en sulak bölgesi ve bir kuş cenneti Porto Lagos. Belki de turlardan vazgeçme sebebim.

Porto Lagos
Porto Lagos

Porto Lagos’a nasıl gidilir?

Thassos adasından dönüyoruz artık. Sınırdan geçmeden önce son görmek istediğim yer Porto Lagos. Bir önceki sefer aracın içinde giderken sağda şeklinde gösterilip, otobüsten indirilmediğimiz, fotoğraflarını görüp hayıflandığım Porto Lagos‘u çok merak ediyorum. Yol  arkadaşım benimle aynı fikirde değil ama ben ısrarcıyım. İkinci sefer bu kadar yaklaşmışken yine görmeden gitmiycem. Çok kararlıyım. 

Porto Lagos, Yunanistan
Porto Lagos, Yunanistan

Porto Lagos sınırdan geçtiğinizde İskeçe yolunda. Otobandan çıkmanız gerekiyor. Otobandan çıkınca çok fazla yolunuzu uzatmadan burayı görebilirsiniz. Biz Thassos adası dönüş yolunda ziyaret edeceğiz. Biz gideceğimiz ülkenin haritasını çevrim dışı telefonumuza indirip yolumuzu kolayca buluyoruz. Tavsiye ederim. Çok konfor sağlıyor. Çok sorulan soruya da bir cevap olsun. Burası Yunanistan‘da ve evet shengen olmadan bu ülkeye ve buraya gidemezsiniz. 

 

Agios Nikolaos Kilisesi

Hava kurşuni renkte ve soğuk değil. Benim çok sevdiğim bir fotoğraf ışığı var havada. Porto Lagos‘a gelip gölün kenarında ki otoparka arabayı bırakıp köprüye doğru ilerliyoruz. Thassos adasında manastıra girerken kol ve bacaklarımızı kapatan giysiler vermişlerdi. Burada da yine bir etek verdiler bana. Şortla giremiyorsunuz.

Porto Lagos
Porto Lagos

Tahta bir köprünün üstünden kiliseye doğru yürümeye başlıyoruz. Uzakta gözüken kilise ve köprü çok masalsı. Hafif bir meltem esiyor Vistonida Gölü’nde. Sazlıklar o rüzgarla ahenkle dans ediyor. Mavi ve beyaz boyanmış kilise uzaktan çok güzel gözüküyor.

Agios Nikolaos Kilisesi
Agios Nikolaos Kilisesi

6 Aralık’ta Agios Nikolaos Yortusu‘n da buraya çok fazla Hristiyan’ın geliyormuş. Burasıyla ilgili bir kaç efsane var. Bir tanesi de Osmanlı zamanında Osmanlı beyinin kızı hastalanır. Bu bölgede bulunan bir aziz kızı iyileştirince bu bölgeyi  Aynoroz Kutsal Manastırı Vatopedi’ye bağışlar. Bu kiliseler hala vatopediye bağlı olarak ibadet etmeyi sürdürüyorlarmış. Bu kelimeyi daha önce duymadığım için araştırıyorum. Çok fazla anlayamasam da Hristiyanlığın bir meshebi olduğuna karar veriyorum. 

Agios Nikolaos Kilisesi
Agios Nikolaos Kilisesi

Gölün üstünde sokaklarıyla, binalarıyla kocaman bir yaşam alanı inşaa etmişler. Köprü gölün üstünde devam ediyor. Gölün üstünde yürüdükçe daha küçük bir kiliseye ulaşıyoruz. Bu kilisenin adı Virgin Mary Pantanassa Ortodoks Kilisesi. Sanırım cenaze gibi bir tören var. İçerisi çok kalabalık. Kimseyi rahatsız etmemek için içlerine girmiyoruz. Dışarıdan pencereden içeri bakıyoruz. Süslemeleri çok güzel gözüküyor.

Agios Nikolaos Kilisesi
Agios Nikolaos Kilisesi

Hiç yer yokmuş gibi neden gölün üstüne inşaa edildiğiyle ilgili bir bilgiye ulaşamasam da çok merak ediyorum. İskeçe‘ye veya Selanik‘e giderken otobandan çıkıp yolunuzu buradan geçirip ziyaret edebilirsiniz.  Birkaç saatinizi Vistonida Gölü‘nün mis gibi havasında geçirebilir, değişik kuşları fotoğraflayıp, gözlemleyebilirsiniz. Bizim için turistik onlar için ibadet yeri. Kapalı giysilerle gitmeye dikkat  etmekte fayda var. Götürmeseniz de veriyorlar gerçi.

Porto Lagos
Porto Lagos
  • Karnaval korteji
  • İskeçe Karnavalı
  • İskeçe Karnavalı Kortej
  • Karnaval Korsanı
  • İskeçe Karnavalı, Yunanistan

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Rio’daki karnavaldan sonra dünyada ki en büyük karnaval İskeçe’de ki karnavalmış. Bize bu kadar yakınken gitmemek olmaz diye düşünüp naptım ettim gittim bu karnavala. Ne yaptım ne ettim, ne yedim ne içtim hepsini yazdım. Önce kısa bir tarih bilgisi sonra sınırsız eğlence

İskeçe Karnavalı Nasıl Oluştu?

İskeçe küçük bir Türk köyüyken Rio’da ki karnavaldan sonra en büyük karnavala nasıl dönüştü, kim bilir? İskeçe Karnaval’ının nasıl oluştuğuyla ilgili pek çok efsane var. En bilineni; Hz.İsa’nın ileride peygamber olacağına ilişkin söylentiler artar. Hz. Meryem’e de oğlunun bulunup katledileceği haberi gelir. Halk çocuk İsa’nın bulunmaması için tüm çocukların yüzünü boyarlar, tanınmaz hale getirirler. 10 günün sonunda bu haberlerin asılsız olduğu anlaşılınca İsa ve diğer çocuklar temizlenir. Temiz pazartesiye bu şekilde oluşur. Hz.İsa’nın hayatının kurtulmuş olmasına ithafen bütün halk deliler gibi eğlenir. Maskeler takarlar, yüzlerini boyarlar, dans ederler. Ertesi gün de dini bayramlarına girerler.

İskeçe Karnaval Kortej
İskeçe Karnaval Kortej

Açık konuşmak gerekirse bu karnavalın dini boyutundan pazartesi günü oluncaya kadar haberim yoktu. Pazartesi her yer kapalıydı. Biz sıradan bir karnaval olarak eğlenmeye gitmiştik.  Burada yaşayanlara da sormuştuk, karnavalın çıkış hikayesini. İskeçe’nin Bulgarlardan kurtuluşu diye açıklayanlar bile oldu. İskeçe Osmanlı zamanından kalan bir Türk köyü. Tanıştığımız çoğu insan Türk çıktı. “Ne güzel Türkçe konuşuyorsunuz” demeyin kızıyorlar. “aa Türk müsünüz?” hiç demeyin daha çok kızıyorlar.

İskeçe Karnavalı
İskeçe Karnavalı

İskeçe’ye turla mı yoksa bireysel mi gitmek mantıklı? İskeçe’ye Nasıl Gidilir?

İlk önce turla gitmek ekonomik geliyor bana ama turların programlarına bakınca benim amacıma hiç hitap etmiyor. Onlar Selanik’e gidiyor ve karnavala sadece bir kaç saat uğruyorlar. Daha önce turla giden arkadaşlarımdan sınır kapısında saatlerce beklediklerini öğreniyorum. Daha bir ay önce Bansko‘ya giderken 7 saat sınır kapısında beklediğim aklıma geliyor. Ben karnavala katılmak istiyorum. Eziyet çekmek, sürünmek istemiyorum. Son dakika arabayla gitmeye karar veriyoruz. Eğer çok gözü karaysanız pek çok otobüs firması İskeçe’ye gidiyor. Bilet fiyatları 90 lira civarında. Son dakikaya bıraktığımız için otel de kalmamış İskeçe’de. En yakın yer arabayla 15 dakika uzaklıkta. Ben merkezde kalmak istiyorum. Biraz kesenin ağzını açınca o sorunda halloluyor. Cumartesi sabah dokuz civarı hareket ediyoruz. İstanbul trafiğini aştıktan sonra geri kalan yol bir çırpıda bitiyor. Sınırda çok fazla araba yok. Saat bir gibi sınırdan geçiyoruz.

 

Karnaval Korsanı
Karnaval Korsanı

Otobanda önce 1,20 euro daha sonra 1,90 euro iki defa ücret ödüyoruz. Onlarda hala otomatik geçiş yok. Biz yurtdışına çıkmadan önce gideceğimiz yerin haritasını telefonumuza indirip çevrimdışı navigasyon olarak kullanıyoruz. Yol sormak, aramak, kaybolmakla uğraşmıyoruz.

İskeçe Karnavalı
İskeçe Karnavalı

İskeçe

Saat 3 civarı İskeçe’deyiz. Old Town tabelalarını takip edin, karnaval alanına ulaşırsınız. Her yer konfeti. Biz gitmeden burada bir şeyler olmuş. Sonradan öğrendiğimize göre insanlar bir haftadır eğleniyorlarmış. Bizim gittiğimiz saatte insanların eğlenmek için toplandıkları meydanın etrafındaki yol açıktı ve biz meydanın hemen bir arka sokağına parkedebildik. Her şey başlamadan önce etrafı biraz keşfetmek istiyoruz.

İskeçe Karnavalı
İskeçe Karnavalı

Maskelerimizi alıp geldik ama yine de tüm dükkanlara girip buradakileri görmek istiyoruz. Meydanın hemen karşısında Cemile’nin dükkanı var. Bizim gibi ilk gördüğünüz dükkandan başka dükkan yokmuş gibi alışveriş yapmaya kalkmayın. Burası en pahalısı. Kortejin yapıldığı sokak sağlı sollu kostümcülerle dolu. Maskelerle şapkalarla takıp, çıkarıp, oynayıp duruyoruz. Rengarenk peruklar herkesin gözdesi. Ben, saçlarımı kapatamadığı için peruk alamadım. Ne yaptıysam alttan hep saçlarım çıktı. Beğendiklerimde kendi saçlarımla aynıydı.

İskeçe Karnavalı
İskeçe Karnavalı

Meydandan panayır tarafına doğru yürüyünce seyyar satıcılar çıkıyor karşımıza. Aynı malzemeleri bu sefer bu satıcılarda daha ucuza görüyoruz. “Bunlar Yunan yapımı mı? ” sorumuza aldığımız “çayna beya” cevabına hala gülüyorum. Panayıra giden yol üstünde bir pazar kurulmuş. Mangallar yanmış, suplakiler pişiyor. Her yer yemek kokuyor. Her yerden bir müzik sesi, maskeli ve kostümlü insanlar çıkıyor. Aldığımız düdükleri öttürerek dolaşıyoruz. Çocukluğumdan ber, bu kadar düdük öttürmemiştim. 

İskeçe Katedrali

Gitmeden önce arkadaşlarımızdan öğrendiğimiz, şehri tam tepeden gören Xanthippi Taverna’yı buluyoruz. Recep bize ertesi gün 25 kişilik Türk grubun geleceğini söylüyor. Bu grup bizim turlarına katılmayıp ama karnavalda görüşmek üzere sözleştiğimiz arkadaşlar. Ertesi akşam tekrar gelmek üzere ayrılıyoruz. Muhteşem bir İskeçe manzarasına sahip tepedeki tek taverna. Karşısında bir de cafe var. Arabayı alışımız ve meydandan çıkışımızdan sonra bir daha buraya geri dönemeyeceğimizi bilmiyoruz tabi. Akşam saatinden itibaren şehir ikiye bölünüyor. Bütün yollar kapalı.Yol bizi panayır yerine yakın kocaman bir otoparka çıkarıyor. Biz gittiğimiz de boş olan bu ücretsiz otoparkta ilerleyen saatlerde iğne atsan yere düşmüyor.

İskeçe’de Yeme İçme

İskeçe’de Lidel yok sanıp Alexandroupolis’e girmiştik ama tam İskeçe’nin girişin bir tane varmış. Lidel Yunanistan’ın Bim marketi gibi. Ürünleri kaliteli ve ucuz. Karnavalın olduğu meydanın etrafında market bulmak çok zor ve olanlarda da alkol dahil her şey pahalı. Gelmeden önce almanızda fayda var. Her yerde pitacı, dönerci var. Aç kalmanız mümkün değil. Fiyatlar pahalı değil. Küçük küçük dükkanlarda yiyecek var ama wifi yok. Panayır yerinde ki sokaklara kurulmuş seyyar yerlerde yeme içme daha da ucuz. Yunanistan’da tatlı, baklava olayı fena, insan kendini çok zor tutuyor. Kremalı bir şeyler seçmek pek mantıklı değil. Biraz margarin gibi. Sırf yağ. Şerbetli tatlılar bir efsane. Buraya has karyokayı tatmadan dönmeyin derim. 

İskeçe Meşhur tatlıcı dükkanları
İskeçe Meşhur tatlıcı dükkanları

Biz panayır yerine doğru giderken sağ tarafta Tamam diye bir restoran buluyoruz. Sahibi bir Türk. Gaziantepli bir usta lahmacun yapıyor. “Buradakiler döneri lahmacunun içine koyup yer” diyor. O zaman biz de öyle yapıyoruz. İnterneti sorunsuz çalışıyor. Üç katlı bir yer. 

Röntgen filmi Korteji
Karnaval Korteji

İlla bir şey yemek zorunda değilsiniz. Biz her yorulduğumuzda, üşüdüğümüzde, internet gerektiğinde Tamam restoranı kullanıyoruz. Tüm restoranlar tuvaletlerini kullanmanıza izin veriyor. Bu karnavalın bir bedeli sanırım. Meydanın arkasına üç beş tane seyyar tuvalet koymuşlar ama bu binlerce insana asla yetemez zaten.

İskeçe Karnavalı Zamanı

Uykusuz ve yorgun olduğumuzdan otele kadar gitmektense arabada biraz dinlenelim diyoruz. Bir kaç saat uyuyakalıyoruz. Bu otopark meydana çok yakın. Gide gele artık kestirme sokakları da öğrendik. Maskelerimizi takıp meydana bir çıkıyoruz ki, insanlar kopmuş. Kortejin geçeceği yollar dahil tüm şehirde djler müzik yayını yapıyor. Yunan Dansları hocamın İskeçe danslarını öğretip beni buraya yollaması aklıma gelince gülüyorum. Kim yapacak geleneksel dans? Dağ taş tekno, pop, rock müzikle yankılanıyor. Çantalarımıza mukayyet olmamız konusunda uyarılınca her şeyi ceplerime dolduruyorum ve rahat ediyorum. 

İskeçe Old Town Meydanı
İskeçe Old Town Meydanı

Güzel bir yer bulup kendimizi müziğe, yeni tanıştığımız insanlarla eğlenmeye bırakıyoruz. Sabahlara kadar süren eğlenceye sabah beşe kadar dayanabiliyoruz. Arabayı alıp otele gidicez ama nasıl? Bütün yollar kapalı. Biraz dinlenelim sonra buluruz bir çaresini derken arabada uyuyakalan, otele gidemeyen şaşkın insanlar biziz. Otelin parasını ödememiş olmamız bizim için bir şans ama başkası yararlanabilirdi diye üzülmedim değil. Neredeyse saat 12’ye doğru uyanmamıza inanamıyorum. Evde o kadar uyumuyorum ben.

İskeçe Old Town Meydanı
İskeçe Old Town Meydanı

İskece Karnavalı Korteji

Bir yerlerde elimizi yüzümüzü yıkayıp kortejin geçeceği yere koşuyoruz. Yolun karşısında az insan var. O tarafa geçmek istiyoruz ama ne mümkün. Başı kesik tavuk gibi bir aşağı bir yukarı koşturduktan sonra bir bankın üstüne çıkan insanların içine sıkışıveriyorum. Her zaman dört ayak üstüne düşerim zaten. Karnaval saat 1,30 civarı tüm ihtişamıyla başlıyor. Hava muhteşem, güneş pırıl pırıl.

Karnaval korteji
Karnaval korteji

Dernekler her sene kostümlerini ilan ediyormuş ve kim hangi kostümü giymek istiyorsa o derneklerden alıyorlarmış. Öyle eğlenceli kostümler vardı ki. Rengarenk ve enteresan. Erkeklerin çoğunluğu kadın kılığındaydı.

İskeçe Karnaval korteji
Karnaval korteji

Kortej sırasında kolonlara yakın yere durmaya çalışın. Korteje katılan insanlar genelde kolonların dibinde yüksek sesle çoşuyorlar.
Yürüyüp dans edenler, düdük çalanlar, sprey sıkanlar, kenarda bekleyen insanların yüzünü boyuyor. Konfetiler atıyorlar. Herkes ama herkes çok eğleniyor. 

İskeçe Karnaval korteji
Karnaval korteji

Saatlerce korteji seyrettik, dans ettik, fotoğraf ve video çektik. Sonlara doğru bariyerleri aşıp insanlara karıştık. Düdükler çalarak meydana ilerledik. Korteji yürüyen insanlar meydanda bir süre eğlendikten sonra panayır yerine doğru yürüyorlar. Eğlence orada devam ediyor. Binlerce insan günlerce eğlendi, alkol eşiği hakikaten çok yüksekti. Ne bir olay yaşandı, ne doğru düzgün polis gördüm. Kimsenin kimseye karışmadığı, gülmek, eğlenmek ve beslenmekten başka derdin olmadığı, bunları yaptığı içinde kimsenin kimseyi suçlamadığı güzel bir dünya burası.

İskeçe Karnaval korteji
Karnaval korteji

Akşam saatlerinde Xanthippi Restorana gidip diğer gruba katılıcaz ama ikiye bölünmüş şehirden çıkmak ne mümkün. Navigasyon devamlı saat kulesinin olduğu meydana çıkarmaya çalışsa da orası kapalı ve geçiş yok. Orası burası derken tepelere tırmanıyoruz. Bir gün önce şehir manzarasına bakarken aşağıda gördüğümüz camiyi bulunca çok seviniyoruz ama erken bir sevinme oluyor. Hala nasıl olduğunu anlayamadığım şekilde kendimizi manastıra giden dağ yolunda buluyoruz. Karanlık dağ yollarında oldukça fazla bir yol gidip restoranı buluyoruz. Daha önce telefonda konuştuğum ama tanışmadığım grup içeride. Normalde müzik olmayan restoranda bu gruba özel program var. Nermin hanımla tanışıyoruz ve bizi yunan arkadaşlarının masasına oturtuyor. Çok tatlı bir aileyle tanışıyoruz. Sanırım ileride mutlaka görüşücez.

İskeçe Xanthippi Restoranı

Sirtakiler çalıyor. Daha kaç hoca değiştiricem bilmiyorum ama bu grubun yaptığı sirtaki de değişik. Yarı yunan yarı türk müzikleri eşliğinde nefis deniz mahsülleriyle karnavalı kapatıyoruz. Biz gece iki civarı şehirden ayrılırken onlar hala tam gaz eğleniyordu. 

  • Kos, Yunanistan

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Kos’a Ulaşım

Turgutreis’ten bakınca elini uzatsan tutacakmışsın gibi bir mesafeseki Kos’a gidiyorum. Hergün Bodrum ve Turgutreis’ten feribotlar var. Günübirlik 19€, kalmalı 30€. Bizim feribotunuz 9.30da. Mevsim itibariyle az insan olacağını düşünmüştüm ama çok giden vardı. İşlemler çok kısa sürdü. 30 dakikada adadaydık. Pasaport işlemleri de kısacık sürdü. Daha önce Kos merkezde otelimizi  Booking’den ayarlarmıştık. Otel aramakla zaman kaybetmek istemedik çünkü.

Feribot
Feribot

Kos’ta Otel ve Araç Kiralama

İki gün kalmayı ve adanın her yerini gezmeyi planlıyoruz. Otelimize ulaşmamız, motor kiralamamız, hepsi yarım saatte halloluyor. Otel kahvaltı dahil 32 €. Daha ucuz otellerde var tabi. Biz plajlara yakın bir yer seçtik. Motor kirası günlük 20 €. Akşam 8’e kadar diyorlar ama siz aynı ücrete sabaha kadar olması için ısrar edin. Çünkü biz Zia’da ki gün batımını kaçırmak istemiyoruz. Gün de 8,30 da batıyor. Oradan geri gelmesi de bir yarım saat en az. Eğer 80€’ yu gözden çıkarırsanız buggy denilen garip araçlarla gezebilirsiniz ancak oldukça yavaşlar.

Buggy Denilen Araç
Buggy Denilen Araç

Tuz Gölü

Şehir merkezinden çıkarken biraz bocaladık ama ada yolları fena değil. Her yerde tabela var. Kaybolmak imkansız gibi. İlk durak yolumuzun üstündeki Tigaki’deki Tuz Gölü. Pelikanlar çok uzakta. Fazla zaman harcamaya gerek yok. Denize döküldüğü yer güzel. Sivrisineklerden kendinizi koruyun, çok fazla var.

Tuz Gölünün denizle kavuştuğu yer
Tuz Gölünün denizle kavuştuğu yer

Kefalos Agorası ve Ag.Stefanos Kilisesi

Ordan hemen Kefalos bölgesine adanın en uzak köşesine gidiyoruz. Kefalos’ta sezon daha tam açılmış değil. Sokaklarında şöyle bir motorla turladıktan sonra Ag. Stefanos Kilisesi’nin bulunduğu bir ada ve bir agoranın bulunduğu koyu buluyoruz. 

Ag.Stefanos Kilisesi arkadaki adada
Ag.Stefanos Kilisesi arkadaki adada

 Ag.Stefanos kilisesinin olduğu adaya yüzmek gibi bir planımız var. Adaya bakan koyda antik kalıntılar beni benden alıyor. Adaya yüzerek çıkmak çok zor değil. Biraz akıntı vardı sadece. 

Yüzerek adaya çıkıyoruz
Yüzerek adaya çıkıyoruz

Kiliseye tırmanmak iki dakika sürmüyor ama ayağınıza bir deniz ayakkabısı giymenizi tavsiye edebilirim. Denizden adaya çıkarken ve adada yürürken ayağınıza bir şey olmaması için bence şart. 

Ag.Stefanos Kilisesi

Adanın manzarası muhteşem. Kilise faal halde. Bir tavus kuşları bile var. Yüzerek çıktığımız için kıyafetsiz bir şekilde kiliseyi ziyaret etmiş olduk ama başka çaremiz yoktu. Adayı gezip, fotoğraflayıp manzaralara doyduktan sonra yüzerek karaya çıkıyoruz.Dönüş daha zor oluyor. Akıntı bu sefer daha kuvvetli. 

Bu plaj kapsamlı bir plaj değil. Sandaviç ve içecek alabileceğiniz bir food truck vardı ama biz güzel bir şeyler yemek istediğimiz için biraz açlığı göze aldık. Agora o kadar güzeldi ki zamanımızı fotoğraf çekmeye, yüzmeye ve güneşlenmeye ayırdık.

Adanın her tarafı beachlerle çevrili. En güzelinin Paradise Beach olduğunu duyduk. Tepeden hepsine bakıp manzaraların tadını çıkarıyoruz. Uzun uzadıya deniz keyfi yapmak için bugün vaktimiz yok. Ben çok fazla kumluk plaj sevmediğim için de olabilir. Yukarıdan manzara muhteşem ama dibi kum olan bir deniz benim için oldukça vasat. Maskemi takıp devamlı balık kovaladığım için ve balıklarda kayalık yerlerde beslendikleri için benim denizimde kayalar olmalı.  

Paradise Beach

Kardemena

Kardamena da sahil boyunca bir sürü taverna var. Rastgele bir tanesine giriyoruz. Yemekler her zamanki gibi nefis. Burası bence gece daha da güzel olur. Sokaklardaki hediyelik eşyacıları geziyoruz. Hiç bir ürün birbirine benzemiyor.

Vakit olsa, beni bıraksalar saatlerce gezerim burada. Teknelerin bağlı olduğu bir liman köyü burası. Çok fazla zaman geçiremediğim Kardamena’yı bir sonraki gelişim de daha uzun süre geçirmek için kafama yazıyorum.

Gündüz olmasına ve insanların denizde olmasına rağmen sokaklar yine de cıvıl cıvıl. Her bir dükkandan yunan şarkıları sokaklara taşıyor. Ne alacağımızı nereye bakacağımızı şaşırıyoruz.

Therma Spring Hot

 Kardamena’yı gezdikten sonra doğru Therma plajına. İnternetten görüp merak ettiğim, sıcak deniz suyunda yüzmek için heyecanlıyım. Kardamena aslında Therma plajına çok yakın ama yol yok. O sebepten önce Kos merkezden geri dönülüyor ve Therma’ya doğru tabelalar takip ediliyor. Eskiden yolu çok kötüymüş ama otoban gibi yapılmış durumda şuan. Çok etkileyici bir yer.

Therma Spring Hot

Dev kayaların dibinden kaynayan sıcak bir denizde yüzüyorsunuz. Su oldukça sıcak. Girmekte zorlanıyorum. Kükürt kokusu hakim. Oldukça turist var. Kapsamlı bir plaj değil. Şuan için yeme içme duş hayali kurmayın ancak sezon için çalışmalar var.  Sıcak sudan denizin buz gibi sularına atlamak çok güzel. Denizde de yer yer sıcak suya denk geliyorsunuz.

Sıcacık deniz suyu

Suyun sıcaklığından dolayı sabah yada aksam saatlerini tercih etmelisiniz. Tüm gün motorun üstünde çok yorulan bana sıcak su şifa oluyor ve tüm yorgunluğum geçiyor. Sıcak suları çok sevdiğimden midir nedir çıkmak istemiyorum bir türlü.

Zia Köyü Günbatımı

Fazla oyalanmadan çokça “mutlaka gidin gün batımını görün” dedikleri Zia köyüne doğru yola koyuluyoruz. Geldiğimiz tüm yolları gerisin geri dönüp Zia köyüne ulaşıp gün batımını yakalıyoruz. Muhteşem bir manzara ve çok şirin bir köy. Gece ışıkları da yanınca mucize gibi bir masal diyarına dönüşüveriyor. 

Zia Köyü gün batımı, karşımızda Bodrum manzarası

Hediyelik eşyaları ve tavernalarıyla daha uzun zaman ayrılması gereken bir yer. Zia’nin yolları oldukça virajlı. Gece karanlığını düşünüp Kos’a dönüyoruz. Yunan adası deyince deniz mahsulleri ve gece eğlenceleri kaçınılmaz. Nic The Fisherman tavernada nefis lezzetlerin tadına doyuyoruz. Sokak sağlı sollu tavernalarla dolu. Genelde Türklerin gittiği Caravelle taverna ama biz ada halkının gittiği yeri tercih ediyoruz. Günün yorgunluğu ve ertesi gün Kos’un merkezini gezme planımızdan eğlence kısmını es geçiyoruz.

Zia Köyü

Kos Şehir Merkezi

Yunan otellerinden çok fazla birşey beklememem gerektiğini çok önce öğrenmiştim ama hiç beklenmeyen şekilde nefis bir kahvaltı güne güzel başlamamızı sağlıyor.

Kos Merkezi

Şehir merkezindeki antik roma kalıntıları, Hipokrat‘ın ağacı, pek çok Osmanlı eseri, camisi, çeşmesi , kiliseler, kalesi, hediyelik eşyaları derken şehirde bir orada bir burada atlayıp zıplıyoruz.

Kos merkez

Burası Hipokrat’ın memleketi. O ağacın altında ders verdiği söylentileri ağacın yaşını öğrenince yalan oluyor ama ben ders verdiğine inanmaya daha meyilliyim.

Hipokratın ağacı

Tüm bunları gezebileceğiniz minik trenlerden var, 7 euro ama bence gerekli degil. Heryer birbirine yakın zaten.

Dotto Train

Son depremde yıkılan Defterdar caminin minaresi artık yok. Depremden hemen önce gittiğim için ve görebildiğim için şanslıyım. Hayat hakikaten andan ibaret. O an sıradan gibi gözüken şeylerin yok olması an meselesi.

Defterdar cami ve depremde yıkılan minaresi

Her yerde olduğu gibi burada da bir kale var. Hipokrat ağacının olduğu meydandan çok güzel bir köprüyle ana kapısına ulaşılıyor. 

Kale

Tam şehrin göbeğinde bir Agora var. Bakımsızlığı insanı hayrete düşürüyor. Her tarafı otlar bürümüş. Bir kapısı yok. Herkese açık. İnsanlar işe gidip gelirken bu yolu kullanabiliyor. Haliyle ücretsiz. Otları yara yara sütunlara ulaşıp fotoğraf çekiyorum. 

Agora

Kiliselerle camiler yan yana neredeyse. Bu saydıklarımın hepsi birbirine çok yakın. Tam da şehir merkezindeler.

Öğleye kadar şehir merkezini geziyoruz. Bir sürü dükkana girip çıkıp, tarihi eserleri görmek için yeterli oluyor. Belki de ben artık hızlı gezebiliyoum.

Şehir bizim oyun alanımız artık. Eğlene eğlene kendimizi hangi plaja atsak diye bakınıyoruz. 

Kalan zamanımızı dinlenmek ve egenin serin sularında geçirmek için Tarzan Beache’e atıyoruz kendimizi. Sahibi de mekanda çok ilginç. Mojitosu enfes. Adanın dört tarafı plaj zaten. Deniz her yerde güzel olunca ruhunuza hitap eden bir plaj seçmek kalıyor geriye. Bir şeyler atıştırmak için Old River Beach Tavernaya gidiyoruz. Yemekler nefis. Her iki plajda da Türkçe konuşuluyor. Dil bilmeyenler için büyük kolaylık.

Tarzan Beach ve ilginç sahibi

Geri Dönüş Anı

Feribotumuz 6 da. Siz yarım saat önce gidin nolur nolmaz. Bizde her zamanki gibi son dakika varıp gelirken olduğu gibi feribota son binen kişiler oluyoruz. Bir gün kaçacak o feribot biliyorum ama heyecan seviyorum sanırım. Muhteşem anılarla adadan tekrar gelmek üzere ayrılıyorum. Benim avantajım adayı bilen bir arkadaşımla gezmek ve motorla yolculuk. Yoksa bu kadar şeyi iki günde yapamazdım. En az iki gece üç gün kalınırsa her yer rahat rahat gezilebilir ve denizin keyfi çıkarılabilir.

Karşımız Bodrum
Adadan aklımda kalanlar: Ag.Stefanos kilisesi,  adası ve agorası, sıcak deniz suyuyla Therma hot spring, muhteşem gün batımı ve şirin kasabası Zia, Tarzan Beach, Kos merkezinin tarihi. Kos’taki tarihi kalıntıların bakımsızlığı. 
 
Aklımda kalan lezzetler: Tarzan beachteki mojito, Nich the fiserman tavernadaki deniz mahsulleri, Old Riverdaki saganaki