• Üsküp, Makedonya
  • Alaca Cami, Kalkandelen
  • Manastır, Atatürk'ün kimliği
  • Alaca Cami, Kalkandelen
  • Vardar Nehri
  • Matka Kanyonu, Makedonya
  • Alaca Cami, Kalkandelen
  • Vardar Nehri'nin üstünde ki gemi restoranlar
  • Üsküp şehir manzarası
  • Alaca Cami, Kalkandelen
  • Üsküp Meydanı
  • Alaca Cami, Kalkandelen
  • Manastır Atatürk!e ayrılan bölüm
  • Ohrid müze ev
  • Ohrid, Makedonya
  • Derviş Sersem Ali Baba
  • Matka Kanyonu, Makedonya
  • Ohrid Gölü, Makedonya
  • Matka Kanyonu, Makedonya
  • Matka Kanyonu, Makedonya
  • Üsküp, Makedonya
  • Üsküp, Makedonya
  • Matka Kanyonu'nun şık restoranları
  • Üsküp Meydanı
  • Matka Kanyonu, Makedonya
  • Alaca Cami, Kalkandelen
  • Üsküp, Makedonya

Vizesiz Bir Ülke Makedonya, Üsküp, Ohrid

Üsküp Makedonya’nın başkenti ve ve en büyük şehri. Arkadaşlarım Makedonya’ya gidiyormuş. Son dakika haberim olunca bende programa dahil oluyorum. Makedonya’ya vize olmaması da işleri çok kolaylaştırıyor. Şarkılarda ki Vardar Nehri’ni göreceğim için heyecanla Makedonya yollarına düşüyorum. Sizde bir haftasonunuzu vizesi olmayan Makedonya’ya ayırabilirsiniz bence.

Az Kalsın Üsküp Uçağını Kaçırıyordum

O sabah uyuya kalıp, son dakika taksilerle Sabiha Gökçen Havaalanı’na koştuğumda, arkadaşlarım uçağı kaçıracağımdan eminmiş. Sabah trafiğinde nasıl yetiştim bilemiyorum. Üsküp‘ün sade ve kimsesiz havaalanına vardığımızda rehberimiz Ercan Bey bizi bekliyordu. Şubat ayının soğuk havası içindeydik. Hele ki Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasının ne demek olduğunu öğreneceğimizden de haberimiz yoktu.

Üsküp Meydanı
Üsküp Meydanı

Öğle saatlerinde Üsküp’e varmıştık. Günlerden cumaydı. Sokaklarda çok az insan vardı. Türkiye’yle aramızda iki saat fark vardı. Şehri gezelim derken müzelere yetişemedik. Makedonya hükümeti ana caddede ki binaları komple tarihi dokuya uygun bir şekilde giydirmiş. Meydanına devasa heykeller yapmış. Büyük İskender’in heykeli en yüksek ve heybetli olanı. Evet sonradan yapılmış hepsi ama yine de çok güzel bir ambians yarattığını söyleyebilirim.

Üsküp, Makedonya
Üsküp, Makedonya

Rahibe Teresa’nın Evi

İlk uğradığımız yer rahibe Teresa’nın anısına yapılan  bir ev oluyor. Asıl adı Gonca Boyacı‘ymış. Bunu duyduğumda çok şaşırıyorum. 1910 da Üsküp’te doğup 1997’de Kalküta’da ölmüş ve hayatına çok fazla iyilik sığdırmış. Hayırsever Misyonerler Cemaati’nin kurucusu olan Rahibe Teresa’ya 1979 yılında Nobel Barış Ödülü verilmiş. Evin alt katı müze olarak kullanılıyor. Üst katı da kilise olarak kullanılıyor. Evinin içini de çok güzel dekore etmişler doğrusu. Evin içinde oldukça zaman geçiriyoruz. Maalesef telefonum suya düştüğü için buraya ait fotoğraflar yok.

Alaca Cami, Kalkandelen
Alaca Cami, Kalkandelen

Vardar Nehri

Meşhur Üsküp Meydan’ına geliyoruz. Vardar Nehri şehri ikiye bölmüş aslında. Bir tarafı Makedon tarafı diğer tarafı Türk tarafı. Bir tarafta Arnavut müslümanlar diğer tarafta orotodoks Hiristiyanlar yaşıyor. Kocaman heykellerle fotoğraf çekmeye doyamıyoruz. Vardar Nehrinin üstünde meşhur ve muhteşem köprüden karşıya geçtiğimiz anda Türk tarafına da adım atmış oluyoruz. Makedonya’da Türkçe konuşan çok kişiye denk geleceksiniz. 

Vardar Nehri
Vardar Nehri

Eski bir Osmanlı şehri olan Üsküp şimdi Makedonya’nın başkenti. Türk tarafında biraz yürüyünce köfteciler ve kurufasulyecilere ulaşıyoruz. Buranın en meşhur yemeğiymiş. Rehberimiz Ercan Bey bizi Üsküp’ün en ünlü restoranı Destan’a götürüyor. Yediğimiz köfteler hakikaten çok lezzetli. Ekmekler için ekstra para ödeniyor. Üsküp’ün ekmekleri de çok lezzetli. 

Vardar Nehri'nin üstünde ki gemi restoranlar
Vardar Nehri’nin üstünde ki gemi restoranlar

Geldiğimiz saatte hava soğuktu. Sonra güneş açtı. Sıcaktan bayıldık. Şimdiyse yağmur yağıyor delice. Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasına Balkanların oynak havası da denmeliymiş bence. Hep böyleymiş hava. Hiç belli olmazmış. Türk tarafında ara sokaklara dalıyoruz. Çok güzel barlar görüyoruz. Yağmur bir duruyor bir başlıyor. 1492 yapımı Mustafa Paşa camiye sığınıyoruz. Yavuz Sultan Selim’in ve ll. Beyazıd’ın veziri olan Mustafa Paşa’nın kabri burada bulunuyor. 1963 yılında yaşanan depremde hasar görüp beş yıl kullanılamamış ama sonrasında yeniden ibadete açılmış. 

Üsküp Meydanı
Üsküp Meydanı

Köprünün Türk tarafında tezgahlar açılmış. Ben de bir şal beğenip alıyorum. Satın aldığım şalı görünce rehberimiz çok gülüyor. “Bunlar zaten Türkiye’den geliyor” diyor. Hakikaten döndükten sonra Eminönü’n de aynı şalı görüyorum ama olsun. Ben onu Üsküp’ten aldım. 

Üsküp

Rehberimiz Ercan Bey bizi bir tepeye çıkarıyor ve Üsküp’e şöyle bir tepeden bakıyoruz. Karşımızda Vodno Dağı var. Oraya çıkma hayallerimiz bugün pek mümkün değil. Dağ sisler içinde. Dağın tepesinde bir haç varmış ve oradan manzara çok güzelmiş. Bu tepeden otelimizin yerini, Üsküp Meydanı’nı ve Vardar Nehri’ni seyrediyoruz. 

Üsküp şehir manzarası
Üsküp şehir manzarası

Akşam saatlerinde merkeze yakın otelimizden çıkıp yine meydan da alıyoruz soluğu. Bir şeyler yemek istiyoruz. Makedon tarafında restoran yok resmen. Türk tarafında da sadece köfte, kuru fasulye gibi şeyler var. En sonunda Meydanda ki bir otelin altında ki restoranda yiyecek bir şeyler buluyoruz. Pizzasından etine kadar her şey var. Çok şık bir restoran. Fiyatları makul.

Üsküp
Üsküp

Karnımız doyduktan sonra eğlenelim diyoruz. Rezervasyonsuz bir bara girmek mümkün değil. İşten çıkan Makedonlar after parti yapıyorlar. İş kıyafetleriyle bütün barları doldurmuşlar. Öyle güzel eğleniyorlar ki. Biz dışarıdan bakmakla yetiniyoruz. En sonunda oldukça geç bir saatte  bir yeri ikna edip kıytırık bir köşeye sığınıyoruz. Bir şeyler içip kendimizi makedon müziklerine bırakıyoruz. Gece bir hayli geç olunca yine acıkıyoruz. Vardar Nehri kıyısından otelimize giderken bir kalabalık dikkatimizi çekiyor.

Üsküp, Makedonya
Üsküp, Makedonya

Börekçinin önünde gençler kuyruk olmuş. Orta boy bir tepsi böreği tabaklarına alıp yiyorlar. O kadar börek yiyen kimse görmemiştim daha önce. El açması börekler bunlar. Çok lezzetli gözüküyor. Biz de sıraya giriyoruz ama hiç sıra gelmiyor. Daha basit bir şeyler alıp çıkıyoruz. Otele giden yolda, bir de kumarhaneye giriyoruz. Her zaman bir limitim vardır. Onu aşmam. Kazansam da kaybetsem de. Bu sefer kazanıyorum ama TL’ye çevirince pek bir şey etmiyor. Olsun. Bu sefer paramı kaptırmıyorum. Üstelik üstüne küçük bir mebla da olsa kazanıyorum. 

Üsküp, Makedonya
Üsküp, Makedonya

Manastır

Ertesi sabah ilk durağımızda Manastır oluyor. Manastır’a gelen yol bir hayli bozuk. Bu yolun özellikle yapılmadığına dair konuşmalar geçiyor. Atatürk, genç zamanlarında buradaki Manastır Askeri İdadi’de eğitim almış. Bir zamanlar küçük Mustafa’nın adım attığı, dokunduğu, güldüğü yerlerde dolaşmak çok duygusal anlar geçirmemize sebep oluyor. İkinci katta Mustafa Kemal’e ayrılan özel bir bölüm var. Burada ki anı defterine de bir şeyler yazıyorum. 

Manastır Atatürk!e ayrılan bölüm
Anı defterine ben de bir şeyler yazıyorum, Manastır Askeri İdadi

Burada Osmanlı eserlerinden bir de müze yapılmış. Daha sonra tanışacağım bir arkadaşım toplamış buradaki eserleri meğerse. Çok sonraları bir sohbet sırasında Makedon Hükümeti’nin de desteğiyle orada bir müze yaptıklarını, camekanların Türkiye’de yapılıp Makedonya’ya götürüldüğünü anlatıyor. Dünya bu kadar da küçük. Manastır’da bir cumartesi günü. Hava güzel. Bütün restoranları dolduran insanlar, çalan güzel müzikler eşliğinde kapalı yolda yürüyoruz. Karnaval havasında ki şehir çok hoşumuza gidiyor. Çok şık bir restoranda makedon yemekleri tatma şansımız oluyor. 

Manastır, Atatürk'ün kimliği
Manastır, Atatürk’ün kimliği

Ohrid

Öğleden sonra vardığımız Ohrid bizi biraz puslu karşılıyor. Ben öyle yorgun kalmışım ki yol boyu devamlı uyuyorum. Araçtan inip doğru Çar Samuel Kalesi’ne koşuyoruz. Manzara enfes. Aşağıda ki Ohrid Gölü görsel bir şölen. Tanrı cenneti yaratırken yanlışlıkla bir damlası dünyaya düşmüş. Orası da Ohrid’miş. Öyle diyorlar. Kaleden aşağılara doğru yürüyüp ara sokaklardan geçiyoruz. Yazın iğne atsan düşmüyormuş buralarda. Tüm evler doluyormuş.

Ohrid müze ev
Ohrid müze ev

O kalabalık hallerine denk gelmediğim için mutluyum. 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan Ohrid UNESCO koruması altında. O sokaklarda gezerken çok da yabancılık çekmeyeceksiniz. Sokaklar, binalar size yabancılık çektirmeyecek. Göl kenarına inmeden önce Sveti Jovan Kaneo yani Aziz Yuhanna Kilisesi‘ne gidiyoruz. Ohrid’de zamanında yılın her bir günü için bir kilise yapıldığı söyleniyor. Bunlardan çok azı kalmış günümüze. Sveti Jovan Kaneo ise göl kenarında Ohrid fotoğraflarında gördüğünüz bir simge haline gelmiş. 

Ohrid
Ohrid

Mevsim şubat olunca Ohrid’de yüzmek başka bir sefere kalıyor. Ohrid Gölü’nde dalış da yapılıyormuş. Bunun içinde zamanımız yok. Biz göl üstündeki yürüyüş yollarından yürüyüp harika evlerin olduğu sokaklardan geçip çarşısına geliyoruz. Küçük küçük dükkanları geziyoruz. Hediyelik eşyalara bayılıyoruz. Makedonya’dan gelecek en güzel şey tütsülenmiş etler olunca soluğu bir markette alıyoruz.

Ohrid Gölü
Ohrid Gölü

Fiyatları bize göre oldukça hesaplı. Uçağın kabinine de aldılar.  Sorun çıkmadı yani. Alışverişten sonra Ohri Gölü kıyısında oturup birşeyler içmek ve manzaranın tadına varmak kalıyor. Daha sıcak bir hava da gölde tekneyle gezintiye çıkabilirsiniz. Akşam olmak üzereyken artık dönüş vakti geliyor. Aracımıza binip 2,5 saat ötedeki Üsküp’e geri dönmek için yola koyuluyoruz. Neşemiz bin kaplan gücünde. Şarkılar, türküler eşliğinde güle oynaya Üsküp’e varıyoruz. Rehberimiz Ercan Bey bizi hayretle seyrediyor.

Alaca Cami, Kalkandelen

Sabah erkenden Kalkandelen‘e gidiyoruz. Amacımız iki kadının yaptırdığı Alaca Cami’yi görmek. Sabah saati vardığımız Kalkandelen’de hayatımda görmediğim kadar güzel süslemelerle bezenmiş Alaca Cami’yi görünce bakakalıyoruz. Cami’nin içi de dışı kadar güzel. İnsan bakmaya doyamıyor. Dışarı çıktığımızda sıcacık çaylar bizi bekliyor. Caminin bekçisi bize çay yapmış. O zaman farkediyoruz ki camiye başımızı kapatmadan girdik. Bunun için özür diliyoruz ve o çaycıdan ömrümün sonuna kadar unutmayacağım sözler duyuyorum: “kalbiniz güzel olsun, şeklinizin bir önemi yok “diyor.

Paşa Camii adıyla da bilinen Alaca Camii, Tetova’nın eski kısmında Köpüklü(Pena) Nehrinin yanında bulunmaktadır. 1495 yılında Hurşide ve Mensure hanım adlarında iki kız kardeş tarafında yaptırılan camii 17. yüzyıl sonlarında Kalkandelen`de meydana gelen yangında büyük hasar görmesi üzerine, 1833 yılında zamanın meşhur muhafızlarından Recep Paşa’nın oğlu  mutasarrıf Abdurrahman Paşa tarafından yeniden inşa edilerek genişletilmiştir.

Alaca Cami, Kalkandelen
Alaca Cami, Kalkandelen

Camiden çıkıp Derviş Sersem Ali Baba’nın tekkesine gidiyoruz. Bir alevi dedesi ama cemaati kalmamış. 1,90 boylarında, akça sakallı, 80 küsur yaşıyla karşımıza oturuyor. “Konuşun” diyor. Ne konuşacağımızı bilmiyoruz. Sonra laf lafı açıyor ve çok bilge şeyler dinliyoruz Derviş Sersem Ali Baba’dan. 

Derviş Sersem Ali Baba
Derviş Sersem Ali Baba

Eşi ve çocukları gelmiyorlarmış. Uzaktalarmış. Artık öğrencileri yok. Onunla birlikte bu kültürün yok olacağından bahsediyor. Bulunduğu yer Bosna-Hersek savaşında işgal edilmiş. Düşman askerleri burayı eğlence yeri olarak kullanmış. Hakaret olsun diye bunu yapmışlar. Savaş bitince geri alınmış ve eski itibarı geri verilmiş. Tadilata ihtiyacı var binanın ama yapılmıyormuş. Oldukça geniş bir arazide bulunuyor. 

Alaca Cami, Kalkandelen
Alaca Cami, Kalkandelen

Matka Kanyonu

Son durağımız Matka Kanyonu için yola koyuluyoruz. Vodno Dağı’na yine çıkamıyoruz. Sisler ardında yine. Matka Kanyonu’na geldiğimiz de aracı bıraktığımız noktadan sonra yarım saat yürümemiz gerekiyor. Kanyonun bizim girdiğimiz yerinde bir baraj var. Fotoğraf çekmek yasak. Olası bir savaş durumu için stratejik bölgeymiş. Kanyon muazzam güzellikte.

Başka mevsim kanyonda kayıkla da gezilebiliyor ama bu mevsim değil. Öyle renkli, güzel kafeler var ki Matka Kanyonu’nda. Bir de kilise yapmışlar minicik. Giriş ücretli. Rehberimiz Ercan Bey bize içecek birşeyler ısmarlıyor. İlk günlerde çok agresifti. Sonunda açıklıyor. Aslında bizim rehberimiz başkaymış. Çocuk hastalanmış. Bize de Ercan Bey gelmek zorunda kalmış.

Matka Kanyonu'nun şık restoranları
Matka Kanyonu’nun şık restoranları

Ercan Bey daha çok başbakan, cumhurbaşkanı gezdirmeye alışık olduğu için bizimle uğraşmak hafif geldi sanıyorum. Matka Kanyonu gibi yerlere kısıtlı zamanda gelmemek lazım. O güzel patika nereye kadar gidiyordu göremedim, gidemedim. Uçağa yetişmemiz gerekiyordu.

Matka Kanyonu, Makedonya
Matka Kanyonu, Makedonya

Üsküp Büyük İskender Havaalanı bizim havaalanları gibi değil. Girişinde herhangi bir aramadan yada güvenlikten geçmiyorsunuz. Kapısından girip direkt bilet kontuarına gidebiliyorsunuz. Oldukça küçük zaten. Makedonya’nın en işlek havaalanıymış aslında. Birkaç gün önce burada başlayan macera yine burada bitiyor. Görüşmek üzere Üsküp

 

Paylaşmak güzeldir!

İlgili yazı

2 Comments

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *