• Mesta, Sakız Adası

Sakız adası beni çok şaşırtıyor. Bir film platosunu aratmayan sokaklarıyla, fotoğrafçılar için cennet olabilecek bir ada Sakız. Her Yunan adası başlı başına bir ülke gibi. Sakız adasında zaman içinde yaşayan halk mütemadiyen birilerinden kendini korumaya çalışmış. Cenevizlilerden, Osmanlılardan, korsanlardan.. Dünya beni şaşırtmaya devam ediyor zaten. Yüksek duvarların labirent gibi sokakların sadece birkaç girişi olan şehirlerin içinde hapis kalmış. Hep bir yaşam mücadelesi. O yaşam mücadelesinden geriye masal tadında film platosu gibi sokaklar kalmış.

 

En çok gittiğim yer Yunan adaları oldu sanırım. Her egeye gidişimde en yakındaki Yunan adasına bir kaç günlüğüne kaçıveririm. Benim için Kınalıada’ya geçmek gibi bir şey. Çeşme’ye yakın olan Yunan adası da Sakız Adası. Belki yazının sonuna kadar okumaya sabredemezsiniz diye bence en önemli iki şeyi başa yazmayı gerekli buluyorum. Birincisi yola çıktığınız arkadaşınızla aynı paralelde olmanız, ikincisi mutlaka yola çıkmadan YAKITINIZI ALMANIZ. Ada da benzinci yok gibi bir  şey. Olanda da “no gas” sözüyle dumura uğrayabiliyorsunuz.

Sakız Adası’na Nasıl Gidilir?

Çeşme Kalesi’nin biraz ilerisinde ki Ertürk Lines’dan kişi başı 25 euro gidiş dönüş biletimi alıyorum. Turyol’un fiyatları da aynı zaten ama onun feribotu yarım saat önce hareket ediyor. Önce arabayla geçmeyi düşünmüştük ama arabayla geçiş gidiş geliş 80 euro, arabanın sigortası o, şu, bu derken çok pahalıya malolduğundan feribotla geçip araba kiralamaya karar veriyoruz.

Ertürk Lines haftanın her günü var. Hatta gece seferleri bile var. Çeşmeden’den sizi götürüyorlar. Ertesi sabah dönebiliyorsunuz. Sabah 9,30 feribotu için saat 8 de limandayız. Bileti aldığınız yerden binilmiyor. Ulusoy Port’tan bineceksiniz. Onu mutlaka sorun. Acentadan bileti alınca uçaklarda olduğu gibi chek-in yaptırmanız gerekiyor. Daha önce hiç acentadan bilet almadığım için benim bilgim yok, arkadaşım da unutmuş. Sıradan çıkıp az ötedeki bürodan işlemleri yaptırmamız gerekiyor. Pasaport görevlisi sıraya girmeden gelin demişti. Döndüğümüz de beklemeden sorunsuz geçiyoruz.

Ertürk Lines’ın feribotu bana çok profesyonel gelmedi. Topçular feribotları bile daha iyi durumda. Bir saat gibi bir sürede Chios da oluyoruz. Nasıl olduysa en öndeyim ve adaya ilk adım atan ben oluyorum. Bir gün önceden internette dolaşan bilgilerden adada yaşayan Deniz diye biri olduğunu öğrenmiştik. Arayıp araba ayırtmıştık.

Ona giderken başka bir yere daha bir soralım dedik ve gördük ki önceden rezerve ettirmek çok pahalı. Otomatik vites arabaları günlük 25 euroya kadar veriyorlar ki bizim rezerve ettiğimiz 30 euroya düz vites veriyordu. Hepsi yan yana ve feribot iskelesine çok yakın zaten. Bir kaç dükkan dolaşıp fiyat almadan kiralamayın derim. Hatta günlük 5 euro fazla verince son gün akşam getirmemize razı oluyorlar. Toplam üç gün kiralamış gibi olduk.

Nea Moni Manastırı

Benim için Yunanistan da olmanın en güzel yanlarından biri gider gitmez radyoyu açıp yunan müzikleri dinlemektir ama radyo bir kaçTürk kanalından başka bir şey çekmiyor. Adanın diğer tarafına kadar da çekmeyeceğini, orada çeken yunan kanallarının da cızırtıdan ibaret olduğunu daha bilmiyoruz tabi. 

Arabamızı aldığımız gibi önce her gün sadece saat bire kadar açık olan Nea Moni Manastırı’nı görmeyi düşünüyoruz. Nea Moni Manastırı Chios merkeze 15 km ötede. Devamlı kıvrılan ve tırmanılan bir yolu var. Tabelalar sizi yönlendiriyor. Çoğu yerde kaybolduk mu acaba, geçtik mi acaba diye düşünmeyin bizim gibi. Ana yolu bırakmayın. Oraya giden yolun başında tabelası var.

UNESCO DÜNYA KÜLTÜR MİRASI listesinde olan manastır da tadilat var. 1042 Yılında üç rahip tarafından kurulduğu düşünülüyor. Adanın en önemli Bizans anıtıymış. 1881 yılında ki bir depremde kubbesi ve saat kulesinin yıkıldığını okumuştum. Sanırım onarmışlar. Arka taraflardaki binalar tamamen yıkılmış ama.

Ana kapısından içeri girince binanın fotoğrafını çekmek istiyorum. O sırada bir rahip elinde poşetler bir şeyler taşıyor. Benim fotoğraf çektiğimi görünce telaşla ağacın arkasına saklanıyor ve çıkmıyor. İkimizde birbirimizin gitmesini bekliyoruz ama ikimizde kımıldamıyoruz. En sonunda çalışanlara bir şeyler söylüyor. Meğer benim fotoğraf çekmemmiş sorun.

Ben manastırı fotoğraflamak istiyorum onu değil. Komple fotoğraf çekmek mi yasak yoksa sadece rahibin fotoğraflanması mı yasak anlayamıyorum. Tüm manastır gezim boyunca rahip adım adım peşimde. Ne zaman fotoğraf çekecek olsam kadrajıma giriyor ve kaçıyor. İnanılır gibi değil. Halbuki sabit dursa ve ben manastırı gezip fotoğraflasam herkes rahat edecek.

Sakız Adasında Exchange İşi Nasıl Yapılmaz?

Manastırı gezip geldiğimiz yoldan aşağı inip yakıt alıyoruz. Arkadaşım yanındaki frankları euroya çevirmek istiyor. Para bozdurmayı unutmuş. Merkeze inip meydanın kalabalık trafiğinde bir yer arıyorum durmak için. Arkadaşım polisten izin aldığını söyleyerek beni bırakıp “bankaya gidiyorum” diye çıkıyor. Sonrasında ben önce polisle, otobüs durağındakilerle sonra taksicilerle kısaca önüme kim çıktıysa hepsiyle kavga etmek zorunda kalıyorum.

O polis ardımdan gelip bir şeyler yazıyor. Büyük ihtimalle cezayı yedik. İlerleyen zamanlarda ki gelişmeleri buraya ilave ederim.Meydandan uzaklaşamıyorum. Yurt dışındayız, telefonlarımız kapalı. Gidersem beni nerede bulacağını bilemez. O sıcak da arabayı kaç kez saçma sapan yerlere bıraktığımı, kaç kez indirdiğim yere yürüdüp beklediğimi, kaç kez çıldırdığımı hatırlamıyorum. Sanırım biraz kocadım.

Bir buçuk saat sonra bile hala gelmeyince başına bir şey geldiğini düşünüyorum artık. Sonra banka demişti diye bankaya gidiyorum. Arkadaşım bir yunan adasında, bir bankanın klimalı bekleme salonunda sırasının gelmesini bekliyor ama dönüp haber vermiyor. Daha bir kaç saat önce geldik, üç gün burada birlikteyiz ve ben hiç eğlenmiyorum.

Mavra Volia, Emporios

Elimizde ki haritadan Pirgi tabelalarını takip ederek Chios merkezden çıkıyoruz. Çok zor olmuyor. Limanı ardınızda bırakıp sahil yolundan devam edince tabelalar sizi yönlendiriyor. Yollar çok düzgün ama daracık. Kimsecikler yok. Yolda tek başımıza gidiyoruz. Arada tek tük araç çıkıyor o kadar.

Yolumuzun üstünde önce Armolia diye bir köyden geçiyoruz. Burası seramik işçiliğiyle ünlü. Tutamayıp kendime çok güzel çorba fincaları alıyorum. Euroyu 5,5’le çarpmayınca çok ucuza geliyor. Çarpınca da insanda çarpıntıya sebebiyet veriyor.

Sıcaktan baygınlık geçirmek üzereyken öğle sıcağını Mavra Volia‘da değerlendirelim istiyorum. Pirgi‘den hemen önce Emporios tabelasından girmeniz gerekiyor. Boşuna Mavra Volia tabelası aramayın çünkü yok. Bu volkanik siyah taşlı plaj Emporios köyünün plajı.

Tabelalar da o şekilde. Ana yoldan ayrılınca kısa sürede plajda oluyorsunuz. Girişinde bir ücretsiz otopark var. O kadar az insan var ki inanılır gibi değil. Şezlong yok, şemsiye yok. Biri başınıza dikilmiyor. Bir köşede bir taverna var. Eğer isterseniz kahvenizi, biranızı içebiliyorsunuz. Sessiz sakin.

Üç beş insandan başka insan yok. Biz de olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyor insan. İlk inilen ana plajdan başka sağdaki tavernanın oradan yürüyünce daha büyük ve heybetli bir siyah plajla karşılaşıyorsunuz.

Burada sadece iki kişi var. Plajda olanların çoğu Türk zaten. Dediklerine göre bu taşları avucunuzda tutup ısıtırsanız manyetik bir gücü varmış. Deneyip görücez bakalım. Daldım, çıktım. Öğlen yaşadığım stresi suya bıraktım gidiyorum şimdi.

Pirgi

Yolumuzun üstünde ki ve benim fotoğraflarını görüp çok merak ettiğim köyün adı Pirgi. Burada ki binaların üstü Ksista yani çizik denilen süslemelerle kaplı. Tüm evler tüm sokaklar desenli. Bir rivayete göre Cristof Colomb dünya turuna çıkmadan önce burada kalmış ama kimse sorsam böyle bir bilgiye sahip değil.

Köy meydanında oturup bir şeyler içmek için bir sürü masa sandalye var. Sorun şu ki adada yaşayan ya da dolaşan insan pek yok. Daracık sokaklarına kendimizi salıp birbirinden güzel evlerden hangisini fotoğraflayacağımızı şaşırmışken teyzeler kapıların önünde kahve bisküvi keyfindeydiler. Tabi ki arkadaş oldum. O bisküvinin tadına baktım. 

Enteresan olan fotoğraf çekilirken kameraya bakmamaları. Çoğu fotoğraf isteğime yanaşmıyor. Zaten siyah giyinmiş kadınların fotoğrafını çekmemem gerektiğini Thassos adasında öğrenmiştim. Onlar kocaları ölmüş yas tutan kadınlar. Saygı duymak lazım.

Kartpostal gibi fotoğraflar çıkartıyoruz. Hayatımın en dar sokaklarından birinden geçiyorum. Bizim Mardin evlerinden bildiğimiz abbaralar her yerde var burada da. Hiç gidesim gelmiyor.

Mesta

Artık dolaşmaktan yorulan ve acıkan arkadaşımın isteğiyle Olympi köyünü yarın gelmek şartıyla es geçip Mesta’ya gidiyoruz. Adada ki diğer köyler gibi Mesta da yüksek duvarlı ve labirent gibi. Burada ki köylerin özelliği bu. Zaman içerisinde mütemadiyen korsan saldırılarından, Cenevizlilerden, Osmanlıdan hep birilerinden korunmak için yüksek duvarlarla, beşgen şeklinde labirent gibi inşa edilmiş.

Şehrin ilk başta iki kapısı varmış. Şimdilerde dört kapısı var. Her köşesinde bulunan kuleler şimdilerde ev olarak kullanılıyor. Sakız da sağlıklı bir konaklama ancak merkezde yapılabiliyor. Mesta da ilk başta sadece Anna’nın evini bulabildik. İnternet dahil hiç bir şey yok. 40 euro bir gece konaklama. Bir kuruş inmeyen Anna “işinize gelirse” diye bir hareket yapınca arkadaşım ve ben çıkıyoruz. “Birkaç saat uyuyacam zaten. Yatarım ben arabada” diyorum. Arkadaşım ben de yatarım deyip beni çok şaşırtıyor.

Otelden vazgeçip, limana inip, yemek yemek istiyoruz. Mesta Port’ta iki tane taverna var. Bir tanesine oturup muhteşem deniz ürünlerine boğuyoruz kendimizi. Tabelası yunanca olduğu için tavernanın adını öğrenemiyorum. Ahtapotundan kalamarına uzosuna kadar birçok şey yiyip 40 euro ödüyoruz. Sakız diğer yunan adalarından birkaç euro daha pahalı.

Akşam serinliği de başlayınca içeri geçip interneti kullanıyoruz. Oldukça uzun saatler geçirmemiz arkadaşımı rahatsız edince tavernadakilere durumu anlatıyorum. Kalacak yer bulamadığımızı söyleyince önce arabayı tavernanın önüne çekmemizi söylüyorlar.

Ben bunun rahatlığıyla Mesta’nın gece ışıklandırılmış halini görmek istiyorum. Arkadaşım araba kalıp dinlenecek. Ben kendimi kimsenin olmadığı sokaklara salıyorum. İn cin top oynuyor. Kah fotoğraf, kah video çekerken yanımdan biri geçiyor ve beni takip ediyor sanarak ilk kalp çarpıntımı yaşıyorum. Bir şey olsa kimse yok etrafta.

Nasıl becerdiysem sadece 4 çıkışı olan köyden çıkmayı da başarmışım. İstesen olmaz. Şimdi dik duvarların dibinden yürüyerek bir kapı bulmalıyım. Neyse ki çok aramadan buluyorum. Yürürken kapının önünde sigara içen bir kadınla sohbet ediyorum. “Nerede bu insanlar” diyorum. Çoğunun Amerika gibi başka ülkelerde yaşadıklarını, sadece yazları geldiklerini, hafta içi olduğundan pek turistinde olmadığını öğreniyorum.

Mesta da sadece 50 kişi yaşıyormuş. O evlerin hepsi bomboş. Tüm bunları ne Türkçe ne Yunanca ne İngilizce konuşamadan anlayabilmiş, onunda anlatabilmiş olması ne mucize değil mi? Nece konuştuk bilmiyorum ama anlaştık. Sarılıp ayrılıyorum. Sarılmadan bırakmam mümkün değil.

Mesta Ve Joon

Tekrar Mesta Port’a döndüğümüzde arabayı tavernanın önüne çekiyorum. Joon onda kalabileceğimizi söylüyor. Joon tavernanın sahibi sanıyorum. Yol harika insanlar çıkartıyor karşıma. Tekrar Mesta’ya dönüyoruz. Evin alt katı kubbeli, çok dik ahşap merdivenden üst kata çıkılıyor. Çok yüksek tavanlı olan üst katta ahşaptan bir asma kat daha var. O asma katın tavanı çok alçak. Ben ayakta duramıyorum, uzun da değilim o derece yani. Joon bize temiz çarşaflar veriyor. Oğluyla kızının odasında kalıcaz. Çocukları Atina da yaşıyormuş.

Evi dolaşıp sorular soruyorum Bir fotoğrafa gözüm takılıyor. Fotoğraftaki insanları Joon şöyle anlatıyor. “Arkadaki (parmağıyla işaret ederek) father father father, solda ki mother mother mother, sağdaki mother mother mother mother.” Buradan da anlaşılacağı üzere pek Ingilizce konuşan yok bu taraflarda. Yine hiç bir dil konuşamıyoruz. Ayni ruhtaki insanlar için çok da gerek yok aynı dili konuşmaya. O fotoğraf kaldığımız evin kapısında çekilmiş.

Bize sakız reçeli hediye ediyor. Sonra da bir sabah kahvesi yapıp uğurluyor. Türk kahvesine onlar Greek coffee diyor. Joon içine süte benzer bir şey koyduruyor. Çok sevdim. Aynı dibek kahvesi gibi oldu. Gittim aradım buldum aldım. John yine bizi bekliyor. Ben de İstanbul’a davet ettim.

Bir yunan adasında, ortaçağdan kalma bir köyde, yine ortaçağdan kalma bir evde uyudum. Sabah sokaklarında son bir kez dolaşırken otel sorduğumuz meydanın hemen yanında bir otel görüyoruz. Otel için 70 euro fiyat veren garson kız bize buradan bahsetmemiş. Anna’nın evine mecbur olmuştuk. Hem de iki adım daha yürüsek görecekmişiz.

Bu otel tertemiz ve çok güzel. İnternet, kahvaltı her şey var ve 40 euro. Burada kalınabilirdi. Anna’nın evine para vermek pek akıllıca değil. Lida Mary Rooms&Suites otelin adı. +30 6976629668(Tasos) tabelasında böyle yazıyor

Olympi

Dün göremediğim Olympi köyüne gidiyoruz. Önce bu köyün yakınlarında ki Olympi Mağarası’nı görelim diyoruz. Yol sorduğumuz motorlu bir amca yolunu değiştirip, önümüze düşüp, bize öncülük yapıyor bir müddet.

Dere tepe aşıp gidiyoruz ama kapı duvar maalesef. Geç saatte açılıyormuş sonradan öğrendiğimize göre. Onu görmek bir sonraki gelişime kalıyor. Olympi, Mesta’nın küçüğü gibi. Aynı korsan saldırılarından yüksek duvarlar ve labirent sokaklar.

Anladığım kadarıyla Mesta daha turistik ve bakımlı. Burada ki minik meydanda kahvaltı ederken bir kadın bize nereli olduğumuzu soruyor. Türk ve İstanbul olduğunu duyunca gözleri neşeyle parlıyor.

Türkçe”Hoşgeldiniz” diyor. İstanbul’da doğduğunu anlatıyor. Bir kahvaltı 7,5 euro ve iki kişiye yetecek kadar çok.

Lithi’ye Giderken Yakıt Sorunumuz Başlıyor

Arkadaşım daha önce Sakız’a beş kez, günübirlik gelmiş. Lithi’yi çok beğenmiş. Bir sonraki durağımız orası olacak ama aracımızın benzin ışığı yandı. Biz az almıştık. Bittikçe doldururuz diye düşünmüştük ama bu işlem Sakız adası için geçerli değil.

Bir benzinci buluyoruz ama bir kadın bize yüzünde garip bir ifadeyle “no gas” diyor. İlk başta bir sonrakinden alırız diyoruz. O yüzündeki ifade bize acıma ifadesiymiş sonradan anladığımıza göre. Bir sonraki benzinci komple kapalı. Lithi‘de oteller var, yerleşim bölgesi, orada kesin vardır diyoruz ama orada da yok. Sahile inip birilerine yedek benzinleri var mı diye sormaya başlıyorum.

Orada otel işleten bir Türkle karşılaşıyoruz. Onlar da bize en yakın yerin 10 km ötede olduğundan bahsediyor ama o ışık yanalı çok oldu. Bu araba oraya gitmez. O sırada bir motor ve yemek yiyen motorcular farkediyorum. Bir motorcu asla kimseyi yolda bırakmaz. Alman bir motorcudan bize yardım etmesini istiyorum. Aralarında konuştuktan sonra bana yemeği bittikten sonra gidip alabileceği işaret ediyor.

İşte bu kadar” diyorum ama arkadaşım ağlamaya başlıyor. Onun için bu yeterli değil. O birinin deposundan çekelim istiyor. Ben yaşanan her şeye rağmen eğleniyorum, o ağlıyor. İnsanların olaylara yaklaşımı çok farklı. Zaten sonradan Alman motorcu kendi deposundan çekip bizim depoya 3 litre benzin veriyor. Nasıl müteşekkirim anlatamam. 5 euroluk yakıt bizi bir sonraki benzinciye götürür.

Tüm stresli anlarda dimdik ayakta kalıp gülümseyen ve çözmeye çalışan ben her şey bittikten sonra bir sinir çökmesi yaşarım. O zaman suya stresimizi bırakma zamanı. Kısa bir yüzme molası veriyoruz.

Lithi kumluk bir deniz. Şezlong şemsiye ve tesis sevenler için harika bir yer. Çocuğu olanlar çok mutlu olabilir. Denizi sığ ve kumluk. Lihti’de 40 eurodan başlayan fiyatlarla birkaç otel mevcut. Lithi’ye gelirken o kadar çok muhteşem turkuaz renkli bakir koydan geçtik ve benzin olmadığı için giremedik ki. Onların üstüne bu denizde yüzmekten mutlu olmamam gayet doğal bir şey.

Volissos

Yakıtımızı alınca adanın kuzeyine doğru yol alıyoruz. Yol üstünde ki bakir koylar devam ediyor ama arkadaşım bakir koylara girmekten korktuğunu söylüyor. İnemiyoruz. Volissos Köyü var hedefimizde. Minicik köy meydanında küçücük bir bakkal ve önünde çok şirin masa sandalyeleri var.

Kadına köyle ilgili bir şeyler soruyoruz. Yukarıda ki kaleyi gösteriyor. Başka bir şey yok diyor. İnternette okuduklarımdan Homeros’un doğduğu ortaçağ köyünün burası olduğuna dair bilgilerim var. “Homeros’un evi nerede” diyorum? Biraz düşündükten sonra kimlerden diye sorunca gülümseyip teşekkür edip ayrılıyorum. Homerosgillerden diyemiyorum.

Yukarıda ki kaleyi görelim bari diyorum. Arkadaşım “aman kale işte” diyor. Arkadaşım bir arkeolog. Şaşırıyorum. En iyisi bir benzinci bulmak ve derin derin nefes almak. Adanın en büyük benzincisini bulmak ve yakıt alabilmek bende bir coşku seline sebep oluyor.

Anavatos

Anavatos‘la ilgili okuduklarım o kadar çok ilgimi çekmişti ki. Anavatos‘un anlamı erişilmezmiş. Denizden 450 metre yukarıda kurulu bir ortaçağ köyü burası. Osmanlıdan kaçmak için sığınan, esir düşmektense ölmeyi tercih edip uçurumdan atlayan 400 kişinin bir zamanlar yaşadığı yer ve ben görmeyi çok istemiştim.

Sadece bir ailenin yaşadığını geçen gece sokakta karşılaştığım kadın anlatmıştı. Tek bir girişi bulunan üç tarafı uçurumlarla çevrili bu köye tabi ki gittim ama göremedim. Arkadaşım görmek istemedi. “Köy işte diğerleri gibi” dedi. Artık savaşmaya gücüm kalmadı. Köyün yanından geçip gittim.

Lagkada

Eğlence ve taverna arıyorsanız Chios’un kuzeyindeki Lagkada çok şirin bir kasaba ama kalacak yer HİÇ yok. Chios merkezden kuzeye doğru gittiğinizde oldukça yakın olduğunu göreceksiniz. Biz gittiğimizde oldukça rüzgarlıydı ve pek kimse yoktu.

Ada da normalde kimsecikler yok zaten. Lagkada bana aradığımı vermeyince diyorum ki “hadi Chios’ a dönelim ve merkezi gezelim.” Sakız adasının kuzeyinden merkeze inerken kayıp insanları buluyoruz. Araba koyacak yer yok.

Sakız adasının güneyi bomboş plajlarıyla dururken küçücük bir koyun içinde 300 spartalı ve yol üstündeki arabaları, üst üste denize giriyorlar. Hayat çok garip.

Chios merkeze yaklaştıkça da Sakız adasının sembollerinden olan yeldeğirmenleriyle karşılaşıyoruz. Değirmenlerin binaları var ama yelleri yok.

Chios

Chios merkeze gelince arabayı parkedecek yer arıyoruz. İlk geldiğimiz gün deli gibi kalabalık olan meydanda kimsecikler yok. Arkadaşım ehliyetini unuttuğu için arabayı ben kullanıyorum. Kendisi mükemmel araba kullandığı için kimseyi beğenmiyor.

Önce bir otel arayışına giriyoruz. Limanda deniz boyunca yürüyünce arka sokaklarında bir sürü otel var. Çok fazla düşünmeden Holidays Rooms Hotel de odamızı alıyoruz. 35 euro fiyatı ve asla indirim yapmıyorlar. Kostas bize odamızı gösteriyor. Minicik balkonundan denizi ve Osmanlı camisinin minaresini görebiliyorum.

İnterneti bulur bulmaz önce birikmiş işlerimi halledip kendimi sokaklara salıyorum. Chios merkezde her şey var. Marketler, mağazalar, tavernalar…Bildiğimiz şehir burası

Greek Fish Taverna

Gece de tek başıma çıkıp yemek yiyeceğim bir yer arıyorum. Kalabalıklara karışasım yok. Hiç kimsenin olmadığı tam köşedeki Greek Fish Taverna‘ya oturuyorum. Kalamar ızgara yemek gibi bir planım var. Tava yaptıklarını öğrenince kalkmaya yelteniyorum ama istediğimi yapacaklarını söylüyorlar. Beni ikna ediyorlar.

Sakız adasına özgü uzodan içmek istiyorum. Normalde alkol kullanmam. Anason kokusuna hiç dayanamam ama bu akşam ihtiyacım var. Sakız adasında uzoyu bardağın yarısına kadar doldurup üstünü ağzına kadar buzla doldurup içiyorlarmış. Diğer uzolardan da farklıymış. İçebilmem bu sebeptenmiş.

Yemek yiyip, internette arkadaşlarımla sohbet edip, kafamı dağıtıyorum. Arkada harika greek müzikler çalıyor.İlerleyen saatlerde tavernanın sahibi Dimitrios nereli olduğumu soruyor ve sohbet böyle başlıyor.  En son masaya şirin garsonumuz da dahil oluyor. Çok eğlenceli saatler yaşıyoruz.Mükemmel insanlar.

Bana Sakız adasına özgü sakız likörü tattırıyorlar. Çok beğenince bir litrelik şişeyi bana hediye ediyor. Uzoyu da çok beğendiğimi söylemiştim. Bir şişede ondan getirtirirken durduruyorum. En son, bir sonraki sefer geldiğimde Çeşme manzaralı sadece bana ait bir evde kalabileceğimi, araba kiralamamamı, onunkini alabileceğimi söylüyor. Ben de onları İstanbul’a davet ediyorum. Sabah dörde kadar sohbet devam ediyor.

Gidebilirim desem de beni otel odama kadar bırakıyorlar. Suriyelilerin çok olduğundan ve beni hop diye kolumdan çekip götürebileceklerinden bahsediyorlar. Geçekten adada çok fazla arap var. Şimdiye kadar hiç bir yunan adasında karşılaşmadığım kadar gözle taciz olayı yaşadım merkezde dolaşırken.

Eğer giderseniz mutlaka Greek Fish Taverna ve güleryüzlü sahibi Dimitrios‘la tanışın. Muhteşem lezzetlerinden, hoş sohbetlerinden tadın. Yüzünüz ne kadar asık girerseniz bir o kadar gülerek çıkacağınızın garantisi var. Ertesi gün markette baktığımda bana hediye ettikleri likörün 19 euro olduğunu görüyorum. Ben 18 euro hesap ödemiştim.

Ve Son Gün Neye Niyet Neye Kısmet

Hayatımda pek nadir olarak kabinlerde üst değiştiririm. O tek seferde de şapkamı, maskemi kabinde unuttuğumu ertesi gün farkediyorum. Lithi’de ki otelde çalışan türkün kartını almıştım. Arıyorum ve kabinde buluyor bir gün sonra bile. Bizde olsa nasıl olurdu diye bir kez daha sorguluyorum.

Son günümüzü denize ayırmıştık. Mavra Volia hayalleriye kıvranırken yine sevmediğim ve beğenmediğim Lihi’ye gitmek zorunda kalıyoruz. Hava zaten bulutlu. Madem öyle burada takılalım diye düşünüp şezloga geçiyoruz. Hemen bir çocuk beliriyor. Bir şeyler içersek oturabileceğimizi söylüyor. “Tamam” diyoruz. Gelince hemen parasını istiyor ama biz çantamızı arabada bıraktık.

Araba onların otelinin önünde. Bir yere kaçamayız yani. Zaten 1,5 euro için neden kaçalım. İşletmeci bir Türk olunca o çocuğu defalarca yanımıza gönderiyor. Arkadaşım üstünü değiştirmek için arabaya gidince de arabaya gidip istiyor. Yunan da böyle şeyler yaşanmaz. Adamların umrunda değil. Böyle olduğu içinde kimse kaçmaz. Bunu bir kez daha düşünmek lazım.

Bu sefer başka bir dağ yolundan Chios’a dönüyoruz. Arabayı teslim etmemiz lazım ama araba kiraladığımız yer kapalı. Genelde “arabanın üstünde anahtarı bırak git” derlermiş. Rahat insanlar yani. Feribot saatini beklerken alış veriş yapıp bir şeyler yiyoruz. Arkadaşım buranın peynirlerini çok seviyor ve sabah peynir alış verişi yapmış. Feribota getiriyorlarmış. Peynirler o kadar geç geliyor ki neredeyse feribota yetişmeyecekti. 

  • Sakız ağaçlarıyla ünlü ada da birkaç sene önce çıkan yangında simsiyah yanmış ağaçlar kalmış. Yollar bomboş.
  • O kadar çok bakir koydan geçtim ki karavanla gelsem hepsine girer çıkardım dedim. Kamp yapmaya çok uygun. Sakız adasın da farlar açık gidilirse ceza yiyeceğimizi söylediler. Ne kadar doğru bilemiyorum.
  • Bu adayla ilgili okuduklarımla adayı çok farklı buldum ben. Çoğu bloğun masa başından yazıldığı izlenimi verdi ya da bakış açılarımız çok farklı.

Ve Bir Bahar İsyanı

Alıştığınız gibi bir yazı değil bu sefer ki. Bolca neşe ve eğlence barındırmıyor. Arada can sıkıcı şeylerde yaşanıyor bu sefer olduğu gibi. Çoğu zaman yaşananları kendime saklama gereği duyardım, artık yazmam gerektiğini düşünüyorum. Üç gün boyunca devamlı kendimi anlattığım, güzel bir şeyler yaşamak için çırpındığım, birilerini bir yerler görmek için ikna etmek zorunda kaldığım zamanlar geçirdim.

Bu vesileyle bunu buraya yazayım ki bu bloğu yazdığım için bu şekilde geziyor değilim. Ben iş yapmıyorum. Benim gezme tarzım bu. Hep böyleydim. Yazma kısmı sonradan geldi. Fotoğraf çekmeyi ve güzel kareler yakalamayı seviyorum. Rastgele fotoğraf çekmekten, çektirmekten hoşlanmıyorum ve gezilerimde fotoğrafa vakit ayırıyorum. Benimle bir yere gitmek isteyen herkese duyurulur ki ben zalım geziyorum.

Telef olursunuz. Bir daha düşünün. Her sokakta kaybolmaya, gerekirse arabada yatmaya, gerekirse aç kalmaya, okuduğum ya da duyduğum bir şey için kilometrelerce yol gitmeye hazırsanız gidelim.  Bütün bunların yanında eğer yoldan çıkmaya hazırsanız ve inat etmezseniz  sınırsız kahkaha, bolca bulaşıcı neşe , eğlence garantisi var.

Sonra “niye yalnız geziyorsun, sıkılmıyor musun”? diyorlar. Sıkılmıyorum. Ben yolun bana verdiği şeylerle çok eğleniyorum. Bu gezide ben yine başıma gelen her şeyde çok eğlendim, çok güldüm ve tecrübe edindim.Bana yakıştırıldığı gibi belki HİPPİyimdir. Benim dünyam sizin yaşadığınız dünyadan farklı. Sonuçta kendimden memnun ve de mutluyum. Önemli olan tek şeyde bu.

 

  • Lindos Athena Tapınağı
  • Marmaris Yalancı Boğaz
  • Yelkenliyle Rodos yolu
  • Arkada yelkenlimiz
  • Mandraki Limanı yeldeğirmenleri
  • Old Town saat kulesi
  • Rodos, Firdevs
  • Panorama Taverna
  • Büyük Üstadlar Sarayı
  • Büyük Üstadlar Sarayı
  • Rodos Kelebekler Vadisi ağacın üstü kelebekle kaplı
  • Lindos Athena Tapınağı
  • Rodos Limanı
  • Rodos Ekaterinis Kapısı
  • Old Town sokakları
  • Büyük Üstadlar Sarayı
  • Rodos yelkenli
  • Anthony Quinns's Bay
  • Anthony Quinns's Bay
  • Anthony Quıinn's Bay
  • Wellcome to Haven plajı
  • Seven Spring
  • Şövalyeler Yolu
  • Büyük Üstadlar Sarayı
  • Rodos Kelebekler Vadisi
  • Seven Spring
  • Lindos'ta ki eşekler
  • Lindos'a tırmanırken
  • Lindos yolu
  • Old Town sokakları
  • Macao Lounge Bar
  • Lindos Athena Tapınağı
  • Lindos Athena tapınağından gözüken göl gibi deniz
  • Rodos sokakları
  • Lindos tepeden göl gibi gözüken deniz
  • Mandraki Limanı, Büyük İskender'in heykelinin olduğu düşünülen yer
  • Old Town sokakları
  • Rodos Acropolis
  • Rodos Kelebekler Vadisi

Hürriyet Seyahat, yazar Bahar Gündoğdu

Hürriyet Seyahat’te yayımlanan yazımın daha detaylı hali

Tarih kitaplarımın Rodos’una gidiyorum.Hadi yunan adalarına gidelimtelefonuyla toplanmamız, yola çıkmamız, Dalaman oradan Marmaris’teki yelkenliye ulaşmamız göz açıp kapayıncaya kadar sürüyor. İlk yelkenli deneyimim olacak. Rüzgarsız bir havada çıktığımız gidiş yolunda yelken açmak mümkün olmuyor. Marmaris Rodos limanı arası 3,5 saat sürüyor. Uluslararası limanla aynı koyda küçük bir balıkçı barınağı var. Biz de oradan Rodos’a çıkıyoruz. Okuduklarımdan Rodos’un şövalyeler adası olduğu, Unesco Dünya mirası listesinde olduğu ve ortaçağ mimarisinin hiç bozulmadan günümüze kadar geldiğiydi.

Marmaris Yalancı Boğaz
Marmaris Yalancı Boğaz

Rodos

Denizden gördüğüm boylu boyunca surlar vardı. O hevesle kalenin ve surların arasından yeldeğirmenlerine ulaşıp gün batımının keyfini sürüyoruz. Mandraki Limanı‘nda geyik heykelinin olduğu yerde eskiden Rodos heykeli varmış.

Mandraki Limanı, Büyük İskender'in heykelinin olduğu düşünülen yer
Mandraki Limanı, Büyük İskender’in heykelinin olduğu düşünülen yer

Depremle yıkılınca restore edilmemiş, en son arapların adayı istilasında arap askerler heykeli satmış. O heykeli temsilende yerine bu geyik heykeli dikilmiş. Bu küçük geyiğin her yerde resmi var. Mazgalların üstünde bile.

Rodos yelkenli
Rodos yelkenli

Ünlü markaların mağazaları, fast foodcular, çok fazla insanla dolaşıp duruyoruz. İçimdeki ses Rodos dedikleri bu muymuş oluyor. Mandraki limanında acenta bakınırken limandaki süpermarketin sahibi Peter bize Figen‘in numarasını veriyor. Figen Rodos‘ta yaşayan üç bin Türk’ten biri.

Mandraki Limanı yeldeğirmenleri
Mandraki Limanı yeldeğirmenleri

Motoruna atlayıp gelmesi, tüm şıklığı ve güler yüzüyle her işimizi halletmesi bir kaç saat sürüyor. 70 euro gümrük işlemleri, beş pasaport ve teknenin girişi, 50 euroda Figen için. Akşamüstü pasaportlarımızı alıp şehri bir de diğer taraftan dolaşmaya başlamamız bizi okuduğum o ortaçağ mimarisine ışınlayıveriyor.

Rodos Ekaterinis Kapısı
Rodos Ekaterinis Kapısı

Rodos Old Town

Bir gün önce biz yeni Rodos‘ta dolanırken Old Town tüm muhteşemliğiyle gelip onu bulmamızı bekliyormuş oysa. 12 adanın en büyüğü ve başkenti, şövalyeler adası. Görkemli kapıdan girince eski şehir, Roma, Bizans, Osmanlı mimarisinin tüm örnekleriyle karşımızda.

Arkada yelkenlimiz
Arkada yelkenlimiz

St. John şövalyelerinin Kudüs düştükten sonra adayı satın almalarıyla başlıyor hikaye. Yedi ayrı milletten Şövalye bir Büyük Üstad seçiyor. Onun sarayı en tepede. 7 ayrı milletin şövalyeleri olduğu için günümüzde her ülke kendi kısmını yenilemiş. Bu kadar yeni tarihi esere alışık değilim. Garipsiyorum.

Old Town sokakları
Old Town sokakları

Peter’ın tavsiye ettiği sokağı buluyoruz. Bu sokakta sağlı sollu her yer taverna. Canlı müzik olan bir yere arkadaşlarım oturuyor. Ben kendimi sokaklara atıyorum. O dükkan, bu dükkan, daracık sokaklar derken saat kulesine kadar ulaşıyorum. Çok kalabalık.

Old Town saat kulesi
Old Town saat kulesi

Arkadaşları alıp bir gece klübünde alıyoruz soluğu. Macao Lounge Bar çok eğlenceli bir yer. Rodos Oldtown’da eğlence sabahlara kadar sürüyor. İsteyene taverna isteyene klüp.

Macao Lounge Bar
Macao Lounge Bar

Rodos’ta araç kiralama

Ertesi gün erken kalkıyoruz ve grup olarak ikiye ayrılıyoruz. Biz motor kiralayıp hızlı gezmeyi planlıyoruz. Diğer grup keyifçi, arabalı gezecek. Gemiyle gelenler gümrükten çıktıktan sonra sağa dönüp, Ekaterinis Kapısı‘nın ikiz kulelerini geçip bir sonraki mütevazi kapıya ulaşırlarsa Firdevs’in motorlarını görebilir. Biz kiraladığımızda pazar günüydü ve eşi İzzet vardı.

Rodos, Firdevs
Rodos, Firdevs

Bizim Türk olduğumuzu anladığı anda 35 euro dediği motoru 25 euroya verdi. İkinci gün 20 euro. Ne bir ödeme ne bir şey, bir dakika sonra beğendiğimiz motor bizimdi. Kasklar pırıl pırıldı. Saat konusunda esnekti. İzzet biraz ötede araba kiralıyormuş normalde. Küçük arabalar 40 euro civarında.

Lindos yolu
Lindos yolu

Lindos

İlk hedef Lindos. Bir saat gibi bir sürede tam öğle sıcağında Lindos‘tayız. Minnacık meydanına araç parketmek yasak. Daracık sokakları, hediyelik eşyaları, mavi beyaz elbiseleri, dolana dolana Acropolis’e nasıl tırmandığımızı anlamıyoruz.

Lindos Athena Tapınağı
Lindos Athena Tapınağı

6 euroya eşekle yukarı çıkabilirsiniz. Eşeklerin yaralı bereli olması bizi çok üzdü, biz yürümeyi tercih ettik. Dükkanların arasından çıkılan yol iyi de güneşte çıkılan bölüm iflahımızı kesiyor. Siz öğlen sıcağına denk getirmeyin.

Lindos'ta ki eşekler
Lindos’ta ki eşekler

Giriş 12 euro. Bence pahalı ama buraya kadar geldik, giricez. Turnikelerden sonra 77 basamak daha var, sonra kapıdan girince tepeye yine tırmanıyorsunuz. En tepedeki Athena Tapınağı, dokunmak yasak.

Lindos Athena Tapınağı
Lindos Athena Tapınağı

Antik dünyanın en kutsal yerleri arasında yer alan tapınağı Büyük İskender, Troyalı Helen ve Herakles’in ziyaret ettiği söyleniyor. Manzara müthiş. Tırmanma harici 30 dakika yeterli.

Lindos'a tırmanırken
Lindos’a tırmanırken

Lindos’ta Deniz Zamanı

Tam öğle güneşinde sıcaktan öldük ve tepeden gözüken koya gidiyoruz. Kumluk bir plaj. Hemen bir şezlong bulmamız ve kendimizi suya atmamız bir dakika sürüyor. Aklımız bıraktığımız çantalarda kalsa da kayalara yüzmeye, dalmaya, çıkmaya doyamıyoruz. Merak etmeyin çantalara bir şey olmadı. 

Lindos Athena tapınağından gözüken göl gibi deniz
Lindos Athena tapınağından gözüken göl gibi deniz

Burada şezlonga ücret ödemedik. Burası yelkenlilerin demirlemesi için çok uygun. Demirdeki yelkenlilerde yaşayan insanlar öyle keyifteydiler ki kıskanmamak imkansız. Rodos’a doğru kıyı kıyı döneceğiz. Tsampika Beach tabelasından girip bir taverna buluyoruz. Kumluk bir plajı var. Plajda keçiler var. Yemek yiyip bir dalıp çıkıyoruz. Bize sıradan geliyor.

Lindos tepeden göl gibi gözüken deniz
Lindos tepeden göl gibi gözüken deniz

Anthony Quinn’s Bay Koyu

Ladiko tabelasından girince meşhur Anthony Quinn plajına ulaşıyoruz. Ünlü aktör Navaro’nun Topları filmini burada çekmiş ve burası onunla anılır olmuş. Anthony Quinn’s Bay çok kalabalık, tur tekneleri, cruise gemisine benzer kocaman gemiler gelmiş ve çok rüzgar alıyor.

Anthony Quıinn's Bay
Anthony Quinn’s Bay

Burada dalış ta yapılıyor. 85 euro bir dalış, ikinci dalışlar 35 euro ama saat 4te dalış bitmiş. Zaten çok pahalı ve Kızıldeniz’den sonra Ege denizinde maske şinorkelle gördüğünüzden farklı birşey görmediğinizden dalmaya da gerek görmüyorum. 

 

Anthony Quinns's Bay
Anthony Quinns’s Bay

Wellcome To Paradise Beach

Koyun kayalık olması bize dalmış hissi veriyor. Hemen yanındaki Welcome to Paradise yazan beach benim favorim oluyor. Yarım saat kalırız dediğimiz yerde 2 saat kalmışız farkında değiliz. Şezlong 5 euro. Saat 6dan sonra görevli yok.

Anthony Quinns's Bay
Anthony Quinns’s Bay

Yakındaki kayalıklara da serilebilirsiniz. Duşları kullanabilirsiniz. Bizim gittiğimiz ada kıyılarında bir tane bile deniz kestanesi yoktu ancak kayalara çıkmayı seviyorsanız bir deniz ayakkabısı götürün.

Haven Plajına Hoş Geldiniz
Wellcome to Paradise plajı

Hızlıca batı kıyısındaki Kremasti köyüne doğru yol alıyoruz. Batı kıyısı Türkiye’nin karşısında ve şebekeler çok iyi çekiyor. Kremasti’ye bir köy demek haksızlık olur. Büyük bir yer ve ben çok enteresan bulmadım. Rodos’a Old town’un taşlarla süslenmiş sokaklarına geri dönüyoruz.

Old Town sokakları
Old Town sokakları

Rodos Kelebekler Vadisi

Petaloudes Butterflies Rodos’a 45 dakika uzaklıkta, yaklaştıkça çok sert virajlı yollardan geçiyorsunuz. Giriş 5 euro. Giderken acaba kelebek görebilecek miyiz diye düşünürken binlerce kelebek görmek de varmış kaderde.

 

Rodos Kelebekler Vadisi
Rodos Kelebekler Vadisi

Arkadaşıma “fotoğrafını çek” dediğim de “ne çekicem, güve kelebeği gibi, evde de var bunlardan” demesiyle yüzlerce aynı kelebeği görmemiz, o güve kelebeği dediği kelebeğin uçması ve turuncuya dönüşmesi saniyelik olaylar. Hala gülüyorum.

Rodos Kelebekler Vadisi ağacın üstü kelebekle kaplı
Rodos Kelebekler Vadisi ağacın üstü kelebekle kaplı

Kelebeklerin olduğu yer yemyeşil, minik şelalerden, göletlerden oluşan bir yer. Her yer kelebek, insan ve cırcır böceği sesi. O ses o kadar yüksek ki unutmak mümkün olmayacak.

Rodos Kelebekler Vadisi
Rodos Kelebekler Vadisi

Seven Spring

Çokça adını duyduğumuz Seven Spring‘e doğru ilerliyoruz. Kelebekler adanın batısında, biz doğusuna geçiyoruz yine. Seven Spring insan eliyle yapılmış daracık bir tünel, zifiri karanlık, ayağınızın altında serin sulara bata çıka ilerliyorsunuz. Yürüyerek beş dakika.

Yedi bahar
Seven Spring

Klostorofobisi olanlara göre bir yer değil. Yine yapay bir şelaleye ulaşıyorsunuz. Yine yüksek volüm cırcır böceği sesi. Giriş ücretli değil. Özellikle gitmeye gerek yok bence. Bizim ülkemizde çok daha güzelleri var. Rodos’ta diye bayılmışım gibi yapamıycam ama fotoğraflar çok güzel çıkıyor. Kabul etmek lazım.

Yedi bahar
Seven Spring

Panorama Taverna

Ladiko’dan çıkıp Lindos’a doğru giderken yol üstünde gördüğümüz bir taverna çok hoşumuza gidiyor ve akşam yemeğimizi burada yemeğe karar veriyoruz.

Panorama Taverna
Panorama Taverna

Harika müzikler çalıyor, yemekler çok lezzetli. Eğer yolunuz düşerse harika anbiansı, manzarasıyla Panaroma tavernaya uğramayı unutmayın.

Büyük Üstadlar Sarayı

Benim kale dediğim ama aslında Büyük Üstadlar Sarayı olan yapıya gidiyoruz. Girişi 6 euro ama 10 euro verirseniz bu sarayı, arkeoloji müzesini ve hastanenin olduğu yerleride gezebilirsiniz. Bu paket Üstadlar sarayından alınıyor. Oradan almazsanız diğer yerlerden satın alamıyorsunuz.

Büyük Üstadlar Sarayı
Büyük Üstadlar Sarayı

Sarayın avlusunda heykeller tüm heybetiyle karşınızda. Alt kattaki müzede fotoğraf çekmek yasak. Sarayda asıl olay üst katta. Yüksek merdivenleri çıkarken insan kendini eski döneme ışınlanmış gibi hissediyor.

Büyük Üstadlar Sarayı
Büyük Üstadlar Sarayı

Üstadın odası, salonlar, dev şömineler, yüksek tavanlar, yerlerdeki mozaikler, mobilyalar, heykeller… Sanki herkes gittikten sonra gerçek sahipleri çıkıp, şömineyi yakıp, masanın başında şarabını içecekmiş gibi geliyor. Terliklerimi çıkarıp sarayı çıplak ayakla geziyorum.

Şövalyeler Yolu
Şövalyeler Yolu

Şövalyeler Yolu

Saraydan çıkıp şövalyelerin yolundan yürüyoruz ama o kadar çok insan var ki. Adaya uçakların yanı sıra cruise gemileri geliyor. Bir de günlük gelen gemiler var. Dolayısıyla ada bir insan seli resmen.

Büyük Üstadlar Sarayı
Büyük Üstadlar Sarayı

Akşam adanın kuzey batısına dönüyoruz. Kumsalda dev dalgalar var. Yaşları çok küçük olan ergen grupları ayakta duramıyor. Kendini sulara atan, ayılan, bayılan. Daracık bir sokaktan çıkıyorlar. Nereden geliyor bu gençlik diye girdiğimizde tamamı ergenlerden oluşan gençliğin sokaklara taştığını, biz Old Town’da tavernada sirtaki tıngırdatırken gençliğin çılgın partilerde eğlendiklerini görüyoruz.

Büyük Üstadlar Sarayı
Büyük Üstadlar Sarayı

Rodos‘ta yanınıza almanız gereken en önemli şey rahat bir ayakkabı bence. Ada da o kadar çok taş var ki tüm sokakları bu taşlarla bezemişler. Sokaklar için ayrı bir fotoğraf turuna çıkmak gerekir. Ayrıca tüm beyaz elbiselerinizi alın gelin.

Old Town sokakları
Old Town sokakları

Ada genel olarak çok pahalı. Kos’tan 5 euroya aldığım taçlar burada 10 eurodan başlıyor.Helen elbiseleri 35 euro civarı ve transparan. Transparan olmayanları Lindos’ta gördüm ama bir elbise 50 eurodan başlıyordu. Adada bir mağazada sohbet ettiğimiz satıcı bu durumdan çok şikayetçi. “Turistler yüzünden bir ekmek bile 1 euro, sizin gittiğiniz tavernalara bir kere bile gitmedim daha” diyor.

 

Rodos sokakları
Rodos sokakları

Rodos’ta Toplu Taşımayla Gezilebilir mi?

Burada illa araç kiralamak zorunda değilsiniz. Turistlerin neredeyse hepsi Yeni Rodos’tan kalkan otobüsleri kullanıyor. Lindos için mantıklı ama Anthony Quinn’s Bay için ana yola kadar yürümeniz gerekecek. Bayağı uzun bir yol. Mandraki limanından kalkan gezi tekneleriyle koyları gezebilirsiniz.

Lindos Athena Tapınağı
Lindos Athena Tapınağı

Kişi başı 40 euro civarı. En ünlü plaj Faliraki plajını hiç bir adalı tavsiye etmedi. Gelip geçerken onlarca eğlence yeri ve kalabalığıyla kaçtığımız bir yer oldu. Kum plajları sevmediğimden de olabilir. Bir çıplaklar kampı varmış burada.

Rhode Adası
Rodos Adası

İlk gün Rodos’taki Acropolis’i Figen’e sorduğumda “napacaksın orada git kaleyi gez” demişti. Haklıymış. Birkaç sütun var onlarda restorasyonda. Agorayı motordan inmeden gezdik.

Yelkenliyle Rodos yolu
Yelkenliyle Rodos yolu

Bir yere yeni gittiğinizde hiç bir yeri bilmezsiniz ve bir şey ifade etmez sokaklar ama birkaç gün sonra hangi sokak nereye çıkıyor bilirsiniz. Oralı oluverirsiniz. Biz de bir kaç günlüğüne Rodos’lu oluverdik. Hatta bir ara dönmekten ümidi kesip arkadaşlar bile edindik. Biz Rodos’u çok sevdik.

Rodos Limanı
Rodos Limanı

Aklımda kalanlar: Old Town’un taş sokakları, Üstadlar sarayı, Lindos sokakları ve koyları, Anthony Quinn’s Bay koyu, binlerce kelebek, cırcır böceklerinin sesi

Aklımda kalan lezzetler: Panaroma tavernanın deniz mahsulleri, Old townda ki dondurma ama kulahı bile 1 euro. 4 top dondurmaya 9 euro verdik.