• Zanzibar, Tanzanya

Zanzibar’a Fredy Mercury’nin doğduğu topraklara gidiyoruz. Zanzibar,Tanzanya’ya bağlı bir tropik ada. Bembeyaz kumlara inat simsiyah insanların yaşadığı, Hint Okyanusu’nda ki miniminnacık bir ada. Bizi neler bekliyor bilmiyoruz. Son derece heyecanlı ve kabına sığmayan neşemizle yollardayız. 

Zanzibar’a Nasıl Gittik?

Kenya topraklarında ki tüm safarilerimiz bitti ve biz artık ülke değiştiriyoruz. Önce Nairobi’den Mombasa’ya uçuyoruz. Uçağımız turuncu renkte, üstünde Bags Bunny’nin karikatürü var. Uçağımızın adı Bob Marley. Bağcılar dolmuşunun uçan versiyonu adeta.

Uçağa biner binmez hosteslerin kabalığından ne olduğumuzu şaşırıyoruz. Yiyecekleri resmen kucağımıza atıyorlar. Mombasa da inenler, binenler olması ve yakıt ikmali için uçaktan iniyoruz. Suratsız hostesimiz yakıt alacakları ve bizim güvenliğimiz için uçaktan inmemizi rica ediyor.

Rehberimiz sigara içebilir miyiz diye sorunca o suratsız hostes biran da kahkahalarla gülmeye başlıyor. Rehberimiz bizi havaya uçuracak. Bizden başkası soramazdı böyle bir şey zaten.

Zanzibar Havaalanı Bir Mahşer Yeri

Mombasa Zanzibar arası çok kısa. Kenya bozkırlarında biraz üşümüştüm, burası yanıyor. Bir sürü inen uçak ve gümrükte bekleyen mahşeri bir kalabalık var. Selamin aleyküm dememiz ve müslüman olmamız bizden önce inen İtalyanların önüne geçmemizi sağlıyor.

İçerisi çok sıcak ve mahşeri kalabalık. Bir form doldurmamız gerekiyor. O formla başka başka sıralara girmemiz gerekiyor. Öyle karışıktı ki hatırlamakta zorluk çekiyorum. Grup olmamız sebebiyle biraz önlere geçebiliyoruz. Vize için fotoğrafınızı çekip kapıda 50 dolar karşılığında vizeyi alabiliyorsunuz. Vize memurları oldukça yavaş. Sabahın köründen beri yoldayız. Sabah üşürken şimdi yanıyoruz.

En sonunda herkes çıktığında bizi bekleyen iki araca bölünüyoruz. Adanın en kuzeyine gidicez. Tam bir saat sürüyor. Arada köylerden kasabalardan geçiyoruz. Palmiyeli tropik bir adadayız. Amman Bungalows’ta kalıcaz.

Hint Okyanusu’yla İlk Buluşma

Resepsiyon işlerimiz halledilirken ben dayanamayıp kendimi plaja atıyorum. Gördüğüm manzara olağanüstü. Hint okyanusu bembeyaz kumları ve turkuaz rengiyle karşımda, uçsuz bucaksız. Ahşap merdivenler öyle güzel ki, ayakları okyanusun içinde. Sıcak da bir taraftan.

Her şey beni yoldan çıkmam için kışkırtıyor ve dayanamayıp elbiselerle denize atlayıveriyorum. O kadar yola, uykusuzluğa ve sıcağa ilaç gibi geliyor. Aynısını gecenin bir yarısı Batum’da da yapmıştım. İlk önce deli olduğumu düşünen ekip arkadaşlarım sonradan suya atlayınca bana teşekkür etmişlerdi. İnsanı en güzel dinlendiren şey su ve deniz.

Odalara yerleşim ve sonra yine kendimizi hemen plaja atıyoruz. Artık saat geç oldu zaten, güneş etkisini kaybetti. Plajda sohbet ve gün batımının tadını çıkrmaya çalışırken etrafımızda masai yerlileri laf atıyor. Etrafımızı çember gibi çevirdiler. Otelin güvenliği başımızda bekliyor. İnanılır gibi değil. Duymamazlığa geliyoruz.

Sahilde akşam yürüyüşü yapan Zanzibar ahalisini seyrediyoruz. Zanzibar Tanzanya’ya bağlı ve müslüman bir ülke ama yakında özerk bir ülke olacağını söylüyorlar. Muhteşem bir gün batımında, bembeyaz kumlarda, kah yuvarlanıp, kah yüzüp günü bitiriyoruz.

Akşam yemeğe indiğimizde bir bakıyoruz deniz gitmiş. Coğrafya kitaplarının ekinoks olayları gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Akşam otelimizde yemeğimizi yerken Afrikalı animasyon ekibi gösterilerini sergiliyor. Tam tamlar eşiliğinde dans ediyorlar. Final de bir kobra yılanı geliyor. Biz de tabiki yılanı alıyoruz. Çok ağır ve kaygan olan derisinden taşımakta zorluk çekiyorum.

Yılanın ağzını bağlamışlar. Dili ağzındaki oyuktan girip çıkıyor. Ürkünç olduğu doğru. Yemekte kocaman bir balık söylüyoruz ama bizim alıştığımız tatlarda değil. Ekşimsi bir tadı var. Ne balığı olduğunu hatırlamıyorum. Bir gözü var kocaman bir inci tanesi kadar. Deniz mahsulleri çorbası bundan sonraki günlerimde favorim oluyor. Birkaç gündür yediğim her şeyden aynı tadı alıyorum. Meğer bağışıklık sistemi çökmeden önce böyle olurmuş. Döndüğümde serumlarla yattım.

Hint Okyanusu’nda Bir Ceviz Kabuğu

İkinci günümüzde tekne turu var. Stonetown’dan teknelerimize biniyoruz. Ekinokstan sular yine çekilmiş. Tüm eşyalar elinizde bata çıka sularda ilerlemeniz gerekiyor. Teknelerin yanaşabildiği derinlikte ki bu neredeyse bizim belimize gelen su yüksekliği oluyor.
 
Tekneler Simbat’ın tekneleri gibi.  Bir ceviz kabuğu adeta. Kumdan bir adaya çıkıyoruz. Film karesi gibi her şey. Kuma saplanan sopaların tepesinde rengarenk kumaşlarla tente yapmışlar. Ben suyun altını merak ediyorum. Sualtı gerçekten olağaüstü. Bir resif bulup dalıp çıkarken birden bire su öyle bir kaynar hale geliyor ki inanılır gibi değil.
 
Arkadaşıma soruyorum cevap yok. Sadece bana mı öyle geliyor yoksa deniz termal su sıcaklığında mı? Gerçekten çok sıcak. Bir ara adaya baktığımda tüm teknelerin hareket ettiğini görüyorum ve biz denizin ortasındayız. Neyse ki bizi denizden alıyorlar.  Ekinokstan kum adacık sadece 1 saat dışarıda kalıyormuş. Sonra batıyormuş.
 
Kumların sıcaklığı da denizin suyunu kaynatıyormuş. Korkacak bir şey yokmuş yani. O ceviz kabuğu tekneler dönerken öyle bir yelken açıyor ki bir an da masal dünyasına ışınlanıveriyorsunuz. Hint Okyanusu’nda ki cevizden kayıklar ve bembeyaz yelkenleri Simbat’ın bir sahnesi gibi.
 
Afrika’da beyaz olmak hele ki kadınsanız çok ilgi göreceğiniz anlamına geliyor. Akşam katıldığımız bir plaj partisinde araya karışan bir Masai yerlisi sarılıp öpüveriyor. Kendinizi kollamalısınız. Baş parmağa takılan yüzük evlilik yüzüğü anlamına geliyor. Ben çok kullandığım için bu soruyla çok karşılaştım. 
 

Hint Okyanusu’nda Dalış Zamanı

Son günümde benim için bir tutku olan dalış için hazırım. Yurtdışında dalış yapmak pek bizim ülkemizde ki gibi ucuz değil. 2 dalış yarım gün için 150 dolar ödüyorum. Tekneye yürürken hocaların peşinden ayrılmayın. Her yer deniz kestanesi. 

Tekneye ilerlerken çok değişik bir deniz yıldızı görüyoruz. Elden ele dolaşıyor önce. Fotoğraf çekmek isterken önce sağ, onu toparlayayım derken sol ayağıma deniz kestanesi batırmayı başarıyorum. Bir deniz yıldızı uğruna her iki ayağıma birden bu gözleri olan deniz kestanesini batırıp tekneye hocanın kucağında çıkıyorum. Çok canımın yandığını söyleyebilirim. 

Kızıldeniz de de dalmış biri olarak söyleyebilirim ki Zanzibar olağaüstü. Normalde 6 kiloyla dalış yapan ben 2 kiloyla dalıyorum. Uzay boşluğunda olma hissini yaşamak bu işte. Hint Okyanusu’nda dalmasanız bile maske şinorkelle pek çok şey görebilirsiniz. Mercanlar çeşit çeşit birbiriyle yarışırken rengarenk balıklar sizin ne olduğunuza bakmaya geliyorlar. Korkup kaçacaklarına hepsi toplanıp üstünüze üstünüze yüzüyor. Ne olduklarını da anlayamayınca koca cüssemle küçücük balıklardan kaçan ben oluyorum.

Stone Town

Stone Town Zanzibar’ın merkezi. Ada Afrika, Arap, Hint ve Avrupa mimarisinin izlerini taşıyınca ortaya çok değişik bir mimari çıkmış. Daracık sokaklarda hediyelik eşya dükkanları beni benden alıyor. Her şey çok mistik ve büyüleyici. Başka bir dünya adeta. 
 
Zanzibar için iki gün asla yeterli değil. Daha zamanım olsaydı bir baharat turu yapmak isterdim. Fredi Mercury’nin evine gidebilir geçmişi acılarla dolu köle pazarını gezebilirsiniz. Zanzibar oldukça fakir bir ülke. Oraya giderken çocuklar için bir şeyler götürmeyi unutmayın. Sizin dönüp bakmadığınız pek çok şey onların gözlerinde kocaman gülümsemelere dönüşüyor.