• Valla Kanyonu Çıkışı

Bir Kanyon Arama Kurtarma Hikayesi

Kad Derneği’nin Kastamonu Pınarbaşı’nda 2 cisini düzenlediği kanyon festivali için yollardayız. Kad Derneği’nde bu sene kanyon eğitimleri aldım ancak sakatlandım. Bu bir extrem spor ve kanyon sporu demek her an sakatlanabilirsiniz demek. Bu yazı da bir sakatlanma ve kurtarılma hikayesinin perde arkasını anlatıyor. Bu spora başlamadan önce ilk öğrenilecek şey nasıl kurtarılacağınızı öğrenmek bence ve sadece kendinize güvenerek girin diye yazdım. Çünkü sizi kurtarmaya böyle gelecekler. “Beni bu şekilde kurtaracaklarsa o kanyona girmeyi iki kere düşünürüm ” cümlemin sonuna kadar arkasındayım.

Kanyon Festivali

Kad Derneği’nin düzenlediği eğitimlerde tanıştığım arkadaşlarımla Kastamonu yoluna düştüğümüzde, yaşanacaklardan hiç birimizin haberi yoktu tabi. Sabah erkenden Pınarbaşı’nda bizim için ayrılan kamp alanındayız. Hocalarımız birkaç gün önceden kamp alanına geldiler ve alt yapı için çalışmalara başladılar. Bende uzun zamandır görmediğim arkadaşlarım ve hocalarımla bir araya geldiğim için çok mutluyum. Festival kapsamında her gün için treking, kanyon geçişi, zipline gibi etkinlikler konulmuş.

Ağustos ayındayız ve hava çok sıcak. Horma Kanyonu‘n da su kalmamış. Kalan su birikintiler halinde ve yemyeşil gözüküyor. Bir de kanyonun içine yürüme yolları yapmışlar. Burada yürüyenlerden her an aşağıda kanyon geçen sporcuların üstüne bir şeyler düşüyormuş. Zaten ayağımdaki sakatlıktan dolayı 3 aydır kapalı bir ayakkabı giyemedim. Kanyona kanalizasyon karıştığı bilgisi de gelince Horma Kanyonu‘nu geçmek için hiç hevesim kalmıyor.

Kanyon Eğitimi Şart mı?

Daha önce hiç kanyona girmemiş insanların, ertesi gün kanyona girecek hocanın hayır demesine rağmen, Dernek başkanının onayıyla kanyona girmelerine izin verilmesini gördükten sonra zaten hiç girmem. Üç ay eğitim aldık biz. Bir eğitime gelmeyen sonrasına devam edemez denmişti. Sırf bu sebepten boğazda bir teknede düğünde olmam gerekirken, Ballıkayalar’da bir çadırda, donmamak için su torbasına sarılıp yatmıştım. Düğüne gitmediğim için arkadaşlarım hala benimle konuşmuyorlar. Ne gerek varmış eğitime. Elini sallayan giriyor. Bir ipin ucunda sabahtan akşama kadar o insanları kova gibi sarkıtıyor bu hocalar. Günah.

Festival kapsamında dünyanın en yüksek duvarlı kanyonu Valla Kanyonu geçilecek. İlk duyduğum rakam katılımcı sayısının 55 kişi olduğu. Deli işi. Ateşin başında keyifli sohbetimizi yapılan anons bölüyor. Valla Kanyonu için bilgilendirme yapılacak. Brifing sonrası sayı 35’e düşüyor ama bence hala çok kalabalık. Kanyon sporuna Valla Kanyonu’nu geçmek için başladım ama böyle bir kalabalıkla ve koşarak kanyon geçmeyi çok anlamsız bulduğum için katılımcı değilim. Keyif almalıyım, doğayı hissetmeliyim, orayı yaşamalıyım. Oradan sadece geçen insan olmak istemiyorum.

Valla Kanyonu Sakatlanma Haberi

Eğitim aldığım arkadaşlarım Valla Kanyonu‘na girecekler. Sabah 6 gibi kalkıp kanyon için hazırlanıyorlar. 2 günde geçmeyi hedefliyorlar. Festival alanında kendi dişimize göre bir etkinlik bulamayınca Loç Vadisi’nde yaşayan, kanyondan tanıştığımız bir arkadaşımızdan aldığımız teklifle yola çıkıyoruz. 120 km öteye Loç Vadisi’ne gidiyoruz. Bir treking grubu dere yürüyüşü yapacakmış. Oraya davetliyiz.

Gece geri döndüğümüzde kanyonda birinin sakatlandığını öğreniyoruz. Kim olduğu sır gibi saklanıyor. Dernek başkanına ” bizim arkadaşlardan mı?” diye soruyorum. “Hepsi bizim arkadaşımız” diye yuvarlak bir cevap alınca anlıyorum. Evet bizimkilerden birisi. Zaten yarım saat içinde de birisinden öğreniyorum Erdal’ın sakatlandığını. Kanyona girdikten yarım saat sonra olmuş sakatlık durumu. İlk kamp yerine kadar sudan ilerlemek zorundalarmış.

Valla Kanyonundan çıkış yok. İlk kamp yerinde telefon çekiyormuş. Eğer Erdal kanyondan çıkarılacaksa, helikopterin alabileceği tek yer bu kamp yeriymiş. (Dünyanın en yüksek duvarlı, en derin 2’ci kanyonu burası) Ertesi sabah karar vereceklermiş. Durumunu düşüneceklermiş. İçeri de doktor varmış. Merak etmemeliymişiz. “Peki” demekten başka çaremiz yok. Yetkili olan onlar.

İlk Yardım Çantası Var mı?

Doktor iğne yapmak istemiş ama ilk yardım çantasından ampul çıkmamış. Daha sonra konuşulanlardan, ortak ilk yardım çantasında ağrı kesici hap bile olmadığı söyleniyor. Birisinin üzerinden ağrı kesici hap çıkmış da öyle bir ilaç vermişler Erdal’a. Bu ilk değil Valla Kanyonu dışında içeridekilerin çıkmasını beklemem. Türkiye’de ki tek ölümlü Kanyon geçişinde rahmetli Anıl’ın yanında olanlar bizim motorcu kızlardı. “Yine mi?” diyorum. Ertesi sabah öğreniyorum ki Erdal’ın ciddi bir durumu yokmuş. Helikoptere gerek duymamışlar. Sudan geçmeye karar vermişler. Kanyon çıkışında ki son kamp alanının oradan yukarı almaya çalışacaklarmış.

Bir gün önce orayı yürümüşüm. Çarşak kaplı duvarları düşününce oradan yukarı nasıl çekeceklerini soruyorum. İmkansız gibi. Yürümeyi başaramadım ben orada. Devamlı kayalar kayıyor. “Afad orada” cevabını alıyorum. Kad Derneği Başkanı konuyla ilgileniyor sonuçta. Sağlam insan zor çıkar ama “vardır bir bildikleri ” diyorum.

İşi ehline bırakmak gerektiğini düşünüyorum. Kamp alanında kalan insanları da araçlara doldurup protokollü, belediye başkanlı Valla Kanyonu’na yapılan terasın açılışına götürüyorlar. Düşündükçe hala içim sızlıyor. Biz orada yerken, içerken, eğlenirken kanyonda ızdırap dolu anlar yaşanıyormuş. Saat 4 civarı Valla Kanyonu çıkışında ki Loç Vadisi’ndeyiz. Köylüler kendi imkanlarıyla tahta bir köprü yapmışlar. Bu tahta köprünün olduğu yer “kanyonu geçtiniz ve bitirdiniz” anlamına geliyor. 

Erdal Kanyondan Çıkarılmış

Biz arkadaşlarımızın kanyondan çıkışını beklemek, karşılamak için oradayız. Dernek Başkanının yanına gidip yine soruyorum.” Erdal’ı çıkarabildiniz mi kanyondan?” diyorum. “Evet çıkardık” diyor. “Ersan’ı da çıkardılar mı? (Ersan Erdalı’ın kardeşi)” diyorum. “Koca adamı nasıl çıkarsınlar, sadece Erdal’ı aldılar” diyor. “Nerede şimdi? yanına gidelim?” diyorum. “Afad ona bakar” diyor. “Olur mu hocam tek başına, yanına gidelim” diyorum. “Afad bakar” diye sert bir şekilde cevap alınca tamam demekten başka çare kalmıyor. Kendi aracım yok. Toplu olarak geldik. Önemli olan Erdal’ın oradan çıkması zaten.

Bu rahatlamayla kendimizi suya atıp yüzüyoruz. Gülüyoruz, eğleniyoruz. Hemde ne eğlenmek. Bu arada kanyondan çıkanları görüyorum. Şöförümüz Coşkun abiye “çıkmaya başladılarsa derede biraz yukarı yürüyüp karşılayalım, fotoğraflarını çekelim” diyorum. Biz güle oynaya, seke seke ilerliyoruz. Burayı size tarif etmem gerekirse; oldukça geniş, taşlık, yer yer kıyıdan geçmesi çok zor, sudan geçmenizi gerektirecek Devrekani Deresi. Üstümde şort tişörtle yürümek zor. Kanyondan çıkanlar iki gündür scuba elbisesi giyiyorlar. Üstlerinde can yeleği ve sırtlarında en az 100 litrelik çantalar var. İki gündür kanyon geçiyorlar. Gece kanyonda gecelediler. Uykularını tam alamamışlardır.

Kanyon geçerken çoğu yerde suda yüzülüyor ama asıl iş kanyon çıkışından sonra bu yarım saatlik yolu yürümek. Coşkun abiyle bir kayanın üstüne oturup çıkanları karşılıyoruz. İlk gördüğüm Zeki oluyor. Bitmiş vaziyetteler. “Erdal nasıldı?” diyorum. “Geride geliyorlar” diyor. Nasıl yani? Erdal kanyondan çıkarılmadı mı? Böyle bir konuda nasıl ve neden yalan söylenir? O an onları sorgulama zamanı değil tabi ama insan çok öfkeleniyor.

Kanyonda Kaybolma Hikayesi

Zekiler gittikten 15 dakika sonra tanımadığım biri geliyor. “Ne kadar kaldı çıkışa?” diyor. “10 dakika” dediğimde bir insanın resmen yıkılığına şahit oluyorum. Sırtında çantası, oturduğu gibi uyumaya başlıyor. Coşkun abiyle şaşırıp kalıyoruz. Sağa sola dönse o kayadan düştüğünü düşünemiyoruz. Başını bekliyoruz. Belki yarım saat uyudu. Hiç bilmiyorum. Kalkıp o da gidiyor. Sonra ne gelen var ne giden. Uzun bir müddet sonra bir duman görüyoruz. Ne olduğunu anlamak için Coşkun abiyle o tarafa gidiyoruz ama bir gün önce geçtiğim yolda ki inmek için konulan ağaçlar gelip geçenden devrilmiş gitmiş. “Gidip haber verelim” diyoruz. Tam dönüşe geçtiğimiz anda İbrahim Hocam koşarak geliyor. O kanyondan çıkmıştı.

Coşkun abiyi haber versin diye geri gönderiyor. “Ben geliyim” diyorum. “Tamam “deyince koşarak dumana gidiyoruz. Meğer bizim arkadaşlar kaybolduklarını düşündükleri için 112’yi aramışlar. Onlarda kanyonda insan kayboldu diye anons geçmiş. Kanyondan çıkıştaki son kamp alanında onlara denmiş ki; “bundan sonrasında sudan geçiş yok. Kuru elbiselerinizi giyebilirsiniz”.Onlarda kocaman bir kayaya denk gelince oradan tırmanmaları gerektiğini anlamamışlar. Sudan geçilmeyecek dendiği içinde kaybolduklarını düşünmüşler.

Aslında Kimse Kaybolmadı

Erdal ve kardeşi Ersan’ın çantası diğer insanlara paylaştırılmış. Kendi boylarından büyük çantaları var. O çantayla o kayanın üstüne tırmanıp nasıl geçeceklerdi bilmiyorum. Bir gün önce o kayayı çok zor geçtiğimi unutmadım. İbrahim hocam bir çantayı sırtladığı gibi “sen onları getirirsin” deyip koşarak gidiyor. İki gün böyle bir kanyon geçmiş bir adamın o ağır çantayla, zor yürüdüğümüz kayaların üstünden koşmasına mı şaşırayım, olan bitene mi bilemedim.

Bir gün önce bu derede unutulduğumuz için artık asla fenersiz, düdüksüz buralara girmem. Biz yavaş yavaş çıkıncaya kadar hava kararıyor ve fener hakikaten işe yarıyor. Allahtan yanımızda 14 yaşında bir çocuk da var. Çantalardan birini o taşıyor. Ben yerinden oynatamıyorum çünkü. Çıktığımda Dernek başkanının azarlarıyla, bağırmalarıyla karşılanıyorum. Coşkun abi bir kütüğün üstüne oturmuş kuzu gibi o da azarlanıyor benim gibi. Dumanı görüp haber vermemizle ilgilendiği yok. Oraya neden gittiğimizle ilgileniyor. Gittiğimiz yer de on dakika ötesi. Biz gittiğimizde gündüzdü zaten.

Herkes Gidecek

Bu bağrışlardan kurtulduğumda etrafta bizden başka kimsenin kalmadığını farkediyorum. Herkesi araçlara bindirip göndermişler. Hakan Hocanın dediğine göre insanlar ertesi gün iş var diye tartışma çıkarmış. O da herkesi göndermiş. Dernek başkanı “yeni çıkanlarla herkes gidecek” diyor. “Kalmak istiyorum” diyorum. Anlayamadığım şekilde Dernek başkanının odağında ben varım. “Git” diyor başka birşey demiyor. Erdal’ın kanyondan çıkarıldığına dair söylemiş olduğu yalandan dolayı ona asla güvenim yok. Arkadaşlarımı gözümle görmeden hiç bir yere gitmeye niyetim de yok.

Diğer hocalarım sakin ama karar merci panik halinde. Gözler ağlamaklı, eller kollar nereye konacağını bilemiyor. Bırakın bir kurtarma operasyonunu yönetmeyi, ciddi ciddi yardıma ihtiyacı var. Coşkun abi omzumdan tutup “gel” diyor. Gereksiz üstüme gelindiğinin farkında. Biz araca su, fener ve polar almaya gidiyoruz. Geldiğimizde herkes gitmiş. Ben kalmışım. Beni orada gören dernek başkanı hoşnut değil tabi. Benimse tek amacım orada elimden gelen yardımı yapmak, arkadaşlarımı sağ salim görebilmek. Sonradan öğrendiğime göre “dernek üyesi bile değil” demiş de ne önemi var bir kağıt parçasında ki bir imzanın anlamış değilim. Yardım etmek için, insan olmak için imzalı kağıtlara niye ihtiyaç var. Dernek üyesi olmama sebebim de kendisidir.

Ateş yakılmış kocaman. Çıkanlar ısınsın, kurusun diye ama çıkabilen yok ki. Ateş başında bekleyen çocuk yaştaki Umke’den hemşire kız elinde telefon, ateşin fotoğrafını çekiyor. “Evime gitmek istiyorum” diyor. “Hepimiz gibi” diyorum. (Sonrasında Erdal ambulastayken koluma ambulansın kapısını iki kez kimin kapattığıyla ilgili şüphelerim var.) Ambulans hazırda bekliyor. Jandarma da orada. Jandarma Dernek başkanına yaralının adını soruyor. Bekliyoruz cevap versin diye ama derin bir sessizlik var. En sonunda ben söylüyorum. Erdal Başaran. Söylediğim için bana çok kızıyor. İki gündür bu adamın yaralandığı biliniyor. Basın da bile yazıldı. Gizli bir bilgi miydi? Söylediğim için neden kızılıyor? Sorulduğu halde cevap vermeme sebebi ne? Adını unutmuş olabilir mi? Bu sorularımın cevabını hala bilmiyorum.

Yeni Bir Yaralımız Daha Var

Biz oradakilere çay yapmakla uğraşırken içeridekilerden bir telsiz anonsu geçiyor. “ışığımız, suyumuz, yiyeceğimiz kalmadı. İçeri giren Afad görevlisi de yaralandı. Çok acil yardım istiyoruz” o karanlık dağın başında onlarca insan sus pus olmuş, ses dağlarda yankılanıyor. Unutmak mümkün mü? Kalakalıyoruz. Bir yaralımız vardı şimdi iki oldu. İbrahim hocam “ben giderim” diyor. Hemen scuba elbisesini giymeye başlıyor. Su bulmaya çalışıyoruz. Pet şişelerdeki kalan suları topluyoruz. Kanyondan çıkanların çantalarındaki yiyecekleri kurcalıyoruz. Su yok, yiyecek yok.

Fener bulmaya çalışıyoruz. O çantayı kaç kere açtık kapattık bilmiyorum. Hangi ara bilmiyorum Hasan hoca geliyor. Afad görevlisinin durumunun Erdal’dan daha kötü olduğunu söylüyor. “Parmağım diz kapağından içeri girdi, çöktü diz kapağı” diyor. “Ağladı koca adam” diyor. Diyor da diyor. İnsanın çaresiz olması kadar kötü bir şey yok. Hocalar hazır ama bir türlü gidilemiyor. Afad görevlisi bir türlü hazırlanamıyor. Neden olduğu konusunda hiç bir fikrim yok. Sormama izin yok.

Düşündükçe orada yaşanan olaylar kare kare gözümün önüne geliyor. Bir kafa feneri için; kime ait olduğu,geri gelmesi için kurulan cümleler beni çok şaşırtıyor. 35 lira bir kafa feneri. Gelmese ne olur? Stres anında insanların tepkilerini gözlemliyorum. Çok soğukkanlıyımdır böyle konularda. Sıfır panikle çözüm odaklı olmuşumdur her zaman.

Acil yardım çağrısından bir saat kadar sonra hala yardıma gidilememiş, Afad görevlisi hazırlanamamış çaresizlik içinde artık çıldırmak üzereyiz. Afad görevlisi zaten kanyon konusunda deneyimli değil. Sadece bizim hocalar gitse olmuyor mu? Soramıyoruz. Afad’ın başında 25 yaşında bir çocuk, elinde telsiz önüne gelene bağırıyor. 60 yaşında insanları azarlıyor. Keşke, ömrü kanyonlarda geçmiş o insanlarla iş birliği yapsa diye düşünüyorum. Ona da kimse bir şey söyleyemiyor. Bunun sebebini de bilmiyorum. Onu da soramıyorum.

Sonunda Arkadaşlarımız Kendi İmkanlarıyla Kanyondan Çıkıyor

Biz bunlarla uğraşırken arkadaşlarım kanyondan kendi kendilerine çıkıyor. Yardım için orada olduğumuz çok iyi oldu. Çok iş yaptık. Utancımdan çıkanların yüzüne bakamıyorum. Erdal direkt ambulansa alınıyor. Ambulansta yanına gidiyorum. Elini tutup gülümsüyorum. Şakalaşıyoruz. Çok şükür çıktılar. Afad görevlisi dağ gibi adam acıdan titriyor. Acısını yüreğimde hissediyorum.

Öğrendiğimize göre o kayalık bölgede Erdal’ı sedyeye bir bağlamışlar, bir çözmüşler. “On dakika da bir” diyor arkadaşlar. Çünkü orada yan yana yürüyüp insan taşımak, hele ki karanlıkta mümkün değil. En sonunda Afad görevlisi sırtına almış ve ayağı kaymış. Yardım etmekten başka amacı olmadığına eminim ama orada insan tek başına yürümekte zorlanıyor. Bırakın bir adam sırtta, karanlıkta yürümeyi. Yardıma gelenler karada, bizimkiler sudaymış. Herkes sinir, yorgunluk, susuzluk, uykusuzluk artık daha başka ne vardıysa birbirine sarmış. Ego savaşları yaşanmış.

Herkes aceleyle toparlanıyor. Saat gece 12 de oldu. Hepimiz açız. Lojistik destek sıfır. Su yok, yiyecek yok. Ne için oradaydık. Çıkanları alkışlamak içinse evet ona hazırdık ama çıkanları sarıp sarmalamaya hiç bir techizatımız yoktu. Herkes bitik durumda. Ambulans yaralıları alıp gidiyor. Araca binen hemen uyuyor. Coşkun abiyle yolu bulmaya çalışıyoruz. Farklı bir yoldan geldik . Navigasyon çalışmıyor, internet yok çünkü. Bir gün önce, gece yarıları o yollardan dönmem bunun içinmiş. Yolları öğrenmişim. Hiç bir şey sebepsiz değildir.

Ve Sonunda Gidiyoruz

Loç Vadisinin yolları dar ve kıvrımlı. Şoförümüz Coşkun abiyi uyanık tutmamız lazım. Çok yorgun. Sabaha karşı direkt Azdavay Devlet Hastanesi’ndeyiz. Röntgeni veremiyorlarmış. Ekranın fotoğrafını çekip Hülya’ya gönderiyorum. Erdal’ı Ersan’ı arkadaşlarla konuşturuyorum. Erdal zangır zangır titriyor hala. Dernek başkanı hastaneden alıp gitmek istiyor. Saat sabah 4 civarı. Biz kamp yapıyoruz. “Bu şekilde çadırda yatamaz” dediğimde, Dernek Başkanı çok sert bir şekilde, “otele götüreceklerini, bu şekilde çadırda yatırmayı nasıl düşünebildiğimi” soruyor. Susuyorum.

Aracın arkasını boşaltıp Erdal’ı sedyeyle araca yatırıyoruz ve kamp alanımıza dönüyoruz. Araçtan inen çadırına gidiyor. Kamp alanı boş zaten. Herkes dönmüş. Bir biz varız. Erdal’ı otele götürecektik ya hani, iki gün kanyonda canı çıkmış, psikolojisi çökmüş, acı içinde kıvranmış, tir tir titreyen adamı servisin içinde yatırıyoruz. Otele gidecek denmesinin üzerinden bir saat geçmedi. Fikir değişmiş. Neden? Soramıyoruz. Soru yok sadece biat etmek, sorgusuz sualsiz karar bize yanlış da gelse itaat etmek var. Bizde ateşin başında ne bulduysak yemeye ve ısınmaya çalışıyoruz. Bu yaşadıklarımızın ne olduğunu anlamaya çalışan konuşmalar yapıyoruz.

İçeriden Gelen Yardım Çağrısı Aslında Neymiş?

Son çıkışta telsizden gelen yardım çağrısına ve kanyonda yaşanan olaylarla ilgili bir hocamın yazdıklarını noktasına virgülüne dokunmadan aynen aktarıyorum;

Adam diğer insanların sırtında taşınmadı,kanyon sulu bir kanyon dolayısıyla suda su taşıdı,afad’ın bize ulaştığı yere kadar kolay geldik,sonraki yürüyüş etabı zorluydu kayalık olmasından dolayı.Diğer alternatif yol olan dik yamaçtan çıkarmak da taş düşme ihtimalinden dolayı kısa ama çok riskli bir yoldu…Burada afad’la beraber istişare edip kısa ama riskli etap yerine uzun ama daha az riskli etabı tercih ettik,kanyon çıkışında her sporcu yorulur bu işin doğasında var ama kimse aç,bilaç ve susuz kalmadı.Benim yanımda yeterli gıda,yedek pilli 800 lümen su geçirmeyen fener ve su filtresi vardı,afad yeterli malzemeyle girmediyse eğer bu bizim sorunumuz mu?,ki onlar da kamp yapma ihtimaline karşı takviye istediler…
Ayrıca yaralı arkadaşımızı afad’a teslim edip çıkmadık,sorumluluk gereği yanından bir an olsun ambulansa kadar ayrılmadık…
Afad’a teslim edip de çıkabilirdik yani…Bunu bize teklifde ettiler yamaçtan çıkarmak isterken ama o yol denendi ve taş düşme riskinden dolayı vazgeçildi,yolun yarısı suda bizim tarafımızdan yarısı karada yine afad’la beraber sırtta ve omuz desteği ile taşındı…

Kanyonda Neler Oldu?

Erdal ilk yarım saat içinde yaralanmış. Onun ve kardeşi Ersan’nın çantasını diğer insanlara bölmüşler. Çantalar 100 litre, kocaman ve ağır. Bizim meşhur 5.grup ve birkaç iyi adam (Metehan, Mahmut, Özgür, Ömer, Ersan)  Erdal’ı baştan sona taşımış. Erdal’ın elini kolunu bağlamışlar. Yukarılardan sulara indirmişler. İstediğin kadar yavaş indir. Suyun debisi öyle kuvvetli ki, o sular her seferinde burnundan beynine kadar gitmiş. Erdal’ı taşıyan arkadaşlara  “Yaralıyı su taşıdı” diyor hoca dediğimde hayretler içerisinde kaldılar.

Kanyonda ki kamp alanına geldiklerinde kanyonun içindeki doktor bakmış. “İyi bir şeyi yok. Kanyonu geçer” demiş. Doktor aile hekimi. Bir hastanede ortopediste gittiğimizde, röntgeni görmeden karar vermiyor ama onlar kanyonunun içinde dışarıdan bakıp bunu anlamışlar. Bir de yaralı adama sormuşlar “geçer misin diye?” Helikopter gelirse kanyonu kapatabilirler endişesi duymuş Erdal ve “geçerim” demiş. Bu şekilde konuşmalar duymuş, kendini sorumlu hissetmiş.

Yer yer bazı arkadaşlar sırtında taşımış. Bütün bunlar koca 2 gün sürdü. Sağlam insan delirir. Benim duyduğum anonsta hocamın dediği gibi “kamp yapma ihtimaline karşı” diye bir söz geçmedi. Oradaki diğer insanlar da duydu. Metehan “susuzluktan ölecektik” dedi. Bir kaynak bulmuşlar. “Kaç matara su içtik hatırlamıyorum” dedi. İki koca gün, onlar içeride kanyonun çıkışına ulaşmaya çalışırlarken, onları kurtarması gereken insanlar Erdal’ı almayı düşündükleri yere bir düzenek yapmamışlar. “Getirdikleri ipin boyu bile yeterli değildi” dediler.

Erdal’ın Bacağına Ne Olmuş? Tedavi Süreci Nasıl Geçti?

Biz gülüp eğlenirken, yiye içe çatlarken, kahkahalarla derede yüzerken onlar da bunları yaşamış. Kanyon içinde, Erdal’ın nazlı olduğundan, ağrı eşiğinin olmadığına kadar yorum yapan hocam sonrasında Erdal’ın 6 ay çektiklerinde mahcubiyet hissetti mi? merak içerisindeyim. Bir şeyi yok denen bacakta bir parça kemik kırılmış vücutta gezmeye çıkmış. Sayısız doktora gitti. 

“Bir şey yok geçer” diyen doktor sayesinde bir ayın sonunda işe başladı. Sonra başka bir doktor “iki ay hiç üstüne basmamasını, çok tehlikeli” olduğunu söyledi. “Ameliyat olabilirsin” dediler. Aylarca evden çıkamadı. Bize hep “biz bir aileyiz” diyen dernektekiler ziyarete gitmedi. Telefon açmadı. Her çarşamba dernekte toplandıkları halde bir çarşamba toplantısını Erdal’ı ziyaret ederek geçirmeyi düşünmediler. Ayaklandıktan sonra tam bir ay, haftanın altı günü fizik tedaviye gitti. Her gün 1,5 saat fizik tedavi aldı. Hala tam manasıyla iyileşmiş değil. 

Alkışlar Kime Gitti?

Kanyona girmeden bize imzalatılan bir kağıt vardır ve bir şey olursa acil durumda aranacak kişi telefonu alınır. Hiç kimse aranmadı. Erdal eve gidinceye kadar eşinin ve ailesinin haberi olmadı. Her zaman kendi telefonumu yazardım oraya ve “size emanetim” derdim. Yazmanın da bir anlamı olmadığını kanıtlamış oldum. Herkes “başarılı kurtarma operasyonundan” dolayı Afad, Umke ve KAD Derneği’ne sayfalar dolusu teşekkür yazıları yazdı. Bir eleştiren ben oldum sanırım. Onlarca insan üstüme saldırdı.

Dernek başkanı tarafından çocuk gibi bağırılıp, yüzüme telefonlar kapatıldı. Hiç bir şey umrumda değil. Ben yapmam gerekeni yaptım. Arkadaşlarımı sağ salim görmeden hiç bir yere gitmedim ve çok şükür ki bu sefer ölen olmadı. Gerisi insanların egosu, saygısızlığı, kendi yetersizliklerini ört bas etme. Orada teşekkür edilecek kişiler kanyon içinde yaralıyı taşıyan, bırakmayan arkadaşlarım ve yaralanan Afad görevlisinden başkası değildi. Ülkemizde onlarca kanyon var ve kanyona giren de yüzlerce insan. Hal böyleyken neden bu konuda eğitilmiş kurtarma ekibi olmaz.

Kanyoncuyu ancak kanyoncu kurtarabilir. Gerçekten zorlu bir doğa kanyonlar. Ömründe kanyonun ne olduğunu bilmeyen gencecik çocuklara “hadi gidin, kurtarın” deniliyor. Benim çocuğumu gönderseler, gitmesini istemem. Sonra onu kim kurtaracak. Doğa üstü güçleri mi var? Vermediğin eğitimle, hayatında görmediği bilmediği şekilde adam kurtarmasını bekliyorsun. Bir kanyon festivali, bir kurtarma hikayesi okudunuz. Her kurtarma bu şekilde mi olur? bu yaşananlardan bir ders çıkarıldı mı? Sanırım yaşayıp öğrenicez. Böyle olması olasılığına karşı yanınıza alabildiğiniz kadar ilk yardım malzemesi alın. Çünkü kimse sizin için taşımayacak. Kanyona giderken yakınlarınıza haber verin. Dışarıda kalanlarla arada bir irtibatta olsunlar. Oradaki yetkililer yakınlarınıza haber vermeyecek. Ya bir televizyon ekranından, ya bir gazeteden, oralarda denk gelmezseniz kapıyı açtığınız da öğreneceksiniz.

Paylaşmak güzeldir!

İlgili yazı

Şahindere Kanyonu Maceramız

Şahindere Kanyonu Maceramız

Şahindere Kanyonu’na birkaç sene önce gitmiştim. Şahindere Kanyonu’nun rengine ve berraklığına aşık olmuştum. O zamandan…

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *